Bugün 29 Ekim 2013. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 90’ıncı yıldönümü. Atatürk’ün 10’uncu yıl söylevi ile: ‘’En büyük bayramdır. Kutlu olsun’’.
Bu mutlu günümüzde Pekin’i Londra’ya bağlayacak İstanbul merkezli ‘’Marmaray’’ Boğaz tüp geçişli tren hattının kısmen de olsa açılış töreni yapılıyor.
Marmaray’ın öyküsü.
Bu projenin Osmanlı’ya kadar uzanan epey eski bir hikâyesi var. Biz son yılların anılarıyla konuya girelim. İlk etütler 1970 yılında başlamış. Turgut Özal’ın Başbakanlık döneminde bir Amerikan ve bir Türk firması konsorsiyomu Bayındırlık ve İskân Bakanlığı adına Boğaz tüp geçidi için fizibilite çalışmaları yapıyor. Boğazın geçiş bölgesinin topoğrafyasından tutun denizin akıntılarına kadar deneyler, hesaplamalar yapılıyor. Geçiş noktası olarak aşağı-yukarı bugünkü güzergâh tespit ediliyor. Proje 1990 yılında sonlanıyor, 1995 yılında müşavirlik hizmetleri ve hukuki sorun dosyaları tamamlanıyor.
Bu vesile ile sizlere ilginç bir anı anlatmak istiyorum. Yıl 1988. Olgunlaşan etüt ve projeler, Bayındırlık ve İskân Bakanı emriyle uzmanlar tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedreddin Dalan’a verilecek bir brifingle anlatılacak. Dalan, her ne hikmetse bu çalışmanın Bakanlık tarafından ihale edilmesine ve kendisi dışında gerçekleşmesine çok içerlemiş. Hazret, Belediye Başkanlığı sırasında servet sâhibi olmuş, bakanlara kafa tutacak, posta koyacak kadar politik güç kazanmıştı. Brifing günü Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müsteşarının ve benim Başkanlık makamında kendisini ziyaret etme isteğimizi kabul etmedi. Brifingin başlama saatinden sonraki iki saat odasından çıkmadı. Nihayet ortaya çıktı, iştirakçilerin ellerini tükürür gibi sıktı ve yerine oturdu. Brifing başladı. Yarım saat kadar dinledikten sonra ‘’benim dişçiye randevum var, siz devam edin’’ dedi ve çıkıp gitti.
Proje, geçirdiği uyku döneminden sonra –Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim- AKP hükümeti tarafından diriltildi. Uygulama projeleri kesinleştirildi. 2004 yılında 2009’da bitirilmek üzere açılan ihaleyi Japon TGN ortak girişimi aldı. BC1 Bosphorus Crossing (Tüp geçit), CR2 Commuter Rail Trains (Banliyö araçları) planlandı ve 2007’de tüp geçidin temeli atıldı. Son etap CR3 Commuter Rail Systems (Banliyö sistem ve yönetimleri) ihalesini A-M-Doğuş konsorsiyomu aldıysa da çıkan ihtilâf sonucu ihale feshedildi. İkinci ihaleyi İspanyol OHL-Dimetronic ortak girişimi aldı. Bu etapta özetle 76 kilometrelik Halkalı-Sirkeci-Tüpgeçit-Üsküdar-Gebze banliyö hattının elektronik sinyalizasyon ve kumanda sistemlerinin kurulması ile saatte tek yönde 75 bin yolcu kapasiteli işletmenin yönetimi öngörülüyordu. İhalenin yenilenmesi ve Yenikapı arkeolojik buluntu çalışmaları nedeniyle bitiş süresi uzadı. Otomatik koruma sistemleri (ATP), otomatik tren işletmesi (ATO), otomatik denetim sistemleri (ATS), trenlerin arızalanıp durması halinde ADK (acil durum kurtarma) için iki yakada bekletilecek lokomotifler, v.s.. firmanın hizmetleri kapsamında devam ediyor. Sistemin kusursuz çalışması, trenlerin kesintisiz izlenmesi ve güvenliğin sağlanması, tüm hattın işletmeye açılmasını gerektiriyor. Bu da ancak 2015 yılında gerçekleşebilecek.
