27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Çanakkale Kara Savaşları

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşına evvelce değinmiştik. Aslında bu savaşa ne dereceye kadar ‘’Deniz Savaşı’’ demek doğrudur, bilemem. Çünkü bu savaş, iki karşı cephe deniz kuvvetlerinin savaşı değil, İngiliz ve Fransız armadasının Çanakkale Boğazından geçerek İstanbul’u işgal etme ve Rusya’ya yardım yolunu açma teşebbüsüne Türk’ün karşı koyma savaşıydı. Türk’ün cesaret ve inatla direnişi ile karşılaşan İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin büyük yaralar alıp, en büyük zırhlılarının denizin dibini boylaması, bu hesaplarını boşa çıkarmıştı.

Bu amaçlarından vaz mı geçtiler? Hayır. Bu defa ÇanakkaleYarımadası plajlarına çıkarma yaparak Türk ordusunu kara savaşlarıyla yenmek, bu şekilde Boğazları trafiğe açarak planlarını gerçekleştirmek düşüncesindeydiler. Ne var ki bu planlarında da hüsrâna uğrayacaklardı. Bazılarınız belki de, ‘’İyi ama sonuçta, 18 Ekim 1918 Mondros silâh bırakma anlaşmasıyla amaçlarına ulaşmadılar mı sanki’’ diyeceksiniz. Hayır efendim, ulaşamadılar. Çanakkale’deki başarısızlıklarıyla Çarlık Rusya’sına askeri yardımlarını ulaştıramadılar. Bu yenilgileri, 1. Dünya Savaşının uzamasına neden olduğu gibi, Rusya’da için için kaynayan kazan, 1917’de yeni bir kimlik kazanımının (Sovyetler Birliğinin) gerçekleşmesini hızlandırmış oldu. Bu bir.

İkincisi, Çanakkale Kara Savaşları, dünya çapında bir dehâyı, Mustafa Kemal’i ortaya çıkardı. O olmasaydı nerdeyse tarih sahnesinden silinip gidecektik. Kurtuluş Savaşı ile sadece Yunan’a değil, emperyalizme de meydan okudu; hiç yoktan yeni bir ulus, yeni bir devlet yarattı. ‘’Efendim, Milli Mücadelede bir Mustafa Kemal mi vardı, daha nice paşalarımız vardı’’ diyen çatlak seslere ben de: ‘’Evet, bir Mustafa Kemal vardı, diğerlerinin onunu bir araya getirseniz bir Mustafa Kemal etmezdi; ondan başka hiç kimse bu işi başaramazdı’’ diyor ve iddia ediyorum. O zamanki düşmanımız, İngiliz Başbakanı Lloyd George (1916-1922) ne demişti? ‘’Dünya birkaç yüzyılda bir deha yetiştiriyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki son dâhi Türkiye’den çıktı. Hem de bize karşı; elden ne gelebilirdi?’’

Çanakkale savaşlarını, gün be gün, kronolojik sıralama ile birçok kitaptan ve de internet sayfalarından tâkib edebilirsiniz. Onun için ben sizlere bu yazıda savaşın evrelerini anlatacak değilim. Yalnız sizler, savaşın evrelerini okurken,önünüze Çanakkale Yarımadası’nı gösteren bir harita açarsanız, savaşın cereyan ettiği yerleri, özellikle ağırlık merkezinidaha iyi canlandırabilir, Mustafa Kemal’in bulunduğu stratejik mevkii görebilirsiniz.

Niçin bunun üzerinde duruyorum? Yaşadığımız şu günlerde, Atatürk’ün Çanakkale Savaşları’ndaki rolünü önemsizleştirmek, onu geri plana atmak isteyenler: ‘’Efendim, başkumandan Enver Paşa idi; savaş planlarını yapan Alman General Liman Von Sanders idi. Mustafa Kemal ise bir tümen kumandanıydı. Esat Paşa, Miralay Halil Sami, Ali Rıza, Refet, Hasan Basri Beyler, Yarbay Selâhaddin Âdil, Sabri, Hasan Askerî, Zeki, Cemil Beyler ve daha birçok kahraman zâbitlerimizi es mi geçelim?’’ diyeceklerdir. Ne münasebet efendim, niye es geçecekmişiz? Hepsini, bütün kahramanlarımızı, bütün şehitlerimizi hayırla yâd ediyor, hiçbirinden Rahmetimizi esirgemiyoruz.

