Kusura bakmayın, bugün ‘’sinek küçüktür ama mide bulandırır’’ kabilinden bir konuya değineceğim. Aslında konunun çok fazla kimseyi ilgilendirmeyeceğinin de bilincindeyim. Politika ve spor konuları dururken bu kel alâka sunumumu lütfen hoş görünüz.
Konu küçük gibi görünse de ne yazıktır ki vatandaşına karşı vurdumduymaz davranan bir belediyemiz olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Belediyemizin şehircilik konusunda öyle ihmalleri vardır ki şaşmamak elde değildir. Kanalizasyon rögar kapağını açık bırakırlar, içine çocuk düşer ve boğulur, umursamazlar. Trafik yolunda çukur kazarlar, ikaz işareti ve bariyer koymazlar, araba içine düşer, bir ailenin ocağı söner ama hiçbir şey düzelmez. Belediyeye lânet okumakla kalırsınız.
Şimdi anlatacaklarım bu ölümlü kazaların (!) yanında devede kulak kalır. Yine de hiçbir uygar kentte olmaması gereken rezilliklerdendir.
Keyif benim değil mi, bazı akşamlar Kadıköy’den Beyoğlu istikametine doğru yola çıkarım. İstanbul’un akşama doğru daha da yoğunlaşan trafiğinde, özellikle günlerden Cuma ise yola araba ile çıkıp köprüyü ve arapsaçı trafiği aşmaya çalışanların aklından zoru var demektir. En iyi yol, Kadıköy iskelesinden Karaköy’e giden vapurla karşıya geçmek, oradan da tünelle Beyoğlu’na ulaşmaktır. Kabataş’a giden vapur ve finikülerle de Taksim’e ulaşabilirsiniz ama benim niyetim Beyoğlu’nun göbeğine ulaşmaktır.
Hakkını yemeyelim; denizyolları güzel çalışır. Düzenli olarak ve özellikle akşam saatlerinde 15 dakikada bir Kadıköy iskelesinden Karaköy’e kalkan vapurla 20 dakika içinde Karaköy’de olursunuz. Vapur rahattır; hele yeni vapurlara rastlarsanız çok daha rahattır. İsterseniz çayınızı içer, rastladığınız dostlarınızla muhabbet edersiniz. Vapur Kızkulesi’ni geçince iskele yönünde Kostantiniyye’nin Ayasofya ve zarif kubbe-minare kompozisyonunu, pruva yönünde Galata Kulesi ve çevresini, sancak yönünde yeni İstanbul’un gökdelenlerini, Boğaz girişini ve Köprüyü temaşa edersiniz.
![]() |
Vapur Karaköy’e yanaşır; çımacı palamarı bağlar, iskeleyi verir. Artık lütfen üzerinizdeki rehaveti atın ve dikkatli olun. Karaköy rıhtımına bağlı iskele yıllar evvel battıktan sonra her ne hikmetse bir daha yenisi yapılmadı. Vapur, yıllardır geçici olduğu söylenen dubaya yanaşır. Sizler, rıhtıma bağlanan duba üzerine çıkar, ikinci dubaya çıkarken tümsek şeklindeki maniayı aşarsınız. Karaya ayak basmak için çok daha muhataralı bir tümseği daha geçmeniz gerekecektir. Özellikle lodos havalarda sallanan bu iskeleyi geçebilmek, her yaşlı babayiğidin kârı değildir.
Çıktığınız Rıhtım Caddesi genişliğinin yarısını, boydan boya uzanan ikinci sınıf balık lokantaları işgal etmiştir. Vapurdan çıkan kalabalık, bu daraltılmış yolu rakı-balık kokuları arasından aşmaya çabalarken, lokantaların çığırtkan komileri yolunuzu keser. ‘’Buyurun, buyurun’’ ünlemleri ile kolunuzu çekiştirirler. ‘’Lâhavle’’ çekerek kurtulmaya çalışırsınız.
Düşünürsünüz. Bu lokantaların bina alt ve üst katları ile yetinmeyip yolun yarısını işgal etmelerine acaba kim ruhsat vermiştir? Kim bilir bu rezilliğin idamesi için ne paralar, ne mafia dümenleri dönüyordur. O zaman bunların kaldırılması, lokantaların nizami dükkânların içine çekilmesi, Belediyenin ve de Sayın Topbaş’ın boyunu aşıyor demektir. Kaldırılabilmeleri için ancak Sayın Başbakan’ın bu yoldan bir akşamüzeri geçmesi gerekir.
Çileniz daha bitmedi. Her biri iki karış yüksekliğindeki merdiven basamaklarından bir meydancığa çıkar, sonra alt geçit çarşısına inmek üzere merdivenlerden aşağıya inersiniz. Pasajın sonunda yine iki kademeli merdivenle yukarı çıkar, Tünel terminaline varmak üzere yola koyulursunuz. Bu yol, İstanbul’un en kalabalık ve en merkezi yeridir ama Allah muhafaza her an düşme tehlikesi içindesinizdir. Yer yer beton, yer yer asfalt parçalarından oluşan, gayrimuntazam ve çukurlara dolu meydancığı seke seke geçersiniz. Meydancığın bir kısmını uyanık araba sahipleri otopark olarak kullanırlar. Yağmurlu havalarda su birikintilerini ve çamur deryasını cambazlık yaparak aşar, nihayet tünel terminaline varırsınız.
Tünel, Londra metrosundan sonra yapılan Dünyanın ikinci metrosudur. Halkı Karaköy’den üst baştaki Galip Dede Semahanesine çıkan Yüksekkaldırım yokuşundan kurtarmıştır. Fransız mühendis Eugene Henri Gavand, 1869 yılında ilerici Sultan Abdülaziz Han’dan aldığı yap-işlet-devret beratı sonunda, kazma-kürek yardımıyla tüneli açmaya girişmiş ve tünel 1875’de işletmeye açılmıştır. Tünelin üst başında, Metro Hanın bodrumunda bulunan buhar makinesi, inen-çıkan vagonlara bağlı kayışı döndürür, bir katar yokuşu inerken diğer katar yokuşu çıkar, böylece fazla enerji sarfına gerek kalmazdı.
1971 yılında yapılan elektrifikasyon ile yenilenen işletme, 138 yıldır çalışmakta, bugün de büyük bir ihtiyacı karşılamaktadır.
Ne var ki İstanbul metrosunun bu güzel başlangıcı devam etmemiş, yakın zamanlara kadar İstanbul metrodan mahrum kalmıştı.
Velhâsıl-ı kelâm, artık Tünel Meydanına ve Rue de Pera’ya, Cadde-i Kebir’e, İstiklâl Caddesine ulaştık.
Bundan sonrası / Şam’da kayısı.
yerguvenc@gmail.com