27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Yenikapı kazılarından kemik çıktı

Evvelki hafta bir gazetede bir bakanın verdiği bir beyanatı okudum; gözlerime inanamadım. Araya yılbaşı girdi, ‘’Yeni Yıl’’ yazısı girdi; ne var ki beyanat, bu günlere kadar aklımın bir köşesinde kaldı. Şimdi ismi ve mensup olduğu bakanlığı aklımda kalmayan bir Sayın Bakan –ki beyanatı veren bakanın çok takdir ettiğim Ulaştırma Bakanı ve Kültür Bakanı olmadığını biliyorum- Marmaray demiryolu tüp geçit projesinin gerçekleşmesinde iki yılın heba edildiğini, buna da Yenikapı’da başlatılan arkeolojik kazıların neden olduğunu yana yakıla anlatıyordu. Önemli ve büyük bir yatırımın iki yıl gecikmesinin ülke ekonomisinde yarattığı eksikliği söylemek kadar doğal bir şey olamaz. Gel gör ki beyanat aşağı yukarı şöyle devam ediyordu: ‘’Yenikapı’da kazı yaptılar, bir kemik buldular. Marmaray projesi iki sene gecikti. Kim bilir, belki de o kemiği kendileri koymuşlardır.’’

Bakanlık makamına kadar yükselmiş bir zatın, bu sözleri inanarak söylediğine hiç ihtimal vermiyorum. Ne var ki belirli bir kesim halka hitaben yapılan bu konuşmada, büyük bir ulaşım projesi yatırımı yanında, arkeolojik kazıları hafife almak anlamına gelen sözleri ve de bu işte görev almış arkeologlara ‘’yatırımı baltalamak’’ gibi, adeta ‘’vatan hainliği’’ suçlamasını akla getirecek bir ithamda bulunması doğrusu çok garibime gitti.

Sayın Başbakan da epey bir süre önce yaptığı bir söyleşide bu kazılardan çıkan eserleri çanak-çömlek olarak nitelemişti. Ne var ki politik söylemlerde, belli bir düzeyden yukarıya çıkamamış bir kısım halkın anlayacağı dilde yapılan bu gibi konuşmalar doğal karşılanabilir. Ama kazı ile ilgili bürokrat arkeologları itham etmek, sadece bu bakana nasip olan bir talihsizlik olmuştur.

Burada önemli olan, attığın taş ürküttüğün kurbağaya değdi mi konusudur. Politik bir söylem de olsa değmediği kesin.

Marmaray Projesi iki yıl gecikti ama yapılan arkeolojik kazılar, bilim dünyasında, özellikle kent tarihinde yepyeni bir ufuk açtı.

Evet, Marmaray çok önemli bir projedir. İstanbul’un Avrupa ve Asya yakasını İstanbul Boğazı altında inşa edilen tüp geçit ve demiryolu ile birleştirmek, sadece İstanbul’a değil, ülkemize çok büyük katkı sağlayacaktır. Bu proje, sadece bizim için değil, Avrupa ülkelerini Asya ülkelerine bağlaması açısından da önemli bir projedir.

Bundan 25 yıl evvel Paris’te, Bouygues Batiment International firmasının merkez ofisinde, Manş Denizinin altında inşa edilen tüp geçit demiryolu ile (Eurotunnel ile) İngiltere ve Fransa’nın birbirine bağlanmasını ve işin teknolojisini anlatan brifingi izlerken heyecanlanmış, bu teknolojinin İstanbul Boğazında da bir an evvel uygulanmasını dilemiştim. Tabii ki adamların niyeti, o zaman etüt edilmekte olan İstanbul Boğazı geçiş tüneli ihalesine, zamanı gelince davet edilmelerini biz Bayındırlık Bakanlığı elemanlarına hatırlatmaktı.

Eurotunnel Projesi, İngiltere’de Dover, Fransa’da Calais arasında, su altında 38 kilometre tüp geçidi içeren, toplamda 147 kilometre uzunluğunda bulunan gidiş-geliş hızlı tren hattıdır. Fransız ve İngiliz inşaat firmaları konsorsiyumu tarafından ve büyük maliyetle gerçekleştirilmiş, 1986’da başlayan inşaat, 5 yılda, 1991’de bitirilmiştir.

Marmaray Projesi ise Paşaeli Yarımadasında Halkalı’dan başlayıp, Kocaeli Yarımadasında Gebze’ye kadar uzanan, su altında 60,46 metre derinlikte olan 1,4 kilometre tüp geçidi, 12,2 kilometre delme kara tünelini içeren, toplamda 76 kilometre uzunluğunda bulunan gidiş-geliş hızlı tren hattıdır. 2004’te temeli atılmışsa da 2010’da Yenikapı kazıları ile Yenikapı düğüm noktası tünelleri ve gar inşaatı durdurulmuştu. (Bu yazıyı yazarken göz gezdirdiğim bugünkü gazetede Ulaştırma Bakanı, İstanbul-Ankara hızlı tren hattının ve Marmaray projesinin 2013 yılı sonunda bitirileceğini müjdeliyor.)

