27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Tatil, turizm ve Bodrum

Tatil, belirli bir yerde yaşayan,belirli bir işte çalışan,belirli bir çevresi olan insanların bir süre için değişik bir mekânda, daha serbest ve daha keyifli bir yaşam biçimi elde etmesidir. Tatilin sözlükteki karşılığı ‘dinlence’dir, ama dinlenmek tatil değildir. Dinlenme, her zaman yapılabilen fizyolojik bir olaydır. Tatili oluşturan eyleme ise turizm diyoruz.

40-50 yıl evveline kadar İstanbul’da – ki o zamanlar ulaşım olanakları bu günkü kadar gelişmemişti – üst sınıf, yaz mevsimini köşkler ve yalılarda geçirir, bu arada işlerini bırakma gereği duymazlardı. Alt ve orta sınıfların tatil olanakları çok kısıtlı idi. O zamanki iş yasaları, ananeler,ekonomik durum onlara böylesine bir fırsat tanımıyordu. Ancak hafta sonları çayır ve ormanlarda piknik,veya kıyılardan denize girmek gibi günübirlik eğlenceleri vardı.

Denizler kirlenmeden evvel tüm kıyılardan denize girilebilirdi. Bunun dışında her kıyı semtinde bir veya birkaç plaj tesisi vardı. Hafta sonları, şehir hatları vapurları, banliyö trenleri tıklım tıklım dolar, bu yörelere yolcu taşırdı. Yoğun kalabalık nedeni ile plajlarda kabin sorunları yaşanırdı. Bir politikacımızın ‘Halk plajları dolduruyor, vatandaş denize giremiyor’ sözü, kara mizah konusu olmuştu.

Oto sahipliğinin artışı ile Kilyos ve Kumburgaz plajları rağbet gördü. Yap-satçılar bu olguyu değerlendirerek Çekmece – Tekirdağ arası Marmara kıyılarını niteliksiz yapılarla kapattılar ve çevre kirliliği yarattılar. İstanbullu, daha sonra Şarköy’ü keşfetti. Erdek ve Amasra Ankaralıların, Urla, Kuşadası İzmirlilerin rağbet ettikleri kasabalardı. Bu gün bu yöreler yoğun yerleşim birimleri, otelleri ile hiçbir özelliği olmayan herhangibir kentten farklı değil.

Daha sonraları, aydınlar Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı) in tanıtımı ile Bodrum’u, arkadan Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu gibi entelektüellerin izinden ‘Mavi Yolculuk’ları keşfettiler. Yeni oto sahibi olmuş orta sınıf ta Bodrum’a öykünmeye başladı. Tabii yine spekülatörler, yap-satçılar, kooperatifçiler faaliyete geçtiler.

Evvela devre mülkler, ardından guruplar halinde ikincil evler yapıldı ve ‘villa’ adı ile satışa sunuldu. Yalnız Bodrum Yarımadası’nın imar koşulları,diğer kıyı kasabalarına göre daha sıkı tutuldu. Plan ve yönetmeliklerde, iki katı ve belirli boyutu geçmeyen, yerel stilde, beyaz boyalı evlere izin verildi. Çevreyi,güneşi, rüzgârı kapatan yüksek bloklar bu çevrede görülmedi. Ancak dikine yükselemeyen rant, yatay olarak araziye yayıldı.Kıyılarda neredeyse boş arazi kalmadı. Şimdi güzelim makiliklere,tepelere,mandalin bahçelerine güvercin yuvasına benzer evcikler konduruluyor.

Bodrum Yarımadasında imar işleri merkezde ve beldelerde birbirinden bağımsız belediyelerin elinde. Bunların aralarında işbirliği ve eşgüdüm yok. Belediye ve mücavir alanlar dışında kalan yerlerde imar yetkisi Valilikte. Ancak ilgili dairenin yeterli denetim yaptığı söylenemez. Bu aralar belediye sınırları dışında kalan Mazıköy, İnceyalı, Dereköy gibi henüz bakir alanlar, spekülatörler ve emlak komisyoncularının ilgisini çekmeye başladı. Bu bölgelerde imar dışı parsellemeler yapılıyor ve satışa sunuluyor. Arsa satışlarını Hürriyet Gazetesi'nin Ege baskısındaki ilanlardan takip edebilirsiniz. Çok yakında site reklamları da çıkarsa şaşmayın.

