Yabancı dildeki genel mimarlık tarihi kitapları, kronolojik sıra içinde, Mısır, Mezopotamya, Eski Yunan, Roma, Bizans, Ortaçağ, Gotik, Rönesans, Maniyerizm, Barok, Rokoko, Eklektisizm, Modernizm, Postmodernizm ve çağımızdaki Dekonstrüktivizm gibi Batının mimarlık akımlarını ve yapıtlarını tanıtır. Bu gibi kitapların sistematiğinde ve tanıttığı mimarlık akımları içinde, İran, Selçuk, Osmanlı, Hind, Çin, Japon ve diğer Doğu mimarlık üslûplarını ve yapıtlarını bulamazsınız. Bu gibi konular için sistematik dışı kitaplara başvurmanız gerekir.
Hâlbuki bu saydığım Doğu mimarlıkları, Batı mimarlıklarından hiç de aşağı değillerdir. Ve de Japon mimarisi, çağdaş Batı modern mimarlığının ilham kaynaklarından biri olmuştur. Hitler zulmünden kaçan, Almanya dışı ülkelere sığınan ve oralarda modern mimarlık akımlarını geliştiren Bauhaus ekolü kurucu mimarlarından Brüno Taut, gittiği Japonya’da geleneksel Japon evinin, modern mimarlık ilkeleri paralelinde olduğunu ‘Mimarlık Bilgisi’ adlı eserinde ifade etmektedir. Keza, ünlü Fransız mimarı Le Corbusier, ortaya koyduğu modern mimarlık ilkelerinden birçoğunun, geleneksel Japon mimarlığı ilkeleriyle örtüştüğünü görmüştür..
Japon mimarlığının konut düzenleme ilkelerini bir kır evinde de, bir imparator sarayında da görebilirsiniz. Her iki tip yapıda da işlev ve sadelik ön plandadır. Birçok geleneksel Japon yapıları gibi, örneğin Kyoto’daki 350 yıllık Katsura Sarayı, bugünün modern mimarisiyle özdeş plan ve kurguya sahiptir. Japon mimarlık ilkelerinin, modern mimarlık ilkeleriyle olan benzerliklerini ana başlıklarla ve kısaca özetleyelim:
1/ İşlev açısından benzerlik: Japon evinde minimum alan içinde maksimum yararlılık sağlanır. Evin doğa ile uyumuna; bitkisel zenginlik ve su oyunları içeren bahçeye önem verilir; ev içinde ve bahçede iç düşünceye dalınacak sakin köşeler yaratılır.
2/ Planlama ilkeleri açısından benzerlik: Plan ve yapı elemanları, ‘’tatumi’’ denen ve belli ölçüdeki modülün katlarından oluşan ölçülerle şekillenir. Müzikteki ritm ölçüsü gibi mimaride de estetik uyum ve beraberlik sağlanır.
3/ Yapı elemanları açısından benzerlik: Sürme kapı ve standart raylı bölme panoları ile iç mekânda devingenlik sağlanır. Kereste, kendi doğal dokusu ile ve boyasız bırakılır.
4/ Taşıyıcı elemanlar açısından benzerlik: Duvarlar taşıyıcı değildir; statik yükler, direklerle taşınır. Bina, döşemeyi toprağın neminden koruyan kazık ayaklar üzerine oturtulur. Bu karkas sistem, binalarda hafif, esnek, sağlam özellikleriyle depremlere, tayfunlara dayanıklılık sağlar.
