Bütün dünya emekçileri 1 Mayıs bayramını şenlikler içinde kutlarken İstanbul emekçileri, 1 Mayıs’ı Taksim Meydanında kutlama yasağının getirdiği yeni model bir sivil sıkıyönetim baskısı altında geçirdi. Toplu taşım araçları çalıştırılmadı, yollar, köprüler kapatıldı; mitinge katılmak isteyenler tonlarca biber gazına, basınçlı suya maruz kaldı. Yaralanan gencecik kız terörist ilan edildi. Sade vatandaş bu güzel bahar günü evlerinde oturmak zorunda kaldı.
Oysaki, meydanda yapılan tadilât, kazılan çukurlar, sadece Tarlabaşı-Talimhane yönündeydi. Bu bölgeyi güvence altına almak,çok kolay ve basit bir işti. Geri kalan büyük alanda kutlama yapılabilirdi.Ne var ki gelmiş-geçmiş bütün hükümetlerin DİSK’e alerjileri vardır. Bu yıl da küçük bir kadro ile de olsa Taksim’e çıkışına izin verilen sendika Hak-İş’ti.
Sendikaların, özellikle DİSK’in kutlamayı Taksim Meydanında yapma ısrarının anlamı vardır.Yükselen sol sendikacılığını sindirme ameliyesi olan kanlı 1977 provokasyonu, bu meydanda yaşanmıştır. Ne yapsanız bu ve diğer elim olayları bu meydanın hafızasından silemezsiniz.
İstanbul’a yeni miting alanı
Samatya – Yenikapı sahilinin doldurularak yeni bir miting alanı oluşturulduğunu biliyor muydunuz? Tabii nereden bileceksiniz. Bu kentte imar adına yapılan her uygulama, halkın bilgisi dışında ve işin uzmanlarının görüşü alınmadan, kapalı kapılar ardında ve tepeden inme kararlarla yapılır. Bölge ile ilgili Anıtlar Kurulunun, Tarihi Yarımada deniz surlarını geri plana itecek, siluete zarar verecek ve kentin topoğrafyasını değiştirecek bu girişim için olumsuz karar vermesine karşın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı resen izin vermiş ve iş bitmiş. 715 bin metrekarelik dolgu alanı bir milyon kişiyi alacakmış. Demek ki bundan sonra Taksim Meydanını unutun; artık orada zor toplanırsınız, toplanırsanız biber gazını yersiniz. Hâlbuki DİSK’in 2008 yılında yaptığı başvuru sonucuAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), her türlü toplantının istendiği her yerde yapılabileceğine ve engellenemeyeceğine karar vermişti.
Uygar kentlerde gerek mitingler, gerek yürüyüşler, gerekse kutlamalar, kent merkezlerinde yapılır. Bu gibi eylemler kentin yaşamıdır, ruhudur. Kentler sadece maddi yapılardan, taş yığınlarından oluşmaz. Kentlere hayat ve anlam kazandıran insandır ve insanın aktivitesidir. İnsanlarıkentin bir kenarına atmaya, askerî talim alanları gibialanlarda toplanmaya mecbur edemezsiniz.
Meydana nâzır AVM ve rezidanslar
Taksim Meydanına ve yıktırılmış bulunan Taksim Topçu Kışlasının ihyasına dair epey sayıda yazılarım vardır. Ne var ki bu yazıların esas amacı, Taksim’in kentin ‘’kültür meydanı’’ olmasını amaçlayan yazılardır. Amacım, Taksim Meydanının Atatürk Kültür Merkezini (AKM) tek başına bırakmayacak yeni bir mekâna kavuşması, bu mekânın bünyesinde büyük bir kütüphanenin, sergi ve konser salonlarının ve de en önemlisi yıllardır üvey evlât muamelesiyle bir kenara terk edilmiş bulunan Resim ve Heykel Müzesinin yer alması gerektiğinin altını çizmekti.
