Evet, İstanbul’da imar işlerinin başına bir uzman getirilmesi gerek. Bu uzmanın ‘’Dünya çapında’’ bir şehircilik uzmanı, konusunda bir otorite olması gerek. Bu uzmana imar konularında sınırsız yetki verilmesi gerek. Bu şartları sağlayan bir özel yasa çıkarılması gerek. İstanbul, Dünya mirası kültür değerlerine malik bir şehirdir. Dolayısıyla da ayrıcalıklı, özel bir yasayı hak eden şehirdir.
‘kenthaber.com.’da okuyorsunuz: İstanbul’un tarihi siluetine üç gökdelen sızdı. Bu önemli haber, ilk olarak 10 Eylül’de Zaman gazetesinde çıkmış; çevreden hiçbir reaksiyon olmamış. 14 Eylül’de Radikal gazetesinde çıkınca olayın vahameti gözler önüne serilmiş; kültür çevreleri ilgilenmiş, yazılı ve görsel basın, bu önemli haberin üzerine atlamış.
![]() |
Burada konuyu yeniden anlatacak değilim. Şu kadarını söyleyeyim ki, Zeytinburnu Bölge Koruma Kurulu raportörleri, verdikleri beyanatla ‘’inşaatın Marmara siluet kapsamında olduğunu ve tarihi yarımadanın siluetini olumsuz yönde etkilediğini’’ söylemişler. İnşaat yükseldikten, ‘’atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra’’ bu beyanatın ne anlamı kalıyor, anlamış değilim. Efendim, Belediye ruhsat verirken Koruma Kuruluna sormamış, kurul da inşaatın farkına varmamış. Buna da pes doğrusu. Nerdeyse ‘’şecaat arz ederken merd-i Kıptî sirkatin söyler’’ diyesim geliyor. Koruma kurullarının lağvedilip yeniden yapılandırılmasında isabet mi var acaba?
Belediyelerde görevli memur-mimarlara ‘şehirci’ diyemiyorum, maalesef. Şehircilik, bir bakıma da şehri kuş bakışı görebilmek, kitlelerin birbiriyle orantılarını saptayabilmek sanatıdır. ‘’Canım efendim, Sultanahmet nire, Zeytinburnu-Kazlıçeşme nire’’ diyenlerdenseniz lütfen o makamları işgal etmeyiniz. Bu sözüm Sayın Kadir Topbaş’a değil. Kadir Bey, o makamda mimar olarak değil, yönetici-başkan olarak oturuyor. Onun bunca iş ve problem arasında bu konuda detaya inemeyişini suçlayanlar, haksızlık etmiş olurlar. Zaten Başkan da bu konuda rahatsız ve de yeni bir imar düzenlemesi yapma yolunda imiş.
Esasen büyük ve önemli kentlerin imar konuları çok cepheli ve de çok problemlidir. Onun içindir ki bu kümeste bir horozun ötmesi gerektir. Ankara’ya Atatürk’ün tavsiyesiyle şehircilik uzmanı Hermann Jansen getirilmiş, Yenişehir’in çekirdeği böyle oluşmuştu. Keza İstanbul’a da yine Atatürk’ün tavsiyesiyle şehircilik uzmanı Henri Prost getirilmişti. Prost’un III. Selim döneminde inşa edilmiş Taksim Topçu Kışlasını yıktırmak, Haliç’i sanayiye açmak gibi vahim hataları yanında, İstanbul’u yeşille barıştırmak, yeni ve modern bölgeler açmak gibi büyük hizmetleri olmuştur. (Prost’un iki numaralı park ve sur içi kültür park gibi planları ne yazık ki Taksim’de Hilton Oteli, Suriçi’nde Vatan Caddesi ve çevre blokları gibi yanlışlarla sonradan delinmiştir).
Neyse artık geçmişe mazi, yenmişe kuzu diyelim ve bu güne bakalım. Zeytinburnu, Kazlıçeşme Meydanına gökdelenler yapan firma, her kimlerse, yasal ruhsatlarını almışlar, yatırımlarını gerçekleştiriyorlar. Şimdi bunlara biz hata etmişiz, ne olur şu yapılarınızı üstten tıraşlayıverin diyerek firmayı zarara uğratmaya hakkınız var mı? Suçlu, onlar değil ki. Peki, suçlu kim? Bunu incelemeye alırsanız kimin suçlu olduğunu bulamazsınız. Çünkü sorumluluklar paylaşılmış olup her bir sorumlu kendi görevinden sorumludur. İmar planında herhangi bir şerh yoksa bu sorumlular ne yapsın? Onlar imar planını uygulamakla sorumlu mimarlar. İmar planlarını sorumlu tutmaya kalkarsanız planı düzenleyenden, planı uygun bulanlardan, planı onaylayan imar komisyonu ve belediye meclisinden hangi birini sorumlu tutacaksınız? Onun için diyorum ki şehrin imarını, yetkileri yasa ile belirlenmiş, uzmanlığı dünyaca kabul edilmiş bir şehircilik uzmanın sorumluluğuna tevdi etmelisiniz.
