Cumhuriyet yara alıyor; ilk askeri darbe gerçekleşiyor
27 Mayıs 1960. Radyoda davudi bir ses (Alpaslan Türkeş): ‘’Türk Silahlı Kuvvetleri idareye el koymuştur…’’. Bu arada Amerika’ya verilen teminat: ‘’NATO’ya, CENTO’ya bağlıyız’’.
Yatırımlar duruyor. İnşaat ihaleleri ile beraber proje ihaleleri de şıp diye kesiliyor. Serbest mimarlar perişan. Ne yapalım? Bu arada geciktirdiğimiz askerliği aradan çıkarmalı. 24 ay yedek subaylık: 6 ay temel eğitimde Ankara Ordonat Okulu. Komutan centilmen bir albay, yardımcısı yarbay o kadar centilmen değil: ‘’Menderes’in haracını yiyen siz mühendisler… falan filân çocukları…’’. 18 ay İskenderun İnşaat Emlak Müdürlüğünde, şeker gibi bir binbaşı maiyetinde paşa gibi bir askerlik. Yurdun ‘bileşik kaplar kuralı’ orduda da geçerli.
Atatürk, Meclis içinde politika yapan askerlerden rahatsızdı. Onlara iki şık sundu: ‘’Ya politikayı, ya da askerliği seçin’’. Ne yazık ki 38 sene sonra yurdun kaderi 38 Milli Birlik Komitesi üyesinin eline geçiyor. İyi kötü başlayan demokrasi rafa kaldırılıyor; ülkeyi karabasan sarıyor. Yassıada Mahkemeleri rezilliği yaşanıyor; Başbakan ve iki bakan asılıyor.
Ayaklarının tozu ile üniversitelerdeki 147 öğretim üyesini azlediyorlar. Aralarında Atamızın Anıtkabiri’nin mimarı Ord. Prof. Emin Onat da olmak üzere İTÜ’nün en kıymetli hocaları da var. Ama Emin Onat’ın suçu çok büyük (!) 1954 TBMM seçiminde DP’den milletvekili olmuş. Ne var ki politika ile imtizaç edememiş, 3 yıl sonra istifa etmiş, fakültesine dönmüş. Bu eylemi onu Yassıada’dan kurtarıyor; ama yine de suçlu. Üstelik karısı da Alman. Geliştirdiği, ömrünü verdiği Mimarlık Fakültesinden atılmasını hazmedemeyen hoca yüreğine yeniliyor. Olaydan 8 ay sonra vefat ediyor.
Türk siyasetinde ‘fetret devri’
1961 Anayasası. CHP-AP Koalisyonu. İnönü Başbakan. 1965, Suat Hayri Ürgüplü Başbakan. Aynı yıl Adalet Partisi iktidarı; Süleyman Demirel Başbakan. 1966, CHP’de ‘ortanın solu’ politikası, Bülent Ecevit Genel Sekreter. 1969, Amerikan 6. Filosuna protesto; sol akım kuvvetleniyor. 1971, tekrar askeri müdahale; 12 Mart Muhtırası. Nihat Erim Başbakan. 1972, solun 3 kahramanı asılıyor. Ferit Melen Başbakan. 1973, Naim Talu Başbakan. 14 Ekim seçimleri: Hiçbir parti çoğunluğu elde edemiyor. 1974, CHP-MSP Koalisyonu. Ecevit Başbakan. Kıbrıs Savaşı. 1975, Milliyetçi Cephe hükümetleri. 1977, Taksim’de 1 Mayıs katliamı. 1978, 11 devşirme bakanla Ecevit kabinesi. 1979, Süleyman Demirel tekrar iktidarda. Siyasi ve sağ-sol cinayetleri. Maraş katliamı. Ve de 12 Eylül 1980 askeri darbesi.
Dönemin mimari çehresi
Özgürlükçü 1961 Anayasası meyvelerini veriyor. Sivil toplum örgütleri söz sahibi oluyor. Türk Standartları Enstitüsü, TÜBİTAK bünyesinde Yapı Araştırma Enstitüsü çalışmalara başlıyor. Betonarme prefabrikasyon sistemi fabrika mimarisinin önünü açıyor.
Milli Birlik Komitesinin ‘Ülkü ve Kültür Birliği’ sloganı ile belirlenen rejiminde ilköğretim yapılarına önem veriliyor. Ama mimari açıdan talihsiz bir dönem yaşanıyor. Alelacele yapılan demir çerçeveli, beton briket dolgulu okullar, 5 yıl içinde harap olup yıkılıyor. Bayındırlık Bakanlığı’nca yapılan yeni ‘tip projeler’de amaç, az para ile olabildiğince fazla derslik yapmak. Bu da beraberinde kalitesizliği getiriyor. Tip proje alışkanlığı lise ve diğer devlet yapılarında da devam ediyor. Bu tip projeler, arazinin değişik topoğrafik ve alt yapı şartları, değişik iklim koşulları dikkate alınmaksızın ülkenin her yanında tekrarlanıyor. Ekseriya sosyal etkinlik ve spor hacimlerinden yoksun ve ucuz malzeme ile inşa edilen bu binalar, depremlerde büyük hasar ve yıkımlara neden oluyor. Ankara’ya, Bayındırlık Bakanlığına gidiyor, tip projelere itiraz ediyorum. Müsteşar: ‘’Oğlum, deli misin? Biz burada mimari fantezi yapmıyoruz, bu tip projelerle bütçe imkânları elverdiğince, çok derslik yapmaya uğraşıyoruz’’. Arkadan (kel alâka) ekliyor: ‘’Yoksa yurda komünizm gelecek’’.