Resim ve Heykel Müzesi, bir müze için hiç de elverişli olmayan Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesine sığınmış ve çeşitli nedenlerle kapatılmış bir müzedir. Kapalı kalması, zamane ilgililerinin hiç de umurunda değildir.Hâlbuki Türk resim ve heykel sanatının başlangıçtan bu yana oluşmuş en güzel eserleri bu müzede bir araya getirilmiştir. 10 bini aşan resim, 600 küsur heykel, çok sayıda seramik ve Osmanlı hat sanatı eserlerini içerir. Böylesine büyük bir hazine yanı başımızda duruyor ve teşhir edilemiyor. Müzenin İstanbul’un merkezi, Taksim Meydanına nakli, kültür ve sanatımıza en büyük hizmet olacaktı. Bunun en güzel örneği, Paris’teki d’Orsay Garının renöve edilmesi sonucu kazanılan resim müzesidir.
Ne var ki bütün bu söylediklerim, günümüzde ‘’geçer akçe’’ olan rant ekonomisine ters düşüyor. Nitekim Sayın Başbakan’ın bir beyanatından anladığımız kadarı ile bütün karşı çıkmalara rağmen yeni Taksim Topçu Kışlası, Taksim Gezisi üzerindeki yerini alacak ve bu büyük yapıda alışveriş merkezi (AVM) ve rezidanslar yer alacakmış. Politik söylemler dışında bir mimar olarak ‘’Endişe etmeyin, Topçu Kışlasında rezidans ve AVM yer almayacak’’ diyen Sayın Topbaş ise sanki dut yemiş bülbül. Demek oluyor ki Taksim Meydanı,Topçu Kışlası ile yeni kültür işlevleri yüklenmeyecek, mitinglerden kurtulacak, alelade bir meydan kimliği ile yetinecek. Meydana nâzır rezidanslara sahip olacak zamane zenginleri, elbette ki yeni mahallelerinde, kalabalıkların değil miting yapmalarını, dolaşmalarını bile istemeyeceklerdir.
İstanbul’da 3 milyon metrekareyi aşkın 92 adet AVM olduğunu biliyor muydunuz? Ben de yeni öğrendim. Avrupa ve Amerika, AVM’lerini araba ve metro ile ulaşılabilecek kent dışlarında yaparken bizler, şehrin göbeğine konduruyoruz. Bir cadde üzerine sıralanmış mağaza, butik, kitapçı ve kafe-restoranların kente verdiği güzellik ve canlılığı hiç dikkate almıyoruz. Paris’te, Roma’da, Milano’da, Madrid’de, velhasıl diğer uygar kentlerin özel semtlerinde,cadde boyunca sıralanmış giyim-kuşam mağazaları, kafe-restoranlar gibi İstanbul’un da bir İstiklâl Caddesi var.
Ne var ki caddenin göbeğine, birçok anılara sahip, bir zamanların konser salonu işlevini de yüklenmiş bir kent değeri olan Saray sinemasını ve blokunu yıkıp, çevre dokusunu hiçe sayan, yılların dükkân ve mağazalarına meydan okuyan, görgüsüz bir AVM kondurdular.Diğer bir değer, Emek Sineması yerle bir ediliyor.
Kent değerlerine karşı bu derece umursamaz, bu derece saygısız, bu derece duygusuz,sermayenin ve iktidarın emrinden dışarı çıkamayan bir belediyeden daha ne bekliyordunuz?
Rücu
Tevfik Fikret’in şiirinden mülhem Osmanlıca bir sözcük kullandığım için gençlerden özür diliyorum. Ne var ki dön emrinden türetilmiş dönüş sözcüğü meramımı ifade etmiyor. Dönme desem o da bambaşka bir anlama geliyor.
Her neyse, mimarlık mesleğimden fedakârlık etme pahasına da olsa, bundan evvel yazdığım Taksim Topçu Kışlası inşası lehindeki yazılarımdan RÜCU ediyorum. Kamuya hizmet etmeyecek, kapitalizmin emrine verilecek bir yapıya EVET demiyorum. Bundan böyle Taksim Gezisi lehindeki meslektaşlarımın yanındayım.