Bugün açılışı yapılan hat, 13.5 kilometrelik Kazlıçeşme-Sirkeci-Tüpgeçit-Üsküdar-Ayrılıkçeşmesi hattıdır. Halkalı-Kazlıçeşme ve Ayrılıkçeşmesi-Gebze demiryollarının 3 hatta çıkarılması ve elektrifikasyon işleri devam etmektedir. Bu nedenle Üsküdar istasyonunda, açılan hatlara hitap edecek geçici bir kumanda merkezi kurulmuştur.
Bu hattın açılmasıyla Sirkeci ve Haydarpaşa Garları işlevsiz kalmış oluyor. Bu tarihî yapıların yeni işlevleri ve boşalacak çevrelerinin imar durumları henüz kesinlik kazanmadı.
Projenin riskleri var mıdır?
Tüp geçidin Boğaz altında delme-tünel açma sistemiyle değil, batırma tünel sistemiyle yapılması, –her ne kadar zeminde sağlamlaştırma işlemleri yapılmışsa da- tüpün kumlu ve çamurlu tabaka zemin üzerine oturtulması nedeniyle olası bir deprem ânında zeminin sıvılaşması ile facia yaşanabileceği, sistemin fay hattına 16.5 kilometre mesafede inşa edilmiş olması gibi hususlar, bir kısım mühendisler ve profesörler tarafından risk faktörü olarak nitelendirilmektedir. Yine denize batırılan 7’nci tüp elemanının, diğerlerine nazaran 15 santim düşük kotta yerleştirilmesi, bir kısım uzmanlarca eski deyimle tecviz-i hatâ olarak mütalâa edilerek, kot farkının tüpün zeminine dolgu yapılarak giderilmesi yoluna gidilmesi, bir kısım uzmanlarca kabul edilmemiş ve ünite yerleşiminin yenilenmesi gerektiği öne sürülmüştü. Bu fikir kabul görmedi. O zamanlar basına yansıtılmayan bu olay sonucunda bölge müdürü ve bir yabancı uzman görevlerinden istifa etmişti.
Marmaray, İstanbul’un trafik karmaşasına deva olacak mıdır?
İstanbul’un iki yakasını bağlayan köprülerdeki trafik yoğunluğu Güney Marmara aksı üzerinde gerçekleşmemektedir. Boğaziçi ve FSM Köprüleri yeni İstanbul’un yerleşimlerini Kuzeye yönlendirmiş, çoğunlukla iş ve ticaret bölgeleri Zincirlikuyu-Maslak arasında, konut bölgeleri Anadolu yakasında büyük oranda gelişme göstermiştir. Yapılan anketlere göre Marmara Denizine paralel Güney aksından gelip köprüleri kullananların oranı % 11, Kuzeyin iş ve ticaret bölgeleri ile Anadolu yakası konutları (yatakhaneleri) arasında köprüleri kullananların oranı % 89’dur. Şu andaki verilere göre, yeni açılan Marmaray hattının köprülerin trafiğini hafifletme oranı sıfıra yakın olacaktır.
Halkalı-Kazlıçeşme ve Ayrılıkçeşmesi-Gebze hattı ile beraber Yenikapı-Taksim metrosu tamamlandığı zaman Anadolu yakasından Kuzeydeki iş merkezlerine gidecek yolcular, Marmaray banliyö trenine binip Yenikapı tren istasyonundan aktarma yaparak Yenikapı-Taksim-Levent-Maslak metrosunu ve bunun tersi yönü kullanabileceklerdir. Bu hat, köprüler trafiğinde kısmen de olsa bir rahatlama sağlayabilir. Ne var ki bu hattın, sağ elle sol kulağı göstermek gibi olduğunu, Kartal-Kadıköy-Maslak arasının, yolda ve çok sık duraklarda inip binenlerle geçen zamanın iki saate yakın olacağını dikkate almak gerekir. Bunun tek çözümü Üsküdar Marmaray istasyonu ile Levent Metro istasyonu arasını Boğazın altından geçecek yeni bir metro hattı ile bağlamak olacaktır.
