27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Mimar Sinan da yargılanmıştı

Sinan,Yavuz Sultan Selim Han döneminde,Kayseri’nin Ağırnas beldesinden devşirildi. Doğum tarihinin 1489 veya 1498 veya bu iki tarih arasında olduğu tahmin ediliyor. Devşirilen çocukların belirli bir yaştan büyük olmaması tercih edildiğinden 1512-14 arası devşirilmiş olmalıdır. Bazı tarihçiler daha büyük yaşta devşirilmiş olabileceğini, çünkü köyünde inşaat işleriyle iştigal ettiğini söylüyorlar.

Doğumdaki adını bilmiyoruz; Acemi Oğlanlar Ocağındaki adı Yusuf Sinânüddin bin Abdülmennan olmuştur. (Gayrimüslim babaların adı söylenmez, Abdullah veya Abdülmennan olarak anılırdı). Yeniçeri ocağında ‘’neccarlık’’ sanatını seçti. İştirak ettiği seferlerde köprüler ve gemi bile yapardı. Yeniçerilikteki rütbesievvela ‘’atlusekban’’,sonra‘’yayabaşı’’, ‘’kapuyayabaşı’’, ‘’zemberekçibaşı’’ oldu. Hazarda ‘’Hassa Mimarlar Ocağı’’nda çalıştı. Sarayburnu Sepetçiler Köşkünde (bu gün galiba restoran) çalışan ocak, Hassa Ser Mimarı başkanlığında, Su Yolu Nazırı, İstanbul Ağası, Mimar-ı Sâni, Ambar Müdürü, Kireççibaşı gibi elemanlardan oluşur, lojistik hizmetleri yürütürdü. Proje ve inşaat yapanlar, ser mimarın başkanlığındaki merkez ve taşradaki teknik ekip olup kethüda, mimarlarla beraber zanaat erbabıda istihdam edilirdi. Amele işin hacmine göre dışarıdan temin edilirdi. Sinan, Acem Ali’nin ölümüyle ‘’Ser Mimâran-ı Hassa’’ oldu. Ömrü boyunca 81 veya 84’ü cami, 8 köprü, 6 su tesisi olmak üzere 344 veya 378 bina yaptı. Öz geçmişini ve eserlerinin listesini Nakkaş Sâî Mustafa Çelebi’ye yazdırdığı ‘’Tezkiretü’l-Bünyan’’ ve ‘’Tezkiretü’l-Ebniye’’ yazmalarından biliyoruz. Mimarın ölümünden sonra kaleme alınan ‘’Tuhfetül-Mimârin’’ yazmasında eser sayısı 423 olarak gösteriliyor. Günümüzde, eserlerinden 29’u saptanamamış, 172’si yangın, deprem ve son yılların imar faaliyetleriyle yok olmuştur.

Mimarlar, proje düzenleme ve şantiye yönetiminden sorumlu olup idari ve mali işlerin yürütülmesi ‘’Bina Emini’’nin görevi idi. Bu konuda en önemli kaynak, Topkapı Sarayı arşivinde bulunan Süleymaniye Camii Muhasebe Defterleridir ki 164 defterden oluşur. Defterleri Ömer Lütfü Barkan yeni Türkçemizle yayınlamıştır. (1972).

Sinan’ın eserleri ve inşa bilgileriyle ilgili çok sayıda belge varsa da özel yaşamı ve aile ilişkilerini saptamak o kadar kolay olmamıştır. Bu gibi konuları,kısmen de olsa Osmanlı şer’î sicillerini,tahrir belgelerini, vakfiyeleri, fermanları, emirnameleri, …tarayan, baştaİbrahim Hakkı Konyalı olmak üzere, Rıfkı Melûl Meriç, Robert Anhegger, Ayhan Bilge, Ahmet Refik Altınay gibi tarihçi ve bilim insanlarının bulduğu bazı belgelerden öğrenebiliyoruz.

Mimar Sinan’ın mali durumu nasıldı; geliri ne kadardı?

Sinan’dan evvelki ‘’Ser Mimarân-ı Hassa’’ Acem Ali’ye evvelce verilmiş bulunan Bulgaristan, Burgaz, Vize Sancağına bağlı Torilye ve çevre köyleri,Acem Ali’nin vefatıyla Mimar Sinan’a ‘’arpalık’’ olarak bağlanmıştır. Sinan’ın ayrıca Hamid ilinde (Eğridir ve Yalvaç) ‘’timar’’ı bulunuyor, buralardan gelen gelirle geçimini sağlıyordu. Bunlar dışında arızî olarak, gerçekleştirdiği her bir eser sonunda veya Sultanın iltifatına mazhar olduğunda kese veya torba dolusu altınla ödüllendirildiğini tahmin etmek de yanlış olmasa gerektir. Mali durumu normalin üstünde iyi olmalı ki Ürgüp’te yaşayan Ulisse?veKudisan?isimliakrabalarına ve ismi bilinmeyen dayısına ve kiliseye para yardımları yaptığı biliniyor. Bu akrabaları, Sultan II. Selim döneminde,Kıbrıs’ın fethinden sonra Anadolu’dan göçle Kıbrıs’a iskân edilecekler içinde iken Sinan’ın Sultana ricası ile Ürgüp’e iskân ettirilmişti. Bu da bize Mimar Sinan’ın devlet katında muteber bir şahsiyet olduğunu gösteriyor.

