27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Kamu İnşaat ve İhale İşleri

Sn. Başbakan’ın ‘Yatırımların önünde engel’ olarak nitelediği Kamu İhale Kanunu’nda yapılacak değişiklikler, bu sıralarda TBMM’de görüşülecek. Hükümet Sözcüsü Sn. Çiçek, değişiklik gerekçesi olarak, inşaat işlerinin ödeneği bulunduğu halde aylarca ihaleye çıkılamadığını, aşırı indirim yapılan işlerin sürüncemede kalarak daha pahalıya mal olduğunu, bu nedenle ihalelerde işlerin düşük fiyata değil, en uygun fiyata verilmesi gerektiğini, ihale komisyonlarının, işi en düşük fiyata vermeme yetkileri olduğu halde, en düşük fiyatı tercih etmemeleri halinde şaibe altında kaldıkları şeklinde bir demeç verdi.

Evet, Sözcü’nün sözlerine katılmamak olası değil. Adı geçen 4734 sayılı ‘Kamu İhale Kanunu’, 04.01.2002’de kabul edildi. Ancak, uygulamada aksayan yönleri olduğu gerekçesi ile, kabulünden bu güne kadar defalarca değişikliğe uğratıldı. Bütün bu değişikliklere karşın, kanun bir türlü istikrara kavuşamadı. Bu defa yeni değişiklikleri öneren kanun taslağı, tekrar karşımıza çıkıyor. Kanunun amacı, genel ve katma bütçe ödeneklerini verimli şekilde kullanarak, kamu inşaatlarının fen ve sanat kurallarına uygun kalitede, ekonomik maliyetle ve planlanan sürede tamamlanması ve tesisin toplumun hizmetine sunulması işlevini sağlamak olması gerekirken, bu işlevini bir türlü, olması gerektiği gibi sağlayamadı. Kanunun ilk taslağında, AB normlarına uyulması ve ihalede saydamlık, ilke olarak benimsenmişse de, sonradan çeşitli kaynaklardan sâdır olan önerilerle leylek, sağından solundan kırpıla kırpıla kuşa benzetilmiş, ama sonuçta kimseyi ne memnun, ne de tatmin edebilmiştir.

Kanun, son durumu ile AB’nin ve Dünya Bankası’nın yoğun eleştiri ve şikâyetlerine neden olmaktadır. Ancak, AB normlarına ne kadar uymaya çalışırsanız çalışın, ‘eşik değer’leri aşağıya çekmedikçe AB’yi memnun etmek mümkün olmayacaktır. Eşik değer kavramı şu: Belli bir limitin altındaki inşaat ihalelerine dış inşaat firmaları giremiyor; bu gibi ihalelere sadece Türk firmaları giriyor. Yeni değişiklikle, eşik değerin altında da olsa, ileri teknoloji gerektiren proje ve yapım işlerine yabancı uzman firmaların da katılımının sağlanması konuya çözüm getirebilir.

İnşaat sektörü, Türkiye ekonomisinin bel kemiğidir dersek fazla abartmış olmayız. Sektörün genel ekonomideki yeri % 7 gibi görünse de, bu orana % 10 mertebesindeki inşaat malzemesi üretimini ve nakliye sektörlerini de ilâve etmek gerekir. Konuyu istihdam açısından değerlendirirsek, sigortalı işçilerin % 15’inin yapı sektöründe çalıştığını görüyoruz. Ama bu rakam, sağlıklı bir rakam değildir. Sigorta kapsamı dışında küçük ve özel inşaatlarda çalışan geçici ve mevsimlik işçilerin varlığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle de, sektördeki vasıflı ve vasıfsız iş gücünün 2 milyon kişi olduğu var sayılmaktadır.

Kamu inşaatları, tüm inşaat sektörü içerisinde, yapı adedi açısından % 4, inşaat değeri açısından % 6 gibi oranlardadır. Gibi diyorum, çünkü bu oranlar, bütçe kanunları ve DPT yatırım programlarına göre her yıl değişim gösterebilmektedir. Bir de şu var: Bu oranlar, gözümüze az görünse bile, kamu yapıları, vatandaşın sosyal gereksinimlerini yerine getiren ve yaşamımızda önemli işlevleri olan yatırımlardır. Bu yatırımlar, karayolu, demiryolu, liman, hava alanı, akaryakıt boru hattı, köprü, tünel, baraj, sulama, içme suyu, kanalizasyon, arıtım, telekomünikasyon, enerji tesisleri,… gibi alt yapılar ile yönetim, sağlık, eğitim, kültür, spor, konut,…gibi sosyal önemi olan bina yapılarıdır.