İstanbulluların iş yolculuklarında özel otolarını kullanma alışkanlıklarını da göz ardı etmemek lâzımdır. Köprü trafiğinin normale dönmesi durumunda yine oto ile köprü geçişini tercih edebilirler.
Keza Marmaray hattı, E.5 yolunu kullanan metrobüs işletmesinde yaşanan izdihama da deva olamayacaktır.
Marmaray’ın İstanbul trafiğine yarar sağlaması için tüm metro ağlarının ve bağlantı noktalarının tamamlanması gerekecektir. Şimdilik yeni ihdas edilen otobüs hatları metro sistemlerini birbirine bağlama işlevini yüklenecektir.
Yine de İstanbul’un trafik derdinin devası sadece yol, köprü, kavşak, metro ağları inşa etmek değildir. Akılcı bir nâzım planlama ve buna uyarlı imar planlarının düzenlenmesi gerekir. Bu planlarda ana fikir, merkezî iş alanlarında (MİA) desantralizasyona gitmek olmalıdır. Anadolu yakasında oturan insan, örneğin Ümraniye veya Kartal gibi bölgelerde veya Halkalı’da oturan insan, örneğin Bakırköy, Yenibosna, Yenikapı, Eminönü gibi bölgelerde istihdam yaratacak modern iş merkezlerinde kendi iş alanını bulabilmelidir.
Marmaray ulusal ve uluslararası tren işletmesi ile İstanbul banliyö seferleri nasıl entegre edilecek?
Ulusal ve uluslararası tren işletmesi ile İstanbul banliyö seferlerinin bir arada gerçekleşebileceği tüpgeçit demiryolu hattı 2 hatlı yapılmasına karşın banliyö hattının çalışacağı Halkalı-Tüpgeçit ve Tüpgeçit-Gebze demiryolu hatları 3 hatta çıkarılmaktadır. Bilgisayar ortamında çalışacak elektronik sinyalizasyon sistemleri, iki ayrı işletmeyi rahatça entegre edebilecektir.
Marmaray hattında yapılacak uluslararası yolculuk.
Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. İstanbul, dünya çapında ve görülmeye değer bir metropoldür. Bu nedenle Avrupa’dan Doğu ülkelerine veya Doğu ülkelerinden Avrupa’ya gidecek yolcuların İstanbul’u görmeden, yerin altından transit geçip gitmeleri mantık dışıdır. İstanbul, gerek Doğudan, gerekse Batıdan gelen yolcular için olmazsa olmaz bir münteha noktasıdır.
Yüzyılın asal ulaşım aracı uçaktır. İş ve tatil gezileri genellikle uçakla yapılmakta, kruvaziyer gezileri daha ziyade yaşlı kimselerce tercih edilmektedir. Demiryolu gezilerini ise azınlıkta kalan, geçtiği araziyi yakından tanımak isteyen yolcular tercih edebilmektedir. Ancak Trans-Sibirya seferleri gibi lüks ve süit kompartımanlı, mükemmel servisli tren organizasyonları yapılırsa, demiryolu mutlu bir azınlığın tercihi olabilecektir.
Marmaray hattının uluslararası kullanımdaki en büyük hizmeti, lâstik tekerlekli araçlara nazaran çok daha güvenli ve pratik yol olan demiryolu yük taşımacılığı, özellikle ticârî emtia taşımacılığı, ekonomik büyümeye katkı sağlayabilecektir.
Marmaray’ın İstanbul’a en büyük katkısı nedir?
