Fas’ta Meknes kentinde çöken minare çağrışımı, minareler ve minarelerdeki çökme konusuna eğilmeme neden oldu. Bu yazıda kısaca minarelerin geçmişi ve de ülkemizde yeni inşa edilen bazı minarelerin deprem veya fırtına sonucu devrilmesi, buna karşın klâsik Osmanlı minarelerinde böylesine ani devrilmelere rastlanmaması nedenleri üzerinde durmak istiyorum.
‘Minâre’, Arapça ‘nûr’dan geldiğine göre, mecâzî anlamda çevreyi aydınlatan, fiiliyatta okunan ezanı çevreye yayan bir mimari eleman anlamına geliyor. Hz. Muhammed döneminde, Bilal-i Habeşî’nin ilk ezanı okuduğu yerin bir set veya dam üstü olduğunu, Dört Halife dönemi camilerinde bizim anladığımız anlamda minarelerin bulunmadığını biliyoruz. Bu günkü anlamı ile ilk minare, Hz. Peygamber’in vefatından neredeyse yüz yıl sonra, Emevîler döneminde ortaya çıkacaktır. Hz. Ömer’in başlattığı, Emevî Halifesi Velid döneminde (705-715) tevsi edilen ve de değerli taş ve altın kaplamalarla zenginleştirilen Kudüs’teki Kubbe-tüs Sahra’da dahî minareye gereksinim duyulmamıştır. Şam’daki Saint Jean kilisesinin 710 yılında camiye dönüştürülmesi(?) veya temelleri üzerine inşa edilmesi(?) ile oluşan Ümeyye Camii’nin iki yanındaki çan kulelerini andıran kuleler üzerinde sonradan eklenmiş intibaı veren minare petekleri görülür. 732 yılında inşa edilen Tunus Zeytûne Camii’ni, ilk minareli cami sayabiliriz(?). Bu camiden sonra kare prizma formundaki Emevî ve Endülüs Emevî üslûbu minareler devam eder. Görülüyor ki, cemaat sayısı arttıkça ve mahalleler büyüdükçe ezanın yüksek noktadan okunması ile kişilere ulaşılabilme zorunluluğu, minare elemanını yaratmış bulunmaktadır. Kare plan üzerine oturan, kare prizma kitleli minareler, örneğin Endülüs’te Emeviler döneminde Kurtuba (Cordoba) Büyük Camii’nde, Tavaif-i Mülûk döneminde İşbiliyye (Sevilla) Büyük ve Giralda camilerinde, Gırnata (Granada) camilerinde; Kuzey Afrika, Mağrip’te, Keyrevan, Tunus, Telemsan, Merakeş, Meknes gibi kentlerde devam etmiştir.
![]() |
| Merakeş Camii prizmatik minaresi |
İlk daire planlı, silindir kitleli minareyi, Samerra Ulu Camii’nde görüyoruz. Bu minare, 33 x 33 metre ebadında kare taban (subasman) üzerinde 27 metre çaplı daire plan üzerine oturmakta, silindir kitlenin dışını saran spiral rampanın her bir dolanışında minare çapı küçülerek 55 metre yüksekliğe ulaştığında 7 metre çaplı petekle son bulmaktadır.
![]() |
| Samarra'nın spiral minaresi |
Mısır, Kahire’de İbn-i Tulun Camii minaresi, yüksekliğin 1/3’ü kare prizma, 1/3’ü sarmal silindir, 1/3’ü dairesel silindir kitlesi ile ilginç bir geçiş dönemi mimarisi sergilemektedir. Yine Kahire’de El-Ezher, El-Hâkim, Sultan Hasan, Kayıtbay camilerinde çokgen prizma ve silindir kitleli minarelere rastlıyoruz.
![]() |
| Kahire, İbn-i Tulun Camii minaresi |
İran’da, İsfahan Mescid-i Şah’da olduğu gibi birçok camide, taç kapının iki yanında yükselen çifte minare ve şerefeler yer almaktadır. Aynı sistem minareleri Anadolu Selçuklularında görüyoruz. Erzurum ve Sivas medreselerindeki çifte minareler, İran asıllı taç kapı ve çifte minare sisteminin devamı mahiyetindedir. Selçuklu, Niğde Alâeddin Camii’ndeki kalın çaplı silindirik minareden sonra, Afyonkarahisar’da burma çinili, Konya İnce Minareli Cami’de isminden de anlaşıldığı gibi ince ve yüksek minareler yapmaya başlamıştır.
