19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Kent Değerleri Teker Teker Elden Çıkıyor

Evet, kentlerin, özellikle İstanbul’un tarihi ve mimari değerleri, kentleri kent yapan ve de kentlinin anılarında yeri olan tesisler, rant getirisi, kazanç hırsı uğruna teker teker elden çıkıyor. Hiçbir akl-ı selim bu hırsın önüne geçemiyor. Hiçbir merci bu hırsa boyun eğmemezlik edemiyor. Peki, dilediğini yıkmak, dilediğini inşa etmek, velhasıl bu başına buyrukluk nereden ileri geliyor? Çünkü kentte yasalarla güvence altına alınmış bir imar otoritesi yok. Üstelik kent imarına çok başlılık hâkim. Belediyeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), …hepsi kendi başına buyruk, diledikleri imar planını yapar, kenti yamalı bohçaya çevirirler. Koruma kurulları zaten eski özerkliklerini yitirdiler. İkinci zaaf, her bir kuruluş ve sözü geçen herkes, kent bütünlüğüne bakılmaksızın parsel bazında imar değişikliği teklif edip onaylatabiliyor. Bu yetki karmaşası ve mevzii değişimlerle sağlam ve kararlı bir imar bütünlüğünden söz edebilir misiniz?

Emek Sineması salonu

Son günlerin konusu, Beyoğlu, İstiklâl Caddesi üzerindeki Cercle d’Orient (Serkldoryan) ismiyle maruf bina ve beraberindeki Emek Sineması’nda yapılmak istenen yıkım ve tadilât. Sinema sanatçısı, film festivali organizatörü, basın, sanat ve edebiyat mensubu ve diğer aydınlardan önemli bir kesim, Emek Sineması’nın yıkımı ile göstermelik benzerinin (?) üst katlara yapılmasına karşı çıkıyorlar. Bir yıl evvel sinemanın yıkılmayacağına teminat vermiş bulunan Kültür Bakanı, bu defa sinemanın yağlı ve kirli olduğundan bahisle yıkılması gerektiğini, sinemanın aynısının 8. kata yapılacağına teminat veriyor.

Tadilâta uğrayacak blok, birbirleri ile irtibatlı Serkldoryan, Skentini ve Melek Apartmanları ve diğer iki binadan oluşan bir kompleks. Melek Apartmanı zemin katı, buz pateni salonu iken, 1924 yılında sinema salonuna dönüşmüş, sahnenin iki yanındaki melek figürleri nedeni ile Melek Sineması adını almış. Salon arnuvo, bina barok, rokoko stilde bir yapı. Mimarının adını bulamadım. Bina, Emekli Sandığı mülkiyetine geçince Emek Sineması adını almış. Burada mimari değerinden daha önemli olan husus, sinemanın 86 yıllık yaşamında İstanbulluların anılarında yerini almış, film festivallerine sahne olmuş, velhasıl bu kentin ve kentlinin benimsediği bir yapı olmasıdır. Bu nedenle dahi sanatsever kentliye saygı duymak, salonu muhafaza etmek gerekir. Kentin hafızasını alzhaymere uğratmaya kimsenin hakkı yoktur.

İstiklâl Caddesi üzerindeki Cercle d'Orient binası
 

Dikkat ettiyseniz ana bina olan Serkldoryan binasının yıkım ve tadilâtından şikâyet eden yok. Bu değerli binanın, tiyatro dekoru gibi sadece dış cephelerini muhafaza ederek içinin boşaltılması, içine alışveriş merkezi yerleştirilmesi her halde fazla kimseyi ilgilendirmiyor olsa gerek. Hâlbuki güngörmüş, tarih yaşamış binaların da canlı varlıklar gibi ruhu vardır. Avrupa’da tarihi ve mimari değeri olan binaların orijinal hüviyetini bozamaz, kılına dokunamazsınız. Böylesine değerli yapıların sadece dışını orijinal bırakmak, içine yeni işlevler vermek, bende avladıkları aslan veya geyiğin içini samanla doldurup malikânelerinde teşhir eden ve bundan iftihar payı çıkaran burjuvaları çağrıştırır.