Sabri Esat Siyavuşgil’in manzum tercümesiyle Türkçeye kazandırdığı EdmondRostanddramasıCyrano de Bergerac’ın diliyle: ‘’İstemem eksik olsun; eksik olsun istemem’’.
Hamiş
Bir Fenerbahçeli olarak Galatasaray’ın hak ettiği şampiyonluğunu kutluyorum. Özellikle de kutlamalarını Taksim Meydanında toplanarak yaptıkları için bir kez daha kutluyorum. Demek ki inşaat var, tehlikelidir iddiaları bir bahaneymiş. Taksim Meydanına kalabalıklar çıkabiliyor ve kutlama yapabiliyormuş.
yerguvenc@gmail.com
gönlünüze kaleminize sağlık,İstanbulu 20 yıldır DİNBAZ zihniyet yönetiyor,DEVRİMBAZ zihniyet te 20 yıldır,kadıköy başta olmak üzere bazı ilçelerde yetki sahibi, al birini vur ötekine.....
Sevgili Yılmaz,
Seyahat telaşı içinde bu muhteşem yazıyı okumakda geciktiğim için büyük üzüntü duydum. Alaturka rezilliğin böylesine çarpıcı ve özlü bir yazı ile teşhir edilmesi, bu dönemde hem büyük bir cesaret örneği hem de mesleğinin ulviyetini öne çıkaran çok onurlu bir hamle... Ülke değerleri üzerinde böyle sorumsuzca ve tahripkâr tasarruf hakkı kimsye verilemez. Buna bir dur demenin çaresi mutlaka araştırılmalıdır.
Zamanlardan yakın bir zamanda bir ülkenin başkanı, ülkesinin, geçmişten gelen mirasına göz dikmiş ama kendisi de bunun ne olduğuğunu bilmiyormuş. Bu emanet ise, ulusun en büyük değeri imiş ve bu ulus; "- atalarımızdan bize bir miras kalmış,işte bunu korumak için çaba göstermeliyiz ve bundan övünç duymalıyız" derlermiş. Bu emanet ise, ülkenin bir kentinin bir mahallesinde, bu mahallenin de bir yerinde imiş ve ülke halkına bunu korumaları için yılda dört kez tören yapmaları emredilmiş . Başkan, "-bu emanet ne ola ki ? !" diye merak ederek bu mahallenin bir bölgesine ulaşıp hazineyi bulmuş ve "- altın pırıltılı bu hazineyi alıp, yerine uyduruk bir pırlanta koysam kim ne anlayacak" demiş ve bu mirası korumak için de tören sayısını yılda ikiye indirmiş. İlbay kurnazın tekiymiş; "- tören sayısı niye ikiye indirildi" deyip merak içinde emanetin olduğu yere dalmış. Başkanın çalıp yerine bıraktığı pırlantayı alıp yerine gümüş bırakmış ve bu emanetin korunması için yapılan tören sayısını bire indirmiş.. Emaneti korumakla görevli şehremini de aptal değil ya, o da gümüş yerine demir bırakıp, törenlerin yapılmasını menetmiş. Sonuçta bu mirası korumakla mükellef halk başkaldırıp büyüklerine şunu söylemeye başlamışlar: "- ne olduğunu bizlere söyleyemediğiniz bu miras karşısında ne haltlar yediniz ki, kuru otların arasındaki taş parçaları içerisinde bile bizim olmamamızı istiyorsunuz ? !.. ( günün koşullarına göre bir hikayesini adapte ettiğim Aziz Nesin'in aziz ruhuna saygılarımla)
Sayin Erguvenc,yine tarihe bir not dusmussunuz. bence hem tarafsiz ve hemde mantik dolu. cok sagolunuz. bir de malum cilgin proje ve kentsel donusum uzerine, bir "staten island" yapilma savlari uzerine de not dusseniz. pesinen tesekkurler.