27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Dil Bayramımız Kutlu Olsun

Ne olur, bu da nereden çıktı demeyin. Her gün yeni bir sürpriz haberle çalkalanan ülkemizde 26 Eylül’ün ‘’Türk Dil Bayramı’’ olarak kutlandığını anımsamazsanız sizleri kınayamam. Özellikle Başbakanın dünkü ‘’paket’’ açıklamasının yankılandığı şu günlerde bu yazıyı okuyacağınızdan bile şüpheliyim. Yine de dil bayramımızın bu toz-duman içinde gürültüye gitmesine gönlüm râzı olmadı.

Şimdi 26 Eylül 1932 gününe gidelim. İstanbul’da, Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede (Bayramlaşma) Salonundayız. ‘’Birinci Türk Dili Kurultayı’’ bu muhteşem salonda toplanmış bulunuyor. Kurultay fikrinin bânisi ulu Atatürk de Kurultay’da hâzır ve nâzır. Başkanlık kürsüsünde TBMM Başkanı Kâzım Paşa var. Halit Fahri Bey, Köprülüzade Fuat Bey, Zeki Cemal Bey ve daha pek çok edip ve düşünür yüzlerce kişi müzakereleri takip ediyor ve söz alıyorlar. Kurultay, 4 Ekim akşamına kadar, 9 gün sürüyor. Türkçenin geliştirilmesi, daha da zenginleştirilmesi ve özleştirilmesi amacında tüm üyeler arasında birleşme sağlanıyor. Daha sonra Ozansoy soyadını alacak Halit Fahri Beyin teklifi ve üyelerin oyları ile Kurultayın toplantıya başladığı gün olan 26 Eylül ‘’Dil Bayramı’’ olarak kabul ediliyor.

Orta Asya’dan dalga dalga göçen Türk boyları, hayvanlarını besleyecek meralarla birlikte, kurulu şehir ve kasabalara da yerleştiler ve Anadolu’nun yerli halklarıyla ilişki içine girdiler. Yerleşik halkları, taaa kadim Hitit, Hatti, … halklarının bakiyelerinden tutun da İyonya, Frigya, Lidya, … halklarının torunu olan Helenler, Pontuslular ve de Ermeniler, Süryaniler, Kürtler, … oluşturuyordu. Eski Doğu Roma – Bizans vatandaşları, yeni devlet Selçuklu vatandaşı olmuşlardı. Tabii ki her halkın dili ayrıydı. Türk boyları, böylesine ırk ve dil karmaşası içinde erimek bir yana, saf Türkçenin hâkim dil olmasını başardılar. Türkçe, kısa zamanda Anadolu’nun başat dili oldu. Türkler, dinamizmleri, devlet kurabilme ve organizasyon yetenekleri, din, dil ayrımı gütmeyen âdil davranışları, kendilerine özel kültürleri ve güzel dilleriyle Anadolu’nun sahibi oldular. Devlet, kuruluş yıllarındaki resmî yazışmalarda, İranlı memurlar eliyle Farsçayı kullansa da ‘’Bu günden sonra dîvanda, dergâhda, bârgâhda, meclisde, meydanda, Türkçeden başka dil konuşulmaya’’ diyen Karamanoğlu Mehmed Bey bu karmaşaya son vermiş oldu.

Dil devrimi, Atatürk’ün 1928 yılında bizlere kazandırdığı harf devriminin devamı niteliğindedir. Atatürk’ten başka hiç kimsenin başaramayacağı, bugünün Türkiye’sinde ise aslâ ve aslâ yapılmayacak ve yapılamayacak bu devrimler, Türkçemizi en iyi şekilde ifade etme özgürlüğüne kavuşturan devrimler olmuştur.