Buradan ilgililere sesleniyorum: Ne olur bu son bakir yerleri de rantçılara kaptırmayın. Bodrum’un hareketli ve gürültülü eğlence ortamından kaçan insanlar, bu bakir koylarda denize girsin, kıyılarında güneşlensin, gece kumsalda yıldızları saysın ve doğa ile bütünleşsin. Birliği ve eşgüdümü sağlamak için Yarımada’nın 3030 sayılı Büyükşehir Yasası kapsamına alınması gerekiyor.

Geceleme üniteleri yakın zamana kadar butik oteller ve pansiyonlar şeklinde idi. Yeme-içme ve eğlence turizmi çok gelişmişti. Bodrum-Milas Uluslararası Havalimanı’nın açılması ile olay, kitle turizmine dönüşüyor ve Bodrum kabuk değiştiriyor. Artık Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u yok. Eski Bodrum’da Kalenin sağ koyu Türk,sol koyu Rum mahallesi imiş. Şimdi çok eski fotoğraflarda görülen kiliseyi Belediye Başkanı ve Kaymakam anlaşarak bir gecede yıkmışlar. Şimdi yerinde çirkin bir Halk Eğitim Merkezi yapısı var. Ama o günden bu güne köprünün altından çok sular aktı. Bodrum’un içi artık kentleşti. Turgutreis beldesi de kentleşme yolunda.Onun için de kaymak tabaka ,ana kentten dışarıya kaçıyor. Bodrum’un içinde sadece ‘Ertegün’ler kaldı.Çevreden yükselen yüksek volümlü müziğe karşın hâlâ kalmakta direniyorlar. Konacık’a kaçan ‘Simavi’lerin köşkleri ise iş yerleri ile sarılmış durumda. ’Orhan’ın ölümünden sonra artık Barlar Sokağı’na da gitmiyorlar. Oraları yabancı turistlere kaldı. Böylece eğlence yaşamı da kabuk değiştirdi. Bazı tutucu yazarlar Bodrum’u neredeyse Sodom-Gomora yaparlar. Bazıları da Bodrum’a ‘bed room’ derler. Bunlar abartılı lâflar. Bazı iş adamları ve meşhurlarla ‘seviyeli birliktelik’ yaşayan üç beş manken ve ‘star’ın Türkbükü’ndeki ‘beach’lerde boy gösterip, akşamları ‘happy hour’ yapmalarını genelleştirmeyelim. Aslında Bodrum, Turgutreis ve Yalıkavak marinalarında yeni bir yaşam başlıyor..Bunların etkisi ile de, orta halli insanların siteleri yanında, Türkiye’nin en zengin ve sosyetik kişilerine ait malikâneler yükseliyor. Koylarda dünyanın en klâs tekne ve kotraları demirliyor. Bodrum,Nis ve Kan olma yolunda… 

TURİZME GELİNCE 

Acaba yöre,’bacasız sanayi’ye hazır mı? Turiste hizmet açısından hazır. Bodrum ve çevre köylerdeki yerli halk, çok insancıl, uyumlu ve açık fikirli. Ancak yöre, fiziksel planlama ve alt yapı açısından hazır değil. Alt yapı tesisleri ilkel ve yetersiz..Mükemmel kanalizasyon sistemini gerçekleştirmiş antik kentlerin yanıbaşında, iki bin beş yüz yıl sonra dahi kanalizasyonu ve arıtım tesislerini gerçekleştirememiş olmak, hâlâ fosseptik adı altında pis su sızdırma çukurları ile yetinmek çok büyük bir ayıptır. Sık sık elektrik kesintileri yaşanır. Sular akmaz. Böylesine ilkelliğe ancak şimdiki gibi çulsuz turistler gelir.

Bütün bunlara karşın ,son yıllarda çok nitelikli otel ve tatil köyleri yapıldı.Ama artık,bundan sonra kıyılarda betonlaşmaya gitmemek, koyları olabildiğince doğal bırakmak gerekir. Yeni zenginlerin rağbet ettiği,yedi yıldızlı diye adı çıkan ‘Burj al Arab’ gibi otellerin dışında,klas turistler, gittikleri tatil otellerinde artık beton blokların içinde yaşamak istemiyorlar. Resort oteller, deniz veya kumsal üzerinde, tek katlı ahşap kitleler olarak planlanıyor. Tabii içleri müthiş konforlu. Denizin içinde gibi banyo alıyor ve yatıyorsunuz. Yemeğinizi manzaralı bir tepede,o labildiğince doğanın içinde yiyorsunuz. Bizim de artık bu yola girmemiz gerek…

