Yüksek Mühendis-Mimar, Prof. İbrahim Hulûsi Güngör ağabeyimizi kaybettik. Hulûsi Güngör, 1928’de, Karaman’da doğdu. Karaman’ın köklü bir Selçuklu ailesine mensuptu. 1952’de İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesini birincilikle bitirdi. O günden bu yana mesleğine büyük bir tutkuyla hizmet etti. Serbest mimarlık çalışmalarında birçok esere imza attı. 1962 – 1967 arasında Mimarlar Odasında önemli görevlerde bulundu.
Bu arada 5 yıl süre ile Maçka Teknik Okulunda öğretim görevlisi, daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesinde doçent ve 1972’de profesör oldu. 1973’de, sonradan Gazi Üniversitesi bünyesinde fakülteye dönüşecek olan Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Başkanlığı yaptı. 1982’de Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesinin kurucu dekanı oldu. 1987’de emekli oldu. Fakülte kütüphanesine Hulusi Güngör ismi verildi. Emekliliği sırasında Mimar Sinan, Erciyes ve Selçuk Üniversitelerinde master programlarına iştirak etti.
Yayınladığı iki önemli kitabı, “Modern Mimarlığın 100 Yıllık Gelişimi” ve “Temel Tasar”dır. Diğer meslekî makaleleri yanında, Yunus Emre’ye ve Türk diline ait kitapları da vardır. Vefatından bir yıl evvel “Karamanoğlu Mehmed Bey Üniversitesi” kütüphanesine 1000 adet meslekî ve edebî kitaplarını hibe etti.
Her halde bilirsiniz veya bilmeniz gerekir ki Karamanoğlu Mehmed Bey, Selçuklu illerinde edebî dilde Farsçanın, devlet işlerinde Arapçanın hâkim olduğu, buna karşın halkın Türkçe konuştuğu ortamda, “Şimdengerû hiç kimesne, dîvanda, dergâhda, bârgâhda, meclisde, meydanda, Türk dilinden özge söz söylemeye” hükmünü veren ve uygulatan, Karamanoğulları’nın bilim âşığı devlet adamıdır. Nokta.
Hulûsi ağabeyle dostluğum taaa 1960’lara dayanır. 1990’larda da Bodrum, Turgut Reis’te yazlık komşum oldu. Bodrum’da da boş durmaz, devamlı mimari proje teklifleri hazırlar, çevredeki mimarlarla dostluk kurardı. Didyma antik kentini ziyarette, Didim Mimarlar Odası temsilciliğinde gençleri etrafına topladı. Bakın neler dedi: “Arkadaşlar, mimar olmak çok zor; mimar olunmaz mimar ölünür. Öldüğünüzde isminizle beraber, falanca mimar ölmüş derlerse işte o zaman mimar olmuşsunuz, bir iz bırakmışsınız demektir. İyi mimar olmak için mimarlığın dayandığı felsefeyi iyi bilmek ve kurgulamak gerekir. Olabildiğince tâviz vermeden çalışın. Ama ortamımızda tâvizsiz çalışmak da çok zor. Çünkü mal sahibi olgusu, müteahhit olgusu, belediye olgusu var. Bunları ne kadar ikna edip etkilerinden ne kadar kurtulabilirseniz o nispette konunuza eğilmiş olursunuz”. Nitekim bürosunun duvarında bir yazı vardı: “İyi binayı iyi mal sahibi yapar”.
Temel Tasar
“Temel tasar”, İngilizce “Basic design”ın Türkçe çevirisidir. “Design” sözcüğünün İngilizcede çok geniş anlamları olmasına karşın, burada kastedilen temel tasar, resim, heykel, mimari gibi görsel sanatlar öğrenimlerinde, evvelâ zihnen, sonra çizim, doku, renk, yüzey, oylum (hacim), dizem ve oran araştırmaları yaparak konu ile ilgili bir kavram (concept) oluşturulmasıdır. (Galiba biraz dolambaçlı tanım oldu ama elimden gelen bu). Ancak belirlenen kavram ve kabul edilen ilkelerden sonra ana konuya, tasarıma (proje düzenlemesine) geçilebilecektir. Özellikle Amerikan mimarlık okullarının ilk sınıflarında okutulan bu ders, bizde, mimarlık fakültelerinde 1970’lerden sonra okutulmaya başlandı. Bizler okumadık. Prof. Hulûsi Güngör, bu dersin Türkiye’deki öncülerinden oldu. Resim ve çizimleri de içeren ilk Türkçe yayın, İ. Hulûsi Güngör’ün “Temel Tasar” kitabıdır. 1972’de yayınlanan kitap, hâlâ bu konudaki tek Türkçe kitaptır. Bu bakımdan Hulûsi Bey’in yaptığı hizmet, övgüye değer.