Arap elifbası, Osmanlıca ile iyi-kötü uyum sağlayabilmiş, Osmanlı külliyatı bu harflerle hayat bulmuştu. Ne var ki bu elifbanın arı Türkçe’nin fonetiğine aykırı yanları vardı. Türkçenin ünlü seslerini ifadede yetersiz kalıyordu. Eliften başka sesli harfin bulunmayışı, sessiz harflerin sağına-soluna, altına-üstüne konulan işaretlerle bu eksiklik giderilse de pratikte okuma güçlüğü yaratıyordu. Elifbada majiskül-miniskül, büyük-küçük harf ayrımının olmayışı, özel isimlerin de aynı küçük harflerle yazılışı ve de noktalama işaretlerinin bulunmayışı nedeniyle ifadelerdeki karmaşa, ancak zamanla elde edilebilen mümârese ile giderilebiliyordu. Esasen nokta, virgül kullanamazdınız; zîrâ nokta da virgül de harf olarak kullanılan elemanlardı. ‘’Şair Evlenmesi’’ yazarı edip Şinasi Bey, Arap elifbasına noktalama işaretleri konması için çalışma yaptıysa da başarılı olamadı. Ancak cümleler arasına gül şeklinde işaretler konabiliyordu.

Gâliba evvelce de yazdım. Bir üniversitemizin Edebiyat Fakültesi mensubu bir profesörümüz, eski bir Osmanlı fermanındaki ‘’onu bir buçuğa verile’’ ibâresini ‘’evvelâ un ile pirinç verile’’ şeklinde okumuş ve yayınlamıştı. Adam haksız da değildi; öyle de böyle de okumak mümkündü.

Yine anımsadığım bir başka olay, Cumhuriyetin ilk yıllarında Arap elifbasını kullandığımız dönemde yayınlanan Ercüment Ekrem Talu’nun bir deneme yazısıdır. Yazıda ‘’Alim Alim gül Alim, gül dibine gel Alim’’ türküsünü dile getiriyor, o zaman arkasından ‘’Kel Ali’’ diye anılan, Millî Mücadele kahramanı, Nafıa ve Münakalât Vekili Ali Çetinkaya ile dalga geçmiş oluyordu. Neden derseniz Arap elifbasında ‘’gül’’, ‘’gel’’, ‘’kel’’ sözcükleri aynı şekilde yazılıyordu.

Osman Cemal Kaygılı’dan bir fıkra: Bir yabancı bir köye uğramış. Kahvehanede çayını yudumlarken, kahvedekiler ‘’Hoş gelmişsiniz beyim, köyümüzü beğendiniz mi?’’, ‘’Çok beğendim, havası-suyu güzel; yalnız bir şey dikkatimi çekti; karşıki cami şadırvanında abdest alanlar, abdest sırasında niçin kıçlarını oynatıyorlar?’’, ‘’Aman beyim camimize bir derin hoca geldi, o öğretti’’, ‘’Allah Allah, şu hocayla bir tanışalım da işin aslını öğrenelim’’. Misafir, namazdan sonra kahveye gelen hocaya bu hareketi sorar. Hoca, ‘’Aman beyim kitapta yeri var; bakın siz de okuyun’’ der. Misafir bakar, kitapta abdest alma usulünü izah eden cümlede ‘abdest sırasında yüzüğünüzü oynatın’ ibaresi var. Gelgelelim bir karasinek yüzüğünüz sözcüğündeki y harfinin altına pislemiş, oraya bir siyah nokta kondurmuş. Arap elifbasında ‘’y’’ harfinin altına nokta konursa ‘’b’’ okunur.

Bu kadar gırgır yeter. Sadede gelelim.

Her iki devrime, harf ve dil devrimlerine karşı çıkanlar, Osmanlı kültür dünyası ile aramıza set çekildiğini iddia ederler. Efendim, Osmanlı külliyâtını Kültür Bakanlığınca kurulacak bir kurulun bugünkü dile uyarlayıp yayınlaması çok mu zordur? Elbette ki dil statik değil dinamik yapıdadır. Bugünkü dille yayınlamazsanız kimse bir şey anlamaz. Eserlerin orijinal dilleriyle yayınlanması ise ancak filoloji fakültelerini ilgilendirir.

