Her şeyden evvel şuna karar verelim: Yeni Taksim Meydanının kimliği ne olacak? Meydana İstiklâl Caddesinin devamı niteliğinde eğlence ve gastronomi sektörü mü hâkim olacak, yoksa kentin kültür merkezi mi olacak?
Peki, Taksim Topçu Kışlasının inşaatı bittiğinde işlevi ne olacak? Bu konuda Büyükşehir Belediyesinden gelen hiçbir sinyal yok. Bu sükût hiç de hayra alâmet değil.
Umarız ki yeni inşa edilecek Taksim Topçu Kışlasına, bu günkü Gezinin cadde cephesi dükkânlarında olduğu gibi ıslak hamburgerci, kebapçı, lâhmacuncu, pizzacı, çevirme tavukçu, ekmek arası köfteci, patates-biracı gibi ayaküstü yeme-içme sektörüne yer verilmez. Hele kışlanın otel veya işyeri gibi rant tesisine dönüşmesine asla ve asla razı olunamaz.
Taksim Meydanı, Cumhuriyet Anıtı, Atatürk Kültür Merkezi ile beraber kışla yapısı içinde yer alacak Resim ve Heykel Müzesi ile İstanbul’un kültür merkezi olmalıdır.
Niçin Resim ve Heykel Müzesi?
Bugünün Resim ve Heykel Müzesi, Dolmabahçe Sarayı’nın Beşiktaş yönündeki Veliaht Dairesi’ne sığınmış durumdadır. Bu saray yavrusu, selâmlık-muayede-harem bölümlerini içeren, özellikle tahtın vârisinin ikameti için planlanmış bir binadır. Planının bu özelliği dolayısıyla da müze olarak kullanılmaya elverişli bir bina değildir. Salonları ve odaları, bir müzenin gezi şemasına ve resim teşhirine uygun değildir. Alçı pano duvar ve tavanları, barok, rokoko, ampir ve neo gotik gibi dönemin eklektik süslemeleri ile bezeli olup döşemeleri ahşap kirişleme üzerine ahşap parke kaplamadır.
Mimari değeri olan dekoratif duvarlara resim asılamadığına göre, teşhir için yapılan hareketli panolar ve resim aydınlatma tesisatı, bu yarım kâgir (kâgir duvarlı-ahşap döşemeli) binada olası yangınlara davetiye çıkarmaktadır. Keza, bir müzede olması gereken idare, restorasyon atölyesi, arşiv, kütüphane, eserlerin sağlıklı saklanabileceği klimalı depolar, konferans ve panellerin tertiplenebileceği salon, fuaye ve kafe birimleri, yeterli tuvalet ve diğer ihtiyaçları karşılayacak hacimler, bu sarayda bulunmamaktadır. Bunun yanında bu sahilsaray, dış görünümündeki şaşaaya, müzeyyen süslemelerine rağmen sağlıklı bir bünyeye sahip bir yapı değildir. Yıllar yılı süregelen onarımlarda, müze ziyaretçilere kapalı kalmakta, temellerden bodrum katlara kadar yükselen nem önlenememekte, bu da depoda bulunan resimleri etkilemektedir. Esasen müzenin açık olduğu zamanlarda da girişinin ana caddeden olmaması, otopark imkânı bulunmaması, ziyaretçi sayısını düşüren etkenler olmaktaydı.
Müze, şu anda 10 bin 140 resim, 651 heykel, 10 ikona, 107 seramik, 79 hat sanatı esere sahiptir (İnternet bilgisi). Önümüzdeki yıllarda bu rakamların artacağını dikkate alırsak, mevcut binanın bir müze için ne kadar yetersiz kalacağı aşikârdır.
Müzede eserleri bulunan tüm sanatçıları burada saymak olanaksızdır. Ancak şu kadarını söyleyelim ki, son Osmanlı ressamlarından Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi Bey, Hüseyin Zekâi Paşa, Halife Abdülmecid, …; Cumhuriyet döneminden Çallı İbrahim, Nazmi Ziya, Namık İsmail, Şevket Dağ, Hikmet Onat, Feyhaman Duran, …; Müstakil Ressamlar Birliğinden Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Şeref Akdik, …; D Grubundan Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu, Sabri Berkel, Eşref Üren, …; yakın dönemden Nejat Sirel, Fikret Muallâ, Cihat Burak, Adnan Çoker, Nedim Günsür, Burhan Doğançay, Neşe Erdok, Mehmet Güleryüz, Komet, …; yabancı ressamlardan Pablo Picasso, Pierre Bonard, Andre Derain, Rauol Dufy, Henri Matisse, Utrillo, El Greco, İngres, … resimleri; Zühtü Müridoğlu, Şadi Çalık, İlhan Koman, … heykelleri ve daha pek çok sanatçının eserleri, yâni büyük bir hazine, yanı başımızda duruyor ve teşhir edilemiyor. Bizler, özellikle de gençler bu eserleri göremiyor, sonra da gençlerimizin güzel sanatlara ilgisizliğinden dem vuruyoruz.
Taksim’de yıkılmış bulunan ve yeniden inşasına başlanan Topçu Kışlası, bu müze için büyük bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Kışlanın dış ölçüleri 150 x 190 metre kadar olup, zemin altına yapılacak katlı otopark dışında, zemin üzerindeki orta avluyu çevreleyen yapı alanı, aşağı yukarı 15 bin metrekareyi, 3 katta 45 bin metrekareyi bulmaktadır. Bu yapının 30 bin metrekare toplayan 15 bin metrekarelik yeşil parkı ve 15 bin metrekarelik zemin katını, halkın ihtiyacı olarak saptanan tesislere ve müze girişine, 30 bin metrekareyi bulan üst iki katını Resim ve Heykel Müzesine tahsis edersek İstanbul’a çok değerli bir müze kazandırmış, Türk sanatını dünyaya açmış oluruz.