![]() |
| Sivas Çifte Minareli Medrese |
Osmanlı, Bursa’da Yeşil Cami’deki bir, Ulu Cami’deki iki minareden sonra, Edirne’de dört minaresi bulunan, bir minaredeki üç şerefeden adını alan Üç Şerefeli Cami’de önemli yol almıştır. Bu cami minarelerinde doğu yöndekiler baklavalı ve çubuklu, kuzeybatı yönündeki burmalı, güney yönündeki kırık zikzak çizgiler içerir. Bu son minare, üç şerefeli olup her bir şerefeye üç ayrı merdivenle çıkılır. Bu minare, 71 metre yüksekliğindeki Selimiye’den sonra 68 metre ile Osmanlı’nın ikinci yüksek minaresi olmuştur.
![]() |
| Edirne Üç Şerefeli Camii |
Minareler, cami kitle ve kubbesi ile olan ilişki açısından en uyumlu oranlara Mimar Sinan eserlerinde kavuşmuştur. Mimar Koca Sinan’ın Şehzade Mehmed Camii’nde girişe göre sağında ve solunda iki eşit minare, Süleymaniye Camii’nde ana cephenin iki yanında üçer şerefeli, revaklı avlu girişinin iki yanında ikişer şerefeli minare bulunur ki, minareler arasındaki yükseklik farkları, ana kitle ile orantılı bir kompozisyon oluşturmaktadır. Vesikalarda rastlanmamakla beraber, Süleymaniye Camii’ndeki dört minarenin Sultan Süleyman’ın, İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü, toplamdaki on şerefenin onuncu Osmanlı padişahı olmasını simgelediği anlatılır.
![]() |
| Süleymaniye Camii ve minareleri |
Edirne Selimiye Camii’nde ana kitlenin dört köşesinde her biri üçer şerefeli dört minare bulunur. Ön cephedeki iki minare şerefelerine üç ayrı merdivenle çıkılabilmektedir. İlk defa Edirne Üç Şerefeli Camide uygulanan bu sistem, ancak tasarı geometriyi iyi bilen mimarların yapabileceği bir tasarımdır.
![]() |
| Edirne Selimiye Camii ve uyumlu minareleri |
Konuya devam edeceğim.
yerguvenc@gmail.com
Kusura bakma değerli kardeşim. İstihfam işaretlerinin hikmetini önceden sökememiştim. Şimdi açığa kavuştu; teşekkürler. Ve, gerçekden, yapıda İslamî olmayan ögelerin varlığı eski kilisenin tümüyle yıkılmadığına işaret gibi... "Muhdes" sözcüğünün de "ihdas edilmek" kökünden gelme "sonradan ortaya çıkarılmış" anlamında olduğunu genç okurlara açıklayalım.
Sayın Mustafa Bey. İlginize teşekkürler. Evvelâ şunu söyleyeyim ki, yazdığım makalelerde okur profiline uygun olarak, olabildiğince popüler olmaya ve detaya girmemeye dikkat ediyorum. Çünkü bunlar bilimsel makaleler değil. Zaten böylesine geniş konuları bir makalenin dar çerçevesi içinde işleme olanağı yok. Minare sayıları konusunda belirttiğiniz esaslar, zannedersem zamanla geçerliliğini yitirmiş. Size önereceğim bazı kaynaklar:
Semavi Eyice, İstanbul Minareleri (Güzel Sanatlar Akademisi dergisi, Sayı:1)
İlhan Özkeçeci, Minber ve Minareler (Kayseri'de yayınlanmış)
Diyanet Vakfı, İslâm Ansiklopedisi ilgili maddeleri
Creswel, Islamic Art
Yılmaz Bey, verdiginiz degerli bilgiler icin cok tesekkurler. Ben aslında minarelerle ilgili bir araştırma yaparken yazınıza rastladım, bilgilendim iyi oldu. Ama sizlere aradıgımı sormak istiyorum vaktiniz varsa cevpalarsanız cok sevinirim.