Mimar Sinan’ın aile bireyleri kimdi?

Mimar Sinan’ın bilinen eşi Mihrî Hatundur. Mihrî Hanımdan oğlu Mehmet ile Ümmihan ve Neslihan isminde iki kızı olmuştur. Oğlu Mehmet, savaşta şehit oldu. Mehmet Beyden olan torunu Fahrî Hanımdır. Ayrıca Derviş Çelebi, Mustafa ve Sanevber adlıüç erkek torunu olupDerviş Çelebi Sinan’ın vakıflarına mütevelli olarak atanmıştı. Yine soyundan gelen Abdülbaki ve Mahmut Ağalar biliniyor. (1586 yılı onay tarihli vakfiyeden). Daha sonra ipin ucu kaçmış. Her halde akrabaları dedelerini bilmeden aramızda dolaşıyor olmalılar.

Son günlerde Sinan’ın, Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’a âşık olduğu, Edirnekapı ve Üsküdar semtlerindeki Mihrimah Sultan Camilerinde Sultanın adına izafeten ay ve güneşin bir yerde doğup diğer yerde battığına dair ‘’internet efsaneleri’’ dolaşıyor. Ben âşık olduğunu teyit eden bir vesika bilmiyorum. O dönemde Padişah kızının evliliği, Padişahın iradesine bağlı bir işlemdi. Nitekim Hünkâr, kızını Rüstem Paşa’ya vermiştir.

Mimar Sinan yargılanıyor

Sinan’ı mimar olarak tanırız ama onun matematik ve mühendislik bilgisi de çok ileri idi. Zaten bir unvanı da ‘’Ser Mimârân-ı Cihân ve Mühendisân-ı Devrân’’dır. Kırkçeşme sularını Belgrad ormanlarından İstanbul’a ulaştıran isale hatları projesinde seçilen güzergâh ve verilen tatlı meyil, keza ızgara, çökertme havuzu, terazi ve maksem gibi tesisler, bu günün mühendisliğinde de aynen uygulanabilecek kadar başarılıdır. (Proje, Topkapı Sarayı III’üncüAhmed Kütüphanesindedir). Tesisin adı Kırkçeşme’dir ama Suriçi’nde 300’ü aşkın çeşme vardır. Bu Sultan Süleyman Han’ın susuzluk çeken İstanbul’a yaptırdığı en hayati kamu hizmetidir. İnşaat maliyeti, Süleymaniye Camii’ne sarf edilen paranın çok üzerinde olupMısır’dan gelen vergilerle yapılmıştır. Hünkâr, Mısır’dan gelen verginin adil olmadığı şüphesiyle gelen parayı hayrata vermiştir. (Bunlar vesika ile sabittir).

Hâl böyle iken Mimar Sinan’ın, Süleymaniye semtinde yaşadığı evinin içine kurallara aykırı olarak sualdığını,vakıf çatı kurşunlarını zimmetine geçirdiğini ihbar eden bir dilekçe Kubbealtı’na ulaşıyor. Sinan gibi bir insan bunu nasıl yapar? Acaba suyu alırken karısının etkisi altında mı kaldı;çevrede geçimsizliği bilinen Mihrî Hanıma kızgın biri mi dilekçeyi verdirdi, bilmiyoruz.