Bilindiği gibi Türk abecesinde Lâtin alfabesinde bulunan Q (q), X (x), W (w) harfleri bulunmaz. X harfini sözcük içinde ‘’ks’’ olarak kullanır ve yokluğunu hissetmeyiz. W ise Türkçe ağızda kullanılmaz, dişimizi alt dudağımıza temas ettirerek seslendirdiğimiz V harfi işimizi görür. Ama Q (q) öyle değil, yazı dilimizde ‘’ka’’ ve ‘’ke’’ telaffuzunda yokluğunu hissettiğimiz bir harftir. Bir yerde okumuşluğum vardır; Türk abecesine Q harfi konmuş. Ama edip Falih Rıfkı Atay, Atatürk’le konuşarak bu harfin gereksiz olduğunu savunmuş ve kaldırtmış.

Hepsi tamam da Q, W, X harflerini kimliklerde kullanmanın yasaklanmış olmasına ne demeli? Şükür ki bu saçmalığa Başbakanın dünkü konuşmasına göre son veriliyor.

Abecemizin bir güzelliği de Ç ve Ş harfleridir. Üç Batı dilinde ‘’ç’’ sesi vermek için ‘’ch’’, ‘’tsch’’, ‘’ş’’ sesi vermek için ‘’sh’’, ‘’ch’’, ‘’tch’’ gibi çoklu harfler kullanılır. C harfi bazen S, bazen K olur. Biz, bu gibi karmaşıklığı basitçe halledebilmişiz.

Bir noktaya daha değinip lâfı fazla uzatmayacağım. Türkçemiz demokrat bir dildir. Sözcüklerde eril-dişil-nötr ayrımı yapılmaz; sözcüklerin başına Arapçadaki ‘’el’’, İngilizcedeki ‘’the’’ gibi harfitarifler gelmez. Sözcüğün nesnelliği lâfın gelişinden anlaşılır.

Dil devrimi, ‘’Türk Dil Kurumu’’ çalışmalarıyla devam ediyor. Türkçemiz günbegün zenginleşiyor. Kurum, bilim ve teknolojinin baş döndürücü hızla geliştiği günümüzde yeni Türkçe sözcükler türetmekte başarılı adımlar atıyor.

Edip Nurullah Ataç kadar arı Türkçe bağımlısı olmasak da yazılarımızda arı Türkçe kullanmaya gayret ediyoruz. Ne var ki ister istemez, özellikle soyut kavramlarda eski dilden de vazgeçemiyoruz. Bizden sonraki nesiller, her geçen gün daha da gelişen dilimizi bizlerden çok daha iyi kullanacaklardır.

yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 5 Ekim 2013 Cumartesi 10:33:47
Güncelleme :7 Ekim 2013 Pazartesi 23:48:48


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
corrector IP: 58.172.236.xxx Tarih : 2.10.2013 17:06:13

onceleri rejimleri degistirirken devleti olusturan temellere, kolonlara dokunmuyorlar idi (bakiniz Gene sharp in kaynak eseri "From Dictatorship to Democracy").  sadece temellerin kolonlarin ustundeki hukumeti "kansiz" degistiriveriyorlardi. ama bu durum bize gelince degismis gorunuyor.  yahu adamlar her seyin kokune kibrit suyu dokuyorlar!!! buna doga, insanlik, adalet, medeniyet vs de dahil.  ama icinde "Turk" kelimesi gecen ne histerik bicimde bile olsa varsa tuzla buz ediliyor.

bu ne bicim bir kindir, neden boyledir, amaci nedir bilmiyorum ama bildigim:

kin yaratan da "KIN" degil midir?

tanrilar illa "KAN" mi istemek zorundalar?

bu arada QWX harfleri ile beraber "pinyin" denilen isaretleri de alsinlar,. boylece her sesi aynen yazabilirler sonra da elleriyle killarina kina yakarlar...

ornek memleketin ozunu anlamadan sekline bakarsaniz, iste yukardaki gibi yorumlarda bulunursunuz. 

iste konulari sulandirarak (ya kendi dusunce seviyesinin az olusundan veyahutta milletin aklina hakaret ederek) AKP'nin avukatligini yaptigini sanan insanlar var memleketimizde...ne elim...


