Dram Tiyatrosu yandıktan, Komedi tiyatrosu yıktırıldıktan sonra çevre, yıllar yılı perişan durumda kaldı. Tiyatrolarla Pera Palas Oteli arasında kalan ve Osmanlı döneminde park olarak düzenlenen alanda Tepebaşı Bahçesi denen ve alaturka musiki icra eden bir gazino vardı. 1970’ler sonrası İstanbul’unda oluşan etik değerler ve kültür yozlaşması, bu bölgeyi de etkiledi ve aklı başında insanların gidemediği çay ve nargile bahçeleri oluştu.
1980’lerden sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalan, Meşrutiyet Caddesi ve alt seviyedeki Refik Saydam Caddesi arasında kalan yanmış ve yıktırılmış tiyatro arsası ile gazino ve çay bahçeleri arazisi üzerinde, büyük çapta hafriyat yaparak katlı otopark inşa etti ve otopark üzerine şimdi TRT’nin kullandığı beton ucube binayı oturttu. Tiyatro sanatçılarını ‘’Burada kültür merkezi yapıyorum, sizin de tiyatro salonunuz olacak’’ diye oyaladı, sonunda yalancılığı ortaya çıktı. 1986’da bina inşaatı tamamlandığında, inşaatın 40 bin metrekaresinin garaj, 3 bin metrekaresinin sergi salonu olduğu ve 14 bin metrekaresinin de TRT’ye satıldığı ortaya çıktı.
![]() |
| Tepebaşı'nda ucube TRT binası |
Garaj, bu çevre için bir ihtiyaçtı. Garajın araba giriş ve çıkışları iyi çözülmüştü. Ancak, gecenin geç saatlerinde, in cinin top oynadığı ve yeşilden nasibin almamış beton meydandan ulaşılan garajın yaya giriş ve çıkışlarında, dar ve loş merdivenlerde kapkaççılara karşı uyanık olmanız, tinerciler için birkaç lirayı cebinizde hazır bulundurmanız gerekecektir.
Sergi salonu, birkaç sene TÜYAP Kitap Fuarına mekân oldu. Neyse ki fuar, insana hafakan bastıran bu alçak tavanlı ve havasız yerden kurtuldu; kent merkezine uzak da olsa kendi binasına yerleşti.
TRT, 3 milyon Dolar ödeyerek yaptırdığı amblemindeki yeşil-kırmızı-mavi renkleri içeren camlarla binaya giydirme cephe yaptırdı. Bina şahtı, şahbaz oldu. Herkesin gözüne batan bu zevksizlik örneği karşısında sorumlular, dut yemiş bülbül misali susmayı tercih ediyorlar.
Ucubeye bitişik ve yapıldığı dönemin mimarî üslûbunu yansıtan bina, yanındaki görgüsüz komşu ile tam bir çelişki içinde. Bu yan binayı 1800’lerin sonuna doğru Fransız Joseph Baudouy, kendisine konut olarak yaptırmış. Bodvi binası olarak anılır. TUSİAD 1986’da binayı aldı, restore etti, bir de çatı katı ilâve etti, kullanıyor.
![]() |
| Mimar Frank Gehry'nin Bilbao Guggenheim Müzesi |
2007 yılında İnan Kıraç, ucube binaya talip oldu. Kıraç’ın projesi, ucubeyi tamamen yıktırıp, ünlü mimar Frank Gehry’e çağdaş mimarîde müze, sergi ve tiyatro salonları yaptırmaktı. Frank Gehry, İspanya, Bilbao’da yaptığı Guggenheim Müzesi, ABD, Los Angeles’da Walt Disney Konser Salonu, Almanya, Hannover’de Gehry Tower gibi eğrisel yüzey ve hacimlerin özgür bileşimi ile oluşan, heykel plastiğinde yapıların mimarıdır. Frank Gehry eserlerinin, yapıldığı kente yoğun turist celp etmesi gibi bir özelliği vardır. Bilbao, müze açılmadan evvel fazla kimsenin ilgisini çekmeyen, gri görünümlü bir sanayi şehri idi. Bugün, çok sayıda turisti ağırlayan duruma geldi. Frank Gehry’nin İstanbul’da yapacağı yapının da pek çok turistin ilgisini çekeceği düşünülüyordu. Üstelik modern yapının içinde yanan Dram Tiyatrosunun benzeri bir tiyatro salonu da yer alacaktı.
