27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Ege kıyılarında yapılaşma

Başbakan, Şeker Bayramında yaptığı tatilden faydalanarak kaldıkları otelin teknesiyle tebdili kıyafet Bodrum’un Torba ve Güvercinlik beldeleri kıyılarını teftiş etmiş. Kıyılarda gördüğü, doğayı katleden, yığınlar hâlinde ve üst üste dizilmiş beton bloklardan dehşete düşmüş. Gazaba gelmiş, yanına çağırdığı Çevre ve Şehircilik Bakanı ve diğer ilgilileri bir güzel benzetmiş. Kaçak yapılaşmaların üzerine gidilmesini, yıkım kararlarının süratle alınmasını emretmiş. İyi de yapmış. Yapmış ama pek çok yapının kılıfına uydurularak yapılan imar planlarıyla meşru yapılar olduğunu, çirkin yapılaşmanın esas fâillerinin, çevresine topladığı ilgililer olduğunu görmezden gelmiş.

Bu başıboşluktan, kıyıları işgal eden çirkin beton yığınlarından çevre sâkini yazlıkçıların da şikâyetçi olduklarını her dâim işitirsiniz. Bu gibiler, kendi satın aldıkları çirkin yapıları dikkate almazlar, yeni gelenlerin kaliteyi düşürdüklerini, yeni yapılarla güzelim doğayı katlettiklerini yana yakına anlatırlar. Çöpten sakınırlar ama kendi gözlerindeki merteği görmezler.

Çevrelerinden sıkıldıklarında, karşı yakadaki Yunan adalarına giderler, dönüşlerinde oradaki temizliği, orada yiyip içtiklerini, geleneksel, otantik ve dengeli yapılaşmayı ballandıra ballandıra anlatırlar. Ne var ki, Yunan adalarındaki bozulmamış, otantik yapı dokusu ile Türk kıyılarındaki anormal betonlaşmayı karşılaştıran ve aşağılık duygusuna kapılanlara benim de iki çift sözüm var.

İlkokuldan beri elmalarla armutların toplanamayacağını biliriz. O zaman elmanın da, armudun da, yâni Türkiye’nin de Yunanistan’ın da ayrıcalıklarını ve özelliklerini bilmeliyiz. Bir kere Türkiye 75, Yunanistan 10 milyon nüfusa sâhip. Türkiye’nin büyük kentleri, ekonomik gelişime paralel olarak, iç göçlerle boğulmuş, sağlıksız büyümüş, yazlık banliyöleri kentleşmiş, denizlerinde kirlilik oluşmuş, bunun sonucunda şehirliler, Ege ve Akdeniz kıyılarında yeni yazlık siteler edinmişlerdir. Bu siteler evvelâ devre-mülk sistemi olarak başlamış, mütevazı bütçeli ailelerin tercihi olmuşlardır. Daha sonra villâ adıyla satılan site içindeki ikincil evler rağbet görmüştür. Son yıllarda ise ilk gelen mütevazı yazlıkçılar, istenmeyen adam ilân edilmiş, ülkenin gerek köklü, gerekse yeni ve türedi zenginleri manzaraya hâkim tepelerde veya deniz kenarında malikâneler yaptırmaya başlamışlardır. Yalıkavak Palmarina gibi yeni tesisler ve AVM’ler, yeme-içme-eğlence sektörü ve marka satan mağazalar, lüks yaşamı zirveye ulaştırmışlardır.

Yunanistan’da ise iç göç olayı kayda değer oranda değildir. Büyük kent sâkinleri, Atina, Selânik, Kavala, Volos gibi kıyı kentlerinden rahatlıkla denize girebilirler. Ege adalarının ise kendine özel halkı, kendine özel mimarîsi ve bu mimarîyi devam ettiren kültürleri vardır. Ekonomik ağırlık turizm sektöründedir. Turist oraya ağaç görmeye değil, kendine özel Ege iklimini ve Ege kültürünü solumaya ve de alabildiğine eğlenmeye gider.

