27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Geçmişe özlemde abartı

İstanbul’umuzun deniz hatlarında çalışan vapurlar, Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Denizcilik İşletmeleri’nden,bir Belediye şirketi olan İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO)'ya geçti. 

Toplu taşımacılıkta kara ve deniz araçlarının tek yönetimde toplanması, eşgüdüm açısından olumlu bir karardır. İDO’nun ilk işi, başarı ile çalıştırdığı deniz otobüslerinde olduğu gibi gemi personeline çekidüzen vermek ve çay-kahve satan gemi büfelerindeki cam bardaklar yerine, bir defalık kullanıma özgü hijyenik bardaklarla servis yapmak oldu.

Bu arada halen işleyen vapurların yerine, daha az zamanda, daha çok yolcuyu, daha sık aralarla taşımak amacı ile, daha küçük hacimli ve iskelelere daha çabuk yanaşması ve ayrılması için manevra yeteneği yüksek, dalgalara dayanıklı katamaran sistemde tekne modellerini dizayn ettirerek eski vapurların yerine koymak istedi.

Ama gel gör ki, bazı önemli gazetelerin bazı önemli köşe yazarları, bu değişime veryansın etmeye, hatta projeden vaz geçirmek amacı ile Belediye’yi etkilemeye başladılar. Aralarında İDO’ya devredilen vapurların, hâlâ Şirket-i Hayriye’den devir alındığını zannedenler de var. Yazılarında, bu vapurların İstanbul’un, özellikle Boğaziçi’nin simgesi olduğu, yaz gezilerinde vapurun açık mahallerine oturup ince belli cam bardaklarla (ki eskiler Acem bardağı derlerdi) çay içme keyfi yanında, attıkları simit parçacıklarını birbirleri ile yarışarak havada kapan martıların özlemini duyacakları.. gibi şeyler yazdılar.

Bunlar güzel şeyler. Ama ben, ilkel helâların kokusunu, ayaklarda ezilmiş sigara izmaritlerini, küçücük eviyede alelusul yıkanıp tekrar tekrar sunulan çay bardaklarını hiç özlemeyeceğim.

Bütün bunlar tamam da, acaba yılda kaç kez bu vapurlu geziyi yapıyorlar bilmiyorum. Her halde Boğaz vapurlarını kıyıdan seyretmek te, Taksim-Tünel arasında gidip gelen ‘nostalji tramvayı’na hiç binmeyip, kafe ve barlardan seyrederek zevklenmek gibi bir şey olsa gerek. Bu gibi seyir ve geziler için simgesel birkaç vapur zaten işletilir.

Şunu unutmayalım ki İstanbul, artık eski İstanbul değil. Çok dinamik bir kent. Meslekleri gereği bir yerlere çabuk yetişmesi gereken insanlar var. Onlar için zaman çok değerli. Yolcunun dolması amacı ile seyrek tarifeli, saatte 8-10 mil yapan, iskeleye yanaşması ve ayrılması için 10 dakika gereken vapurlarla ulaşımı sağlamaya devam ederseniz, iş adamı da yine arabası ile her gün köprüleri kullanmayı sürdürür. Çünkü, böylesine hantal vapurlarla toplu taşıma entegrasyonunu sağlayamazsınız.

Zaman durmuyor; her şey zaman içinde değişime uğruyor. Boğaziçi de artık bırakın gravürlerdeki Boğaziçi’ni,15-20 yıl evvelki Boğaziçi mi? Bütün semtler birleşerek devamlılık arz eden bir kent haline gelmedi mi ? Çok yakın zamandaki Kuzeye arkasını dönmüş, birbirlerinden yeşillerle ayrılmış köyler kaldı mı? Mezarlıklar, askerî alanlar ve elçilik koruları dışında kaç bâkir koru kaldı?

Son yıllarda 'nostalji' sözcüğü dilimize öyle bir girdi ki, ben de eskiye özlem yerine kullanırsam ayıplamayın. Galiba yeni Türkçe Sözlük bile bu sözcüğe yer vermiş.

Şunu da hatırlamakta yarar var ki, her yaşın nostaljisi ayrı. Şimdi biz kimlerin nostaljisine uyacağız?