Bütün bu yapıları bilfiil yapan meslek grubu, inşaat ve tesisat yüklenicileri (müteahhitleri) ve firmalarıdır. Yüklenicilerin % 53’ü özel sektörde, % 14’ü kamu sektöründe, % 32’si her iki sektörde, % 1’i ise yurt dışında hizmet vermektedir.

Kamu İhale Kanunu’nun kabulünden sonra, kamu sektöründe iş yapan yüklenici ve şirketlerin sayısı, eskiye göre % 100’e yakın artış göstererek 110 bine ulaşmıştır. Yıllık ihale edilen küçük – büyük iş sayısı ise 10 bin kadardır. İşte, ihalelerdeki yüksek indirim oranlarının nedeni, bu arz – talep dengesizliğinden ileri gelmektedir. Yani, âmiyâne deyişle yüklenicinin ekmeği, aslanın ağzındadır. Siz, yasalara istediğiniz kadar önleyici maddeler koyun, arz – talep dengesini sağlamadan bu kıran kırana rekabeti önleyemez ve anormal indirim oranlarını aşağıya çekemezsiniz.

Ekonomi devi, koskoca ABD’de 500’ü uluslar arası standartlarda iş yapabilecek kapasitede olmak üzere 40 bin inşaat firması var. Bu firmaların her birine iş sağlayacak oranda da inşaat işi var. 

Yeni İhale Kanunu, 2886 sayılı eski İhale Kanunu’na göre verilmiş ‘Müteahhitlik Karnesi’ sistemini iptal etti. Bir işe talip olmak için, evvelce yaptığı benzer işe ait ‘iş bitirme belgesi’ ibrazını yeterli gördü. Ancak, bu iş bitirme belgelerinin suiistimal edildiği, bu işle ilgilenen herkesin bildiği bir gerçek. Politikaya bulaşmış dairelerden, belediyelerden, beldelerden, ahbap çavuş ilişkileri ile elde edilebilen hak edilmemiş veya abartılmış iş bitirme belgeleri ile kamu işlerine talipli sayısı 110 bine çıktı. Arz edilen işlerin azlığı nedeni ile ortalama % 10 iş alabilme şansı olan (o da normal şartlarda) bir çok deneyimli ve işi yapmaya muktedir yüklenici işsiz kalırken, gözü kara olanlar yüksek indirim oranları ile, arkasını bir yerlere dayayıp iş bilenin – kılıç kuşananın ilkesine uyanlar normal indirimlerle, birkaç işe birden sahip olabildiler. Bu gibiler için, zaten zamanında ve kaliteli iş teslim etmek çok da önemli değildi. Örneğin, bölünmüş yollar fiyaskosunu biliyorsunuz. Bir çok yol, bir kışa bile dayanamadan bozuldu. Keza İstanbul, İstiklâl Caddesi’nin hal-i pür melâli, yöneticileri mahcup duruma düşürdü.

Kanunun tadilinden sonra, bütün aksaklıklar düzelecek mi? Hiç umuda kapılmayın. Burada, kanundan sonra çıkarılacak yönetmelikler, tüzükler, kararnameler, genelgeler,…önemli. Bir de yasayı uygulayacak olanlar daha önemli. Peki, ne yapmalı? Yapacak çok şey var. Yapılması gerekenleri, sorumlu mevkilerdeki uzmanlar, her halde hükümete sunmuşlardır. Ciddî çalışma isteyen konuyu, bu küçük ve popüler yazı içerisinde sıralamak olanaksız; ama şu anda aklımıza geldiği kadarını yazalım: 

Tekrar, eski müteahhitlik karnesi sistemine dönülmeli, ancak karne tevziinde çok titiz davranılmalıdır. Ciddî iş yapan yüklenicileri titizlikle seçecek, en küçük yanlışlarda dahi karne iptaline gidecek esaslar getirilmelidir. Karneleri, yüklenicilerin mâlî ve teknik kapasitelerine göre daha çok sınıflara ayırmak suretiyle, firmaların boyutlarına göre iş alma olanakları sağlanmalıdır. Karne kuruluna alınacak bürokratlarda belirli kriterler aranmalı, gelişi güzel kişilerin kurula atanmaları yönetmeliklerle önlenmelidir. Her hal-ü kârda yükleniciler arasında ciddî eleme yapılmalı, karne hâmili sayısı 30 bini geçmemelidir. Böylece, firmaların ortalama üç yılda bir iş almaları sağlanmış ve normal rekabet ortamı yaratılmış olur. Peki, ihalelere giremeyecek 110 – 30 = 70 bin kişi ne yapsın? Bunlar zaten taşeron kalitesinde olan, bazıları da inşaatla hiç ilgisi olmayan insanlardır. İnşaat firmalarında taşeronluk yapabilirler, diğerleri de kendi aslî işlerine dönerler.

