Vatikan’da, Sistin Şapel çatısındaki alaturka kiremitler arasından yükselen metal bacadan çıkacak duman, acaba siyah mı beyaz mı olacak merakı sonlandı ve 266. Papa seçildi. 265. Papa XVI. Benedictus’un Papalıktan feragati sonucunda ‘’konklave’’ denen gizli oylama ile seçilen yeni Papa Jorge Mario Bergoglio, 1936 Buenos Aires doğumlu, İtalyan asıllı bir aileden gelen Arjantinli bir kardinal. Felsefe ve teoloji eğitimi almış, rûhâni kariyerinde Buenos Aires Başpiskoposluğuna kadar yükselmiş. Özel yaşamında Borges ve Dostoyevski hayranı, tango ve futbol meraklısı imiş. Bundan böyle Papalık tahtında, yoksullara kol-kanat geren Cizvit azizi San Franciscos Xavier’den mülhem olarak I. Franciscum ismiyle anılacak.
![]() |
| Papa I. Franciscum |
Matta İnciline göre, ‘’Cennet Krallığı’’nın anahtarını Hz. İsa’nın elinden alan(!) havârîsi Sen Piyer, (St. Petrus), (San Pietro), 30-67 yılları arasındaki iktidarı ile Hıristiyan dünyasındaki ilk papa addedilir. Sen Piyer’in naaşı, kendi adını taşıyan Roma Sen Piyer (San Pietro) bazilikasının haç planlı merkezî kubbesi altına isabet eden mahzende yatmaktadır.
![]() |
| San Pietro (Gece görünümü) |
Semâvî olarak adlandırılan dinlerin ilki olan Mûsevîlik, Hıristiyanlık dininin anasıdır. Hz. İsa ile başlayan ‘’Erken Hıristiyanlık’’ dönemi, Museviliğe aykırı bir kült olarak üç asır devam etmiş, 325 yılındaki Nikaia (İznik) Konsülünde özerk bir din haline gelmiş, kilise ve ruhban sınıfı, iktidarını pekiştirmişti. 431 Efes ve 451 Khalkedon (Kadıköy) Konsülleri ile Roma’ya karşı ilk Assyren (Âsurî) Kilise ve Doğuya özgü Ortodoks bölünmeler başlamış, X. yüzyıla kadar süren ‘’karanlık çağ’’ sonunda, 1054 yılında Doğu Roma Ortodoks Kilisesi, özerkliğini kazanmış ve Patrik seçimi yapmasıyla sağlam zemine oturabilmişti. Bu ayrılığın ardından Batı Roma Katolik Kilisesi, XVI. yüzyılda Luther’in başlattığı Reform hareketiyle bir ağır darbe daha almış, Protestanlık ve paralelinde oluşan Anglikanizm, Baptizm gibi millî kiliseler doğmuştu. Bütün bu oluşumlara rağmen Roman Katolik Kilisesi ve Papalık makamı, önemli sayıdaki cemaatini ve sağlam mevkiini zamanımıza kadar koruyabilmiştir.
Bugünün din dünyasında, nicelik açısından Hıristiyan dini mensupları, 2 milyar 300 milyon nüfus ile başı çekmektedir. Katolikler, bir milyardan fazla nüfusları ile yüzde 17,5 orana, Protestanlar bir milyara yakın nüfusları ile yüzde 14,6 orana, Ortodokslar 300 milyon nüfusları ile yüzde 4,5 orana sahip olup bu hesaba göre tüm Hıristiyanlar Dünya nüfusunun yüzde 36’sını oluşturmaktadırlar. Ne var ki elimizde sahih istatistîkî bilgiler olmamakla beraber birçok kişinin dînî vecibelerini muntazaman yerine getirmeyen ‘’Kültürel Hıristiyan’’ sınıfına girdiklerini de tahmin etmek zor olmasa gerektir.
Bu arada sırası gelmişken diğer dinlerin de nüfus ve nüfus oranlarına kısaca değinelim. Hıristiyan nüfusun ardından en kalabalık nüfusu barındıran din, bir milyar 400 milyon nüfus ve yüzde 22 oranla Müslümanlık olmaktadır. Müslümanlar, bir milyar 50 milyon nüfus ve yüzde 16,5 oranla Sünnî, 263 milyon nüfus ve yüzde 5,5 oranla Şii mezhebindedir. İslâm’ı en ulu din olgusuna yükselten ana nedenlerin başında, Allah’la kul arasına hiçbir aracının, ruhban sınıfı sultasının girmemesi olmuştur. (Ne var ki Şia’da ruhban sınıfı sayılabilecek rütbelerin varlığı, Sünnî mezheplerde imamlığın, özellikle Türkiye’de, Sünnî yanlısı Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı imam-hatip ordusunun, kadrolu devlet memuru ve müstakil meslek durumuna gelmiş olması, şeklen de olsa bu ilkenin ruhuna aykırı davranışlar olmuştur).
Nüfus açısından üçüncü din, bir milyar nüfus ve yüzde 14,6 oranla Hindu dini, dördüncü din 325 milyon nüfus ve yüzde 7,7 oranla Budizm, beşinci din 230 milyon nüfus ve yüzde 3,4 oranla Konfiçyus, altıncı din 80 milyon nüfus ve yüzde 1,2 oranla Şinto dinidir. Mûsevîlik ise 15 milyon nüfus ve yüzde 0,2 oranla en az nüfusa sahip din olmaktadır.
