27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Popüler Türbeler

13 Aralık 2009 tarihli Hürriyet Gazetesinin Pazar ekinde Ayşe Arman’ın, ‘Hepimiz Popüler Dindarız’ başlığı altında din psikolojisi profesörü Ali Köse ile yaptığı bir röportaj yayınlandı. Bilmem, okudunuz mu?

Özetle profesör, 2 yıllık çalışma sonucunda 23 ilde 30 türbeyi kapsayan gezi ve 3000 kişi üzerinde yaptığı anketle türbelere kimlerin ve de niçin gittiklerini araştırmış. Amacının türbe ziyareti yapan kişileri yargılamak olmadığını, insanların inandıkları hurafeleri ortaya çıkarmayı ve onları türbe ziyaretine çeken motivasyonu merak ettiği için bu çalışmayı yaptığını ifade ediyor.

Geçenlerde bir yerde okudum. İnsan, öleceğini bilen tek canlı imiş. Evet, bizler de tüm canlılar gibi doğarız, büyürüz, çoğalırız ve ölürüz. Ne var ki insanoğlu, yaşamının sona ermesini bir türlü içine sindirememiş, yaşamını başka bir mekânda (ahirette) sürdüreceğine inanmak istemiştir. Bu gelip geçici, ‘yalan dünya’dan göçenlerin başına, geride kalanlarca anılmalarını sağlayacak taşlar dikilmiştir. Bu taşlar tarih boyunca, ölen kişinin yaşamındaki önem derecesine göre şekillenmiş, en basit mezardan mermer heykellere, piramit, türbe ve anıt mezarlara kadar mimarlığın ve diğer güzel sanatların önemli bir konusu olagelmiştir.

Aziz mertebesine erişmiş din uluları, savaş kahramanları, firavunlar, krallar, padişahlar, liderler adına inşa edilmiş anıt mezarlar ve türbeler dışında, sağlıklarında gösterdikleri bir takım kerametler ve din bilgileri ile halka mal olmuş erenler için de türbe ve anıtsal mezarlar inşa edilmiştir. Bazı batıl inanç sahipleri, bu gibi ulu kişilere ait türbe ve mezarları ziyaret ederek onların ruhlarından dileklerinin gerçekleşmesi için yardım dilerler. Semavi dinlerde ölülerden medet ummak diye bir şey yoksa da insanoğlunun ilk çağlardan gelen bu dürtüsü günümüze kadar önlenememiştir.

Yine Ali Köse hocanın deyişi ile: ‘’İstanbul’da denizciler, İstanbul Boğazı’nın dört manevi bekçisi olduğuna inanırlarmış. Bunlar, Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdai Efendi, Beşiktaş’ta Yahya Efendi, Beykoz’da Yûşâ Hazretleri ve Sarıyer’de Telli Baba…’’ imiş. Batı dünyasında da bazı kutsallaştırılmış din ulularının kentleri koruduğuna inanılır; her kentin hâmîsi bir aziz veya azize bulunur.

Hocanın örneklerine ben de iki anımı eklemek istiyorum:

Çocukluğumda gidip geldiğimiz, aile büyüklerimizin oturduğu Beşiktaş’taki ‘Tuz Baba’ya annemin hediye tuz götürüp mum yaktığını anımsıyorum. Anneciğim ne dilemişti acaba? Umarım ki tesadüf de olsa dileği yerine gelmiştir.

Keza büyükannem (babamın annesi Şadiye Hanım) genç yaşta sevgili eşi İbrahim Beyi yitirip dul kaldığında ikinci bir evlilik yapmamış, çocuklarını okutup adam etmek için birini Kuleli’ye, diğerini Darüşşafaka’ya yazdırmış, kendi ‘medar-ı maişet motoru’nu çalıştırmak uğruna Kocamustafapaşa’da ‘Uyku Dede’ye türbedar olmuş. Sabahlara kadar ağlayan, anne babayı çileden çıkaran bebeklerin uyuması için hazırladığı ve küçük bez torbalara doldurduğu mezar toprağını anneye verir, annenin yastık altına koyduğu bu torbalar sayesinde bebek mışıl mışıl uyur, türbedara da bu hizmetleri karşılığında gönülden ne koparsa bir miktar bahşiş bırakılırmış. Canım babam, cehaletin ne kötü bir şey olduğunu bu örnekle anlatırdı.