Marmaray çalışmaları sırasında rastlantı sonucu bulunan, Yenikapı arkeolojik kazılarıyla gün yüzüne çıkan Theodosius Limanı ile beraber Osmanlı, Bizans, Roma, klâsik dönem ve daha aşağı katmanlardaki neolitik ve arkaik dönemlere ait arkeolojik buluntular, İstanbul tarihini 8 bin yıl evveline taşımış bulunmaktadır. Yenikapı arkeolojik alanı ve teşhir edilecek antik değerler, İstanbul kent kimliğine çok büyük katkı sağlamış olacaktır.
yerguvenc@gmail.com
Sunum muhteşem. Fakat ibret verici olduğu kadar karanlık bir tablo. 15 santimlik düşük kot hatasına cevaz verme'nin bir katliâmla sonuçlanmaması için Cenab-ı Hakka dua etmekten başka çaremiz kalmadı demektir. Demek ki politikacının yakın seçimleri hesap etme ihtirası onu bu gibi yakın tehlikeleri umarsamazlığa sürükleyebiliyor. Nerde kaldı İstanbul cesametindeki mega bir kentte Merkezî İş Alanları Desantralizasyonu gibi rasyonel ve son derece zorunlu bir planlama iltizam edilsin. Tek ölçüt en serî ve maksimum rantın yaratılmasıdır.
Pek çok kimsenin söylemeye cesaret edemediği fikirleri uygarca ifade edebilen saygıdeğer Dr. S. A. ya sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Sayın Teoman Törün; Sayın Ergüvenç'in sunumuna karşın yapmış olduğunuz eklentide beni hatırlamanızdan dolayı müteşekkir oldum. Şunu belirteyim ki; osmanlıca kullandığımız kelimelerin ne anlama geldiğini de bizleri takip eden okuyucuların anlamasının gerektiği düşencesi içinde, bu kelimelerin anlamının 'dip not' olarak açıklanması gerekmektedir. Şahsıma yönelik "sebketme" nin de hangi anlama geldiğinin açıklamasını sizlerden beklerdim. Sebk in iki anlamı vardır; koşuda kazanan hayvan veya birşeyi kalıbına uydurma.. Bu hususta yanlış anladım ise beni affediniz ! Benim tarzım ise, sebk-i mürekkeb, yani hem kısa, hem uzun cümleli ifâdedir. Halen sürdürmekte olduğum devlet görevinden çok kısa bir süre sonra emekli olup, sizler gibi hür ve bağımsız olacağım. İşte bu vakitte gerçek ismimi de, gerçek adresimi de ortaya koyacağım. "Canlıların ve tanrıların zuhuru" konusuna gelince; daha önceki bir yorumumda belirttiğim gibi, bu hususu merak edenlerin internet sayfalarına girerek fikir sahibi olabileklerini (!) belirtmiştim. Lâkin, atom fiziğinden, moleküler biyolojiden anlayabilen kaç kişiye bunu sunabilecektim. Bu konudaki görüşlerim, Kent Haber sitesinin yorum sütunlarına sığamaz. Gene de sizlerin istekleriniz doğrultusunda bu konuyu işlemeyi taahhüd eder (söz veririm), şimdilik şu görüşlerimi belirtmekle yetinirim: Öncelikle insanlar maymunlardan türememiştir veya onların mutasyonu da değillerdir; tek Tanrı kavramı yoktur, birçok tanrılar vardır ve bunlar çeşitli toplumları oluşturan insanların muhayyilesi (hayal etmeleri) ile ortaya konmuştur (bu arada, merhum İmran Öktem'i saygıyla anarım); Adem ve Havva ile başlayan insanların türemesi (!) mitolojik olup, tarihleri belirsiz Peygamberler de birer faraziyedir; tarihi ilk bilinen İsa, geçmişteki inanışları kendine göre yorumlayıp, bunların bileşkesini yaparak bir feylozof olarak Hıristiyanlık dinini (!) uydurmuştur; bundan sonra gelende, gerek İsa'dan, gerekse Azteklerden edindiği bilgilerle kendine göre bir felsefe oluşturup bunu - İsa özentisiyle- bir din (!) olarak ortaya koymuştur. (ne olduysa işte bundan sonra olmuş, bunların başlangıcından itibaren dünya insanları birbirlerini yemeye başlamışlar ve halen de birbirlerini yemeye devam ediyorlar)
Sayın Yılmaz Ergüvenç, Sayın Teoman Törün; Nâçizane bendenize karşı göstermiş olduğununuz teveccühden dolayı sizlere en içten saygılarımı tekrarlarım. Site'nizin değerli sütunlarını 'gereksiz bir şekilde' işgalden de imtinâ edeceğim. Konu başlığıyla ilgisi olmasa da, yapmış olduğumuz bu sohbetten şeref duydum. Ben de aynen şu görüşteyim ki; birtürlü benimseyemediğim 'internet belâsı' gençlerimizi kitap okumaktan men ettiği gibi, onları yanlış yönlendirmektedir. Gerçek bilgi hazinesi kitaplardadır ! Kaynakça aramak isteyen gençlerimize Google' da "Millî Kütüphane Veri Tabanları" nı tıklayıp, hangi konuda olursa, olsun buradan elde edecekleri verilere ulaşmalarını öneririm.