Geriye kalan yüzde 14,9 oranındaki nüfusun bir kısmı, sayılamayan miktar ve adette, çoğunluğu Afrika kökenli gök-tanrı, yer-tanrı, doğa-tanrı inançlı din mensuplarıdırlar. Bunlar dışında, son yıllarda Batı dünyasında büyük oranda artış gösteren, evren-tanrı mefhumuna inanan Deist ve tanrı inancı taşımayan Ateist fikirliler vardır. (Bu gibiler, resmiyette bir dine mensup olarak da gözükebilirler).
Galiba ana konuyu dağıttık. Şimdi yine Vatikan’a dönelim. Papa’nın vatan olarak hükümran olduğu Vatikan, 440 bin metrekare alana ve 570 personele sahip, 1929 yılında Duçe, Mussolini tarafından yaratılan ve dış ülkelerde elçiliklerce temsil edilen bir devletçiktir. Ne var ki devlet olarak küçüklüğüne rağmen, tebaası sayılabilecek bir milyardan fazla –ki 450 milyonu Lâtin Amerika’dadır- Katolik nüfusa mânevî açıdan hükmedebilmektedir.
Katolizmin manevî kuvvet ve kudretinin somut göstergesi olan Gotik katedraller, Ortaçağ Avrupası şehir meydanlarının en azametli ve en etkili yapılarıydı. Ne var ki Papalığın kudretini temsil edecek en büyük ve en etkili bazilikanın Roma’da, Sen Piyer’in bağrında gökyüzüne yükselmesi gerekiyordu. Bu amaçla düşünülen proje, katedrallerin de üzerinde, çok büyük ölçüleri ve sanat eserlerini içermeli idi.
![]() |
| San Pietro (Meydanlar) |
San Pietro Bazilikası, diğer katedrallere nazaran çok büyüktür. Vatikan’ın diğer yapıları ile beraber kapladığı alan 70 bin metrekare olup, ana bazilika 21 bin 500 metre kareye oturmaktadır. Merkezî kubbesinin iç çapı 43 metre ve zeminden yüksekliği 132 metredir.
Projeyi, 1504 yılında mimar Bramante üstlendi. Ne var ki inşaat, cesameti ve maliyetinin yüksekliği dolayısıyla çok ağır ilerliyordu. 1517’deki Luther’le başlayan Reform hareketi, Katolik dünyasını menfi yönden etkilemişti. İnşaatın finansmanı için toplanan bağışlarla beraber müminleri günahlarından arındırarak ve cennet vaad ederek elde edilen paralar, yapı ve içinde yer alacak sanat eserleri için yeterli olamıyordu. Kubbeyi örtmek ancak 1570’li yıllarda Michelangelo’ya nasip oldu. Sonra mimar Fontana ve daha sonra mimar Maderno projeye devam etti. Geçen zaman içinde Rönesans mimarisi yerini Barok mimarı dönemine bırakmıştı. Mimar Bernini, mevcut Vatikan binalarının bozduğu simetriyi cephede sağlamak amacıyla bazilikanın önünde trapez ve oval planlı iki meydan düzenledi. Oval meydana Mısır’dan getirilmiş obelisk geometrik merkeze, iki yanına konan çeşmeler, odak noktalarına yerleştirildi. Meydan çevresine Toskana Dorik stilinde kolonlu arkad inşa edildi. Bütün bu işler ancak 1665 yılında, yâni 161 yılda tamamlanabildi.
Papalar, meydanlara toplanan halka Sen Piyer’in balkonundan hitap eder, halkın arasına indikleri zaman, meydanları turladıkları açık araba içinden halkı selâmlarlar.
![]() |
| Sistin Şapel (Arka planda Michelangelo'nun ''Son Yargılama'' şaheseri) |
Papa seçimlerinin yapıldığı Sistin Şapel (Capella Sistina), San Pietro bazilikasının yanında, Papalık makamını barındıran yapıdır. Ana salonun boyutları Hz. Süleyman mabedinin iç ölçülerini tarif eden Eski Ahid’den alınmıştır. Şöyle ki: 40,93 metre boyu, 13,40 metre eni ve 20,70 metre yüksekliği olan bir salondur. Karşı duvar ve tavan nervürleri arasında Michelangelo yapıtı ‘’Son Yargılama’’ şaheseri yer almaktadır.
Artık çok gerilerde kalsa da Haçlı Seferleri’nin tertipçisi olmuş, tarih boyunca skandallar yaşamış, Galileo Galile’yi ancak 400 yıl geçtikten sonra kabul edebilmiş bir Vatikan var.
Vatikan’ın, büyük patlamanın ve enerjinin maddeye dönüşümünün çözümüne ramak kalmış XXI. yüzyılın bilim ve teknoloji dünyasında bile haşmet ve şaşaasını devam ettirebilmesi ise hayreti mucip bir şeydir.
Atatürk ne demişti? ‘’Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir’’. Bundan ötesi lâf-ı güzaftır.
yerguvenc@gmail.com
Papalığın tarihçesi ve önemi kadar, dünya dinleri açısından da oldukça bilgilendirici çok güzel bir yazı. Kutlarım.