27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Lonca Kültürümüz

Orta Asya’dan dalga dalga gelen Türkmen-Oğuz boyları, kısa zaman içinde Rum, Ermeni, Arap, Acem, Kürt, Zaza, Lâz, Moğol, Kıpçak, Tatar, Çerkez, Arnavut, Pomak, Boşnak… azınlık halklarıyla Anadolu potasında buluşmuş, kaynaşmış ve tarihin Türk, coğrafyanın Türkiye dediği ulus ve anavatan oluşmuş. Her halde bu nedenle olsa gerek, fiziğimiz ve fizyonomimiz Orta Asyalı kardeşlerimizden farklı, ama ne de olsa gönlümüz onlarla bir.

Böylesine bir ırk karmaşası içinde, nasıl olup da diğer unsurların önemli bir kısmını asimile edebilmiş ve Türk, başat ve egemen bir ulus olabilmiş acaba? Elbette ki devlet kurma başarısı, dini, renkli folkloru, edebiyat, yaşam ve sanat kültürü ve de özellikle sağlam ve matematiksel ilkeleriyle yaşayan Türkçe ile. Göçmen ruhu, yeni yurdunu benimseyince yerleşik ruha dönüşüveriyor; yeni yurdunda ekiyor, biçiyor, üretiyor ve ticaret yapıyor.

Bu girizgâhtan sonra sözü, Selçuklu ve Osmanlı tarihimizde önemli yeri olan, üretim ve tecim örgütü olması yanında etik değerler de içeren Lonca kültürümüze getireceğim.

Loncalar, üretim, tecim ve hizmet sektöründe, aynı uğraşta olan kişilerinsosyal, ekonomik, kalitatif ve özellikle de etik düzenini sağlayan bir örgüttü. VII. veya VIII. yüzyıllarda başlayan Fütüvvet (Ar. Kaynaşma, dayanışma) ve Ahîlik (Ar. Kardeşlik) hareketi, loncaların temelini oluşturmuştur. Loncaları, bir bakıma günümüzün üretim, tecim ve diğer meslek odaları ile de özdeşleştirebiliriz. Avrupa’da aynı işlevde olan ve etik değerler içeren operatif mason locaları, özellikle inşaatçılık ve mimarlık mesleğinde uzmanlaşmış bulunuyordu.

Türk Lonca esnafı, iki ana grupta toplanır: Üretim ve satış yapanlar ile hizmet görenler. Üreten ve ürettiğini satanlar, örneğin yemeniciler, bakırcılar, kurşuncular, demirciler, dokumacılar, mutaflar ve keçeciler, ipekçiler, kilimciler, marangozlar, semerci, eyerci ve koşumcular, … her biri ayrı loncalarda, arasta denilen ve aynı iş dalını içeren toplu ve sıra dükkânlarda icra-i sanat eylerlerdi. Hizmet grupları ise hancılık, hamamcılık, kahvecilik, berberlik, sakalık, tatlıcılık, terzilik, nalbantlık, dülgerlik, arabacılık, hamallık gibi mesleklerde çalışanlardan oluşurdu.

Lonca mensubunun, her şeyden evvel dürüst ve ahlâklı olması, işinin, uğraşının hakkını vermesi ve meslektaşlarını kardeş olarak kabul etmesi gerekirdi. Aynı malı imal eden ve satan esnaf, müşteriyi siftah yapmamış dükkâna yönlendirirdi. İşi bozulan esnafa yardım edilir, bu yardım çevreye sezdirilmeden yapılırdı. Yardım, vereni mağrur, alanı mağdur etmemeli idi. Tabii ki bu hasletleri kazanabilmek, ancak mesleğin ve loncanın içinde pişmekle kazanılabilirdi. Loncaya yeni giren çırak, bilgi ve görgü kazanımlarını arttırarak ve sınavlardan geçerek, peştamal (önlük) kuşanma törenleriyle kalfa ve daha sonra usta niteliğini kazanabilirdi.

Her mesleğin birer pîri olurdu. Lonca mensuplarının, pîrine saygıda kusur etmemesi, ehliyet, güven, doğruluk, tövbe, hidâyet ve uyum kurallarını benimsemesi ve geliştirmesi gerekirdi. Aksi hâlde öğüt vermekle başlayan, cereme, dükkân kapatma, dayak, dışlama ve loncadan tardedilmeye kadar varan cezalar uygulanırdı. Örneğin, bir yemenici, derinin uygun olmayan bir yerinden pabuç dikmişse, o pabuç, evvelâ teşhir edilir, sonra dama atılırdı. Halk arasında gözden düşenler için kullanılan “Pabucu dama atıldı” sözü bu eylemden kalmış kalsa gerek.

Loncaların yönetim kadrosu, lonca üyeleri tarafından ve gizli oyla seçilirdi. Şeyh, o loncanın başıdır; çırak, kalfa, usta törenlerini yönetir; gerekirse ceza uygular ve de kararları kesindir. Kethüda, hükümetle lonca arasındaki ilişkileri düzenler. Nakib, Şeyh ile esnaf ilişkilerinin aracısıdır. Yiğitbaşı, ham madde dağıtımını yapar; aynı zamanda çırak, kalfa ve ustalar arasında disiplini sağlar ve törenleri yönetir. Ehl-i Hibre, kalite kontrolü ve fiyat tespiti yapar. Muhtesib, çarşı-pazar denetimlerini yapar. Kadı, seçilen yöneticileri hükümet adına onaylar, sicile kaydeder ve denetlerdi.

