4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Strasbourg Anıları (III)


Şimdi de antik kent yerleşimin çevresindeki gelişme bölgelerini dolaşalım. Antik yerleşimin batısında tren garı ve meydanı var. Kuzeyinde dairesel La Republique (Cumhuriyet) Meydanı ve çevresinde önemli resmî binalar, Biblioteque (Büyük ve klasik bir kütüphane binası), neoklasik stilde tiyatro ve opera binaları bulunuyor.

Avrupa Konseyi, Genel Görünüm


Üniversite yerleşkesi (Campus Universitaire), artık kentin ortasında kalmakla beraber büyük bir alanı kaplıyor. Birçok fakülte blokları rahat ve planlı bir şekilde yerleştirilmiş. Özellikle Hukuk Fakültesi merkezde ve ana bina hüviyetinde. Strasbourg Üniversitesi, Orta Avrupa’nın en önemli üniversiteleri arasında sayılmaktadır. Yazımın başında Samed Ağaoğlu’nun bu fakültede hukuk masteri yaptığını anlatmıştım. Yine yerleşke içindeki Edebiyat Fakültesi önünde beni duygulandıran anlar yaşadım. İstanbul, Vefa Lisesi’nden felsefe ve toplumbilim (sosyoloji) hocam Nurettin Topçu (1909–1975), kendisi Vefa Lisesi’nde öğrenci iken gösterdiği üstün başarı ile Fransa’ya gönderilerek liseyi Bordeaux Lisesi’nde bitirmiş. Sonra Strasbourg Üniversitesinde felsefe eğitimi görmüş. Doktora tezine yine bu üniversitede hazırlandıktan sonra Paris, Sorbonne Üniversitesinde doktorasını vermiş. Yurda döndükten sonra bazı fikirlerini sivri ve düzene aykırı bulmuş olmalılar ki doçentlik tezini verdiği halde kadro vermediler. O da üniversiteden ayrılarak lise öğretmeni olarak çalıştı. Değerli hocamız bir ‘Müslüman Sosyalist’ olarak İslâm’ın yozlaştırıldığına inanırdı. Ölülerden şefaat bekleyenlerin, camekân üzerinden Sakal-ı Şerif öpenlerin, hoca nefesinden şifa umanların, medenî nikâhtan sonra ayrıca imam nikâhı kıydıranların, tesbih çekme ve zikirde keramet bulanların dini saptırdıklarını söyler, dînî vecibelerini çevreye teşhir edenleri ve politikacıların dini alet etmelerini kınar, dinimizi ruhta ve ruh güzelliğinde aramamız gerektiğini vurgulardı. Ruhu şâd olsun. Bu iki değerden başka her halde birçok gencimizin de Strasbourg Üniversitesi’nden feyz aldığını tahmin ve temenni ediyorum.

Avrupa Konseyi Girişi (Solda Türk bayrağı görülüyor)


Kent planlamasında bölgeler (zone’lar), işlevlerine göre ayrılmış. Tramvaylarla başarılı bir ulaşım ağı kurulmuş. Kent planında her bölge açık ve net bir şekilde görülebiliyor. Plan karmaşası yok. İkamet bölgeleri sağlıklı planlanmış. Kentte gökdelen yok. (Esasen gerek de yok.) Apartman bloklarında imar planlarına harfiyen uygunluk görülüyor. Hepsi birbiri ile uyum içinde. Tüm balkonlarda çiçek yetiştiriliyor. Dış cephelere mimari görünümü bozan çanak antenler, klima dış üniteleri asmak yasak. (Geçenlerde gördüm. Vatan Caddesinde yeni yapılan Fatih Kaymakamlık binası cephesini klima dış üniteleri ile rezil etmişler.) Trafikte hız limitini aşanlara, gereksiz şerit değiştirenlere rastlanmıyor. Hava kirliliği yok. Cadde, bulvarlar yemyeşil. Yollarda çöp, çamur, toz yok. Arabanızı 15 gün bile yıkatmasanız kirlenmiyor. Ayakkabılarınız tertemiz. Daha ne söyleyeyim ki.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ofisleri


