Yıllar yılı sahne tozu yutmuş, başarılı oyunlar oynamış, nihayet TV kanalında oynayan ‘’Aşk-ı Memnu’’ dizisi ile şöhreti yakalayabilmiş bir aktör vardır: Selçuk Yöntem. Son günlerde Star TV kanalında Büyük Risk adında bir yarışmayı sunuyor. Hâli, etvârı ve ses tonu ile göz dolduran bir aktör. Geçen gün kanallar arasında ‘’zaplama’’ yaparken, yaptığı yarışmanın final bölümüne rastladım. Üç kürsüde üç yarışmacı var. Soru şu: ‘’Üvercinka’’ şiiri hangi şairimize aittir? Edebiyata bir nebze de olsa âşina olan bir yarışmacının ŞIP diye yanıtlayabileceği bir soru. Her halde yarışmaya girme cesaretini gösteren ve bilgisine güvenen bu üç yarışmacıdan en az birinin, önündeki kâğıda Cemal Süreya adını yazmasını beklerdim. Ne gezer. Birinci yarışmacı Orhan Veli, ikinci yarışmacı Can Yücel yazdı. Üçüncü yarışmacıdan yanıt yok. Üzüldüm.
Aynı kefeye konan Orhan Veli, Can Yücel ve Cemal Süreya. Kel alâka…
Bir kere Orhan Veli, 1940 sonlarının toplumcu-gerçekçilik kuşağının, ‘’Garipçiler kuşağının’’ en önemli şairi. Küçük yaşımıza rağmen şiirde yaptığı devrimi seve seve benimsemiştik. Şiir dilinin alışılagelmiş kalıplarının dışına çıkan ve sade bir dille yazdığı şiirlerinin belki de yüzde sekseni bugün bile ezberimizdedir.
Can Yücel, ilk şiirlerine ‘’İkinci Yeni’’ şiir akımı ile başlamışsa da kısa sürede bu akımla bağlarını koparmış, kendine özgü bir dille toplumcu-gerçekçi ve dobra-dobra bir şiir tarzına dönmüştür.
Cemal Süreya ise 1950-60’ların ‘’İkinci Yeni’’ akımının şairidir. Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan ve diğerleri gibi… İkinci Yeniciler, ilk şiirlerinde gerçeküstücülük (sürrealizm) etkisinde kalmışlar, o güne kadar söylenmeyen imgelerin, hayal ve duyguların ağır bastığı yeni bir şiir söylemi geliştirmişler ve başarıyı yakalamışlardır. İkinci Yeni hareketinin Cemal Süreya’nın 1958’de yayınlanan ‘’Üvercinka’’ şiir kitabı ile başladığını söylemek, fazla bir abartı olmasa gerek.
***
Cemal Süreya, 1931 yılında Pülümür’de doğmuş. 1938 Dersim harekâtzedelerinden olan ailesi Bilecik’in bir köyüne sürgün gönderilmiş. Demek ki küçük Cemal, o zamanlar 7 yaşında imiş. O günleri bakın nasıl anımsıyor:
Bizi kamyona doldurdular
Tüfekli iki erin nezaretinde
Sonra iki erle yük vagonuna doldurdular
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar
Tarih öncesi köpekler havlıyordu.
Liseden sonra Mülkiye’den, Malî Şube’den mezun oldu. Mülkiye deyimi, münhasıran kökü Osmanlı’ya dayanan Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi için kullanılır. Malî Şube mezunları, görev aldıkları devlet katında, geniş yetkilerle donatılmış Maliye Müfettişliği için ‘’memuriyetin paşalığı’’ derler; mevzuatın künhüne vâkıf olan arkadaşlarına ‘’Üstad’’ diye hitap ederler. Cemal Süreya, vergi dairelerindeki memuriyeti ve müfettişlik çalışmalarından sonra, anımsadığım kadarı ile 1975-80 yıllarında İstanbul Darphane Müdürlüğüne atanmıştı. Ne var ki bu sıralarda vali, defterdar gibi ilin üst düzey bürokratlarınca, benim de tanık olduğum, ‘’fazla yakın olmayın, komünisttir’’ sözleriyle dışlanmıştı. Ancak bu dışlanma, kendisinin hiç de umurunda değildi. O, gizemli iç dünyasının duygu dolu edebi ortamında geziniyor, belirli arkadaşları ile yaşamaktan mutluluk duyuyordu. Daha sonraları Kültür Yayınları Danışma Kurulunda görev aldı; Papirüs dergisini çıkardı. 1990 yılı Ocak ayında, 59 yaşında İstanbul’da vefat etti.
