Yeni geldiğim İstanbul’un yaşadığı trafik keşmekeşini henüz yaşamamakla beraber, basından yükselen feryatlar ve Başbakanın konuşması konunun ciddiyetini gösteriyor. Gerçi İstanbul trafiği evvel ezel berbattır ama son günlerin trafiğinin eskiye rahmet okuttuğunu bu ve bunun gibi şikâyetlerle öğrenmiş bulunuyoruz.
Gezi delikanlılarının babalarından aldıkları arabalarla kasten trafiği tıkadığı, faiz lobisinin arabaları ortaya saldığı gibi safsataları bir kenara bırakalım da konuyu ciddî ciddî inceleyelim.
İstanbul, amprik bir hesapla 15 milyon nüfusu barındıran bir şehir. 39 ilçesi var ve 6 bin kilometrekare alana yayılmış durumda. Ortalama beher kilometrekarede 2500 kişi yaşıyor.
İstanbul’un ekonomik gelişiminde ve millî gelir dağılımında,
1/ Şişli ilçesi başı çekiyor. Daha sonra,
2/ Kadıköy,
3/ Beşiktaş,
4/ Beyoğlu ilçeleri geliyor.
Sonlara doğru … 37/ Esenyurt, 38/ Sancaktepe, 39/ Sultangazi gibi varoş ilçeleri sıralanıyor.
Yaşam kalitesinin diğer ilçelere nazaran daha yüksek olduğu ilçeler,
1/ Kadıköy,
2/ Beşiktaş,
3/ Şişli,
4/ Beyoğlu olarak sıralanıyor.
Sosyal yaşam sıralamasında,
1/ Beyoğlu,
2/ Kadıköy,
3/ Beşiktaş başı çekiyor.
Görüldüğü gibi İstanbul’da millî gelirin ve uygar yaşam düzeyinin daha yüksek olduğu yerleşimler, genelde 4 ilçede toplanmış durumda. Bu 4 ilçenin nüfus sayıları 300-400 bin arasında bulunmasına karşın, varoş ilçeleri 550-750 bin aralığındaki nüfus sayılarıyla İstanbul nüfusunun çoğunluğunu oluşturmakta ve de millî gelirleri ve yaşam düzeyleri 4 ilçeye nazaran daha düşük kalmaktadır. Tabii ki bu bir genelleme değildir. Yapılan anketlerde sıralamaya girememiş Fatih, Ataköy, Bakırköy, Yeşilköy gibi ilçelerde de millî geliri ve yaşam düzeyi yüksek aileler yaşamaktadır. Ne var ki bu gibiler çoğunluğun yanında azınlıkta kalmaktadır.
Merkezî iş alanlarının ağır bastığı, Elmadağ’dan Maslak’a kadar uzanan Şişli ilçesinde yerleşik nüfus 350 binde kaldığı halde gündüz nüfusu 3 milyonun üzerine çıkabilmektedir. Çevreden gelen bu yüksek nüfus, iş alanlarında çalışanlardan ve AVM ve de diğer alışveriş ünitelerini dolduranlardan oluşmaktadır.
Keza 250 bin yerleşik nüfusu olan Beyoğlu ilçesinin gece nüfusu birkaç milyonu bulmaktadır.
Ticarî uğraşların çok yüksek olduğu Fatih ilçesinin Eminönü kesiminin de yerleşik nüfusu çok az olmasına karşın gündüz nüfusu çok büyük rakamlara ulaşabilmektedir.
Tüm ilçeleri dikkate alırsak, okulların açık olduğu dönemlerde evinden belli merkezlere yönelen ve araç kullananların sayısı günde 10 milyonu aşmaktadır. İşyerlerine giderek çalışanların günlük sayısı ise 6 milyonun üzerindedir. (Bu bilgileri kısmen Yrd. Doç. Dr. Murat Şeker’in anket çalışmalarından aldım).
İşte bu özet bilgiler bile belli merkezlerde yoğunlaşan trafik keşmekeşinin başlıca ve önemli nedenlerinden birini ortaya koyuyor.
Yine aynı hocanın yaptığı diğer bir ankete göre İstanbul’un ana sorunları şöyle sıralanıyor:
1/ Trafik (% 31.3),
2/ Nüfus yoğunluğu (% 21.4),
3/ Güvenlik (% 14.7). Bu oranları,
4/ Çevre kirliliği,
5/ Gecekondulaşma ve plansız yapılaşma,
6/ Altyapı ve yolların yetersizliği takip ediyor.
