27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Çığ

Geçirmekte olduğumuz deprem felâketinden sonra bir de Doğuda, mezra ve beldelerimizde zaman zaman oluşan çığ tehlikesinden bahsetmenin anlamı var mı dediğinizi duyar gibiyim. Niyetim şom ağızlılık değil; İstanbul Şehir Tiyatrosu sahnelerinde oynanan ‘ÇIĞ’ oyunundan bahsetmek istiyorum. Epey zaman var ki tiyatro sanatını izlemeyi ihmal etmişim. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun yıldız aktörlerinden olan yeğenim Erhan Abir, ‘Çığ’ oyununa bizleri davet ettiğinde böylesine derin anlamlar içeren bir oyunla karşılaşacağımı tahmin etmiyordum. Kim demiş tiyatro ölüyor diye? Tüfek icat oldu mertlik bozuldu kuralı burada geçerli değil. Sinema ayrı bir teknik, ayrı bir sanat, tiyatro bambaşka bir sanattır. Tiyatro Antik Yunan’dan, belki çok daha eskilerden bu yana var, bundan sonra da olmaya devam edecek.

Çığ’ın yazarı Tuncer Cücenoğlu için Türkiye’nin Gogol’ü diyorlar. Evet, doğrudur, yerellikten evrenselliği yakalayabilmiş önemli bir yazardır. Eserleri Dünya dillerine çevriliyor, oyunları birçok ülkede oynanıyor. Bu yıl yazarın kırkıncı sanat yılı kutlanıyor; nice yıllara…

Dört yanı dağlarla çevrili, çanağın içinde bir yerleşim ve bu yerleşimin içinde kış aylarında çığ düşme tehlikesi ve ölüm korkusu içinde yaşayan sinik insanlar. Sadece üç ay süren yaz aylarında rahat nefes alabilen, ancak o zaman gülüp söyleyebilen insanlar. Dokuz ay süren, kar altındaki kış aylarında, her an düşebilecek çığ afetine karşı, çok yavaş ve dikkatli olmak, hiç ses çıkarmamak gerek. Yüksek sesle konuşamaz, kafayı çekip kahkaha atamaz, hele hele yeni doğmuş bir bebeğin çığlıklarına izin veremezsiniz. O zaman siz de karınızla olur olmaz günlerde sevişmeyiverin, çocuğunuzun yaz aylarında doğması için dokuz ay evvelinde sevişin. Yoksa yargı, kararını acımasızca verir, doğuma yakın gebe kadını tabuta koyup diri diri gömüverir. Ne demişler? Şeriatın kestiği parmak acımaz. Kim otoriteye karşı gelebilir ki. Zaten otoritenin çevresinde hempaları var. Size söz düşmez.

Peki, tamam da bütün ihtimamınıza karşın karınız daha yaz gelmeden ya erken doğum yaparsa; o zaman ne olacak? Olacağı şu: Yargı yine yasaları uygulayacak, gebe kadını ölüme gönderecektir. Bir kadın ve bir nevzat ölür ama toplum olası bir felâketten kurtulur. Bir yanda töre yasaları, diğer yanda bir insana verilen değer. Bu ikilem içinde çocuk nerdeyse doğmak üzeredir; genç koca bu yazgıya isyan eder, eline silâhı alır. Otoriteye başkaldırmak da neyin nesi? Herkeste can korkusu, endişe ve de panik. Ne var ki yıllar sonra toprağına dönmüş, eş, oğul, gelin, torun, küçük gelin sahibi olmuş, yaşamının son yıllarında bir de tosun bekleyen ‘Dede’, yılların birikimi ile can korkusu içinde sinmiş, aşağılık duygusunu içkiyle yenmeye çalışan ve de artık ciddiye alınmayan Dede; birden gazaba gelir, elindeki tüfeğin tetiğini çeker: PAAAT. Ve de çığ düşmez. Korku yerini coşkuya bırakır.

Bu oyunla dünümüzü ve bugünlerimizi içimizde hissediyoruz. Dileriz ki yarınlarda da hissetmiş olmayalım. Esasen oyun, sadece bize değil, Dünyaya sesleniyor. Dünya çapında bir yazar: Tuncer Cücenoğlu. Başarılı bir yönetmen: Kemal Başar. Etkileyici bir müzik: Can Atilla. Temaya uygun bir sahne tasarımı: Ayhan Doğan. Yetkin bir aktör: Erhan Abir. Ve başarılı diğer oyuncular. Hepsine ayakta ve can-ı gönülden gelen alkış. Bravo.

Ne demişti Alman Papaz: Naziler önce komünistleri götürdüler, ben komünist değildim, sustum. Sonra Yahudileri götürdüler, ben Yahudi değildim, sustum. Sonra muhalif bilim adamlarını götürdüler, ben muhalif bilim adamı değildim, sustum. Sonunda beni alıp götürdüler, kimse karşı çıkmadı, ne yazık ki artık sesini çıkaracak adam kalmamıştı.


yerguvenc@gmail.com
 

Yayın Tarihi : 15 Kasım 2011 Salı 16:55:19


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 88.240.42.xxx Tarih : 16.11.2011 10:36:12

Evet, Nazmi Hocamızın da saptadığı gibi sanat yapmayan insan savaşa sürüklenir.  Bu vesile ile ailenin alın akı sanatçı sevgili Erhan'ımızı bir defa daha kutlarım. 


erdemyücel IP: 82.222.99.xxx Tarih : 16.11.2011 13:16:46

Çığ tiyatro esetinden yola çıkarak yazmış olduğunuz yazı sözcüğün tam anlamıyla Türkiye'nin gerçeğini dile getiriyor.  Cuk oturuyor. Deprem , sel ve çığ gibi felaketleri kendi beceriksizliğimizden, çıkarcığılımızdan değilde Allah'tan bilme akılsızlığından yola çıktığımız sürece her zaman ve her türlü felaketlere hazır olmak zorundayız. Oy kaygısının ön planda geldiği ülkede siyasilerimizden daha fazlasını istemekte abesle iştigal olur. Bunca felaketlere karşın olası İstanbul depremine ne kadar hazırlıklıyız.; belirli yerlere battaniye, cadır depolamakla bu işin çözümlenemeyeceğine kargalar bile  güler...Kısacası Çığ oyunundan ve yazınızdan bir şey öğrenenler çıkabilse  ne ala... Ama nerde...


Nazmi Öner IP: 178.233.85.xxx Tarih : 15.11.2011 18:44:39

Anlaşılan çok güzel bir oyun ve çok da güzel sahnelenmiş. Aynı zamanda da, toplumsal sorunlar ve sonuçları açısından çok güzel de dersler içeriyor. Fakat edebiyat, sanat ve tiyatro gibi alanlara insanımız tarihinin en ilgisiz dönemini yaşıyor olmalı ki, ruh sağlığı bakımından toplumumuz cinnet geçiriyor. Eğer tiyatro izleyen, roman, hikaye ve şiir okuyan, resim sergilerini izleyen bir toplum olsaydık, kaygı ve nefretin yerini, sevgi ve ümit alırdı diye düşünüyor, çok önemli bir toplumsal yaraya değindiğiniz için sizi kutluyorum.