***
Şimdi ‘’Üvercinka’’ şiirinin orijinine uzanalım. Cemal Süreya, 1954 yılında Eskişehir Vergi Dairesinde staj yaparken, liseyi yeni bitirmiş ve aynı daireye memur olmuş çıtı-pıtı bir kıza âşık olur. Kızdan da aşkının karşılığını bulur. Ateş bacayı sarsa da, kız bir süre sonra şaire bir veda mektubu bırakır ve ortadan kaybolur. Artık İstanbul Üniversitesinde öğrencidir. Fen Fakültesi Matematik bölümünden mezun olur. Bu arada şairle ilişkileri tam bitmemiştir ve iki âşık zaman zaman buluşmaktadır. Ne var ki şair, bu arada başka bir hanımla evlenmiş, bir de kızı dünyaya gelmiştir. Kız da ondan geri kalmamış, o da evlenmiş, eşiyle Anadolu’ya gitmiş, belki o da çoluk çocuğa karışmıştır.
***
Ne var ki şairin şiirine verdiği ‘’Üvercinka’’ ismi, bizler için gizemini korumakta devam ediyor. Âşık olduğu Eskişehirli kıza bu adı verdiği zannediliyor. Üvercinka, belki de güvercin sözcüğünün başındaki ‘’g’’ harfinin düşmüş şeklidir. Sonuna eklenen ‘’ka’’ ise Slav dillerinde sevimli-minik anlamına gelen bir takıdır. Bizdeki ‘’cik, cık’’, ‘’Ayşecik’’ gibi. Bilmiyoruz, belki de kızın ailesi Balkan kökenli idi.
***
Yapı Kredi Yayınları, Üvercinka şiir kitabının 1958 yılındaki ilk yayınının 50. yılı olan 2008 yılında yeni baskısını yaptı, yayınladı. Tavsiye ederim; mutlaka edinin.
Yazıyı bitirirken, şiirin tadına varabilmeniz için, epey uzun olan şiirden bir pasaj okuyalım:
. . . . . . .
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dâhil
. . . . . . .
yerguvenc@gmail.com
Rahmetli Cemal Süreya Seber'le Fakülte'den ( o 1954, ben 1955 mezunu olarak) elbette bir yakınlığımız vardı; boş vakitlerimizde geniş bir grupla onun sohbetlerinden yararlanırdık. 1953-54 yıllarındaki "MÜLKİYE" ve (Sami Nihat Özerdim'in çıkardığı) "ARAYIŞ" dergilerinin sayfalarında da komşu olmuştuk. Ve elbette, onun Üvercinka, Sevda Sözleri gibi şiir kitapları kitaplığımı süsleyen eserler arasındadır. "Mülkiyeliler Birliği İstanbul Şubesi"nin (Siyasî eylemleri olan Hüseyin Ergün yönetiminde) Kuruçeşmede bulunduğu sırada 1989 yılının son günlerinde Özdemir İnce, gene İzmirden tanışık olduğum Mülkiyeli Turgay Gönençle birlide yaptığı toplu söyleşi onunla gerçekleşen son anımdır. On gün kadar sonra vefatının haberini aldım. Oğlu ile bir ihtilâfının buna sebep olduğu söylendi. Ciğerim yanmıştı. Çünkü Süreya gerçekden son derecede humanist, sıcak insan canlısı ve hem kamu görevini hem de yoğun bir biçimde kendini verdiği sanatını şikayet etmeden azimle icra eden çok enerjik bir sanatçı; muhteşem bir kişilikdi. Son söyleşisinde bana sanatımla değil, biraz da özel hayatımla ilgili sorular sorun demişti. Acaba, bu rahat konuşamadığı aile büyüklerinin Dersim isyanında sürülmesi gibi acılarla yüreği dolu olduğu için mi idi?Bir sır oldu kaldı. Ben bu köşedeki yazılarımda onun roman çevirilerinden yararlandım. Yalnız şunu itiraf edeyim ki (benim her hâlde şiir sanatına doğal duyarlığımın zayıf oluşu- buna "apoetik olma" mı demeliyiz?) onun "İkinci Yeni" tâbir edilen şiirine pek alışamadım. Aynı (gene okuldan tanıdığım) Rahmetli Ece Ayhan'i sökemediğim gibi. Bu benim kabahatim olsa gerek. Çok yüksek duyarlıkdaki bu temiz ruhlara ebedî huzur diliyorum.