Zararın neresinden dönsek kârdır diye düşünerek gökdelenleri üstten tıraşlarsanız, her halde hukuken firmaya tazminat ödemeniz gerekir ki hiç kimse elini bu taşın altına sokmaz. Bu işlem, her halde siyasi iradenin onay vermesiyle sonuçlanabilecektir. Uzun lâfın kısası; konuya Sayın Başbakan vaziyet edip bu yapıya da ‘ucube’ sıfatını lâyık görürse o zaman akan sular duracaktır.
Sayın Topbaş da kuvvetli siyasi pozisyonu ile bu işte başarılı olabilir kanısındayım. Nitekim önümüzde başarı ile gerçekleşmiş bir örnek var. Eski belediye başkanlarından Prof. Dr. Nurettin Sözen, İstanbul’un yüz karası olabilecek, çirkinlik anıtı Taksim Gümüşsuyu’ndaki Park Otel inşaatını şakır şakır yıktırmış, binayı hizaya getirebilmişti. Taksim-Yenikapı metro inşaatına ilk kazmayı vuran da Prof. Sözen’di. (Bu arada Sayın Başkan, mühendis veya mimar olmadığı için güvendiği mimar danışmanlarının politik ayrımcılıkları yanında mimari rekabet, çıkar ve çekememezliklerine alet olmuş, Turizm Bakanlığı onaylı otel projemizi uygulatmayarak mağduriyetimize ve de sonuçta Çamlıca’nın mezbele halinde kalmasına, Veliahd Yusuf İzzettin Efendi köşkünün çökmesine sebep olmuştu. Yine de Sayın Başkanın iyi yönlerini takdir etmeyi boynumuza borç bildik).
Şimdi zihnimi kurcalayan bir konuya geçeceğim. Sultanahmet Camii minareleri arasından hayal meyal de olsa, görünen gökdelenlerin fotoğrafını hangi uyanık çekti acaba? Fotoğrafı çeken kişi bu görünümü hangi noktadan elde etti? Silueti denizden çektiyse helâl olsun da her iki obje hangi noktadan üst üste binebildi? Meydandaki bir kişinin, bulunduğu açı ve perspektiften Sultanahmet Camii minarelerine bakıp da bu gökdelenleri göreceğini zannetmiyorum. Yanılmış da olabilirim. Çünkü İstanbul’da olmadığım için bunun tahkikini yapamıyorum. Eğer fotoğraf, kimsenin görme olanağı olmayan bir yerden çekilmişse bir bardak suda fırtına koparmanın da âlemi yok. Ne var ki her hal-i kârda, insan gözünün görebileceği herhangi bir noktadan İstanbul siluetini etkiliyorsa, o zaman gökdelenlerin katli vâciptir.
yerguvenc@gmail.com
sinirsiz yetkiyle gorevlendirme ancak anti-demokratik rejimlerde olur. hele hele calisma amaclari, kriterleri. kistaslari, sorumluluklari vs belli olmayan bir gorevlendirme, isi "Tanri'ya havale etmek" degil midir? ne cikarsa bahtina!
sen istedigin kadar bu gorevlinin yetkilerini yasalarla belirlemeye calis... gorevlendirirken nasil kriterler yapilacagini daha onceki yorumlarimdan birinde cok detayli aciklamistim.fakat hukuksal iyi bir tarafi olur: haluhazirda bircok yasa ve yurutmelik oldugu halde, sorunlar meydana ciktiginda yetki-sorumluluk baglantisini bulamiyoruz, ama sinirsiz yetkilendirme ile butun sorumluluk bu sonsuz yetkiyi verene cikarilir.bazilari otokrasi, teokrasi ve fasism tehdidi altinda oldugumuzu soyluyor. eger bunlarin dogru olma ihtimalleri var ise, abdurrahman celebi niye boyle ilginc teklifler ile geliyor?
"İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır" Yunus Emre
son olarak, bir olaya taraf olmussan (oteline izin alamadiysan) bunu en once belirtmek gerekmez mi? sahsen ben boyle bir durumda kendimi taraf oldugum konu uzerinde propoganda yapmaya ikna edemezdim.
Sevgili Teoman. Şehirciliğin tek başına bir meslek dalı olamayacağını evvelki yazılarımda da belirtmiştim. Kentsel tasarım, mimarlık, mühendislik, peyzaj mimarlığı, ekonomist, sosyolog, istatistik, jeoloji, meteoroloji, coğrafya ve daha birçok sanat ve bilim dalı uzmanlarının bileşkesi ile oluşur. Ne var ki kentsel kurguda, çevrenin oluşturulması, sürdürülmesi, kentsel imgelerin muhafazası sürecinde nâzım rolü oynayacak, daha doğrusu direksiyonu elinden bırakmayacak sanatçı bir uzmana gereksinim vardır. Bu uzman astığı astık, kestiği kestik bir adam da değildir. Kent estetiğini oluşturan ve mevcut estetiği koruyan adamdır. Bu kurgunun kültür çevrelerinde tartışılması, alınan sonuçların halkın temsilcisi kent meclislerine, gerektiği zaman bizatihi halk oyuna sunulması süreci vardır. Ancak bir otomobilin mekanik sitemleri halk oyuna sunulamaz. Ama kaporta modelini ve genel efeyi halk oyuna sunabilirsiniz. 04.07.2011 tarih ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri hakkındaki KHK'nin 36. maddesi yurt çapında çevre ve şehircilik uzmanı istihdamı şartını getirmiştir. Ben, yurt çapındaki bu uzmanlığın yeterli olmadığını, İstanbul gibi dünyaca önemli bir şehrin imarının başına da bir uzmanın getirlmesi gerektiğini savunuyorum. İlgine teşekkürlerimle...
Her ne kadar sofistike ayrıntılar konusunda her zamanki gibi gene kafam karıştı ama ana düşünce itibariyle Correcor dostumuz çok haklı, imar işleri refereandumla yapılmalı; kelle demokrasisi ile...
Ülkemizde şu an itibariyle bulunan yetenekli uzmanlarımız, hiçbir ideolojiye ve de hiçbir siyasi görüşe sahip olmaksızın, maddi çıkar dahi gözetmeksizin bu vatan uğruna hizmet vermeye hazırdırlar; yeter ki onlara, malumlar tarafından fırsat verilsin !
Sayın "Corrector"; Konuyla ilgili yorum yapayım derken, ülkemizin her yönden siyasi gerçeklerini ortaya koymuşsunuz; ben, işte buna "senfoni bestelemek" derim !
Sayin köse yazari resimden yola cikarak anlatmak istediginizi bir uyumsuzluk bir carpiklik bir yapilanmada düzensizlik oldugunu anlatmak istediginizi cikarmaktayim bunu da bu cümle Istanbulun basina bir uzman gerekle tanımlar durumundasiniz. Aslinda türkiyeye gerek ki buna ragmen bizde uzman vardir fikir vardir birde su ceb vardir aklimiz fikrimizde cebtedir aslinda bu ceb meselesi insanin oldugu her yerde vardir iste bu cebleri engelemek icin yasalar vardir bu is yasasi olabilir bir yolu yapma yasasi bir planlama yasasi vs. birde bunlari tamlayan disiplin ve ahlaki ve yasalardan korkmak vardir hepsini basinda bir zicir misali is yapimi takibi vardir teslimati vardir- maalesef bizde de hepsi vardir sadece islemez islemedigi islerimizde yapilanalarimizda ortadadir ve öyle bir girdaba girmistirki kimse bu demokrasi anlaysinla isin icinden cikamaktadir eli kolu bagli kala kalmaktadir acaba diyorum biz demokrasi ile idareye laik degilmiyiz. diye soruyorum. secimlerde bir aday temiz efendi dogrucu iyi niyetliyse cogumuz sen birak bu adaylik isini sen beceremezsin derler ben bunu cok duydum cokta duyan var bir yerde bir ya fazlalik var ya noksanlik var ortayi bulamamazlik var düzelemezlik var biraz da var gibi insallah
Yılmazcığım, bir haftadır İstabuldaydım; bilgisayara ancak arada sırada göz atıyordum. Onun için mesajını bu sabah alıyorum. Yanıtına çok teşekkürler... Alındı, anlaşıldı. Gözlerinden öperim