İhale evresinin çabuklaştırılması için, ilân süreleri kısaltılabilir. En önemli husus, tekliflerin değerlendirilme evresindeki aksaklığın giderilmesidir. Çünkü, bu gün, her dairenin değerlendirme kriterlerinde farklılık görülmekte, politik baskılar veya diğer nedenlerle iş, istenilen yükleniciye yönlendirilebilmektedir. Bu, gerek yönetime, gerekse yükleniciye şaibe getiren, kendilerinden olanların tercih edildiği gibi dedikodulara neden olan bir husustur. Hatay’da ortaya çıkan, tipik yerel politikacı oyunu, ‘Ali Dibo’ (bu ismi ilk defa duydum) tipi ihalelerden rahatsız oluyorsak, ihaleleri matematiksel kesin formüllerle sonuçlandırmanın, Türkiye’nin her yerinde ve her dairesinde aynı sonucun alınabilmesini sağlamanın çaresi vardır. Aşırı düşük ve aşırı yüksek teklifler, belirli hesap usulleri ile elenir. Uygun teklif, indirim oranları ve yüklenici değerlendirme puanlarının, belirli formüllere tatbiki ile bulunacak ortalamayı tutturan tekliftir. (Bizler, sorumlu mevkilerde iken, bu formülleri sağlamış, işleme koydurmuş ve çok iyi sonuçlar almıştık; bu sistemden niçin dönüldüğünü anlamak zor.) Bütün bunların yanında, ihale mafyasına ve anlaşmalı ihalelere göz yumulmamalı, bu eylemler olabildiğince önlenmelidir. Dikkat ederseniz, olabildiğince diyorum. Sahte para basmayı nasıl kesinkes önleyemiyorsak, anlaşma yapanlar da her yasa, yönetmelik, yönergede bir açık kapı bulabiliyorlar.

İhale sonuçlarının yönetimin inisiyatifine bırakılarak, ihaleyi alanı saptamak üzere, bir ay, iki ay gibi uzun zamanlara sarkıtılarak açıklanması da yatırımları geciktirdiği gibi, o ihale üzerinde dedikodu ve bazı spekülâsyonların doğmasına neden olmaktadır. İhale komisyonlarında, teklif mektuplarının açıldığı gün geçici ihalenin sonuçlandırılması için gerekli mevzuat değişikliği yapılmalıdır. Zaten, matematiksel formül kabul edilirse, bu sakınca ortadan kalkacaktır. İhalenin, Kamu İhale Kurumu’nca kesin onayının çok beklemeden yapılması da incelemenin olabildiğince hızlandırılması ile sağlanmalıdır.

İhaleye giriş için gerekli ‘Yeterlik Belgeleri’nin kriterleri ve değerlendirmeleri, ihale sırasında nedenleri gösterilerek açıklanmalı, puanlamada bürokratın kişisel kanı puanını gösteren sütun, mutlaka kaldırılmalıdır.

Değişiklik kanunları ile kanun kapsamı dışında kalan KİT’ler, BİT’ler, % 51’in üzerinde hissesi olan devlet şirketleri, su, enerji, ulaştırma, telekomünikasyon sektörleri ve buna mümasil kuruluşlar, tekrar kanun kapsamı içinde yer almalıdır.

İhale safhasındaki ihtilâflar Kamu İhale Kurumu’nda, yapım safhasındaki ihtilâflar Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu’nda, Yüksek Fen Kuruluna itirazlar ve yurt genelindeki diğer inşaat ihtilâfları Bayındırlık Kurulu’nda çözülmelidir. Bu kurulların görev ve sorumlulukları, Bakanlık teşkilât kanununda belirtilmiştir. Genel bütçeden yapılan ihale ve yapım işleri, çeşitli bakanlıklarda oluşturulmuş bulunan, meslek hiyerarşisi oluşmamış, birikimsiz ve deneyimsiz inşaat büroları, lâğv edilerek bu konulardaki tek yetkili merci, yine eskiden olduğu gibi Bayındırlık ve İskân Bakanlığı olmalıdır.