Bütün bu anlattıklarımdan Strasbourg kentinin, diğer Orta Avrupa kentlerinden fazla farkı olmadığı sonucu çıkarılabilir. Ama işin aslı öyle değil. Avrupa Birliği’nin (AB) merkezi Brüksel olsa da, Strasbourg, AB’nin kalbi mertebesindedir. Kentin kuzeydoğusunda Ill (il) nehrinin 4 koldan birleştiği ve Ren’e karışmasına ramak kaldığı mevkide kurulmuş AB tesisleri, Strasbourg’u Avrupa kentleri içinde mümtaz bir mevkie çıkarmaktadır. Avrupa Parlamentosu (Parlement Européen), Avrupa Konseyi (Conseil de l’Europe), Avrupa Enstitüleri ( Instutions Européennes) ve de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Palais des Droits de l’Homme), bu suların çatağında yer almış tesislerdir. Baskıdan, işkenceden, çeşitli hukuksuzluklardan bunalmış insanlarımızın ve de haksızlıklara uğramış toplumumuzun başvurduğu son hukuk mercii burasıdır. Mahkemede, Türkiye’den gelmiş 10 bini aşkın dava dosyası bulunduğunu öğrendim. Dosya adedi açısından Rusya’dan sonra biz geliyormuşuz. Ülkemizin hukuki durum analizini sizlerin takdirine bırakıyorum.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Maket)


Kızımın selefi Yargıç Rıza Türmen bir yazısında Türkiye’deki hukuk anlayışı ile Avrupa’daki hukuk anlayışı arasındaki farkı şöyle ifade ediyor: ‘’Türkiye’deki hâkimlerde devleti koruma içgüdüsü, Avrupa’daki hâkimlerde bireyin düşüncesini koruma anlayışı var.’’ Diyor.

İnsan hakları, tüm insanların sahip olması gereken ‘temel hak ve özgürlükleri’ kapsar. Irk, din, dil, eşey ayrımı gözetmez. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir. Her birey, bağımsız seçim yapmak, yeteneklerini geliştirmekte özgürdür. Tabii başkalarının haklarına saygılı olmak, onların haklarını çiğnememek şartı ile.

Haklarından mahrum insanları betimleyen heykel


İnsan, kısa bir gezide bile XXI. Yüzyılda içe kapanmanın, ulus-devlet sistemini pompalayan ‘Türkün Türkten başka dostu yok’ söyleminin –ki Atatürk bu fikirde değildi; ilişkilerinde ve ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ söylemi ile hep dostluk taraftarı oldu- çok gerilerde kaldığını idrak ediyor. Almanya-Fransa arasındaki ‘dostluk aşısı’ AB ile tutmuş durumda. Artık herkesin savaşların çıkar yol olmadığını, yükselmenin eğitim-kültür ve ekonomi savaşlarında kazanılacak zaferlerle mümkün olduğunu anlaması gerek. Gerçi düşmanlıkları devam ettirmek isteyecek fanatikler vardır ve her zaman olacaktır. Ama inanıyorum ki bu gibiler, önünde sonunda akl-ı selim karşısında azınlıkta kalacaklardır.

Bu arada 301. madde, 1 Mayıs olayları ve parti kapatmaları ile dünya gündemine oturan Türkiye ile ilgili rapor, Avrupa Parlamentosu’nca onaylandı. Rapordaki diğer başlıklar, aşağı yukarı şöyle:

Türban yasağının genel reformlar kapsamında değil de münferiden ele alınmasının, bir bölüm halk ve kamuoyunda laiklik endişesine neden olduğu;

DTP milletvekilleri ve belediye başkanlarının, terör örgütü PKK ile aralarına sınır koymaları gerektiği;

Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıma çağrısını ön gören önergenin reddi;

Ergenekon soruşturmasında örgütle ilişkili olanların ivedilikle yargılanması;

Kürt sorununun halli için kalıcı çözümleri amaçlayan siyasi inisiyatifin başlatılması;

Türk vatandaşlarına uygulanan AB ülkelerine yönelik vize işlemlerinin kolaylaştırılması;
tavsiye ediliyor.

Bütün bu temennilere hayır demek mümkün mü? Ama eminim ki ‘’Vay, bizim iç işlerimize karışmaya ne hakları var?’’ diye yaygara koparanlar da olacaktır. Olsun. Demokrasinin önemli kuralı herkesin fikrini açıkça ifade edebilmesi değil midir?

Yazımı ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin bir paragrafı ile bitirmek istiyorum:

‘’Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar açısından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik anlayışı içinde davranmalıdırlar.’’

Yayın Tarihi : 8 Haziran 2008 Pazar 16:19:49


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?