Osmanlı dönemi camiilerindeki minare sayıları neleri sembolize ediyor? Örnegin tek minareli ise paşa, sadrazam vezir, padişah kızı, damadı veya şehzadeye(Rüstempaşa camii), 2 minareli ise padişah annesine(Valide Sultan Camii), 4 minareli ise padişahın kendisine(Suleymaniye) ithafen yaptırıldıgı soylenir. Ama bunun istisnaları da var; Nusretiye camii 2 minareleri ama padişah annesiyle ilişkisi yok vs... Bu konudaki bilgilerinizi paylaşabilir misiniz rica etsem?Teşekkurler, iyi calismalar...(Mustafa)
Saygıdeğer Teoman. Şam'daki Ümeyye Camii'nin Bizans'ın St. Jean kilisesinin camiye dönüştürülmesi veya yıkılarak eski temeller üzerine yeni caminin inşa edilmesi konusunda tereddütlerim var. Evet ''Şam'ı fethettiklerinde Müslümanlar kilisenin doğu yönündeki yarısını Hıristiyanlardan alarak ibadetleri için ayırmışlardı. Daha sonra Halife Velid, yapının tümünü aldı. Eski kulelerin yerini minareler aldı. Caminin mevcut kilisenin bazı kısımlarını muhafaza edip etmediği arkeologlar arasında uzun tartışmalara neden olur''. (Burhan Toprak'ın ders notlarından özet). Mimar olarak benim tedreddütlerim şöyle: Camiyi yerinde görmedim. Ancak güney cephesi elevasyon rölövesine göre orta akstaki giriş kitlesi üzerinde üçgen alınlık (fronton) var. Tüm pencereler yarım daire (tam) kemer şeklinde. Bu elemanlar İslâm mimarisinde yoktur; Roma ve Bizans mimari elemanlarıdır. Sağ yandaki kulenin minare olmadığı ayan beyan bellidir. Sadece kule üzerine muhdes minare ve petek ilâve edilmiştir. Sol taraftaki minare İslâm mimarisine uygun olmakla beraber stilinden daha sonra inşa edildiği anlaşılmaktadır. İslâm yapılarında çatı bulunmadığı halde, burada Roman ve Gotik kiliselerinde görülen çatı ve saçaklarda ornemanlar vardır. Yine de arkeolog olmadığım için yazımda her iki hal için de soru işareti koydum.
Şamdaki "Ümeyye Camii"nin St.Jean Kilisesinden camie dönüştürüldüğü bahis konusu edilirken (?) işaretlerinden teknik konuda belirsizler bulunduğu anlaşılmaktadır. Yani kilisenin tam olarak yıkılıp yıkılmadığının belirsizliği akla gelmektedir. Açık ansiklopedi Wikipedia "Umayyad Mosque" maddesinden aldığım bilgiye göre, ilk haliye Aramîler zamanında Tanrı Hadad'a adanmış bir tapınak, sonra Romalılarca Jupite tapınağı, Bizans döneminde de "St.Jean de Baptist-Vaftizci Yahya" kilisesi olarak kullanılmış. Şamın Müslümanlarca 636'da fethinde Hrıstiyanlar ve Müslümanlarca ortak ibadet alanı olarak kullanılmış. Esas olarak gene kilise olarak kalmış; fakat, güney duvarı yanına kerpiçden yapılan ilave de Müslümanlara tahsis olunmuş. Halife Velid 1 Hrıstiyanları bu bu tapınağı satmaya zorlamış. Rivayete göre, yıkıma, ibadet yerine duyulan saygıyı ifade için bizzat Halife tarafında altın bir keserle başlanmış. Cami, kilisenin temelleri üzerinde inşa edilmiş. Ve halen, Camiin içinde Hazret-i Yahya'ya (St.Jean) tahsis edilmiş bir kutsal köşe varmış. O tarihlerde başka dinlere gösterilen saygıya ibret verici bir örnek.