27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Minareler (III)

Çağımızda, Osmanlı’nın klâsik üslûptaki cami ve minare mimarileri taklit edilirken, orijinal yapı strüktüründeki masif taş veya tuğla ve de o döneme ait klâsik inşa metotları değil, bu günün betonarme karkas sistemi kullanılıyor. Şunu söylemek istiyorum: Eski dönemin fil ayağı taşıyıcıları, kemerleri, pandantifleri, kubbe ve tonozları, yapıldıkları dönemin malzeme olanakları ve bu malzemelerin bağımlı oldukları statik koşulların sınırlılığı içinde şekillenmişlerdir. O dönem için geniş sayılan bir açıklığı taş veya tuğla kemerle geçmekten başka bir olanak yoktu. Bu açıklığın da bir sınırı vardı. Keza geniş bir mahallin üzerini örtmek için de ahşap çatı dışında, taş veya tuğla ile örülen tonoz veya kubbe inşa etmekten başka bir olanak bulunmuyordu. Geçmiş dönemin masif taş ve tuğla yapılarında, malzemenin verdiği olanaklar sınırı içinde ve kemer, nervür, tonoz ve kubbe kompozisyonları ile şaheserler yaratılmıştır. Bu durumda, eski mimarideki çizgileri günümüzde betonarme kalıplar içinde sunmak bir nevi sahtekârlık olmuyor mu? Her halde Sinan gibi bir deha çağımızda yaşasaydı, bu günün çelik ve betonarme malzemelerinin verdiği geniş olanakları eserlerinde kullanacak, ahşap, taş ve tuğlanın verdiği sınırlı olanaklar içinde kalmayacaktı. Bu, işin bir yönü.

Diğer bir yöne gelince: Eski dönemde inşa edilmiş masif taş minareler, deprem ve fırtına gibi afetlere karşı daha dayanıklı oluyorlar da yeni inşa edilmiş bazı beton minareler, masaya dikine konmuş bir kurşunkalem gibi niçin dibinden kopuyor ve pattadak devriliveriyor? Gazetelerde, herhangi bir çökme belirtisi göstermeden deprem veya fırtına sonucunda tüm kitlesi ile yekpare yere serilen birçok minare fotoğrafı görmüş olmalısınız. Hâlbuki doğru bir projede, arazinin zemin ve jeolojik durumu incelenir, bu verilere göre yapılacak statik hesaplarda, depremle oluşacak yatay ve düşey kuvvetlerle beraber rüzgâr ve sayılı fırtınaların minareye yaptığı yatay basınç da hesaba dâhil edilir. Bir mimarın elinden çıkmış çizim ve bir mühendisin yaptığı hesaplara göre ve de şartnamelere uygun inşa edilmiş minarelerde bu gibi çökme ve devrilmeler olamaz.

Karabük, Yenice'de sac minare bile rüzgâra dayanmamış

Ancak, geri kalmış ülkelerde her yapıyı mimar ve mühendisler yapmıyor. Bilemem, mimar ve mühendisler içinde belki gerekli gayret ve itinayı göstermeyenler de bulunabilir. Ama bir hakikat var ki, mimar ve mühendislerin planlama ve kontrolü dışında yapılan pek çok cami ve minare ve de bu minareleri yapan, mesleği ‘minarecilik’ olan ustalar vardır. Bu ustalar, çırak, kalfa, usta mertebelerinden geçerek ve mesleğe senelerini vererek minareci olurlar. Şerefeye çıkan merdiveni de çok güzel ayarlarlar. Gövde betonunu öğrendikleri gibi dökerler. Şerefe altına istenilen motif ve stalaktitleri, şerefe çevresine mermer şebekeleri güzelce işleyebilir, sonuçta işi külâhçı, kurşuncu ve âlemciye devrederler. Fakat minare kitlesinin temelle birleştiği kritik noktayı, ankastre detay ve hesaplarını doğal olarak bilemezler ve buna önem de vermezler. İşte dananın kuyruğu buradan kopar. Minare dibinden kırılır ve boylu oyunca yere serilir.

Çankırı'da dipten kırılan minare

Hâlbuki geçmişin minare teknolojisi, minarede elâstikliğe çok önem vermiştir. Fi tarihinde müteahhit olarak Ayasofya’nın Sinan eseri olan iki minaresinden soldaki minarenin arızalı petek ve şerefesini söktüm ve de yeni baştan inşa ettim. Bu iş için, klâsik Osmanlı yapı teknolojisini iyi öğrenmem ve de yeni imal ve monte edeceğim elemanları aynen eskisine benzer malzeme ve metotla yapmam gerekiyordu.