Şimdi gelelim Yenikapı arkeolojik kazılarına: Öyle zannediyorum ki pek çok kimse bu kazıların İstanbul’un kuruluş tarihini değiştirdiğinin farkında bile değil. ‘’Amaan, bana ne’’ diyenlerden değilseniz bu kazılar sizde en azından merak uyandırmış olmalıdır. Esasen merak, bilimin tetikleyicisidir. Arkeoloji bilimi ise bir dipsiz kuyudur.

İsterseniz yazının içine bir nebze de mitoloji karıştıralım: Kentin kuruluşu hakkında epeyce değişik mitlerden, kentin Argonot gemi seferi sonucu kurulduğundan tutun, en harc-ı âlemi olanını şöyle bir anımsayalım. Halkı için yeni bir yurt arayışına giren Byzas, Delphoi (Delfi) kâhinlerinin sözüne uyarak körler ülkesinin karşısını bulmak üzere Megara’dan gemi ile yola çıkar. Marmara Denizinden İstanbul’a yaklaşırken Khalkedon’un (Kadıköy’ün) önünden geçerek Sarayburnu’nda karaya vâsıl olur. Sarayburnu’nda, bu güzel panoramayı bırakıp karşı kıyıyı mesken tutanların kör olduklarına hükmeder ve yeni kentini buraya kurar. Heredotos ise Khalkedonluların ‘’kör’’ olduğuna hükmeden kişinin Pers Kralı Darius’un generali Megabyzos olduğunu söyler.

Bu ve bu gibi mitler dışında, tarihçi bilim insanları, M. Ö. 750-550 arasındaki Yunan koloni kurma döneminde, kesine yakın tarih de vererek M. Ö. 660’larda Bizans kentinin kurulduğuna, Akropol’ün bu günün Topkapı Sarayı tepesinde yükseldiğine kesin gözle bakıyorlardı. Bunun dışında, kuruluşun Trak menşeli Byzas tarafından M. Ö. III. binyılda gerçekleştiğini iddia eden tarihçiler de vardı. Kadıköy yakasında, Fikirtepe’de yapılan arkeolojik kazılarda M.Ö. IV. binyıla kadar inen tespitler yapılmış olsa da her halde körler ülkesinin bu varoşunu İstanbul Yarımadası kuruluşu ile özdeşleştirmiyorlardı.

2010-2012 yılları arasında bilimsel yöntemlerle gerçekleştirilen Yenikapı arkeolojik kazıları, İstanbul’un kuruluşuna dair çelişkili tarihleri netleştirmiş, yerleşimi M. Ö. 8000-5500 tarihlerine, yani Neolitik döneme kadar derinleştirmiştir. Bu kazılarla kentin kuruluş tarihinin, eski bilinen M. Ö. VII. yüzyılda, yani 2700 yıl evvelinde değil, 8500-10 bin yıl evveline kadar indiği tespit edilebilmiştir. Kazılarda kronolojik sıra ile Osmanlı, Bizans, Erken Bizans, Roma buluntuları sonrasında devam eden kazılarla Neolitik çağa ulaşılabilmiştir.

İnternet sayfalarında bulabileceğiniz arkeolojik kazı ayrıntılarını burada tekrar etmek istemiyorum. Sadece alüvyonlarla dolmuş eski limanda 36 batık tekneye ulaşıldığını, çok sayıda eser ve urne tipi* mezarın bulunduğunu ifade edelim. Kazı heyeti, bunlarla yetinmemiş, daha alt katmanlara inerek çok fazla sayıda insan ayak izlerine ulaşmışlardır. Bu izler, Neolitik dönem insan topluluklarının İstanbul’da yaşadıklarını ispatlayan izlerdir. Ayak izlerinin üst üste çakışmaması, bu mahalde törensel bir toplantının yapıldığı izlenimini vermektedir. Toplantı çamurlu bir alanda yapılmış, yüzlerce ayak izi kuruyarak sertleşmiş, şekillerini muhafaza etmiş, bir süre sonra oluşan dere taşması ile biriken mil, ayak izlerini zamanımıza kadar muhafaza etmiştir.

Arkeolog olmadığım için daha fazla yorumda bulunamıyorum.

Ancak bu büyük başarıyı görmezden gelenler utansın diyorum.