Şimdi İstanbul’daki taşıt sayılarına bakalım:
Karayolunu kullanan motorlu araç sayısı 3 milyon kadardır. Bu rakamın 2.7 milyonu özel binek otosu, 20 bini taksi, 50 bini minibüs, 5 bini otobüs ve metrobüs, 300 bin kadarı kamyon ve diğer motorlu araçlardır. Demek ki İstanbul’da 2,7 milyon x 1000 / 15 milyon = 180, yâni 1000 kişiden 180’i özel oto sahibidir. (Tabii bu rakamların tümü değişken olup günde 600 motorlu aracın trafiğe katıldığını da unutmayalım). Özel oto sahipliği sayısının fazla olduğunu düşünmeyin. Bu rakam ABD’de binde 750, Avrupa ülkelerinde binde 550 özel otodur. Ne var ki ABD ve Avrupa ülkelerindeki düşük ve orta sınıf oto sahipleri, işlerine gidip gelirken özel otolarını kullanmazlar, toplu taşıma araçlarına binerler. Özel otolarını genellikle özel ziyaretlerinde, gezilerde ve tatillerde kullanırlar.
Raylı sistemlere gelince. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin seçim propagandası kokan ‘’Her yere metro, her yerde metro’’ sloganına kanmayınız. Raylı sistemlerin toplu taşımacılıktaki tul oranları, 20 bin kilometre tulündeki motorlu taşıt yollarına nazaran, banliyö trenlerinde % 0.3, hafif metroda % 0.4, metroda %1.24, tramvayda % 1.67 ki toplam olarak % 3.67 oranlarından ibarettir. (96.33 + 3.67 = 100)
Deniz taşımacılığı ise 6 cephesi (Marmara, Boğaz, Haliç ) denizle çevrili bir kent için hiç mesâbesinde dense yeridir.
Şimdi de araçların yolcu taşıma kapasitelerine göre yapılan bir hesaba bakalım:
Karayolunda motorlu araçlarla yapılan taşımacılıkta % 72.23 özel, % 15.07 kamu sektörü olmak üzere toplamda % 87.30 oranında nüfus,
Raylı sistem araçlarıyla yapılan taşımacılıkta, kamu sektöründe % 10.17 oranında nüfus,
Deniz araçlarıyla yapılan taşımacılıkta, % 1.44 özel, % 1.08 kamu sektörü olmak üzere toplamda % 2.53 oranında nüfus taşınıyor. (87.30 + 10.17 + 2.53 = 100)
Genel toplamda, taşınan yolcu adedine göre kent içi taşımacılığının % 73.67’si özel, % 26.33’ü kamu araçlarıyla ile gerçekleşmektedir. (73.67 + 26.33 = 100)
İşte realite budur. Bu rakamlarla kamu sektörünün (Belediyenin) taşımacılıkta ne kadar yetersiz kaldığı gözler önüne serilmektedir. Kentte doğru düzgün bir trafik master planı ile metro ağları gerçekleşse, üst düzey patron ve yöneticiler dışında hiç kimsenin işine giderken özel arabasını kullanacağını düşünmüyorum.
Ne var ki Belediyemiz hâlâ daha motorlu taşıtlara, özellikle özel otolara hizmet verecek köprü ve karayolu tünellerini, alt-üst geçit kavşaklarını inşa etmekten vazgeçemiyor. Bu durumda toplu taşımacılıkta yaptıkları ve yapacakları metro hatlarından bahsetmeleri tuhaf kaçmıyor mu?
Kamu yönetimi, evvelâ belli merkezlerin, örneğin Zincirlikuyu- Maslak arterinin trafik yükünü anormal arttıran gökdelen rezidanslara, gökdelen ofislere, AVM’lere, alışveriş merkezlerine hesapsız kitapsız, gelişigüzel verdiği ruhsatların hesabını versin, ondan sonra trafikten şikâyetçi olsun.
Bu daha bir şey değil. Şehrin göbeğine, Karaköy’e, yapılacak ‘’Galataport’’ kruvaziyer limanı bir faaliyete geçsin, siz o zaman seyreyleyin; sadece Rıhtım Caddesini değil, bütün Galata-Beyoğlu yarımadasını ve İstanbul yarımadasını kilitleyecek, bütün yolları arapsaçına döndürecek trafiğin keşmekeşini.
Bütün bu verilerden sonra hâlâ daha ‘’bu trafik niçin tıkanıyor acaba’’ diyeniniz var mı?
