9 Ağustos 2008 günlü Milliyet Gazetesinde okuduğumuza göre, Isparta’nın Atabeyler ilçesinde bulunan 75. Yıl Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nun depreme dayanıklılığını incelemek için temeli kazılmış ve kolon ayaklarının boşlukta durduğu ortaya çıkmış. İnanılır gibi değil. Bunu en cahil bir kalfa bile yapmaz. Anladığım kadarı ile gelişigüzel ve yanlış ölçülerle temel atılmış. Bu temelin üzerinde yükselecek kolonların aplikasyonu yapıldığı zaman aksların kaydığının farkına varılmış. Ama bile bile ve cahil cesareti ile temel örtülmüş ve kolonlar dikilmiş. Hırsızlığın da kendine göre bir raconu vardır. Bu yapılan iş, her şeyden evvel insanlık dışı ve alçakça bir şeydir.
Türkiye’de küçük ve orta boy müteahhitlik müessesesi artık ayağa düşmüş durumdadır. Taşranın küçük politikacıları ile haşır neşir olanlar, bakkal dükkanlarını, büfelerini kapatarak ‘müteahhit’ oldular. Çünkü berberlere bile imtihanla ruhsat verilen bu ülkede, her isteyen müteahhit olabiliyor. 2002 yılına kadar Bayındırlık Bakanlığı, kamu ihalelerine girmek isteyenlere, iş bitirme, mali durum, makine parkı, teknik eleman kadrosu gibi incelemelerden sonra, belirli kategorilerde ve belirli işlere girebilmeleri için ‘müteahhitlik karnesi’ verirdi. 2002 yılında kabul edilen Kamu İhale Kanunu’nda AB standartlarına uymak amacı ile yola çıkıldı ise de geçen 6 yıl içinde kanun, birçok değişikliklere uğrayarak Nasrettin Hoca’ya atfedildiği gibi, leyleğin evvelâ gagası, sonra kanatları, son tadilâtla da ayakları kesilerek kuşa benzetildi. Müteahhitlik karneleri, yerini iş bitirme belgelerine bıraktı. Bundan sonra kamu müteahhitleri sayısında % 100’ü aşan artış yaşandı. Sayı yüz binleri çok çok aştı. Bu nasıl oldu? Belde belediyelerinde hemşerilik ve ahbap-çavuş ilişkileri ile işini uyduran bir iş bitirme belgesi sahibi olabildi. Devletin (Bakanlıkların, Özel İdarelerin, Belediyelerin) ihale ettiği küçük işlerin toplamı aşağı yukarı on bin kadardır. On bine karşı yüz binlik arz-talep dengesizliği ile işler ya işini uydurana gitti, ya da aslanın ağzından kapıldı. Aslanın ağzından işi kapmak için yapı keşif bedelinden anormal indirimler yapmak gerekti. Burada yine Nasrettin Hoca’nın kedi-ciğer fıkrası gündeme geliyor. Kedinin ağırlığı ile ciğerin ağırlığı birbirini tutmaz. Bu durumda adamlar çift proje ile çalışırlar. Birisi resmî ve normal proje, diğeri kalfaya uygulaması için verilen ve içindeki her bir kalemden hırsızlık yapılmış proje.
Peki devletin resmî kontrol örgütü, sürveyanı, kontrol mühendisi, kontrol amiri, îtâ amiri uyuyor mu? Uyumuyor ama uyku taklidi yapıyor. Niçin? Bu gibi teknik daireler dahî politize olmuştur. Bir daireye eleman alınırken veya o daireye yönetici atanırken memurun bilgisi, deneyimi, meslek aşkı, görev bilinci, ahlâkı dikkate alınmadan politikacının referansı yeterli oluyor. Bu politikacı, derece ve kademeye göre milletvekilinden başlayıp, siyasi partinin il veya ilçe başkanı, belediye başkanı, köy veya mahalle muhtarı ve de partizan militana kadar inebiliyor.
Şimdi bir işi ihaleye çıkaralım. Bir müteahhit şöyle veya böyle şekilde işi alır. Evvelâ dairenin müdürüne gider. Selâmın Aleyküm der ve oturur bir çay içer. Müdüre ‘bana şu kontrol mühendisini tayin et’ der. Müdürün bölge politikacılarından beklentileri vardır. Ya daha üst düzeye çıkmak, ya da seçim zamanı kendini onlara beğendirmek ister. Talebe karşı çıkamaz. Mühendis iş yeri teslimi yapar. Aydan aya müteahhidin hazırladığı hak ediş raporunu imzalar. Ara sıra da şantiyeye gider. Bazı şeyleri görür, bazı şeyleri görmez. İnşaat biter. Kabul heyeti teşkil edilir. Heyet yapıyı dolaşır; kapı üstlerine boya sürülmemiş, bu boya dalgalı olmuş, mermerleri temizle gibi âfâki tutanaklar tutarlar; bina bünyesini, beton mukavemetini, demir miktarını bilemezler. ‘Doktorlar nasıl insanın yüzüne bakıp sağlık raporu veriyorlarsa, biz de binaya bakınca nasıl olduğunu anlarız’ derler. Bir an evvel kabul yemeğine giderler. Bu gibi binalar yıkılmasın da ne olsun?