Bu değerli bina, halkın Avrampaşa diye telâffuz ettiği Abraham Paşa tarafından 1884 yılında Mimar Alexandre Vallaury’ye yaptırılmıştır. İstanbullu Levanten mimarın, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Galata Osmanlı Bankası, Haydarpaşa Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (eski Haydarpaşa Lisesi, şimdi Marmara Üniversitesi), Cağaloğlu Düyun-u Umumiye (İstanbul Erkek Lisesi), Beyoğlu Pera Palas Oteli ve daha birçok eseri, İstanbul’umuza armağanıdır.

Emek Sinemasına birçok kereler gitmişliğim vardır. Bir kentli olarak, Yeşilçam Sokağından gişe holü, fuaye ve partere düzayak geçişle salonun mimari konseptini ve Dünya filmlerini izleme anılarımı, üst katlarda yapılması düşünülen taklit salonda bulacağımı düşünemiyorum. Aynı blokta, sonra Komedi Tiyatrosu olan İpek Sineması ve Rüya Sineması da anılarımızda yeri olan salonlardır. Serkldoryan binasını, dostum ve meslektaşım Levent User’in daveti ile Büyükkulüp’ün tertiplediği yılbaşı balosu gecesi görmüştüm. Bina, mimari konsepti, duvar ve tavanlarındaki barok ve rokoko süslemelerle bir saray yavrusu hüviyetinde idi. Keza merhum Cihat Burak’la binanın asma katında bir Devlet Resim Galerisi tertiplemiştik. Bu mimari ve tarih anıtının değerbilmezler elinde bozulup AVM’ye dönüşmesine içim elvermiyor.

Şimdi biraz da alış-veriş merkezleri (AVM) üzerinde duralım. AVM’ler, müşterinin yeme-içme ürünlerini, giyim-kuşam, eşya gibi ihtiyaçlarını bir arada alabildiği komplekslerdir. Halkı cezp edebilmek için yeme-içme alanları, çeşitli filmler gösterebilen müteaddit cep sinemaları, çocuk oyun ve buz pateni salonları da kompleksin içinde yer alır. Toptan alınan maddelerin taşınabilmesi için araba gerektiğinden geniş otoparkları bulunur ve nispeten kent çeperlerinde inşa edilirler. Bu bir Dünya standardıdır. Bizde ise bu gibi tesisler, olabildiğince kentin göbeğine oturtulur. Hâlbuki uygar bir kentin gelişmiş, ticari bölgelerinde alış-veriş eylemi cadde ve sokaklarda yer alan mağaza ve butiklerde yapılır. New York, Paris, Londra, Madrid, Milano gibi metropollerde cadde mağazacılığı vardır. Bu arada kafe ve restoranlar da cadde ve sokaklara renk katarlar. Oralarda kentin merkezinde AVM’lerin devasa binalarını göremezsiniz. Şükür ki kentimizde Nişantaşı’nda, Bağdat Caddesinde, İstiklâl Caddesinde gelişmiş cadde mağazacılığını ve kafe-restoranları görebiliyoruz. Buna karşın Nişantaşı’na yapılan AVM’nin semte ne katkısı olduğunu merak ediyorum. Şimdi Serkldoryan ve yanındaki eski Saray Sineması bloğunda yeni AVM’ler İstiklâl Caddesi üzerinde arz-ı endam edecekler. Cadde boyunca sıralanan, ara sokaklara kadar yayılan güzel mağaza, butik, kitapçı, çiçekçi, resim galerisi, restoran, kafelerde ister istemez yaratılacak talep düşüklüğü reva-i hak mıdır? Böyle yerlerin gelişmesini belediyenin desteklemesi gerekmez mi? Yoksa buralarda da mı bir yandaş firmanın rantı uğruna, Ferhan Şensoy’un ‘Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’ oyununu oynatacaksınız?

Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Topbaş’ın her şeyden evvel mimar olduğunu hatırlayıp Emek Sineması’nı kurtarmasını, ana binada yapılacak yeni yerleşimin orijinal mimariye ve süslemelere olabildiğince az müdahale ile gerçekleştirilmesini temin etmesini diliyorum. Yoksa iş yine tek dayanağımız Mimarlar Odası İstanbul Şubesinin hukuksal yollara başvurmasına kalacak demektir.


yerguvenc@gmail.com  
 

Yayın Tarihi : 23 Nisan 2010 Cuma 11:25:26


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 85.103.114.xxx Tarih : 25.04.2010 10:34:40

İlahî Yılmaz, "türban" ve "uhreviyat" sorunlarının dayanılmaz cazibesi varken Serkldoryan'ın akıbetini, zaten yürünebilecek hâlden çoktan çıkmış İstiklâl Caddesinin başına gelecek cehennemî durumu kim takar? Her şey mantıkla mı yürütülecek? İman kuvveti ile oraya da AVM yapıverirler; ne olacak?

Neden yeni siyasî iktidar tam kadro türbanlı eşleri ile geldiler?!. Mantığın yerini "İmân" alsın diye. İmânın mükâfatını da görmüyorlar mı?


haluk balaban IP: 88.228.221.xxx Tarih : 25.04.2010 18:57:45

sadece istanbulmu ? Ankara hamamönüne gelinde tarihi evlerin yağmacı Altındağ belediye meclis üyelerinin nasıl eline geçtiğine bakın ? Ankaralıların elinden hacı murat parasına aldıkları evleri devletin kesesinden uneskodan alınan paralarla nasıl bedava restore ettirip rant elde ettiklerini görün. ve 200 yıllık dutlu sokak 277 parsel 11 ada 21 no daki tarihi evi kökten yıkıp yerine sahte ankara evi inşaa ettiklerini görün. ve bu evin içinide restore ettik  büyülü bir yapı oluşturduk diye öğünen başkan tiryakinin balonlarını dinleyin üstelik bu eve kültür bakanını ve ankara valisini çağırıp anı defteri imzalatıp çekul vakfından ödül almasıda cabası .. yalanlayacak varsa HODRİ MEYDAN belgeleri sunayım.


M. Levent User IP: 217.131.172.xxx Tarih : 27.04.2010 18:51:03

Yilmaz Agabey,

Cuma gunku yazini yeni okudum. Cok duygulandim. O yilbasi’ni hatirlaman. Buyuk incelik. Emek sinemasinin, benim gencligimde de yeri buyuk. Taskisla’da uzun proje gunleri ve gecelerinin sonunda, talebe bileti ile Beyoglun’da sinemaya gitmek, kendimize verdigimiz hediye idi. Emek, Yeni Melek ve sonra Ruya. Eger, aksam ise Karaca tiyatrosunda Toto Karaca. (Cem Karaca sinif arkadasim idi, liseden)

Seneler sonra klube uye oldugumda, Cercle d’Orient binasini gezmek firsatini elde ettim. O zamanlar klub faliyetini verebilmek icin cok zorlanan mutfak, depo ve salon’u yikip tadil etmek istiyorlardi. Guzelligine hayran oldugum bu binaya elimden geldigi kadar dokundurtmadim. Sanirim, sadece asansoru elden gecirmek ile yetindiler ve yazlik binaya agirlik verildi. Sonralar, sanirim ben yurtdisinda iken klup elden cikarmis binayi. Enistem, rahmetli Lutfu Tokoglu ile, (o siralar parlemanter ve klup YK uyesi idi) bu konuda defalarca tartistik. Kader’e bakin ki ben, tarihi bir binayi klup bunyesinde tutmak istedigim icin gerici ve tutucu gorunumunde kaldim, o ise ilerici ve modern fikirli. Binanin icinin degismesine de uzuldum. O guzelim freskolar, alci, siva ahsap islemeler ne oldu acaba?
Insallah, Mimarlar Odasi bu konuda bir seyler yapar. Cehalet korkunc bir hastalik, koca bir ulkenin kulturunu yavas yavas olduruyor. Sevgiler.