Peki, otoları kullananların trafiği kilitlemesinde hiç payları yok mu? Olmaz olur mu; bu trafik keşmekeşindeki aslan payını sürücülere vermek hiç de yanlış olmaz.
Gereksiz şerit değiştirenler, arabaların arasından zik-zak çizerek ilerleyenler, trafik işaretlerini takmayanlar, kırmızı ışıkta duranlara klâkson çalanlar, otolar arasında fren mesafesi bırakmayanlar, bıraktığınız fren mesafesi içine girenler, aracını yayaların üzerine sürenler, kavşaklarda başka arabalara yol vermeyenler, otobüs duraklarına ve olur olmaz yerlere park edenlerde hiç suç yok mu?
Bir de yangın ve ambulans şeridinden giderek bizleri enayi yerine koyanlara, geçiş üstünlüğü taslayan resmî arabalara lâf etmezsek konuyu eksik bırakmış olmaz mıyız?
Bağnaz kafalı, bilgi ve etik değerlerden yoksun bu gibilerin zaten ağır aksak yürüyen trafiği daha da kilitlemekte çok büyük rolleri vardır.
Bu gibi olumsuzlukları düşününce, İstanbul’daki kurulu düzenini bırakıp Ege ve Akdeniz’in sahil kasabalarına yerleşen bir kısım aydınlarımıza insanın hak veresi geliyor.
yerguvenc@gmail.com
sadece istanbulun trafigi Problem olsa öpelimde basimiza koyalim yada af ederseniz öpte basina koy sözümüzü hatirlatmak isterim islerimiz zincir halkalari gibi bibiri ardina yürümediginden bu simdiki ve gelecek zamandada gediste bellidir daha kötü olacaktir
siz buradaki yazinizda aglaniyorsunuz ben sizden cok aglaniyorum belki agliyana meme verenler olurda aglamayiz ama nerde...meme verecekler yada isin problemini cözecekler bizden cok agliyor isi icindem cikamiyorlar bu isin icinden cikacak kapasiteleri bence yok ve bizden cok agliyorlar bizim aglamamiz onlari aglamasi yaninda tirs kaliyor islerde ortada kaliyor kalsin bakalim nereye Kadar bir isin icinde agliyoruz ama onlara aglamak düsmez bahane hic yetm,ez yapin cözüm de taktir edelim gurur duyalim
örnek memlekette isleri zincir halkasi gibi ezelden calismis arada bir halkanin disina cikanlar olmus biz ayilarin burnuna halka takarken onlarda bu halkayi bu isi bozanlara takaryola getirirlermis
buna ragmen yer altinda bir Metro sistemleri vardir nerdeyse her kapiya bir Metro istasyonu var gibi yapmislar bir gün bu Metro daki calisanlar grev yapti bu yapmayla bunca sene yasadigim sehrin kalabalik oldugunu anladim megerse milletin yarisi yerin altindaymis
koskoca memleketimizde peygir poku gibi biryerdeyiz yerimiz cok genis ama dar yerlerde yasamayi seviyoruz yada sahsi menfaatlerin önüne gecemiyoruz bunaragmen careler vardir ya yerin altina bir seyler yapcan ya yerin üstüne olabilirmi olur diyorumda bunlar yerin altinda veya üstünde birseyler yapsa acaba ne seytanliklar olur cikar diye düsünmüyorumda degil iste bu seytanliga calisan fikirlerimiz bir dogruluga calissa siraat köprüsü gibi köprüler yapar iyi niyet oldumu oradan bile geceriz ben bu durumlari gördükce hep aglanacam kurtarin beni bu aglamaktan da vaz gecmiyecegim birazolsu bende gülmek rahatbetmek islerimizden gurur duymakistiyorum
Minimalizm'in gerek sanatta gerekse toplum yaşamında en güzel ve en yararlı tarz olduğunu artık ilkokuldan başlayarak tedrisat müfredatlarına alınması artık şart oldu. Biz kent yollarında bisiklet yoğunluğunun olduğu Hollandadan, 1,5 asırdan beri yeraltlarını metrolarla döşeyen Batı ülkelerinden sosyal yaşam ve yaşam kalitesi yönünden daha mı ilerdeyiz? Sadeyi, pratiği, ucuzu, en az riskliyi seçmenin rafine bir uygarlık olduğunu hiç olmazsa yetişmekte olan kuşaklara sistematik biçimde mutlaka öğretmeliyiz.