Tatil ve turizm yörelerinde güvenlik te çok önemli. Bu konuda size fikir verecek bir olayı anlatmadan geçemiyeceğim. 1970’lerde iki aile,iki araba ile Ege’nin ören yerlerini gezmek üzere İstanbul’dan yola çıktık. Troya, Bergama, Efes, Didim derken Bodrum’da karar kıldık. O zaman Bodrum’da otel yok; pansiyona yerleşeceğiz. Tarif üzere bir evin kapısını çaldık. Evin içinde bir avlu, etrafında odalar. Tertemiz yataklar. Yunanistan mubadili pansiyoncu hanım, ’Ben köye gidiyorum; bir hafta yokum. Siz kaç gün kalacaksanız ve kaç yatak kullanacaksanız bedeli hesaplar,şu masanın üzerine bırakır, gidersiniz’ dedi. Biz, ’Peki anahtarı kime bırakacağız?’ dedik. Kadın:’Burada anahtar kullanılmaz, kapının horozunu çeker,gidersiniz’ dedi.

Gelelim bu günlere…Şimdi kapınıza on kilit te vursanız eve girerler.Yazın sadece para çalarlar,kışın evi soyar, götürürler. Geçen kışın favori hırsızlığı elektronik aletlerdi. Evlerden TV, dekoder, müzik setleri gitti.Güya TIR’larla kaçak olarak Irak ve İran’a gidiyormuş. İlgili makamlara sorarsanız kentte ‘asayiş berkemal’.Neyse ,bu bahsi burada keselim.

Turizm ilgililerine bir önerim var. Yarımada’nın en güzel koyları ve tepeleri ikincil evlerle doldurulmuştur. Vatandaşın bin bir güçlükle arttırdığı paralarla elde ettiği bu evler, çevre ve yapı standartlarının düşüklüğü nedeni ile her yıl bakım ve onarım gerektirmektedir. Evin hanımının, evlâdı gibi okşaya okşaya temizlediği bu evciklere daha sonraki yıllarda çocukları sahip çıkamıyacaklardır. Daha şimdiden metruk hale gelmiş evler,hatta siteler vardır. Genellikle yılın on bir ayı boş kalan bu sitelerdeki atıl kapasiteyi ve millî serveti değerlendirmek gerekir. Çok iyi bir fizibilite , planlama, teşvik kredileri ve organizasyonla bu yapılar turizme kazandırılabilir. Siteler,yanlarına sosyal tesisler ilave edilerek, küçük tadilatlar yapılarak, güzel bir tefrişle apart otele dönüşür. İyi bir işletme ve dış pazarlama ile, bu işten şirket hissedarı haline gelecek mal sahipleri de nemalanır. Bu iş, Turizm Bakanlığı ve turizm şirketlerinin iş birliği ile ve mal sahiplerini de tatmin edecek çözümler üreterek başarıya ulaşır. Bu operasyonla kazanacağımız yatak sayısı ile bakir alanların turizme açılmasını da bir ölçüde önlemiş oluruz. Çünkü,henüz bozulmamış koyları iskâna açmak, yöreye yarar değil, zarar getirir.

Artık İstanbul’da denizler temizleniyor. Caddebostan Plajı halka açıldı bile. Yine eski dönemlerdeki gibi, ve de Rio’da olduğu gibi kentin her kıyısından denize girme olanağı gerçekleşirse, trafik normale dönerse, kültür mirasına ve yeşillere gözümüz gibi bakılabilirse ve de en önemlisi, yeni İstanbullulara kentli olma bilinç ve kültürü verilirse, o zaman değil Bodrum, dünyanın hiçbir kentine İstanbul’umu değişmem.

Yayın Tarihi : 12 Ağustos 2005 Cuma 11:48:44


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Yılmaz Ergüvenç IP: 217.131.174.xxx Tarih : 23.08.2005 09:42:57
Dünya cenneti Mazı yöresi ormanları,fırtınalı havayı bekleyen kundakçıların aynı anda beş ayrı noktada çıkardıkları yangınla kül oldu. Yazıda bahsettiğim Mazı spekülâtörlerini kutluyor, hayırlı işler diliyorum.

erkan tekoğlu IP: 88.243.137.xxx Tarih : 16.03.2007 21:18:14
ben almanyadan gelen 26yaşında bir gencim ve bu yoldan bodrumda iş aramakdayım lütven tardımcı olursanız memnun olurum