Anılar
Şimdi, Müteveffanın özel yaşamından birkaç anı sunarak onu rahmetle anmak istiyorum. Mimari proje konusunda çok titiz bir insandı. Yaptığı binalarda hiçbir mimari ayrıntı (detay) hatâsı bulamazdınız. Diğer bir huyu da müşkülpesent olması idi. Evlenecek erkeğin ve kızın yaş farklarını oranlayan bir matematik formül îcadetmişti. Bu yüzden armudun sapı, üzümün çöpü var bahâneleriyle ömrünün sonuna kadar bekâr kaldı. Diğer bir özelliği, nev-i şahsına münhasır fikirleri yanında çok sağlam dini inanca sahip bir insan olması idi. Beş vakit namaz kılmazdı ama eminim ki kılanlardan fersah fersah ileri bir Müslümandı.
Yıl 1970’ler. Bolu’nun ilçesi Mudurnu’nun imar planlarını yapıyorum. Mudurnu, ülkemizin en ilginç, en güzel beldelerinden biri; belki de birincisidir. Hem doğası, güzel yerleşimi ve binalarıyla, hem de geleneksel kültürünü kaybetmemiş güzel halkıyla. Eski Bolu–Ankara yolu üzerinde ve Mudurnu çayının iki yanına yerleşmiş, güneyindeki vâdiden kuzeydeki ovaya açılan bir güzellik. Kubbeli Yıldırım Bayezid Camii ve Yıldırım Bayezid Hamamı beldeye damgasını vurmuş. Güzel bir çarşısı var; ilginç el sanatları ürünleri yapılıyor ve satılıyor. Fütüvvet ve Ahî ahlâkı ile lonca kültürü hâlâ yaşıyor. Esnaf sabahları işine besmele ile başlıyor, Cumaları saf halinde karşılıklı dizilip bereket duası okuyor. Belde kendi kendine yetiyor; mutlu bir yaşam var. Ne var ki bu kapalı ekonomi, sürgit devam edemezdi. Nitekim gençler, büyük illere göçüyor, nüfus düşüyor, belde ihtiyarlara kalıyordu. Beldenin gelişmesi için tarımsal ve hayvansal işletmelerde üretim yapılması ve belde dışı ticarete açılması lâzımdı. İmar planında, eski kent dokusuna ufak düzeltmeler dışında hiç dokunmadım. Yeni yerleşimleri, Mudurnu deresi boyunca ve kuzeye doğru geliştirdim. Yoğunluğun fazla artmamasına, bahçeli nizamın bozulmamasına özen gösterdim. Derenin iki yanında ağaçlı yaya yolları, ahşap köprüler, yürüme mesafesinde sosyal merkez ve birçok okul arsası ürettim. Garajları, hayvan pazarını içeriye sokmadım, kuzeyde bıraktım. Daha kuzeyi, yol üzerini yeni sanayi çarşısına ve de tarımsal ve hayvansal ürün işletmelerine bıraktım. O zamanlar beldede ne tavukçuluk yapmak, ne de iç turizm hizmetine girişmek, hiç kimsenin aklına gelmiyordu. Yatacak yer bile yoktu. 40 kilometre ilerde, E.5 üzerinde Koru Otelde kalır, beldeye Anadol arabamla gider gelirdim.
Ne var ki yaptığım planı Mudurnu Belediye Meclisinden geçirip, İller Bankası ve İmar ve İskân Bakanlığına onaylattırmadan evvel meslektaşlarımın eleştirilerine açtım. Hulûsi ağabey, planı enine boyuna inceledi. “Yılmazcığım, bilmem biliyor musun, Peygamber Efendimizin hadis-i şerifi vardır. Kıyamete yakın şehirler batı yönünde gelişecek, büyüyecek. Sen şehri kuzeye yönlendirmişsin, oldu mu ya”.
Ne diyeceğimi şaşırdım. Her türlü inanca saygım vardır. Peygamberimiz belki de tek tek şehirleri değil, ekonomik gelişmenin batı yönünde olacağını kastetmiştir. Bilmiyorum, din bilgilerim bu gibi konulara yetmiyor. Onu kıramadım, sadece “Teşekkür ederim ağabey” dedim. Ama planımı bozmadım, bildiğim yolda devam ettim.
yerguvenc@gmail.com
Mimarlar camiası ile birlikde hepimizin başı sağ olsun. Tanıttığın her örnek insanla ilgili makalelerin gibi bu yazını da kaydettim. Kalemine sağlık.