Örneğin benim yaşımın özlemi şimdiki vapurlar değil. O zaman ben de eski bir İstanbul’lu olarak Orhan Veli’nin Galata Köprüsü şiirinde yerini bulan ‘Kiminiz düdüktür öter’, ’Kiminiz dumandır tüter’ dizelerindeki, kömür yakan, bacasından simsiyah dumanlar çıkaran buharlı Şirket-i Hayriye vapurlarını isteyeyim. Sapsarı bacalarında kocaman ve siyah rakamlarla 53 , 64 , 76 , …yazsın. İsimleri, İnşirah, İnbisat, Neveser, Dilnişin, Suhulet, Halâs,… olsun. Bordaları iskele-sancak-kıç-pruvada aynı düzeyde olsun; yani şimdikiler gibi burnu havada olmasın. 76 numaranın Aziz Kaptan’ı (Barutçu), yalılar önünden geçerken Çengelköy’lü Melâhat Hanımı ve diğer dostlarını düdük çalarak selâmlasın. İskelelerde yolcular, çımacı ile ahpaplık etsin. Çocuklar, vapura tırmanıp denize atlayarak kızlara caka satsın...

Biraz daha yeni zamana giderek Şirket-i Hayriye’nin tasfiyesi ile Denizcilik İşletmesi’ne devredilince vapur bacalarındaki kocaman rakamların, yerini çifte çapalı armaya bıraktığı için hüzünleneyim.

Hocam Reşat Ekrem Koçu anlatırdı. Beylerbeyi’nde çok kibar kalem efendileri otururmuş. Vapur, Beylerbeyi İskelesi'ne geldiğinde hiçbir zaman vaktinde kalkamazmış. Redingotlu beyefendiler vapur yanaşıp ta iskele verildiği zaman biribirlerine: "Reca ederim mîrim,önce siz buyurun" demekten vapurun kalkışını geciktirirlermiş.

Şimdi o peyzaj, o ortam, o halk var mı? Daha çımacı çımayı, palamarı babaya bağlamadan, iskele verilmeden herkes biribirini ezercesine dışarıya atlamıyor mu?

Babam sağ olsa idi, onun da kendi yaşına göre özlemleri olurdu.O da Büyükada’ya 4 saatte de olsa yandan çarklı Bağdat, Basra, Sahilbent,…vapurları ile gitmek isteyecekti. Çok şükür ki gece son vapurdan Büyükada’ya boşalan gözleri kin ve nefret dolu güruhu görmedi.

Velhasıl, bu özlemlerin sonu yok. Ve ben,eskileri aramıyor, sadece anıyorum. Eskilerin devam etmesini istersem, adım gerici olur. Çünkü gericilik, sadece dinsel anlamda kullanılan bir sözcük değildir.

Bilmem, hâlâ Amerika’da Missisipi Nehri üzerinde ‘Missisipi Gambler’filmindeki gibi yandan çarklı gemiler var mı? Ve de zenci şarkıcı turistlere ‘Old Man River’ı söylüyor mu? Bizde de yeniden ihya edilen saltanat kayıkları örneği gibi birkaç vapur turizm amaçlı işler ve genç – orta yaşlı özlemciler için Boğaziçi’ni süsler.

Bu arada İDO’nun yapması gereken bir iş var. Vapur projelerini, gerekçeleri de ortaya koyarak halk oyuna sunması, daha doğrusu tartışmaya açması demokratik bir davranış olur. Böylece yalnışlar düzeltilir; gerekirse açık mekânlar ilâve edilebilir. Ama çağdaş teknoloji neyi gerektiriyorsa o yapılır.
Yayın Tarihi : 9 Temmuz 2005 Cumartesi 14:41:37


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
serdar samanlı IP: 85.96.116.xxx Tarih : 25.02.2006 18:36:52
Haklısınız ancak İstanbul'u İstanbul yapan değerlerin de korunması gerekir. Batıda olsa bu eski yandan çarklı vapurlar mutlaka korunur, yaşayan müze gibi şeferlerine devam ederdi. Gelişmişliğin en önemli simgelerinden biri, tarihimiz ve kültürümüzün korunmasıdır. Tamam yeni katamaran deniz otobüsleri alınsın ama eski vapurlara da dokunulmasın.