27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi

Saygıdeğer yazar Güngör Uras, 20 Şubat 2011 tarihli Milliyet gazetesindeki Pazar yazısında ailecek gezmek istedikleri İstanbul Resim ve Heykel Müzesi kapısından nasıl döndüklerini dile getiriyor. Müzenin 4 yıldır kapalı olduğunu, binanın onarımının ödeneksizlikten durduğunu ve daha da birkaç yıl kapalı kalacağını kapıdaki görevliden öğrenmişler. Ekonomi ve bankacılık konularında uzman olan ve gazetedeki köşesinde aydınlatıcı yazılar yazan Prof. Dr. Güngör Uras, güzel sanatlarla da ilgilenen çok cepheli bir ‘Mülkiyeli’. Ne yazık ki böyle değerlere ülkemizde artık çok fazla rastlanmıyor.

Kentimizin önemli bir müzesinin açık veya kapalı olmasının pek çok kimsenin umurunda olmadığı bir ortamda yaşıyoruz. Öyle ki, müzenin bağlı bulunduğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin internet sitesinde bile, müzenin 2010 Aralığında açılacağına dair yazı umursamazcasına yerli yerinde duruyor, yazıyı düzeltmeye bile gerek görmüyorlar.

Ben, bir mimar olarak bu müzenin açılmamasından memnun oldum dersem sakın şaşırmayın. Müzenin onarım amacıyla kapatılmasından sonra, yine ‘kenthaber.com’da ‘’Bu Sarayda Resim ve Heykel Müzesi olmaz’’ başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıdaki fikirlerimi, kimsenin dikkate almadığını, bu yazıyı da dikkate almayacaklarını bilsem de tekrar yazmak ve bu konudaki mesleki borcumu ödemek istiyorum.

Müzeye tahsis edilmiş olan bina, Dolmabahçe Sarayı kompleksi içinde bulunan Veliaht Dairesidir. Bu saray, her ne kadar döneminin Avrupa menşeli mimari stillerini içerse de işlev açısından onlardan ayrılan özellikleri vardır. Saray, Osmanlı saray gelenekleri paralelinde, birbirleriyle bağlantılı selâmlık – muayede – harem bölümlerinden oluşur. Keza Veliaht Dairesi de kendi bünyesi içinde selâmlık – muayede – harem bölümlerini içeren, özellikle veliahdın ikameti için planlanmış bir binadır. Halife Abdülmecid Efendi son sakini olmuştur. Planlama olarak Paris’teki Luovre gibi, Madrid’deki Prada gibi geniş ve uzun galeriler içeren, bir saray değildir. Onlar gibi gezi şemasına ve resim teşhirine uygun mekânları yoktur.

Duvarlardaki alçı pano ve plastrlar, eklektik dönemin neo-barok ve ampir süslemeleri ile bezelidir. Bu orijinal duvarlar üzerine resim asılamaz. Duvar önlerine ve salon ortalarına monte edilecek pano ve ışıklandırmaların gerektirdiği tesisat, sarayın duvar, tavan ve ahşap döşemelerinde tahribata neden olacağı gibi ne kadar dikkatli ve itinalı yapılırsa yapılsın, olası yangınlara davetiye çıkaracaktır.

Müze envanterine göre müzede 10 bin 140 resim, 651 heykel, 10 ikon, 107 seramik, 79 hat sanatı eser bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda bu rakamların artacağını da dikkate alırsak, mevcut binanın bir resim müzesi için ne kadar yetersiz bulunduğu görülecektir. Müzecilik mesleğinde, sanat değeri yüksek, önemli eserler devamlı teşhirde kalır. Diğer pek çok eseri aynı zamanda teşhire sunmak gerekmeyebilir. Eserleri yapılış dönemlerine, sanat akımlarına göre gruplandırarak ayrı zaman peryotları içinde tertipleyerek teşhire sunmak, müzeye ilgiyi arttıracak çalışmalardır. Bu durumda teşhir panolarının fleksibilitesini ve elektrik tesisatının hareketliliğini sağlamak, tarihi ve mimari değeri olan bu bina içinde güç, hatta olanaksız olacaktır. Keza, idare, restorasyon atölyesi, arşiv, kütüphane, eserlerin sağlıklı saklanabileceği özel klimalı depolar, konferans ve panellerin tertipleneceği salon, fuaye, kafe hacimleri ve diğer ihtiyaçlar, bu eski eser bina içerisinde işlevlerinin gerektirdiği planlama ve kapasitede yer alamayacaktır.