corrector IP: 58.172.236.xxx Tarih : 3.10.2013 03:29:54

Sayin Torun, yorumumdan kendine hisse bulmus olmali ki yazdiklarimi ve haliyle beni edepsiz bulmuslar. Tevecuhleridir. Karisamam.Fakat benim yazdiklarim ona veya onun yazdiklarina degildi.  Baska birisi olsa aciklamaya tenezzul etmem ama sayin Torun icin yorumumu aciklayayim:

 Sorun Q,W,X harflerini kullanmak degildir.  Asil problem 'gercek sorunlari iskalayip tali ve –gorece onemsiz- sorunlarla havanda su dovmektir'. Ve ne yazik ki asli bir sorunlardan bir tanesi: icinde "Turk" kelimesi gecen herseyin top yekun katledilmesidir.  Bence esas problem: Turkiye’nin kanli senaryolara hazirlandigidir.

 Gene Sharp’in essiz kitabini -"From Dictatorship to Democracy"- her Turk okumalidir.  Internetten bedava indirebiliyorsunuz.  Ingilizce bilmeyenler icin Azericesi var.Bu arada sayin Erguvenc’e bu yukardaki yazisi icin, Turkce’ye  sahip cıkıp bunu dillendirdigi icin sukranlarimi arz ediyorum.

 Q,W,X harflerinin kullanilmasi dogru olabilir veya olmayabilir.  Bence buna gercek anlamda bir ihtiyac yoktur.  q ve x’in zaten asagi yukari karsiliklari k ve ks dir.  W ki  ‘ou” sesi icin yazilir.  Yani eldeki malzeme ile de bu sesler asagi yukari yazilabilir.  Eminim karikatur dergilerini okuyanlar bir cok sesin, hatta unlemin cok ustaca yazilarak dillendirildigini cok iyi bilirler. 

 Ama eger her isim ve ses icin aynen yazilim amaclaniyorsa, aynen Vietnam dilinde oldugu gibi “pinyin” denilen isaretler kullanilmalidir.  Bu da bence insanlara ozgurluk degil ayrimcilik verecektir.“kina” kelimesi bugun bakanlik yapan birisi tarafindan soylenmistir. Bazi AKP yandaslari da kendilerini “KIL” olarak tasvip etmislerdir.Saygilarimla


Teoman Törün IP: 88.241.79.xxx Tarih : 2.10.2013 13:54:44

Çok haklı bir tez. Hem geçmişten kopmayarak hem dilin dinamizmini göz önünde tutarak hem çeşitli başka dilleri olduğu kadar farklı telâffuzları olan diğer Türkî soydaşlarımızın sözcük ve isimlerini doğru telaffuz etmek bakımında alfabemizde daha zengin sesleri karşılayan "im"leri kazandırmamız gerekiyor. Bunun milliyetçilikle bir alâkası yok.Orta Asyalı soydaşlarımızın telâffuzlarını naklederken bu imlere ihtiyacımız olacak. Batı dillerinde bu nüansların karşılanması için diphtonglara müracaat ediliyor; iki ya da daha çok sessiz (ya da sesli) harfleri bir araya getirmek gibi... Biz ise aksanları dahî kaldırdık. Bu yüzden eski isimler artık çok tuhaf telâffuz ediliyor. Örneğin "Âbidin" adı şimdi rahmetli Öztürk Serengilin icad ettiği "abidik-gubidik" kültür gibi kestirmeden söyleniyor. "Âtâ" özel adı kestirmeden (ced, baba, dede anlamına gelen) Ata gibi telâffuz ediliyor. Oysa özel isim olarak kullanılan bu sözcük aslında "Âtâullah"ın kısaltılmışıdır ve "İtâ'dan "Allah Vergisi" anlamına gelir. "Baba, Ana, Dede diye özel isim olur mu? Bu vesile ile kesinlikle ses zenginliği taşıyan bir alfabe (abece) inşa etmemiz gerekmektedir