Söz açılmışken bir de fıkra anlatayım:

Anadolu’nun bir yöresinde meşhur bir türbe ve tekke varmış. Tekke müritlerinden biri, türbeye gözü gibi bakar, temizler, bu arada tekkenin eşeği ile dağlara çıkar, odun keser ve tekkenin yakacak gereksinimini karşılarmış. Yıllar yılları kovalamış, gün gelmiş müridin çilesi dolmuş, olgunlaşmış, tekke şeyhinden köy köy dolaşmak, cerre çıkmak üzere icazet almış. Postniş, bunca yıllık hizmetine mukabil emektar eşeği müridine hediye etmiş. Ne var ki kocamış eşek dervişi taşımakta zorlanıyormuş. Nitekim daha ilk köye vâsıl olamadan nalları dikmiş. Zavallı derviş, perişan halde kazdığı çukura eşeği gömmüş. ‘’Köyleri nasıl dolaşacağım, köylüleri nasıl irşad edeceğim’’ diye hayıflanır ve Tanrıya dualarla yakınırken, çevre köyden gelenler dervişin çevresini almış. Her biri sepetle pide, bakraçla yoğurt, kanata ile ayran getirerek onu teselli etmişler. Bu arada bir gayretkeş köylü de yuvarlayarak getirdiği bir antik sütunu defnedilen ulu kişinin(!) başına dikivermiş. Bizim derviş bu işe şaşırdı ise de renk vermemiş. Mezar, köylülerin imecesi ile kısa zamanda bir türbeye dönüşmüş. ‘Kulaklı Dede’ yatırı tüm civar köylere nam salmış. Türbenin etrafına tekke yapılmış. Gel zaman git zaman, tekkenin ünü eski postnişin kulağına kadar gitmiş; tekkeyi ve erenlerin türbesini merak edip ziyarete gelmiş. Şeyh, eski mürit tarafından törenle karşılanmış. İki şeyh halvet olduklarında, eski müridin dili çözülmüş; olanı biteni anlatmış, girdiği bu büyük günahtan nasıl kurtulacağını eski üstadına sormuş. Acaba şeyhin yanıtı nasıl olmuş? ‘’Evlat, sakın endişelenme, benim türbede yatan da onun babası idi.’’

Hikâye böyle. Tövbe tövbe… Ya Rabbim; neler uyduruyor bu zındıklar.

 


yerguvenc@gmail.com
 

Yayın Tarihi : 15 Aralık 2009 Salı 11:36:22


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
erdem yücel IP: 217.131.190.xxx Tarih : 15.12.2009 12:07:49

Kıssadan hisse, harika bir köşe yazısı...İslamiyeti bilmeyen uydurma hadis ve hurefeleri islam dini sananlara bu yazı ithaf olunmalıdır. Gerçek bir olayı da ben ekleyeyim. Selçuklu ve Osmanlı yazılarını çok iyi okuyup yazan bir tanıdığımın yolu biraz cahil insanların yaşadığı semte düşmüş. Konuşurken kadınlardan birisi çocuğunun geceleri işediğinden yakınmış... Biraz muzip tanıdığım da ben  bir yazı yazayım, çocuğun gece  yastığının altına koy demiş. Osmanlıca "Mehmet sakın işeme" diye yazıp vermiş. Rastlantıya bakın ki çocuğun gece işemeleri şıp diye kesilmiş... Başkaları da  ona haber salıp bir muskada bize yaz demişler... Bizimkinde kaçış o kaçış... Bir başka gerçek öyküde ceberrüt kocaların ceketleri bir eşeğin üzerine konulup, şimdi adını vermek istemediğim bir türbenin çevresinde üç kere döndürülür; "Senin adın eşek değil....filanca denirmiş... Bir de bakmışlar bunu uygulayan kadının kocası melaike kesilmiş!...Karıcıım der başka bir şey demezmiş...

Gerçekte bu tür hurafe  ve öyküler anlatılmakla tükenmez...Bakırköş de Zuhurat baba'nın  ve diğer türbelerin belirli dini günlerde  bu yönde halleri, ziyaretçilerdi ve yapılan adaklar  meydanda...Peygamber bile cehaletten vebadan kaçar gibi kaçın dememiş mi?


Teoman Törün IP: 85.103.127.xxx Tarih : 20.12.2009 18:17:44

Türbelerle ilgili bir kıssa da benden; daha doğrusu, şu anda bağımsız milletvekili olan Ufuk Uras'ın, Kadıköy-Moda semtinin popüler kişiliklerinden iken yakın  yıllarda kaybettiğimiz Em.Albay Hasip Uras'dan naklen... Rahmetlinin oturduğu semt içinde kuytu bir bahçe duvarı dibine gece vakitleri bazı yüksek bilinçli (!) yurttaşlar doğal ihtiyaçlarını giderirlermiş. Sürekli ikaz yazılarından sonuç alınamayıp bed kokular yüzünden o cıvardan geçilemez olunca, duvarın üstüne: "Dikkat burada yatır vardır; bilmem hangi dedenin kabridir. Yurttaşların saygılı davranmaları rica olunur" yazmak şeklinde bir yola gidilmiş. Bir seneye varmamış, sevgili yurttaşlarımız o noktayı çapıtlarla ve mumlarla donatıp şehrâyin mahâlli yapmışlar. Tanrı duvarlara bu biçimde saygı gösteren yurttaşlarımızı ıslah eyleye!..