Şimdi burada duralım. Yunan turizmi eğer bir sanatsa, Türk turizmi bir zanaattır. Turizmimiz, ancak Turgut Özal rahmetlinin zamanında endüstri olabilmiştir. Yine de tam anlamıyla sanat olamamıştır.

İşin doğrusunu isterseniz, Türk kıyılarına yakın Yunan adalarından Türk kıyılarına baktığınız zaman karamsarlığa kapılmamanız elde değildir. Bir doğa, ancak bu kadar zalimce, bu kadar gaddarca, bu kadar haşince katledilebilir. Ne var ki iş bunları yıkmaya gelince, hele bir durun ve soluklanın bakalım. Bu yapıların yüzde 90’dan çok daha fazlası ruhsatlı yapılardır. Bu tip yapılar, belde belediyeleri-yerel politikacılar-inşaat müteahhitleri üçlüsünün güç birliği ile oluşturulmuş sitelerdir. Yapılar, emr-i vâkî ile ve kaçak başlamış olsa bile allem edip kallem edip ruhsat ve iskân iznini almış yapılardır. Yüzlerce örnekten biri olan Akyarlar, Akçabük tesislerinin İstanköy adasından görünüşü bir fâciadır. Ne var ki bunları yıkamazsınız.

İş, bu kadarla bitmiyor. Esas vurgun büyük yapılarda, AVM’lerde, özellikle tâtil köyleri ve 5 yıldızlı oteller gibi devâsa turizm tesislerindedir. Bu inşaatlardaki üçlü güç, hükümet ve üst düzey bürokratlar-iktidar mensubu politikacılar-büyük inşaat firmaları, ticârî gruplar ve holdinglerdir. Bunlar doğanın bahşettiği en güzel koylarda, kumsallarda, doğal çam limanlarında icra-i sanat eylerler. Yine yüzlerce örnekten Başbakanın tâtilini geçirdiği Zeytinli Burun mevkiindeki otel ve tâtil köyü, Güvercinlik ve Pina Yarımadalarındaki devâsa otel inşaatları, binlerce orman ağacının kesilmesiyle oluşturulmuş bulunmaktadır. Yine büyük bir holdingin emr-i vâki yaparak denizi doldurduğu dünya hârikası bir koydaki inşaat da hiç şüpheniz olmasın, önünde sonunda ruhsat alacaktır.

Planlama yapılarak meşrulaşan bu gibi doğa hârikası bölgelerdeki inşaatlar, son yıllarda gemi azıya almış durumdadır. Evvelce Koruma Kurulları kapsamında bulunan doğal değerler ve doğal sit bölgeleri ise şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevleri kapsamına alınmış bulunmaktadır. Bu konularda Bakanlık resen karar verme durumundadır.

Turistik otel yapmak için ille de denizin burnunun dibini mi işgal etmek gerekirdi? Bâkir tepelerde yükselecek oteller ve koylarda düzenlenecek ve otellerle ilişkilendirilecek, halka da açık plâjlar daha ilginç, daha insânî olmaz mı idi? Halka açık sözüne dikkatinizi çekmek isterim. Bu gibi bölgeler evvelce halkın serbestçe piknik yaptığı, denize girdiği bölgelerdi. Şimdi deniz kenarına çöreklenmiş bir turistik tesisin plâjından denize girmeye teşebbüs edin bakalım. Ağzı düdüklü, beli coplu korumalar çevrede kuş uçurmazlar ve size dünyanın kaç bucak olduğunu gösterirler.

Hâlbuki 3621 sayılı Kıyı Kanunu Madde: 5 ne diyor, bir bakalım: ‘’Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.’’

Madde: 6 – ‘’Kıyılar, duvar, çit, parmaklık, tel örgü ile kapatılamaz. Kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kıyılara toprak ve kirletici nitelikte madde atılamaz.’’