![]() |
| ODTÜ Yerleşkesi hava fotoğrafı, Mimar Behruz Çinici |
Mimarlık yarışmalarında 'yöresel arayışlar' ve beraberinde Mimar Louis Kahn etkili ‘parçalı kitleler kompozisyonu’ projeler deneniyor. Bu akımların tipik ve başarılı örneği 1961’de başlanan Mimar Behruz Çinici’nin eseri Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Yerleşkesi ve Mimarlık Fakültesi oluyor.
![]() |
| İstanbul Operası (İlk proje), Mimar Rüknettin Güney |
1940’lı yıllarda İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar, Taksim’de İstanbul Operası inşaatını başlatmıştı. Projeyi Avrupa totaliter dönemi mimarı Auguste Perret’den alınan neo klâsik stildeki modele göre Mimar Rükneddin Güney düzenliyor. İnşaat, sonradan gelen yöneticilerin ve hükümetlerin ilgisizliği ile yıllar yılı iskelet halinde kalıyor. 1960’lar sonrasında Bayındırlık Bakanlığınca Mimar Hayati Tabanlıoğlu’na yaptırılan tadilat projesi ile bina kabuk değiştiriyor. Ortaya modern-rasyonel mimari üslûpta, cam cepheli Atatürk Kültür Merkezi (AKM) çıkıyor. Daha sonra bina yakıldı, yeniden inşa edildi; bu günlere kadar geldi. Şu anda yıkılacak mı, onarılacak mı, ne olacağı belli değil. (Bu konuyu anlata anlata dilimde tüy bitti; onun için ayrıntıya girmeyeceğim).
![]() |
| İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, Mimar Hayati Tabanlıoğlu |
1967’nin önemli yapısı Mimar Turgut Cansever eseri Ankara’da Türk Tarih Kurumu kütüphane binasıdır. Mimar, büyük bir ustalıkla geleneksel Türk mimarisi öğelerini çağrıştıran ayrıntılarla çağdaş bir bina ortaya çıkarmıştır.
![]() |
| Türk Tarih Kurumu, Mimar Turgut Cansever (ttk.org.tr) |
1972’de, Mimar Sedat Hakkı Eldem, İstanbul, Unkapanı, Atatürk Bulvarı üzerindeki Sosyal Sigortalar Kurumu binasında, Türk sivil mimarisinde kullanılmış bulunan ahşap çıkmaları birkaç katta tekrar eden betonarme konsollu yorumu ve ölçülü kitleleri ile Türk mimarlığına geleneksel çizgiler içeren modern-çağdaş bir eser kazandırmıştır.
![]() |
| İstanbul Sosyal Sigortalar Kurumu, Mimar Sedat Hakkı Eldem (wowTURKEY.com) |
Bayındırlık Bakanlığı bünyesinde yapılan, Mimar Hayati Tabanlıoğlu’na ailt diğer proje, dış hatlara hizmet verecek, İstanbul, Yeşilköy Atatürk Havalimanı Terminali olmuştur. Ne var ki havayolu terminallerinde, gelişecek koşullar paralelinde tevsi edilebilmek üzere, lineer sistemli şemalar tercih edilir. Buna karşın bu projede, kompakt şema ve çokgen prizma kitleli kapalı sistem tercih ediliyor. Bugün iç hatlarda kullanılan bu bina, yolcu trafiği kendi kapasite sınırları içinde (5 milyon yolcu / yıl) kaldığı sürece tıkır tıkır işliyor. Ancak hava trafiğinin artışına paralel gelişmeye kapalılığı ile başarısızlığı kanıtlanan bir proje oluyor. (Bu nedenle günümüzde lineer şemalı ve gelişmeye açık yeni bir dış hatlar terminali inşa ediliyor).
1980’e takaddüm eden son birkaç yılda yaşanan toz-duman içinde kayda değer bir mimari projeye rastlayamıyoruz.
yerguvenc@gmail.com
Sayin Erguvenc, Bu bilgilendirici yazilarinizi lutfen bir kitap'da toplayiniz. Yumusak uslup, rahat okunurluk ve anlasilir dilde yazdiginiz makaleler ile ulkemiz mimarisinin gelismesini izlemek cok zevkli. Genis kitleleri bu bilgiden mahrum etmemeli.Hurmetler,Levent User - Mimar