Binaya hissedar olan Belediyenin de Hükümetin de Kıraç projesine sıcak baktığı bu girişim, 5 yıldır bir sonuca ulaşamadı. TRT, İnan Kıraç Beyle pazarlığa oturuyor, bin dereden su getiriyor, sonuçta binasından vazgeçemiyor. İşin bir de hukuki cephesi var. Bina, Tapuda yangın yeri ve arsa olarak görünüyor. Küçük dağları ben yarattım havasındaki Başkan Bedrettin Dalan, binayı yaparken ‘’Devlet benim’’ demiş, ruhsat falan almaya gerek görmemiş. Binaya kimin sahip olduğu, bir kısmının TRT’ye mi, kime satıldığı gibi hususlar da Tapuda ‘’cins tahsisi’’ yapılamadığı için belirli değil. Bina, bu günkü hukuki statüsü ile kaçak yapı kimliğini taşıyor. Bu durumda sonucun alınması, yâni projenin gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi için tek yol kalıyor: Başbakanın iradesi.
Şimdi çok eskilere, 100 yıl geriye gideceğim. Yıl 1913. Mustafa Kemal, Sofya’da askerî ataşedir. Sofya Operasında oynayan George Bizet’nin ‘’Carmen’’ operasını izledikten sonra döndüğü otelinde bir türlü uyku tutmaz. Pijaması ile yan odanın kapısını çalar; operaya beraber gittiği arkadaşı Şakir Zümre’yi uykudan uyandırır. Oturur, sigarasını yakar ve konuşmaya başlar: ‘’Şakir, kim ne derse desin; Balkan Harbindeki mağlûbiyetimizin sebebini şimdi daha iyi anlıyorum. Ben bu adamları (Bulgarları) böyle bilmezdim. Baksana, operaları bile var. Operada oynayacak sahne sanatkârları, müzisyenleri, dekoratörleri, hepsi yetişmiş. Opera binaları dahî var.’’
![]() |
| Mimar Auguste Perret'nin Paris'deki Champs Elysées Tiyatrosu |
Bu anıyı aklımızda tutalım ve devam edelim. Süreyya (İlmen) Paşa (1874-1955), Sultan Hamid ricâlinden Serasker Rıza Paşa’nın oğludur. Kuleli, Harbiye ve Erkân-ı Harp (Kurmay) mezunu bir subaydı. Her halde baba hatırına 26 yaşında Paşa olmuş. Ne var ki askerlikle imtizaç edecek bir tip değil. Enver Paşa ile ters düşüyor ve askerlikten istifa ediyor. Ticaret hayatına atılıyor, tekstil işine giriyor. Servet sahibi oluyor. Üstelik, müzik ve tiyatro düşkünü bir insan. Kadıköy’ü de çok seviyor; semte hizmet etmekten geri kalmıyor. Atatürk’ten 7 yaş büyük iş adamının ona karşı dostluk ve takdir hisleri yadsınamaz. Zaten Atatürk de onu 1927-1930 arasında Cumhuriyet Halk Fırkasından İstanbul mebusu yapıyor. Her halde Atatürk de bir opera binası yapması için Süreyya Paşa’nın aklına girmiş olmalı. Paşa, 1924’de, Kadıköy’de Süreyya Opera ve Tiyatrosunun temelini atıyor. Bina 1927’de açılıyor. Ardekostilindeki bina, ünlü Fransız mimarı Auguste Perret’nin 1913’de Paris’te yaptığı ‘’Théatredes Champs-Elysées’’ nin bir benzeri. Cephedeki röliefler, iç mekândaki freskler, Paris modeline göre dönemin önemli sanatçılarına yaptırılmış. Alt ve üst fuayeler, 500 koltuk kapasiteli parter ve üst katta balo salonunu da içeren güzel bir tiyatro binası. Ne var ki sahne, boyut, kulis ve tesis açısından opera temsillerine uygun değildi. Zaten Paris’teki orijinali de opera değil, tiyatro binasıdır. Buna rağmen tiyatroda dönemin operet temsilleri icra edilebilmiştir.