yasar ertas IP: 5.61.150.xxx Tarih : 8.10.2013 12:37:44

Sayin dr. tesekkürler darginlik kizginlik fkirlerin catismasinda  kalsin biz yer gelince insanca el ele yasama devam  ab. sorunuz icin kent haberlerinin yazilarina yorum yapmak  bu konu kent haberce olmadan biz bize yorum yapma hakkim yoktur sadece basit bir cümle ile cevap  mananevra kabileti ni bunlar iyi kulanabiliyorlar buda olmazsa olmazlardan yeri geldimi manevra kabileyetini kullanacaksin illede ille ............. fiikirlerinde olanlara hem sahsi hem toplumsal  ne denir bir düsünmede fayda vardir sanirim


yasar ertas IP: 5.61.150.xxx Tarih : 6.10.2013 15:33:04

cok bilmislik"ukalalik ", illede benim dedigim dedik "kargadan baska kus tanimamamak" gecmiste madbaganin gelisini engelemek gibi hal ve tavirlara girmek  "yeniliklere öküzün trene baktigi gibi bakmak" her yenilikte her bir yeni calismada hata aramak bunu yerine yapicilik aramak neden yok  ve bunu yapmaya kalsak bile hemen kutupculukla suclamak cok "iste senin ne kutuptan oldugun belli ile suclamak ön yargi cok vs. vs giderde gider bu giderlerde her fikir zenginlikigi karmasaligi olmalidir  ama hepimiz insaniz yeri geldimi tesekkürü yerigeldimi özür yeri gelimi saygiyi sevgiyi bir birimize yapmak ve bu kurallari uygulamak her yorumcu ya her okuyacuya herkisilere örnek olmaldir ayri düsünceler zit fikirler olacak ama sonunda el ele insanciklar tutusacak bu tutusmalar güzel gurur verici toplumlari meydana getirecekler dilimizde Q olmus W olmus bunlar dünyada her yerde var olmus artik bizdede cagimiza göre olmali öküz altinda buzak aramaya gerek yok ki o öküzün altinda bir gün ola buzak cikarsa bunuda yine ayra yormak olmali haaa.. hayirsiz buzakmi oldu o Zaman onunda icabina bakacaklar illaki bu millette vardir cikacaktir olacaktir ama biz nasrettin hocanin hikayesi gibi testi kirilmadan kizini dövemis  gec o zamanlari demek gerek  testiler kirilsin yenileri yapilsin cok kisi kismetini bu isten alsin testileri nasil dah teknik yapmaya care ariyalim testi devri bitiyorsa testini isini nasil bir sey yapar ona bakalim  tüm ken yazarlarina okuyanlaina ve yorumcularina sygi ve sevgilerimi iletir bozuk gramerimle anlatabilgimce anlatimlarim ve anliyanlara ve beni efendice elestirenler begenenlere ve begenmiyenlere tesekkürler


Dr. S. A. IP: 95.15.208.xxx Tarih : 3.10.2013 20:47:53

Psikiatri biliminde "bipolar bozukluk" tanımlamasıyla bir maraz vardır. Ayrıca "manik, depressif" ile de ilgisi görülen bu hastalığa mustarip olanlarda şu belirtiler kendini gösterir:  Duyguları ve düşünceleri birgün içinde çelişkiler içindedir; kesin kararlarının ne olduğu bilinmez ve verdikleri kararlar da birgün içerisinde değişebilir; fikirlerinde çelişkilere düşerler, an ve an bağlı oldukları kararlarından cayıp, başka bir fikrin saplantısına girerler; birgün beyaza kara derlerken, ertesi gün karaya beyaz derler; mantıklarında ayrıcalık gösterirler ve de kesin bir hükme varamazlar. Bu açıklamaları acaba neden yaptım ?; kimi  ve hangi "rumuzu" kastettiğimi belirtmeyeceğim. (Anlayabilene...)