Yalnız bazı gerçekleri de görmezden gelmeyelim. Müttefiklerin başarısız deniz savaşından sonra, Çanakkale Boğazına karadan müdahale edecekleri, bir veya birkaç plaja çıkarma yapacakları gün gibi âşikârdı. Ama çıkarmayı nereden veya nerelerden yapacakları bilinmiyordu. Bunun içindir ki General Liman Von Sanders, 22 bin kişilik iki tümeni Boğazın içinde bulunan Bolayır’da, 11 bin kişilik bir tümeni Eceabat-Arıburnu arasında, 11 bin kişilik bir tümeni Yarımadanın Ege’ye bakan ucundaki İlyas Baba burnunda, Seddülbahir’de, 22 bin kişilik iki tümeni Anadolu yakasında, Truva civarında konuşlandırdı. Mustafa Kemal’e, Eceabat-Arıburnu (Maydos) bölgesinde ‘’gezici görev’’ vermiş, siperde, pusuda bekleyenlerle beraber 80 bine yakın askeri, tüm bölge yüzeyine dağıtmıştı. Bu demektir ki, askeri tâbiye açısından kararsızlık içinde idi.

Yarbay Mustafa Kemal, bu dağıtım planında söz sahibi değildi. Onun fikrine göre, Türk savunması, Yarımadanın orta noktasındaki yalçın tepeleri sımsıkı tutar ve terk etmezse başarılı olabilirdi. Anafartalar plajı ve Conkbayırı bölgesi, savaşın kilit noktası olacaktı. Burayı her ne pahasına olursa olsun düşmana kaptırmamamız, ölümümüz pahasına direnmemiz gerekirdi. Bu bölge elden çıkarsa, arkasının çorap söküğü gibi geleceğini, Yarımada burnundaki tümenimizin etkisiz durumda kalıp esir düşeceğini, Yarımada içindeki kuvvetlerimizin kuzeye ricat ederek sonunda yenilgiyi kabul etmemiz gerekeceğini âmirlerine ısrarla söylüyordu.

Esat Paşa, tümeni teftişe geldiğinde Mustafa Kemal’e sordu: - ‘’Düşman nereden gelebilir?’’, Mustafa Kemal, Arıburnu-Kabatepe arasındaki plâjı işaret etti. (Bu günün Anzak Koyu). –‘’Buradan gelecek’’. Esat paşa, plajın arkasındaki yalçın kayaları gösterdi. –‘’Pekâlâ, geldi diyelim, nasıl ilerleyecek?’’. Mustafa Kemal, Arıburnu’nu gösterdi, eliyle Kocaçimen’e doğru geniş bir yarım daire çizdi. ‘’İşte böyle ilerleyecek’’. Esat Paşa gülümsedi, Mustafa Kemal’in sırtını sıvazladı ve istihfafla ‘’Merak etmeyin Beyefendi, bunu yapamazlar’’ dedi. Mustafa Kemal fazla uzatmadı, ‘’Umarım ki siz haklı çıkarsınız’’ dedi. Peki, ne oldu? Mustafa Kemal haklı çıktı; Esat Paşamız sonra, her halde mosmor kesilmiştir.

Düşman 25 Nisan 1915 sabahı Mustafa Kemal’in işaret ettiği yere, bugün ANZAK adı verilen 3 kilometrelik Arıburnu plajına çıkarma yapmaya başladı. Sabahın 8’inde 8 bin asker karaya çıkmıştı bile. Karşılarındaki mevzide sadece 500 Türk askeri vardı. General Liman Von Sanders, arkası kayalık olan bu plaja çıkarma yapmalarına ihtimal vermediğinden buraya zayıf bir birlik koymakla yetinmişti. Mustafa Kemal, ‘’Bu çıkarma bir aldatma çıkarması değil, Esas çıkarmadır’’ diyor, ama kimse ona inanmak istemiyordu. Nitekim kısa zamanda kayalara tırmandılar, Conkbayırına doğru ilerlediler. Amaçları, Boğaz sahiline, Eceabat’a (Maydos) inmek, işi bitirmekti. Gerisini tarih kitaplarından okursunuz.