Ustalığa terfi töreninden bir örnek verelim: Yabancıların olmadığı özel bir mekânda, örneğin bir kahvehanede toplanılır. Yiğitbaşı usta adayına üç kez sorar. “Kalfa kardeş, sen ustandan, ustan senden helâlleşme aldınız mı?”, “Aldık Yiğitbaşım”. Sonra hangi iş kolundaysa kalfaya o işin imali yaptırılır. Meta beğenilirse Şeyh, adaya usta önlüğünü kuşandırır; kalfa ustalığa terfi ettirilmiş olur. Yeni usta kendinden kıdemlilere kahve ısmarlar, onlarla beraber sohbet etme olanağına kavuşur.

Lonca mensubu erkektir; kadınlar loncaya alınmaz. Erkek, evden çıkar, abdest alır ve câmide sabah namazını eda ettikten sonra tekrar eve gelir; kahvaltı yapar. İşine gider, dükkânını besmele ile açar. Diğer lonca mensupları ile beraber saf tutulur, esnaf duası okunur; sonra işe başlanır. Öğle yemeği loncada, akşam yemeği evde, aile ile birlikte yenir. Yemeğe çorba ile başlanır. Sebzeli bir tencere yemeği, ardından börek veya pilav ve yanında ayran veya hoşaf içilerek devam edilir. Türk mutfağı çok zengindir. Kebaba fazla itibar edilmez, hamur işleri daha hâkimdir. Bilirsiniz, batı ülkelerinde yemekler piştikten sonra yanına sos ilâve edilir. Türk mutfağında sos, yemekle birlikte pişer; daha lezzetli olur. Gece sohbetlerinde, Yunus Emre ve diğer âşıkların şiirleri dile getirilir. Yatsı namazından sonra, erkenden yatılır ve sabah erken kalkılır.

Evlerde, alt katta ahır, samanlık, kiler, bir de kış odası vardır. Üst katta başoda ve diğer odalar hayat etrafında sıralanmıştır. Oturma, yemek, yatak odaları ayrılmaz; odalar kişiye özeldir. Yatak, yüklükte durur, gece serilir. Oda içinde gusülhane bulunur. Hafta sonları çarşı hamamına gidilir. Hayvanlara sevgi ile yaklaşılır; evlerin dış duvarlarına kuş köşkleri yapılır.

Evle işyeri arası, genellikle yürüme mesafesindedir. Yazları bağ evlerine göçülür. Bağ evinden işyerine gidiş gelişlerde eşek kullanılır.

Kadınlar, kış evinde normal ev işleri dışında, ahırda hayvan bakımı yapar, süt sağar, yoğurt ve peynir imal ederler. Yazın bağ evinde kış için et kavurma, kuru bamya, hoşaflık kuru meyve, pekmez, pestil, turşu, tarhana, bulgur hazırlarlar.

Giyim-kuşamda rahatlık ve güzellik ön plandadır. Kıyafet, erkeklerde içlik-üstlük-dizlik-başlık olarak dört çeşittir. Baştan geçirilen ve belden bağlanan giysi içliktir. Cepken üstlüktür. Şalvar, kuşak, çorap, çizme, çarık, yemeni dizliktir. Keçe külâh başlıktır. Kadınlar, özellikle yörük kadınları, giyimlerine çok önem verirler. Yörük giysilerinde mutlaka çiçek, Türkmen giysilerinde geometrik desenler bulunur. İçlik, hırka üstlük, çalışırken şalvar, normal yaşamda uzun entâri, yün çorap ve edik giyer, oyalı yazma ile örtünür, altın alınlık takarlar. Tören kıyafeti, erkeklerde kaftan, kadınlarda bindallıdır.

Müzik enstrümanları da çok çeşitlidir. Davul-zurnadan ibaret değildir. Batı enstrümanlarının sayısı 10’u geçmezken, bizde sadece 10’u aşkın telli saz vardır. Oyunlarımız da çok çeşitli ve ilginçtir. Trakya’da hora tepilir, çiftetelli, karşılama ve kasap havası oynanır. Ege’de zeybek, İç Anadolu’da misket ve kaşık oyunları, Karadeniz’de horon, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da halay, Kuzeydoğu Anadolu’da bar oynanır.

Sizlere lonca kültürümüzden ve lonca esnafının iş ve sosyal yaşamından ve de engin folklor zenginliğimizden bir kesit sunmaya çalıştım.


yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 6 Nisan 2012 Cuma 12:15:56


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 88.243.239.xxx Tarih : 9.04.2012 10:15:19

Sevgili Yılmaz, Rahmetli babamın gençken yazı heyetine katıldığı bir taş basma dergide (eski yazı ile tabiî) gördüğüm "Debbağcılar piri Ahî Evran Velî" adındaki bir makaleden bu yana hiç rastlamadığım "lonca" konusu yanında, Anadolu yaşamının ve etnik kompozisyonunun hf. (high fidelity) duyarlıkda bir objektivite ile fotografını çekmişsin. Çok orijinal bir konu... Ellerine, zihnine sağlık.