Denizden dolma arazi üzerinde inşa edilmiş bu sahil saray, dış görünümündeki şaşaaya, müzeyyen dekorasyonuna karşın sağlıklı bir bünyeye sahip değildir. Burada kullandığım sağlıklı kelimesi, sağlamlık ve dayanıklılık anlamında değildir. Temellerden bodrum katlara kadar yükselen nemin, alt katlardaki yaşam ortamını sağlıksız kıldığı anlamındadır. Binanın inşa edildiği tarihlerde, bu gün uyguladığımız su yalıtım teknolojileri yoktu. O dönemde bina bünyesine nüfuz eden nemli ortam, alt zemin arasına döşenen havalandırma kanalları ile önlenmeye çalışılmıştır. Sarayın tepesinde heyula gibi yükselen Swiss Otel binası, havalandırma kanallarını tıkamıştır. Bu nedenle temel ve bodrumlardaki nemli ortamın giderilmesi ve de neme maruz kalan kâgir ve ahşap yapı strüktürü mukavemetinin idamesi için yapılması gerekli bakım ve onarımda uygulanacak yalıtım sisteminde zorluklar, sıkıntılar ve yüksek maliyet faktörü vardır.

Binanın nemli bodrum katında istiflendiği söylenen resimlerin, yani devlet hazinesinin hal-i pür melâli nicedir? Bilmiyoruz. Bu konuda sorumlulardan ne bir ses, ne bir nefes çıkıyor. Şimdi Sayın Uras’a kulak verelim: ‘’1980’lerden bu yana İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ni canlı tutmak için çaba gösteren Resim ve Heykel Müzeleri Derneği Başkanı Leyla Belli ile konuştum. Bu kadar uzun bir süre kapalı kalan müzede, gerekli ısı ve ışık şartlarının sağlanamaması ve rutubet sonucu eserler zarar görmez mi diye sordum. Dernek olarak müzede olan biteni izleme şansları olmadığını, koruma ve kollamayı kimin yaptığını ve koleksiyonun durumunu bilmediklerini söyledi.’’

Bu umursamazlıkta yapılması gereken ilk iş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden üvey evlat muamelesi gören bu müzeyi tez elden ve tümüyle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devretmek olmalıdır. Esasen eski Akademi ve şimdiki Üniversite, Müze’nin 1937 yılındaki açılışından beri istikrarlı bir yönetim ve sanat faaliyeti gösterememiştir.

Yeni Resim ve Heykel Müzesi nerede açılabilir?

İdeali yeni bir proje ile yeni ve çağdaş bir müze binası yapılmasıdır. Şu var ki, pahalı ve uzun vadeli yeni proje yerine, gerek semt, gerek işlev şeması, gerekse yapı strüktürü açısından uygun, mevcut bir bina bulmak daha akıl kârı olacaktır. Benim aklımda Resim ve Heykel Müzesi işlevine uygun bir bina var: Çağlayan’da yapılan Adliye Sarayı bitmek üzere. Sultanahmet Adliyesi, yakın zamanda Çağlayan’a nakli mekân edecek. Boşalacak binanın Resim ve Heykel Müzesi’ne tahsisi halinde, mevcut Adliye binasının müze işlevine dönüştürülme proje ve tadilatı çok kolay, maliyeti de çok düşüktür. Bu ekonomik çözümle kentimiz, Sultanahmet gibi önemli müzelerin toplandığı yerde sanat ve turizm ortamına açılacak muhteşem bir müze kazanmış olacaktır. Müzenin turistlerin İstanbul’un en yoğun olduğu bölgede bulunması, Türk resim sanatının Dünyaya açılımını sağlayacaktır.

Resim ve Heykel Müzesi’nden boşalacak Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nin kullanımı da bina sahibi TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na geçmiş olacaktır. Binaya verilecek yeni işlev, TBMM iradesine bağlı bir husustur. Binanın yabancı devlet başkanlarının ikametine, resmi resepsiyonlara, tören ve seremonilere açılması veya Cumhurbaşkanlığına tahsisinin düşünülmesi, prestijli mimarisine ve ilk yapılışındaki işlev şemasına uygun çözümler olabilecektir.

yerguvenc@gmail.com  
 

Yayın Tarihi : 26 Şubat 2011 Cumartesi 12:04:21


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?