yasar ertas IP: 5.61.150.xxx Tarih : 7.10.2013 14:19:00

Sayin yorumcu dr. yorumunda bazen ingilizce harfler  bazen almanca bazen sizin kafanizca bazen bazende benim kafamca harfler kulanarak beni bana anlatmaya clismissinmiz cok teskküe ederim ama ben buyum gramerim kötü diye bana not vermeniz ve beni anlayamaniz benim problemim degildir be bas yazar ve türk dilini en iyi kulanma mecburiyetimde yoktur ki bu nu her kisi zaten yapmaz    bunu yapiyoru zanedenlerde yapiyorum diye kendi kendine gei güvey olabilirmimolamzmi oda o kisini özel hak düsüncesidir

ben nasilki özel hak fikirlere saygi duyuyorsam illede benim dedigim dedik demiyor karsidakine saygi duyorsam paylasim yapiyorsam ben bunu iyi buluyorum ve hüriyet hak tan yanada benim nerede kalacagim nerede yasiyacagimi ne dili ögrenecegimi secme hakkim en büyük hakkimdir ki ben osmanli toprunuyum konyadan makedonyaya makedonyadan  türkiyey türkiyeden bir baska yere Hayat sartlari atmis ve yabanci ellerde yabanci hanimimla yasiyorum yasarkende adim Yasar olugu gibi mmleketim özlerim yarim yamalak gramerle ben bunu ve yorumlarimi yaparim memleketimde yanlislar cok oldugunda benim gramerimde yanlis olabilir ama aydinim deyip aydinlik verecek kisileri önümde ararim yolumu bulmaya calisrim ama yolumu aydinlik edecek kislerde cikar bunu kafama ikide bir kakar vah benim tanistigim aydin kisilere derim ve karanlikta kalmayi tercih ederim  her ne konuda olursa olsun bi baskasinin Fikri birine yanlis birine Dogru gelebiler illede benim fikrim  Dogru demek  acaba Dogru bir saplantimidir yada baskasinin fikrini hic saymamak dogrumudur hep beraber düsünelim saygilarimla  


corrector IP: 58.172.236.xxx Tarih : 4.10.2013 11:53:34

Yukaridaki yorumlari okuyanlar icin soyluyorum: iste hal-I pur melalimiz! Gemi batarken “parmakla isaret edip” sen bunu yapmistin demelere baslamisiz malesef. Neyse ben yanlisa yanlis ile gitmeyeyim. Ne de olsa kirmak kolay ama yapmak cok zor.  Tek amac altinda birlesilmesi gereken bu gunlerde daha da “paramparca” olmamak dilegimle.


Teoman Törün IP: 88.241.73.xxx Tarih : 2.10.2013 19:48:21

Sayın Corrector'un genelde olduğu gibi bu defaki yorumundan da anlam çıkaramadık. Ayrıca, uslûbu nasıl denetimden geçmiş de olduğu gibi yorum köşesine intikal etmiş. Biraz edebini takınsın!


yasar ertas IP: 5.61.150.xxx Tarih : 1.10.2013 17:51:42

dil bayrami basliginiza hayranoldum her bayramlarimiz gibi o gün ve bir kac gün bayram ondan sonra her kafa kendi kendine bir cins bayram disarda yasadigimdan bu sene yine bir izin yapayim dedim su memleketime  dil dil dilimizi kulanan biz sastim kaldim iki konuda örnek 1-pazara carsiya cikiyorum biri milyon biri lira biri Kurus parmizin birimi Karma karisik istiyen milyon istiyen lira ama ben saskin acaba hangisi isin yoksa ya sor ya evir cevir hesabi yap hay dilimize esek arisi soksun demeden gecemiyecegim ya... sunu neden hep birden kurussa Kurus lira ise lira demiyoruz ne bu inat 2-yabanci paraya geldik biri avro diyor biri oyro diyor biri ayro diyor bende hayra yoruyor yav hayir olsunda neden bir bir degilde her kafadan ayri bir dil cikiyor ya cok kültürlüyüz ya cok lackayiz ya ille benim dedigim dedik miyiz acaba  kendi kendime soruyorum neden bir prensip bir kural  dilimizde belimizde yok olsa hep beraber olsa fenami olur  örnek memlekette para birimi mark vardi yerine euro geldi bir kisi euroya mark demiyor ne güzel bir uyum var oluyor bilmemki bizde neden olmuyor