*Urne tipi mezar: Yakılan cesetlerin küllerinin konulduğu cam veya pişmiş toprak kaplara verilen isim.

yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 7 Ocak 2013 Pazartesi 12:54:03


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Yılmaz Ergüvenç IP: 88.251.103.xxx Tarih : 10.01.2013 13:48:31

SON DAKİKA: Marmaray çalışmaları sırasında Pendik'te 8500 yıl öncesine (Neolitik döneme) ait mezarlar bulundu. Yerleşimin konar-göçer dönemden yerleşik döneme geçmiş bulunan insanlara ait olduğu, o dönemin özelliği olan konut-çöp deposu-mezar üçlüsünün bir arada bulunduğu, bu insanların tarım devrimi dönem sonrasını yaşadıkları, beslenme üretimi yanında balıkçılık da yaptıkları anlaşıldı. Yenikapı'da bulunan mezarlarla bu mezarlardaki kemiklerin DNA'larının tespiti ile iki yerleşim arasındaki akrabalık derecesinin de araştırılması gerekecektir. İki ay kadar devam edecek kazıların, bu bölgede üç hat (bir hat şehirlerarası hızlı tren hattı, iki hat banliyö hattı) olarak inşa edilen demiryolu inşaatını etkilemeyeceği de belirtiliyor. Kemiklerin toplanarak bir müzede teşhir edilebileceği ifade ediliyor.  


erdem yücel IP: 88.244.145.xxx Tarih : 7.01.2013 13:53:32

Tarihi Yarımadanın arkeoloji kazılarından sonra   yeniden tarihlendirilmesini  çok güzel dile getirmişsiniz.Benim bunlara ekleyecek pek bir şeyim kalmamış. Ancak burada üzerinde durulacak nokta; İstanbul'un yerleşim tarihihin değiştirilmesinden çok daha vahim olanı bakanlık mertebesine  yükselmiş olanlarında tarihi veya arkeolojiyi bilmeyişleridir. Tarihini bilmeyenler, ulu orta bir şeyler söyleyenleri,  ecdadımız diye peşine yapıştıklarının bilimsel  gerçekler  ortaya çıkanca nasıl çuvalladıklarını hep görüyoruz. Bence en büyük eksikliğimiz mimar, sanat tarihçi ve arkeoğlardan hiç birinin mecliste olmayışıdır. Bunun en tipik örneklerini bütçe görüşmelerinde Kültür ve Turizm Bakanına verilen ipe sapa gelmez önergelerde görüyoruz. Laf ola beri gele sözünü doğrularcasına verilen soru önergelerinde  tarih ve arkeoloji ve hatta mimari yönden ne kadar cahil olduğumuz su yüzüne çıkmıyor mu?


yasar ertas IP: 94.135.148.xxx Tarih : 10.01.2013 16:46:08

gecmise mazi gelecege gazi yuvarlaktan bir sözümüz dolasir orta yerde birde sahsen memleketimin su zamandaki islerine bakarak güven sizlik eklenir hele gecmisine bu  anlayis ve calismalarla güvensizligin güvensizligi eklenir sahsima gecmisle ilgili bir konu acilsa sahsen ben orda degildim diyorum kendimi stresten kurtariyorum 

bir proje baslandi ve zaman hesap kitap yapildi tam buraya geldik cakildik zaten islerimizde normal olurken bile cakiliyoruz bu isin isinde bu meselede isin tuzu biberi oldu tam cakildik o kurulus bu kurulusa o makam bu makama ne derdini ne sözünü anlatabiliyor isler ortada sere serpe yatiyor simdiki zamanin degerleri gecmis zamanla sap saman misali karisiyor artik yeter gayri oturun ülesin gayri bir sap sana bir saman bana misali ortaya netice ciksin is yapilacaksa yapilsin bu mesele daga ne kadar sürecek kus cikacak civciv cikacak derken kemik cikti en son benim sahsi görüsüm bu isten ne kus ne civcic ne kemik kocaman bir kazik cikti  bu yorumum bilincli kisilerin yorumu gibi olmasada normal bir vatandas yorumu dur ben bu isin bitmeyisinden oranin trenle gecerken o görüntüsünden biktim ben trene binip tünelden artik gecmek istiyorum ne olur yapin gayri bir seyler salana sallana islerimizde kendimizde salincak olduk ben uyumaya gidiyorum bitmeyen isin anasini yatmak hal edermis bu yastan sonra arkolog etmeyin beni cocuklugumda bir arkadasla kazi yaptik kazdik kazdik bir eski küp bulduk küpü actik icinden bir tutam kil cikti bir daga kazi mazi yok dedik ay böyle sansa biz dedik arkadasimla gülüstük