Paris Louvre Müzesi, avluları ile birlikte 200 bin metrekare olup depo ve yan tesisler dışında 60 bin metrekareyi bulan sergi salonlarında 35 bin obje teşhir edilmekte, müzeyi günde 10 bin kişi ziyaret etmektedir. Madrid Prado Müzesi de resim müzesi olarak çok büyük teşhir salonlarına sahip bir müzedir. İstanbul’un merkezinde niçin bizim de böyle bir müzemiz olmasın?
Bu gibi müzeler, büyük yekûn tutan tüm eserlerini aynı zamanda teşhire sunmak yerine, belirli zaman periyodu içinde eserlerin yapılış tarihlerine veya çeşitli sanat akımlarına göre tasnif ederek sıra ile teşhire sunarlar. Bunun dışında, okullara özel gezi programları yaparak çocuklarda sanata ve sanat kültürüne heves uyandırmak, güzel sanatlar öğrencilerinin orijinal tablolar karşısında röprodüksiyon yapmalarına olanak tanımak, konferans, film, paneller tertiplemek, modern müzeciliğin esaslarındandır.
Resim ve Heykel Müzesi, bugünkü statüsü ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesine bağlı bir kuruluştur. Müze, 1937 yılındaki kuruluşundan beri akademik kariyer ile sanat yönetimini bağdaştıramamış, kamuoyunun fazla ilgisini çekememiş, resim alımları dışında istikrarlı bir sanat etkinliği gösterememiştir. Bu nedenlerle müzenin Kültür ve Turizm Bakanlığına devri düşünülmelidir.
Kışlanın mülkiyet konusu, örneğin satış, devir veya kiralama sistemleri, aynı siyasi partiye mensup İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında çözülemeyecek bir konu değildir.
Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iade edilmeli, devletin protokol hizmetlerinde yerini almalıdır.
yerguvenc@gmail.com
Sevgili Yılmaz üstadım. İstanbu'l'un yeni imarında (!) konu dönüp dolaşıp Taksim Meydanına geldi. Anlaşılan kısa süre içerisinde Cumhuriyetin si mgesi sayılan Taksim Meydanının görünümü bütünüyle değişecek.
Topçu Kışlası konusundaki düşüncelerinizin bazılarına katılıyor, bazılarına da katılmıyorum. Yanılmıyorsam 1940'lı yıllarda Topçu Kışlasının yıkılması yanlıştı. O yapı son dönemin batıdan ve doğudan esinlenen mimari öğeleriyle yine de mimarimizin simgelerinden birisiydi. Ama yıkıldı...Bugün yeniden ihya etmek ne derece doğrududur bilinmez. Bu restitüsyonu eldeki eski resim ve planlara göre hangi mimar yapacak? İşte bütün mesele de burada...Sanırım Türkiye'de bunu hakkıyla başarabilecek başta siz olmak üzere üç beş mimardan başkası da yok. Belediyenin mimarlarına bu proje yaptırılacaksa ortaya kütlesel bir ucubenin çıkacağı kaçınılmaz olacaktır.
Topçu Kışlasının altında asıl yatan nedir?
Cumhuriyetin simgesi Meydanı değiştirmek mi?. Çünkü karşısına da cami yapma hazırlıkları sürüyor. Diğer yanda kışlanın yapımından bazılarına yeni rant payları, çıkar ilişkileri mi ayarlanıyor?
Sanmıyorum eski mimari geleneği yaşatma sevgisi olduğuna !..
Günümüzde rant ve ahbab çıkar ilişkileri ön planda... Resim Heykel Müzesi düşüncenize katılıyorum. Ama orada harap olan resimleri düşünüldüğünü sanmıyorum.Kimin umurunda...
Son olarak eklemek isterim ki, yıkılan Topçu Kışlası Osmanlı mimarisini ne derece yansıtır? Hint mimarisinden esinlenen kubbeler aynen yapılacak mı? Batı mimarisinden esinlenen öğelere yer verilecek mi?. Bunlar yapılırsa ortaya nasıl bir Osmanlı eseri çıkacak ?
Yazgıya bakın ki, önce İnönü gezisinin ismi değişti. Adnan Menderes hükümeti buraya konulması gereken İnönü'nün heykelini Maçka'ya taşıdı. Ardından Topçu Kışlası ve karşına yakın olacak yere cami...
Merek ettiğim Taksim Anıtına ne zaman sıra gelecek. Şimdiye kadar tarihi su makseminin yanındaki mescidin uyduruk minaresini kaldırmayı neden düşünmezler?
İstanbul'da İstanbul mu kaldı ki, bunları düşünecek?
Kuşkusuz, eski İstanbu tarihini, eski İstanbul'un şehircilik anlayışını, mimarisini bilinler yönetimdedir(!)
Tek kelime ile elveda İstanbul demekten başka elimizden bir şey gelmiyor. İleride tarihi, mistik bir şehir nasıl yok edilir diye üniversitelerimizde dersler verilecek, doktora tezleri hazırlanacak ve kitaplar, makaleler yazılacak...