Bir deprem ülkesi olan Japonya’da depremden zayiatın çok az olmasını bu yapı sistemi sağlamıştır. Ne var ki, bu ahşap karkas sistemle çok katlı yapılar inşa etme olanağı yoktur. Batının mimari üstatları yanında uzmanlaşan genç Japon mimarları, Batının yapı teknolojisini, yani betonarme ve çelik inşaat sistemlerini yurtlarına getirmişler, ama kendi kültür kaynaklarından ödün vermeden ‘’Modern Japon Mimarisi’’ni yaratabilmişlerdir. Elinize aldığınız bir ‘’Japan Architect’’ dergisindeki binaları incelerseniz, bu yapıların çağdaş yapılar olduğunu, ama binalardaki mimari üslûp açısından Japon kişiliğini hemen fark edebilirsiniz. Bu binalarda gelenekselin taşıyıcı ahşap direkleri, yerlerini betonarme kolonlara veya çelik kafes sistemlere terk etmişlerdir.
Ne var ki 1923 yılında Japonya’da oluşan büyük deprem, mühendis ve mimarlara zor günler yaşatan bir deprem olmuştur. Bu depremde, yapılardaki taşıyıcı sisteme bir şey olmamış, ama kâgir dolgu duvarları çökmüş, sonuçta mal ve can kayıpları yaşanmıştı. Bu depremden alınan dersten sonra dolgu duvarları da betonarme perde olarak inşa edilmeye başlanmış, konut mimarisinde iç bölme duvarlarda geleneksel hafif bölme panolar kullanılmıştır.
Maekewa ve Kenzo Tange gibi ünlü mimarlar, Avrupa ve Amerika’da inşa edilen yapılardaki taşıyıcı sistem kesitlerinden 4 – 5 misli daha geniş ebatlı ve daha dayanıklı kunt betonarme yapılar inşa etmişler, deprem yıkımlarının önüne geçmişlerdir.
İkinci Dünya Savaşı sonunda, Japonya’nın uğradığı Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarıyla yaşanan yüz karası insanlık dramı ile uzun süre duraklama dönemine giren Japon mimarlığı ve mühendisliği, 1951 San Fransisco barış antlaşmasından sonra tekrar gelişmeye başladı. Bugünün Japon mimarlığı, Dünyanın en üst düzey mimarlık ve mühendislik yapılarını inşa ediyor.
Mimarlık dünyasının Nobel ödülü addedilen ve her yıl verilen Pritzker mimarlık ödülü, dört kez Japon mimarlarına verildi. Ödülü 1987’de Kenzo Tange, 1993’de Fumihiko Maki, 1995’de Tadao Ando aldı. 2010’daki ödülü yine iki ortak Japon mimarı, Kazuyo Sejime ve Ryue Nishizawa, Nagana’daki O-Museum ve Kanazawa’daki 21.Yüzyıl Çağdaş Sanat Müzesi projeleri ile aldılar. Mimarların, Batı dünyasında da gerçekleştirdikleri birçok proje bulunuyor.
Pritzker ödüllü ünlü mimar Kenzo Tange, bizim Tokyo Büyükelçilik binamızın da mimarıdır. Bina, dış ülkelerde bizi temsil eden en güzel, en anlamlı binalardan biridir. Ne var ki bizde mürüvvete endaze olmuyor. Mimar, 1980 – 90’lardaki başbakanımızın hanımına binayı beğendirememiş, beyaz mermer kaplamalar Hanımefendide mezarlık çağrışımı yapmıştı.
Son yaşanan şiddetli deprem, binalarda yıkımlara neden olmadıysa da bu sefer de bilindiği gibi tsunami belâsı büyük çapta mal ve can zayiatına neden oldu. Demek ki bundan sonra, Japon mimarlarına ve mühendislerine büyük iş düşüyor. Gerek şehircilik, gerekse yapı ve tesis inşasında tsunamiye karşı yeni fikirler üretmek ve uygulamaya geçmek zorunluluğundalar.
Bilim ve sanatın atbaşı gittiği, çağdaş ve ileri düzeyde olduğu Japonya’da, şehirci, mühendis ve mimarların, tsunami afetine karşı yeni çözümler üreteceklerine hiç şüpheniz olmasın.
yerguvenc@gmail.com
Erken uyardım Web sayfamdan. www.depremerkenuyari.com