Bozkır, Boyalık'ta kaide üstünden devrilen minare

Klâsik Osmanlı camilerindeki minarelerin, fırtınalı havalarda servi ağacı gibi sallandığını, bu gibi durumlarda şerefedeki müezzinlerin başlarının döndüğünü çok işitmişliğim vardır. İşte, minarede yıkılmayı önleyen bu elastik bünyedir. Peki, elastikliği sağlayan nedir? Bu elastikliğin sırrı, demir zıvana ve kenetler ile bunları taşa bağlayan eritilmiş kurşundadır. Küfeki taşları, teker teker kesilir ve minare planına göre yere serilir. Bir üst sıra da derz derz üzerine gelmeyecek şekilde dizilir. Taşlar inşaata taşınır ve birbirine demir kenetlerle bağlanır. Kenetlerin kıvrık ve çatallı ucu, taşta açılan kırlangıçkuyruğu denen oyuğa oturtulur. Oyuklar eritilmiş kurşunla doldurulur. Bu iş yatayda yapılan ameliyedir. Düşeyde taşlar, zıvana denilen, gül dikeni gibi dikenleri olan silindir şeklindeki demir çubukla bağlanır. Bunun için alt sıra taşların ortasına kurşunla yerleştirilen zıvana üzerine üst sıra taş oturtulur. Peki, üst sıra taşa giren zıvanayı nasıl kurşunlayacağız? Taşta zıvanaya giden bir ince boru delik açılır ve buradan içeriye kurşun akıtılır. Bu arada masif taş merdivenler de işlenir ve yerine monte edilir. Minarenin ortasında merdivenlerin çekirdeğini oluşturan yuvarlak bir sütun oluşur. Merdivenlerin ve orta sütunun çepere olan bağlantıları da kurşun ve kenetlerle olur. Böylece minarede rijit, ama elastik bir kitle oluşur. Bu şekildeki minare inşaatında kullanılan küfeki taşları ara derzlerinde, hiçbir şekilde sulu harç kullanılmaz.

İşte bu, Sinan döneminin, Sinan evvelinin ve sonrasının klâsik minare inşaat teknolojisidir. Bu bağlantıların verdiği yüksek elastiklikle minare, gerek depremde gerekse fırtınada belli oranda sağa sola sallanır, sonra tekrar şâkulünü bulur. İşte yüzyıllara meydan okuyan minareler bu şekilde inşa edilmiş minarelerdir.

Bu inşaat usulü çok geçmişte kaldı. Bu dönemde ne bu detayı çizecek mimar, ne bu işlemi hesaplayacak mühendis, ne buna katlanacak usta, ne de bu yüksek maliyeti üstlenecek işveren bulabilirsiniz. Ancak, onarımı yapılacak eski eserlerde bu teknolojiye harfiyen uyma zorunluluğu vardır.

Betonarme minarelerde elastiklik modülü düşük olduğundan deprem ve fırtınalarda gövdenin salınımı çok cüzidir. Bu nedenle de minare sütununun kırılma noktası, en yüksek gerilime maruz kalan dip kısmında oluşmaktadır.

Minare inşaatlarının pratikten yetişmiş ustalara bırakılmaması, mutlaka yapılacak statik hesaplara uyulması, inşaatın çok dikkatli şekilde uzmanlarca kontrol edilmesi gerekmektedir.


 

yerguvenc@gmail.com  

Yayın Tarihi : 23 Mart 2010 Salı 11:25:19
Güncelleme :24 Mart 2010 Çarşamba 18:44:30


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Yılmaz Ergüvenç IP: 88.234.104.xxx Tarih : 26.03.2010 11:09:46

NOT: Yazının sonuna konmuş bulunan video, İzmir Gaziemir'de çekilmiş olup minarenin fırtına sonucu kaide üzerinden çatlaması ve tehlike arz etmesi nedeni ile vinç yardımı ile yıkımını göstermektedir.


ali deveci IP: 88.249.56.xxx Tarih : 16.03.2011 21:03:00

sevgili üstadım bendeniz kayseri ilinden camii minare ustası ALİ DEVECİ bu meslek sizlerinde takdir ettiğiniz gibi babadan oğla geçen bir meslektir. Banada babamdan intikal etmiştir sizinde belirtmiş olduğunuz gibi günümüzdeki betonarme yapılar deprem yönetmeliğine uygunmuş gibi gösteriliyor ama alakası yoktur ecladımızdan kalan eserleri incelediğimizde taştan başka bir şey göremeyiz ki bu eserler nice deprem ve fırtınalar görmüş eserlerdir.Bu tür yapıların ne kadar yüksek olursa olsun ayakta kalmasının yegane temeli yüskeliğe göre ayarlanmış olan kutur ölçüleri ve buna dayalı taş baskılarıdır.Bendeniz günümüzde yapmış olduğum işlerimi bu özelliğe dayalı ve taş eserler yapmaktayım.Yalnız bilmenizi isterimki müezzin kardeşlerimizin minarelerin şerefiye kısmındaki yaşadıkları o sallantı estetiği ne taşlara takılan zıvana nede dökülen kurşnla alakalıdır tamamen içerdeki merdivene bağlıdır.Bir minareyi ayakta tutanda merdivenidir ve eski yapıların hepsi yedek basamaklıdrılar.Ayrıca şunu koca sinanın yapmış olduğu ve ustalık eserim dediği herkesin bilğiği 3 şerefiye ayrı çıkış eserinin aynını yaptıracak hayır sever bulunur ise yapmaya hazırım.Projeyi çözmüş bir ustayım saygılarımla .                              0533 515 61 28ALİ DEVECİ