Sultan Selim Han’ın İstanbul Kadısına Emirnamesi

(Bu günün Türkçesi ile):‘’İstanbul Kadısı’na hüküm ki: Şimdi bana bir dilekçe sunulup Mimarbaşı olan Sinan için, merhum atam Süleyman’ın imaretinin suyundan bir lüle su alıp kendi kapısı önünde büyük hazneli bir çeşme yaptığı ve çeşme yakınında mermerden bir sandık şeklinde bir nesne yaptırıp çeşme yönünde bir delik bırakarak, öte yana künk döşeyip evinde hamamlar ve musluklar yaptırdığını ve dışarıdaki çeşmenin lülesine aslan başı bir oluk koyup, onu çeşme lülesine berk ederek su haznesini günde iki defa boşalttığı, Kâğıthane suyunun uğradığı yere kendi evinde kuyu kazarak o kuyuyu da kullandığı, ve kendi evi tarafında dükkânların bittiği yerde üstü kurşun örtülü bir damı kestirip kurşununu ve kerestesini evine taşıtarak vakfa haksızlık eylediği açıklandığı gibi, Tıp Medresesiyle diğer üç medresenin suyu kalmayıp abdeste ve diğer ihtiyaçlara yetmediği ve bunlardan başka diğer hususlar yazılıp şikâyet olunmakta, adı geçen vakfın mütevellisi ile yerli yerinde görülüp bildirilmesi için dilekçe olduğu gibi sana gönderildi. Buyurdum ki, emrim ulaştığında dilekçede yazılı olan maddeleri yerli yerinde, mütevelli kanalıyla teftiş edip göresin. Gerçekten imaretin suyundan bir lüle su alındığı doğru mudur? Elinde bir lüle su emri var mıdır, yoksa kendiliğinden mi almıştır? Ve çeşme yakınında yaptığı sandığın, adı geçen imaretin suyuna şeriat yönünden zararı var mıdır, niçin kesmiştir, emir ile mi kesmiştir, aslı nedir? Ve söylenen diğer konular doğru mudur, nedir? Yerli yerinde görüp her yönüyle aslını ve gereğini anlayıp, dinleyip olduğu gibi enine boyuna yazıp bildiresin. 25Cemâziyelevvel 985 (1577). (Ahmet Refik, Türk Mimarları, Sander Yayınları, 1977, Sayfa: 32’den).

Kubbealtı’nda duruşma

Evet, anlaşılıyor ki Sinan bu suçu işlemiş. İlginç olan nokta, koskoca bir Padişahın – sanık Mimar Sinan da olsa – bu kadar ayrıntıyla ilgilenebilmesidir. Kadı’nın kanaati Kubbealtı’na arz edilmiş.

Kubbealtı nedir? Meraklısı için kısa bir bilgi verelim. Sadrazam, yedi adet Vezir, Kaptan Paşa, Kazasker, Yeniçeri Ağası, Topkapı Sarayı Kubbealtı’nda haftada 4 gün, sabah çorbasından sonra toplanır. Buna ‘’Büyük Divan’’ denir. Kaptan paşa sadece tersane ile ilgili şikâyetlerin görüşülmesine katılır. Çarşamba günleri Mekke ve Medine konuları konuşulur, bu toplantıya Darüssaade Ağası da iştirak eder.Hünkâr,duruşmaları genellikle Adalet Kulesi’ndeki kafesli pencereden dinler; önemli konularda ‘’Büyük Divan’’a da iştirak edebilir. Bölük Ağaları, Çavuşbaşı, Kapıcılar Kethüdası özel kıyafetleri ve âsâlarıylaKubbealtı dışında çevreye nezaret eder. Divan üyeleri kuşluk vakti toplantıyı bitirip beraberce yemek yerler. Ardından‘’Arz Odası’’nda Hünkâra mülâki olur, sonuçları arz ederler.

Mimar Sinan’ın duruşmasında Kadıdan gelen rapor okunur; suç sabit olur, ‘’Subaşı’’na emir verilir; evine giden künk kapatılır. Sonuç Hünkâra arz edilir. Sinan afv ve mağfiret diler.‘’Hidmet-i Padişahiye iştigal gösterübmanzurıehl-i hüner olacak binalar bünyad eyleyen’’ Sinan Ağa’nın yaşını da dikkate alan Hünkâr suçunu bağışlamış olsa gerek.

Bereket versin ki Mimar Sinan’ın örgüt kurma, örgüt yönetme, örgüt üyeliği gibi ilişkileri tespit edilememiş; yoksa kellesi giderdi. (Bu da işin şaka yanı)


yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 23 Ocak 2012 Pazartesi 19:08:36


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
erdem yücel IP: 82.222.96.xxx Tarih : 24.01.2012 13:49:52

Köşe yazısı kalıpları içerisinde Mimar Sinan  gibi bir usta bundan güzel anlatılamazdı. Sanırım bir mimarın bir mimarı yazması daha da bir başka oluyor. Kutlarım.


Nazmi Öner IP: 58.172.237.xxx Tarih : 29.01.2012 01:10:42

Sayın Ergüvenç: Sinan diyoruz. Çok büyük mimar diyoruz. Tam bir mimarlık ve mühendislik şaheseri olan eserlerine hayran kalıyoruz. Fakat bunları yaptığı dönemdeki hayatı, kendisine sağlanan olanaklar veya karşılaştığı zorluklar konusunda fazla bir şey bilmiyoruz. Bu yüzden yazınız, Mimar Sinan hakkında aydınlatıcı olduğu kadar, dönem özelliklerini de çok güzel aktarmış. Kutlarım.