Sayın Törün' ün, "gazeteye yorum vermek yasaklanmış ikinci meslek değildir" ve ayrıca "bir meslekte görevli iken yorum yapmanın neden engel teşkil ettiği" hususlarına vereceğim kısaca cevabım şu olacaktır: Bugünkü düzenimiz 'Abdülhamid jurnalcılığının' cirit attığı bir ortamdır; demokrasinin, hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, düşüncelerin açıklanmasının yasak olduğu bir ortamdır; bırakın söz sahibi olmayı, ayakta durmanın, yürümenin, oturmanın, tencere ve tavadan bile ses vermenin yasaklandığı bir ortamdır; ve daha niceleridir. Ben de böyle bir ortamda gerçek adımı vermekten kaçınmaktayım; zira, şimdilik kendime ve aileme zevâl vermekten de kaçınmaktayım.
(not: memur olarak devlet (!) hizmetinde görev yapanların, gazete, dergi ve mecmua gibi yayım yapan kuruluşlara ve görüntülü, sesli yayın kuruluşlarına yorum yapmaları, görüşlerini ifade etmeleri veya meydanlarda bu fiillerini işlemeleri kesinlikle yasaktır (!) !
Yılmazcığım, Kusura bakma; senin sütununla alâkasız bir müracaatım olacak ama ne yapayım;başka çare bulamadım. (Tatlı, bazen siyasî görüş farkları gereğinin doğal sonucu hafifçe ekşi söyleşi ve tartışmalarımızın sebkettiği) çok samimî dostumuz olmakla birlikde adresini ve sadece baş harfi dışında ismini bilemediğimiz Sayın Dr. S.'nin bize senin sütunun yorum köşesinde "canlıların ve tanrıların zuhuru" ile ilgili açıklamalar yapma sözü vardı. Çok oldu; bekledim, bekledim; hâlâ bir yerlerde göremedim. Göbeğim çatladı. Bari senin sütunundan çağrı yapayım da; başka yerlerde yayınlamışsa öğrenelim ya da bu sunumunu tâcil edelim.