![]() |
| Kadıköy Süreyya Operası |
Osmanlı’nın aristokrat ailelerinden sayılabilecek, Saray mensubu bir ailenin kızı Suzan Hanım ve Nazif Sururi Paşa’nın oğlu Lûtfullah Bey, iki âşık beraber olur ve kaçarlar. Suzan Hanım soprano, Lûtfullah Bey tenor sese sahiptirler. Ama o zaman oyunculuk, asil aile çocuklarının yapacakları iş değildi, ayıptı. Bilir misiniz? Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecelle’si, şer’i hukuk kitabı, oyuncu makûlesinin mahkemelerde tanıklık yapmasını bile kabul etmemiştir. İki sevgili, evvelâ Samsun’da, sonra bu salonda İrma Toto (Toto Karaca), Melek (Lutfullah), Şevkiye (May) Hanımlar, Beliğ Selönü, Celal Sururi, Muammer Karaca Beyler ve diğer oyuncularla ve Maestro Karlo Kapoçelli ile beraber, besteci Muhlis Sabahaddin’in ‘’Ayşe’’ operetinde oynadılar. (Günümüzün ünlü sanatçısı Gülriz Sururi bu çiftin kızıdır. Yeni Süreyya Operasında annesinin rolünü oynayarak anne ve babasının ruhunu şâd etmiştir). Oyunculuğu bugün şerefli bir meslek olarak görebiliyorsak, bunu da Cumhuriyet devrimlerine borçlu olduğumuzu unutmayalım.
![]() |
| Kadıköy Süreyya Operası iç görünüm |
Süreyya Tiyatrosu, sinemanın rekabetine daha fazla direnemedi ve 1930’da yapılan tadilâtla Süreyya Sineması oldu. Cumhuriyet balolarına mekân olan balo salonu, triko atölyesine dönüştü. Süreyya Paşa, 1950’de binayı Darüşşafaka Lisesi yönetimine bağışladı. Doğrusunu isterseniz Darüşşafaka yönetimi binaya gerekli önemi vermedi; bina sinema müstecirlerinin insafına terk edildi. Harâbiyeti gün be gün artmaya başladı.
2006 yılında Kadıköy Belediyesi binayı Darüşşafaka’dan 49 yıllığına kiraladı. Belediye Başkanı Selâmi Öztürk, Mimar Ersen Gürsel ve eski Kültür Müsteşarı Murat Katoğlu ile işbirliği içinde bina onarımını gerçekleştirdiler. Rölöve ve restorasyon projelerini düzenleyen Mimar Cafer Bozkurt başarılı bir çalışma gerçekleştirdi. Binada yangın ve deprem önlemleri alındı. Aydınlatma, sahne ışıklandırması, klima ve havalandırma sistemleri, sahne, kulis, orkestra çukuru yeni baştan düzenlendi. Heykel, fresk ve tüm dekorasyon, aslına uygun olarak restore edildi. Üst katta bulunan ‘’Balo Salonu’’ ihya edildi. Kadıköy Belediyesi ve İstanbul Özel İdaresi finansmanı temin etti. İstanbul yeniden güzel bir tiyatro salonuna kavuştu. Önümüzdeki yerel yönetim seçimlerinde başkan ve parti değişimi olursa bu salonun encâmı ne olur, onu da bilemem.
![]() |
| Muhlis Sabahattin |
Süreyya Operası, çağdaş olma iddiasında olan, ama bir konser salonu bulunmayan, Taksim Atatürk Kültür Merkezi onarımı kasten ve yıllar yılı sürüncemede bırakılan kültür şehri (!) İstanbul’un geçici de olsa ihtiyacını karşılayan bir hizmet oldu. Devlet Operası tarafından fazla dekor değişimi gerektirmeden sahneye konan opera eserleri, bir nebze de olsa opera severlere nefes aldırabildi. Restorasyonla olabildiğinin âzamîsi yapılmıştır. Tabii ki sahnede boyutu itibariyle bir ‘’Kuğu Gölü’’ balesi oynanamaz, ‘’Bolşoy Balesi’’ni de davet edemezsiniz. Her şeye rağmen salonun açılışı, Kadıköy yakası için büyük bir kazanç olmuştur.
Dileriz ki İstanbul, ayrı mekânlarda tiyatro, opera ve konser salonlarına kavuşur, Kadıköy, Süreyya Tiyatrosu da etkinliklerine devam eder.
(Sürecek)
yerguvenc@gmail.com