Gerek şehircilik, gerek mimarlık, gerekse inşaat niteliği açısından kalitesiz, çevresine uyum sağlamayan, velhasıl kentimize yakışmayan ve son yılların moda deyimi ile ucube olarak nitelenebilecek pek çok yeni yapı ve tesis inşa edildi. Bundan sonra da devam edecek yeni ucubeler var.
Artık olan olmuş, biten bitmiş, beğenen beğenmiş, bu günden sonra yakınmanın ne âlemi var derseniz siz de haklısınız. Ne var ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerin kent yapılarını, kamuoyuna sormadan, kültür çevrelerinin oyunu almadan, ceffelkalem kararlarla, projeler düzenletme ve inşa etme alışkanlığını eleştirmek de hakkımız olsa gerektir. Bu yazıda İstanbul’un tarihî yarımadası içinde yer alan ve çevresiyle uyum sağlayamayan pek çok ucube yapı içerisinden sadece dört tanesini ele alacağız.
1/ Haliç Metro Köprüsü
Son günlerde yükselen boynuzları ve gergi kabloları ile su yüzüne çıkan, Sur içi İstanbul’una ve Haliç’e tümüyle yabancı, özenti bir köprü. Üstelik göklere çıkarıldığı gibi orijinal bir mimari proje de değil. Dünyada pek çok yerde kullanılmış bulunan asma köprü sistemlerinden biri. Köprüden sanki orijinal mimari bir harikaymış gibi söz edilmesinin hiçbir anlamı yok.
![]() |
| Haliç Metro Köprüsü |
Bu köprü, dünyadaki diğer benzerleri gibi herhangi bir yere yapılabilir ama Haliç’e yapılamazdı. UNESCO’nun, Dünya Miras Komitesi’nin, SOS Girişimi’nin, Mimarlar Odası’nın, daha pek çok kültür ve sanat çevrelerinin ikazlarına kulak tıkayarak, sanki özgün bir esermiş gibi kamuoyuna lanse edilen, çevresine yabancı bu köprüde ısrar etmenin anlamını da anlamış değiliz.
![]() |
| Süleymaniye Camisini maskeleyen boynuzlar |
Başucunda bütün haşmetiyle yükselen Süleymaniye Camisi ile haddi olmadan yarışmaya kalkışan, onun siluetini peçeleyen, Haliç’in otantik havasına uymayan bu boynuzlara ve gergilere hiç gerek yoktu. Köprünün ortasına bir ayak daha konsaydı, köprü asma köprü niteliğinden çıkar, üzerinde yükseltisi olmayan düz ve iddiasız bir köprü olur, hiç de göze batmaz, çevresine de aykırı düşmezdi.
2/ Haliç Kongre Merkezi
1920’lerde inşa edilmiş bulunan Sütlüce Mezbahası, bir mimarlık mirası olmasına ve Bölge Koruma Kurulu’nun ‘’yıkılamaz’’ kararına rağmen pervasızca ve bir gece içinde yıktırıldı. Evet, şehrin içinde bir mezbahanın çalışması hiç de hoş bir şey değildi. Bu işletmenin behemehal başka bir yere nakledilmesi elzemdi. Ve de tarihî mezbaha yıkılmadan, küçük tadilatlar ve yanına ilâvelerle binada işlev değişikliği yapılabilirdi. Ne var ki yıkımından sonra eski eser olduğu vaveylası ortalığı kaplayınca tevil yoluna gidildi. Yıktırılmıştı ama yeni yapılacak kongre sarayı da ona benzetilecek, eski eser yeniden canlandırılacaktı. Yeni proje, eski esere benzetilmeye çalışılsa da ortaya ne idüğü belirsiz, çirkinlik ve zevksizlik örneği bir ucube çıktı.
![]() |
| Sütlüce Mezbahası |
İnşaat 1997 yılında başladı. Anahtar teslimi usulü ile yükleniciye ihale edilen proje, iki yılda bitirilecek, 1999 yılında açılışı yapılacaktı. İnşaat 12 yıl sürdü. Maliyet ilk ihalede 60 milyon dolar kadar hesaplanmışsa da bitiş maliyeti 120 milyon doları, o zamanki rayice göre 180 milyon lirayı buldu.
![]() |
| Haliç Kongre Merkezi |
3 bin ve bin 300 kişilik 2 kongre salonu, 400’er kişilik 2 gösteri salonu, 100’er kişilik 4 toplantı salonu, 50’şer kişilik 10 grup çalışma odası, fuayeler, yönetim ve servis hacimleri ile güzel bir programı var. Ne var ki bu hacimler, eski esere uydurulmak istenen sahte kalıplar içinde değil de başka bir yerde ve orijinal bir mimari konsept içinde ele alınsa idi ortaya güzel bir Kongre Sarayı çıkabilirdi. Yazık oldu.