Bilmeyen okurlara bir açıklama getireyim. Kıyı deyimi, deniz, göl veya akarsuyun doğa olayları ile suyun karayı aşarak eriştiği son nokta ile normal durumdaki su sınırı arasında kalan alandır. Bu alan kıyı-kenar çizgisi ile tesbit edilir. Deniz kıyısı ile kıyı-kenar çizgisi arasındaki alan kamuya aittir. Yâni hepimizindir. Hiçbir kuruluşa (Hazîne dâhil) tapulanamaz.

30.03 1994 tarih ve 21890 sayılı yönetmeliğe göre ‘’Kıyı-kenar çizgisinden kara yönündeki 100 metreye kadar yeşil alanda inşaat yapılamaz. Bu alanlar, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçlarla kullanılabilir.’’ Daha doğrusu kullanılabilirdi. 2 yıl kadar evvel yapılan yönetmelik değişikliği ile 100 metrelik mesafe 50 metreye indiriliverdi.

Bu yasada bâzı istisnalar vardır. Madde: 7 - ‘’Kamu yararı gerektiği hâllerde imar planı ile doldurma yapılabilir. Ekolojik özellikler dikkate alınır…’’

Madde: 10 - ‘’2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamına giren tesisler, Madde: 7 şartları ile yapılabilir.’’ Yine 2005 tarihli 5398 sayılı yasa 13. Maddesine göre: ‘’Özelleştirme kapsamına alınan sahil şeridi, dolgu alanı, yat ve kruvaziyer limanları ile ilgili yapıları bu alan içinde yapılabilir.’’ Bu yasa ve yönetmelikleri normal karşılamak gerekir.

Şimdi aynı yasa Madde: 14’e gelelim: ‘’Ruhsatsız yapılarda 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uygulanır.’’ Yâni inşaat safhasında yapı mühürlenir; ileri safhada yıkım kararı alınır. Ne var ki bu çevrede bulabileceğiniz ruhsatsız yapı sayısı 100’ü bulursa ne mutlu.  Çünkü minareyi çalanlar kılıfını hazırlamakta çok başarılıdırlar.

HÂMİŞ

Makaleyi göndermek üzereydim ki bugünkü (31 Ağustos 2013) Hürriyet gazetesinde bir mahkeme ilânı gözüme çarptı. Bodrum, Yalıkavak, Tilkicik mevkiinde, Club Flipper’ın devamı olan yarımadadaki, Paşalimanı koyunu da içeren 86 bin 750 metrekare arazinin satışına dâir bir ilân. Muhammen bedeli 43 küsur milyon TL. Arazinin imar durumu 1/1000 ölçekli imar planında yüzde 30, 40 ve 60 oranında turizm tesisi (5 yıldızlı otel) yapmaya müsaitken Muğla İdare Mahkemesi bu imar durumunu iptal etmiş. Arazi tekrar yeşil alana dönmüş. Bu durumdaki araziyi kim alır? Öyle demeyin. Aldığımız duyumlara göre araziye bir politikacı hanımı ve İstanbul’da 5 yıldızlı bir otele sâhip bir firma alıcı olarak istekliymiş. Aklı başında bir insan, hiçbir yatırım yapılamayacak yeşil alan araziye para verir mi? Ama gel gör ki tâlipliler yapılaşmaya cevaz veren imar durumunun resen ve ilgili bakanlık tarafından tekrar verileceğinden o kadar eminler ki 50 milyon kadar parayı gözlerini kırpmadan verecekler. Böylece Yalıkavak’ın elde kalan tek yeşil alanı da yapılaşmaya açılacak.
 

yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 31 Ağustos 2013 Cumartesi 13:24:43


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Yılmaz Ergüvenç IP: 88.244.126.xxx Tarih : 31.08.2013 13:43:29

İTİZAR: Hamiş kısmında yazdığım yarımadada adı geçen Paşalimanı koyu bu yarımadada değil, hemen batısındaki Küdür yarımadasındadır. Acele ile dilim sürçmüş; özür dilerim.