Başka bir anıya geçelim.8 Ağustos 1916. General Liman Von Sanders, Asya’da, Truva’da konuşlandırdığı, sıcak savaşın içinde olmayan tümeni Yarımada’ya intikal ettirdi ve savaşa sokmak istedi. Komutan Fevzi Bey, ‘’Çok yürüdük, yorgunuz’’ diyerek ipe un serince azledildi. General telefonla Mustafa Kemali aradı. -’’Görüşünüz ne?’’,-‘’Düşman Suvla’ya asker çıkarıyor; durum kritik’’, -‘’Ne yapabiliriz?, -‘’Bütün kuvvetleri benim emrime verin; başka alternatifiniz yok’’, -‘’Ama bu kuvvetler sizin için çok fazla’’, -‘’Hayır, çok az’’. Çaat, telefonu Generalinyüzüne kapattı, çevirmen hayretle yüzüne baktı. Karargâhta General ve üst düzey kurmay heyeti enine boyuna düşündü, taşındı. –‘’Mustafa Kemal’den başka seçeneğimiz yok’’ dediler. Miralay (Albay) Mustafa Kemal ‘’Anafartalar Grup Kumandanı’’ oldu.

25 Aralık 1916. Müttefik kuvvetler, yenilgiyi kabul ettiler, Yarımadayı tamamen boşalttılar.

10 Ocak 1917. Enver Paşa, sanki muzaffer bir kumandan gibi zaferi üstlendi; hamâsi nutuklar çekti, Mustafa Kemal’in adını anmadı.

Ama ‘’Güneş balçıkla sıvanmıyor’’, İngiliz tarihi şöyle yazıyordu: ‘’Tek bir tümen komutanının (Mustafa Kemal Atatürk) üç ayrı seferde kazandığı başarının, sadece bir savaşın gidişi üzerinde değil, bütün bir seferin âkıbeti ve hattâ bir milletin kaderi üzerinde bu derece derin bir etki bırakmış olması, tarihte eşi az görülmüş bir olaydır.’’

Aradan yıllar geçti. Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale’de savaş alanlarını geziyor. Yanındaki heyetten biri buraya neden büyük bir anıt dikilmediğini soruyor. Şu tevazua bakın: ‘’En büyük anıt, Mehmetçiğin kendisidir. Bu yerlerin Türkiye sınırları içinde kalması onun sâyesindedir.’’

Münkirlere söyleyecek başka sözüm yok.

*****

25 Nisan 2012. Sabaha karşı. Anzak Koyunda ANZAC (Australia& New ZealandArmyCorps) torunları âyin ve anma töreni yapıyor. Her halde düşünüyorlar; ‘’Bu kadar uzak ve yabancı bir ülkede dedelerimizin ne işi vardı? Öyle ya, İngiltere ve Fransa, Almanya ile savaşıyor. Osmanlı da ne akla hikmetse savaşa Almanların yanında katılmış. Çanakkale’de Türkler anavatanlarını savunuyorlar. Peki, bize ne oluyor da hiç tanımadığımız bir ülkede, hiç tanımadığımız Türkleri öldürüyoruz ve de ölüyoruz?’’. Niçin mi? Çünkü eliniz mahkûmdu ve emperyalizmin emrindeydiniz. Öldür öldür, öl öl; emir demiri keser.

Savaşanlar, barışın değerini daha iyi bilirler. Ne demişti Mustafa Kemal ATATÜRK: ‘’Yurtta sulh, cihanda sulh’’.

Sizler için de bir sözü var: ‘’Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Sizler Mehmetçikle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızda, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.’’


yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 26 Nisan 2012 Perşembe 11:52:00


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 85.103.70.xxx Tarih : 28.04.2012 16:25:20

Londra Chelsea Askerî Müzesinde ilgili seksiyonda Gelibolu Savaşlarındaki İtilaf devletlerinin mağkubiyeti sadece Mustafa Kemal'in parlak savunması ile açıklanmakta, bizim cepheden başka hiç bir isme gönderme yapılmamaktadır. Bilmiyorum, İngilizler, bizi Almanlar yanında savaşa sokan akl-ı evveller kadar anlamıyorlar mı bu işten?