aradaki fikirlerin zitliginda güzelliklere varan saygi ve Sevgi icinde devam etmesini buradaki yorum ve yazilanlarda görmekteyim iste buna tesekkürler
ayrica Sayin yorumcu Dr. nin isa konusunda maymunlar konusundaki fikirleri buna benim tabirimce gecmislere tarihe (ben orda degildim sözümü söylerim ve arkadan bu din konusunda oRada olmasamda dünyada o zamandan simdiki zamana kadar bunca kisi buna evet demektedir bir zarari da yoktur demektir bundan dolayi insanlar birbirini yer duruma gelmis sözüde mecaz anlamda yemek anliyorum bu konu da olmasaydi mecaz degil hakikaten bu insanlar birbirini yerdi gibime geliyor
simdiki zamanda Sayin dr. nin bu görüslerine ben bu zamanda dünyadayim sadece görüs düsünce olarak Kabul ediyorum düsünmede görüslerde sevgi ve saygidan yanayim mesuliyetide iyi vea kötü vs tabiki bu sözleri söyliyene aittir söylerkende bin düsünüp bir söylemede dikkat vardir derken ERIK VON DÄNIKEN "nin tanrilarin arabalari kitablari vardir bu kisi bili bu kitaplarda bu konulara delili vs. ile yazmistir bu yazista sedece kitablari milyon satmistir bu satistan sonra konu tirslamistir yada bir kenara atilmistir oysa isa vs. hala devammi devam acaba neden devam bence yoktur zararindan mi yoksa vardir faydasindanmi bunca insanlar vardir diye bagiriyorsa demokrasi gibi cogunluk iktidarda misali vardir bunun muhalefetide vardir bunun icin muhalefet yapmasinida bilmek gerek gercek teyanisimdik zamanda bize ait iktidar ile muhalefette birbirlerini yemektetedir kenardanda bunlara destek olunmaktadir o günden (Isa)beri insanlar birbirini yemek anlami da cikiyormu cikmiyormu her kisi serbest düsünebilir düsüncelerinin ispatinida yaparlarsa tekrar ben düsünürümmü düsünürüm ve kendi kendime derimde düsün düsün poktur isin iste o Zaman kelimelerin sözün bittigi yer bu konu olsa sagilarimla sevgilerimle
Sayın Dr.S. Gerçekten son işaret ettiğiniz konuda çok haklısınız. Ülkeye özgürlük ortamı gelemedikçe (geleceğe de benzemiyor) açıktan konuşmak çok riskli. Benim emekli olmanının rahatlığı içinde, içim geçerek, bu konuyu hafife almamı bağışlayınız.
Sayın Dr.S. Lûtfettiğiniz açıklamalar için teşekkür ederim. Sizden konu hakkında yeni bilgiler beklememim nedeni, Sayın yazarın "Ders kitabındaki İkilem" adındaki söz konusu yazısının yorum köşesine verdiğiniz mütaleânın son cümlesi tırnak içine alınmış, göze çarpar biçimde (canlıların oluşumu konusundaki fikirlerimi daha sonra belirteceğim) ibaresidir. Metnin tamamı içinde de "merak edenlerin internete bakmaları gerekeceği" biçiminde bir referans anlamına gelecek bir kayda rastlamadım. Acaba "...günümüzde internet sayesinde kitaplardan, kitap okumaktan uzaklaşan gençlerimiz, belli kesimlerin yalan, yanlış, düzmece kitaplara mahkûm edilerek..... vs., vs." tümcesini bu anlamda mı kullanmıştınız? Veya benim gözden kaçırdığım başka bir yazıya verilmiş bir yoruma mı aitti. Her ne ise! Bu iki yorumunuzdaki bilgilerle mutmain oldum; yeterli kabul edeyim. Vakit ayırabildiğim ölçüde "canlı oluşumu" konusunda bu defaki tembihatınız üzere internet ansiklopedisine bakayım. "Sabık=geçmiş" sözcüğünden gelen "Cereyan etmek, geçmek" manasındaki " Sebketmek" fiilini de aşırı hassasiyetiniz yüzünden menfi anlamda anladığınız anlaşılıyor. Sebk'in ayrıca "maden eritip kalıba dökmek olduğunu da ben sizden ve Mustafa nihat Özön'ün Osmanlıca-Türkçe sözlüğünden yeni öğrendim. Ayrıca "Divan Edebiyatında anlatıma verilmesi gereken düzen" demekmiş. İşte bu fikr ve bilgi alış verişinin böyle muhassenatı (güzellikleri ve faydaları) oluyor. Yalnız Belli faâl bir meslek sahibi olmak her hangi bir gazeteyi okuyup, ona yorum vermeye nasıl engel teşkil ediyor onu anlamadım. Gazeteye yorum vermek yasaklanmış ikinci bir meslek değil ki. İşte, bazen sizi biraz zor anlıyorum. İdraksizliğime verin.