Dr. S. A. IP: 95.15.208.xxx Tarih : 7.10.2013 19:06:26

Sayın Ertaş; Biraz espri yapmak istedim. Yorumumdan alınmayınız ve sizi, elimde olmadan , kırdım ise özür dilerim. Dünyada kaç tür dil varsa da, önemli olanı, dünyamızda yaşayan tüm insanların birbirleriyle iletişim kurarak doğru olana varmak ve mantık çerçevesinde birbirileriyle birleşmeleridir. Milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı sosyalist bir kişi olarak, yaptığınız yorumlarınızın benim fikirlerimle bağdaştığını belirtir, aydınlık düşüncelerinizi sunmaya devam etmesini dilerim. Beethoven'ın 9. Senfonisini dinleyelim ! Bizim malumlar bir vakitler AB, AB, ve de illâki AB diyerek bu senfoniyi bizlere "marşımız" olarak yutturmaya çalışmışlar idi.. Pekiyi şimdi bundan neden caydılar da, fırıldak gibi hangi yöne gideceklerinin şaşkınlığı içinde bocalayıp duruyorlar. Sizden, bununla ilgili olarakta "kendinize has üslupunuzla" bizleri aydınlatıcı yorumlarınızı beklerim. Saygılarla... 


Dr. S. A. IP: 95.15.208.xxx Tarih : 6.10.2013 18:39:11

sayın ertasch adlı yorumcuguga atphendir; uzun yıllardı bu ulkeden usak yashamıs bir kimse oldugun bellidir. hali ilede turkisch dilini unuttuğun ortaya cıkmıshtır. harıchtan gasel okuyup yormlara katılman seni sor doorumlara dushurmek tetir. ulkene don end gertschek dılını ogren we bızımla fix olmagaya gel. bu waqıt degegın understandable olacakdır. (senin dilinde konuştum, anlayabildin mi ?"    


Teoman Törün IP: 88.241.73.xxx Tarih : 3.10.2013 14:42:35

Sayın Corrector, bir Tayyip hayranı hatunun kendisini yakıştıtrdığı bir noktaya "kına yakmak" deyiminin, hele sizin gibi entelektüel kişice bu sütunlarda kullanılmasının caiz olmadığın zannederim. Gene sanırım Kürtçede (sakın benim Kürt olduğumu sanmayın) Q, W, X harfleri Batı diilerinde kullanıldığında farklı sesler vermektedir ve bu sesler biz Anadolu Türklerinin hançeresinden çıkamayan, gırtlak sesleridir. Bir çok farklı Türkî ülkeler sakinleri de bizim hançerelerimizden çıkmayan sesler çıkarırlar. Bizim telaffuzumuz daha çok temasda olduğumuz Slav kavimlerinin dilleri ile kaynaşıp onlarla benzeşmiştir; hançerelerimiz modüle olmuş, yumuşamıştır. Sayın yazar da Türkçenin geliştiğine, bu bakımdan Dil Kurumunun çalışmalarına devam ettiğine işaret ediyor. Daha da dinamik bir yenilenme çalışması zorunlu. Ses zenginliği önerisinde bulunmanın vatan hainliği sayılacağını hiç zannetmiyorum. Ayrıca, eğer Kürtlerle birlikte yaşayacaksak (ki ben her türlü alternatifi açık tutuyorum) onların da (vatandaş olarak) dil ve kültürlerinin öğretilmesi Devlete düşer. Yoksa bağımsızlık yolları açılır. Kimsenin gırtlağına sen Türksün, "Türkçe konuşacaksın!" diye sarılınmaz. Bu evrensel insan haklarına kesinlikle aykırıdır. Defalarca bu köşelerde yazdım. ABD düşmanı Venezuella ve Bolivyada 30'un üstünde yerli dil Anayasal statüye javuşmuştur. Tayyibin bazı fikirlerine katılmış olmak onun avukatlığına savunmak değildir. Siyasal ve kültürel görüşler kişi bazında paketlendirilmezler. Hem Sayın Corrector si< bir zamanlar Tayyibin çıkardığı "Hakimler ve Savcılar Kurulunun seçimin, İngiltere örneğini vererek, savunmuyor mu idiniz? Asıl ben sizi Tayyipci sanıyordum.