3/ Tarihî siluete tecavüz eden üç gökdelen
İstanbul siluetini ve Sultanahmet Camisinin muhteşem görünümünü hayranlıkla temaşa eden turistler, birden irkildiler. Caminin iki minaresinin arasından üç gökdelen yükseliyordu. İstanbul Sur içini etkileyeceği ayan beyan belli olan yerde, Kazlıçeşme Meydanının yanında üç gökdelen inşa ediliyordu. Bu siluet tecavüzüne yasal olarak ruhsat veren İBB Zeytinburnu Belediyesiydi.
![]() |
| Sultanahmet Camisi minareleri arasındaki gökdelen |
Ruhsatı verirken Koruma Bölge Kurulundan izin almaya bile lüzum görmemişlerdi. İş işten geçtikten sonra haberi olan Kurul, ‘’İnşaatın İstanbul’un Marmara silueti kapsamına girdiğini ve tarihî yarımada siluetini olumsuz yönde etkilediğini’’ rapor etti. Ne var ki ‘’varak-ı mihr-i vefayı kim okur, kim dinler’’ idi. Sorumluların soruşturulması ve yıkılması gereken, ama hiçbir işlem yapılmayan gökdelenler bitmek üzere.
4/ Çatladıkapı Nikâh Dairesi
Şeytanın aklına gelmez. Sen tut, Kumkapı-Sarayburnu sahil yolu üzerinde, Çatladıkapı mevkiinde denizi doldur, tarihî yarımadanın muhteşem siluetini göz ardı et ve Bizans deniz surları ve üzerinde yükselen Hipodrom sfendonunu, Sultanahmet Camisini, Sokollu Mehmet Paşa Camisini, sağda Topkapı Sarayını içeren muhteşem siluetin önüne, modern (!) bir nikâh dairesi ve yan tesislerini kondur. Bu olacak şey mi?
Surların deniz cephesinde Laz Ziya Amerikalı Sara’yı öldürüyor, dünya ayağa kalkıyor; Fatih Belediyesi aynı surların önüne koskocaman bir bina koyuyor, açıkça cinayet işliyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Hayret bir şey!
Fatih Belediyesinin ana görevi, Sur içi İstanbul’unun siluetini ve otantik görünümünü titizlikle muhafaza etmek olmalıdır. Buna karşın görevi, kendini eser bırakmaya mecbur hissederek tarihî yarımadanın şurasına burasına kuş kondurmak olmamalıdır.
![]() |
| Çatladıkapı Nikâh Dairesi |
Fransız şehirci Henri Prost, yaptığı Sur içi imar planında, sadece 40 rakım üzerindeki yapılaşmalarda dört katı aşmama şartını koymakla kalmamış, daha alt kotlarda da siluetin korunmasını şart koşmuştu.
Yapılan yapı, öyle az buz bir şey de değil. 4 bin metrekare alanı kaplıyor. 400 kişiyi misafir edecek nikâh salonu, yönetim hacimleri ve fuayelerin yanında, 2 bin metrekare ve 125 araç kapasiteli otopark, 200 kişilik bir ve 100’er kişilik iki kapalı restoran ve terasları, 120 kişilik kapalı ve 300 kişilik açık kafe ve kafeteryaları içeriyor. Öğrendiğimize göre restoranın birinde şarapsız İtalyan mutfağı, diğerlerinde içkisiz Türk ve Dünya mutfakları hizmete açılacakmış. Yemek üstü tavşankanı çaylar müesseseden.
Ne var ki 2012 Ağustosunda törenle açılışı yapılan tesis, yetersiz proje ve üstencinin kötü imalâtı ile tavan ve duvarlardan gelen su akıntıları ve de diğer inşaat falsolarından dolayı bir sene bile kullanılamadan kapatıldı. Dolgu, rıhtım, park düzenlemeleri hariç 4 milyon liraya mal edildiği söylenen tesise, bir milyon lira daha sarf edilerek bina ayıplarından arındırılmaya çalışılacakmış. Görüyorsunuz, vergileriniz nasıl da çarçur ediliyor.
Bu ucubeler, İstanbul’un birçok ucubesinden sadece 4 tanesi. Hiç şüpheniz olmasın. İstanbul çok yakınlarda yeni ucubelerle tanışacak.
yerguvenc@gmail.com