Şimdi, bina yapım işlerinin temelini oluşturan mimarlık konularının devlet yapılarındaki durumuna değineceğim. Ne yazıktır ki, devlet yapılarında mimarlık mesleğine gereken önem verilmemektedir. Bina inşaatlarında, ‘Birim fiyat sistemi’ terk edilerek ‘Anahtar teslimi götürü bedel’ sistemine geçilmiştir. Bu sistem, yapı işleri için daha uygun bir sistemdir ve bu sisteme devam edilmelidir. Ancak yükleniciye yerine uygun, eksiksiz ve ayrıntılı proje ve şartname vermek şartı ile. Bunun için de, jeolojik, topoğrafik, meteorolojik veriler dikkate alınmaksızın kamu tarafından hazırlanan veya serbest ofislere hazırlatılan tip proje uygulamasından kesin kes vazgeçilmelidir. Tip projeler, çevre faktörleri ve arsa / arazi koşulları belirlenmeden, sanal vaziyet planı yapılarak, her yerde ve her koşulda uygulanmak üzere düzenlenmiş projelerdir. Tip proje uygulamaları sonucunda, ayni projeli okula, aynı projeli hastaneye, aynı projeli adliye binasına, düz arazide de, meyilli arazide de, Kars gibi soğuk iklimde de, Antalya gibi sıcak iklimde de rastlarsınız. Artık bundan sonra, her arsanın / arazinin özelliklerine ve çevre koşullarına göre, her bina için ayrı proje yaptırmayı külfet addetmemek, yerine uysun uymasın, tip projelerle uygulama yapmak ilkelliğinden kurtulmamız gerekiyor. 

Artık, mimar sayısının bin cıvarında olduğu yıllar çok geride kaldı. Bu gün yurt yüzeyine yayılmış 33 bin mimarımız, bunun çok üzerindeki sayıda statik ve tesisat mühendislerimiz var. Büyük ve önemli yapılar için yarışmalar açılmalı, diğer yapılar için serbest mimarlık ofislerinde, ama her yapı için ayrı jeolojik etütler, mimari, statik ve tesisat projeleri, mahal listeleri, imalât tarifleri ayrıntılı olarak hazırlanmalı, AB standartlarına uygun projeler elde edilmelidir. Ancak, tam ve mükemmel proje elde etmek için de mimarın hakkını vermek, ihalelerde birbirlerine kırdırmamak gerekir. Bu gibi mimarlık ve mühendislik hizmetlerini elde etmek için kanuna özel maddeler eklenmelidir. Bu günkü proje ihale sisteminin devamı halinde, ‘ne ka köfte, o ka ekmek’ örneği, yetersiz ve ayrıntısız projelerle yetinmek durumunda kalırız.

O zaman da, Avrupa’da, Amerika’da gördüğümüz, filmlerde seyrettiğimiz Adalet Saraylarını yurdumuzda göremeyiz. Yine özel sektörün inşa ettiği ofisleri, konut sitelerini, ciddî mimari etüt ve itinalı inşaat denetimi ile gerçekleştirilmiş, örneğin İstanbul’da özel vakıflar eli ile yaptırılan bir Işık Lisesi, bir Darüşşafaka Lisesi gibi okulların mimari düzey ve inşaat standardını, devlet okullarında yakalayamayız.

Şu var ki yukarıda saydığım hususların tümü, bir kanun çerçevesi içinde yer alamaz. Ama önemli olan, kanunun gerekçe ve ruhunun, modern teknolojinin uygulanmasına olanak verecek esasları içermesidir. Kanuna uygun yaptırımları saptamak, yönetmelikleri hazırlamak ve kabul ettirmek ise, üst düzey bürokratlara ve işin uzmanlarına kalıyor.

NOT: Meslekten olmayanların da rahatça okuyabilmeleri için olabildiğince çaba harcadım. Bilmem başarılı olabildim mi?
Yayın Tarihi : 12 Mayıs 2006 Cuma 13:58:16


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Mahir hillez IP: 78.161.94.xxx Tarih : 17.05.2008 18:07:08

yapım müteahhiti veya yüklenici kavramları na net tanımlar getirilmeli.Nasıl doktor olmayan, bir şirket adı altında doktorluk yapamayacaksa,her kişide şirket adı altında müteahhitlik yapmamalıdır. İdarelerin, keyfi ihale iptal etme yetkisine,itirazen şikayet hakkı kaldırılmamalıdır.


niyazi kuyumcu IP: 78.179.42.xxx Tarih : 15.07.2008 10:12:16

ben mutahhıt karnelerının ıptal nedenlerını anlıyamıyorum verılen haklar gerı alınmaz yılların bırıkımı ne olacak sohte iş bıtırmeler olabılır bunların onune kım geçecek zaten namuslu ınsanlar az kadı yuzde 40 kıanlara iş verılıyor beton malıyetlerı bellı ben anlıyamıyorumk yorum sızın ıyı gunler