27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Yörük Ali Efe


Bilmem, bu isim sizde ne çağrışım yapıyor? Daha doğrusu, herhangi bir çağrışım yapıyor mu?

Onun içindir ki, Yörük Ali Efe’yi bilmeyen gençlerimize bazı anılar anlatarak onu yâd etmeyi bir görev bildim.

Kimdir Yörük Ali Efe?

15 Mayıs 1919’da, İzmir’in işgalinde metropolit Hrisostomos’un, Konak meydanında Yunan askerini teker teker takdis ettiği o kara günümüzde, Padişah Vahdettin’in iradesi ile Türk askeri hiç karşı koymayarak teslim olmuş, ilk kurşunu bir sivil, gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres) atmış, o anda şehit edilmiştir. Bu ilk kurşundan sonra, işgale karşı ilk silâhlı mücadeleyi başlatan, milli mücadelenin ilk kibritini çakan da Yörük Ali Efe’dir.

Anadolu’nun yer yer işgalinden sonra, emperyalizme boyun eğmeden, hiçbir devletin mandası olmayı kabul etmeden yeniden özgürlüğümüze kavuşacağımıza, Mustafa Kemal’den başka inanan, iman eden hiç, ama hiç kimse yoktu. İşte böyle umutsuz bir ortamda, ‘Kuvayı Milliye’ ruhunun oluşmasında Ege efelerinin büyük katkıları olmuştur.

Yörük Ali Efe 1895’te Aydın, Sultanhisar, Kavaklı’da doğmuş bir köylü çocuğu. Babası Sarıtekeli aşiretinden Abdi, anası Atmaca aşiretinden Fatma. Yani, tam bir Yörük Türkmen. 19 yaşında bir delikanlı iken Bozdoğan’da, Alanyalı Mehmet Efe’nin kızanı oluyor. Mehmet Efe, mütegallibenin karşısında, ezilenin yanında olan bir çete reisi. Yörük Ali, bir süre onunla çalıştıktan sonra dağdan iniyor, köyüne çekiliyor. Tâ ki Yunan işgaline kadar. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden sonra Aydın ve Nazilli’nin de düşmesi ile Yörük Ali kızanları topluyor, Yenipazar’da karargâhını kuruyor. İlk eylemi 16 Haziran 1919’da Sultanhisar’daki Malgaç köprüsü yanındaki Yunan karakolunun imhası ve düşmana 110 zayiat verdirmesi oluyor. Bundan sonra da Yunan ordusunun başının belâsı olmaya devam ediyor.

Babam, 1919’da Nazilli Müddeiumumisi (Savcısı) iken Yörük Ali Efe ile tanışıyor. Daha sonra İtalyan işgali altında bulunan Söke ve Çine’ye savcı oluyor. Her ne kadar Osmanlı hükümetinin atadığı bir savcı olsa da yeni kurulan Ankara hükümeti ile dolaylı temas halinde. Çine’de İtalyanlarla iyi ilişkiler kuruyor. Ve de Yörük Ali Efe ile teması devam ettiriyor.

Aslında Demirci Mehmet Efe, Ege bölgesindeki kuvayı milliye hareketinde çok daha etkilidir. Bunu, Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal’in ‘Aydın ve Havalisi Kuvay-i Milliye Umum Kumandanı Demirci Mehmet Efe Kardeşime’ hitabı ile başlayan 11 Haziran 1920 tarihli tebrik telgrafından da anlıyoruz. Yörük Ali Efe’nin eylemleri ise daha mevzii kalıyor.

Babamın bu konudaki anılarından birkaç anekdot aktarmama izin veriniz. Babamın savcılık yaptığı Çine’de, ara sıra uğradığı bir kahvehane ve karşısında Apostol’un bakkal dükkânı varmış. Bakkal, babama eski saygıyı göstermek bir yana, küstah hareketlerde bulunmaya başlamış. Dükkânına İtalyan, Yunan, Fransız, İngiliz bayrakları asmış. Babam kahvehanenin bahçesinde otururken bir Rum palikaryası, babama duyuracak şekilde ‘’Apostol Efendi, niçin Türk bayrağı asmıyorsun?’’ diye seslenmiş. Bakkal, ‘’Vre Yorgi, ben medeni milletlerin bayrağını asarım; barbarların bayrağını asmam’’ demiş. Babamın başından aşağı kaynar sular dökülmüş, ama hiç sesini çıkarmamış. O günün gecesi Yörük Ali Efe, babamın talimatı ile bakkalı dağa kaldırmış. O günden sonra Apostol’u gören olmamış. Tabii Yorgi’yi de.

Efe, Yunan’la işbirlikçi bir Rum köyünü bastığında, genç kız Eleni, ‘’Efe bana kıyma, dünya – ahret kardeşim ol’’ diyerek Efe’nin bacaklarına sarılmış. Efe, babama anlatıyor: ‘’Müddeiumum bey, kız çok güzeldi; ama bana dünya – ahret kardeşim ol dediği için kıza dokunamazdım. Dağda hemen imam efendiyi çağırdım, kızı benim kızanlardan İsa Efe ile evlendirdim.’’ demiş.

Efe, çocukluk arkadaşı olan, beraberce dringa (bilye) oynadıkları Dimitri’nin Yunan ordusu için köylerden gönüllü asker topladığını öğrenir. Oğlanı dağa kaldırır. Kaldırır ama yanından ayrılmayan çocukluk arkadaşını cezalandırmaya bir türlü yüzü tutmaz. Efe, bir bahane ile çadırdan dışarı fırlar, o esnada çocuğun işini bitirirler. ‘’Efe keşke tövbe ettirseydin, affetseydin’’ diyen babama, “İyi ama müddeiumum bey, öbür dünyada ne cevap verecektim, gâvurun yüzünden cehenneme mi gideyim” demiş.

Efe, revolveri hiç elinden bırakmazmış. Babamla bir gizli buluşmasında masa başında oturuyorlar. Efe, babama eylem raporu veriyor. Anlatırken de silâhın namlusunu masada bir sağa bir sola vura vura konuşuyor. Babam demiş ki: ‘’Efe, anlattıklarının yarısını anlıyorum, yarısını anlamıyorum. Silâhın namlusu karın hizama gelince hiçbir şey anlamıyorum, silâh sağa veya sola doğru gidince dediklerini anlıyorum.’’ demiş. Efe, ‘’İlâhi müddeiumum bey, heç bundan da gorhulur mu, baksana emniyeti gapalı.’’ diyerek silâhı kuşağına sokmuş.

Efe, çok iyi atıcı imiş. Attığını vururmuş. Başka türlü de efe olunmaz ya. Babamın da bulunduğu bir yemekte, İtalyan kumandan ‘’Efe bak leylek’’ diyerek havada uçan bir leyleği işaret etmiş. Efe, kuşağından çıkardığı tabanca ile doğru dürüst nişan bile almadan attığı kurşunla leyleği aşağıya düşürmüş.

Şimdi diyeceksiniz ki, kardeşim bu ne samimiyet; bir savcı ve bir efe İtalyan komutanla al takke ver külâh yemek yiyor. Burada şunu belirtmekte fayda var. Çünkü aynı soruyu babama sordum. Yanıtı şöyle oldu: ‘’Oğlum, Yunan işgal bölgesinde Türk halkına yapılan mezalime karşın, İtalyan işgal bölgesinde hiçbir kimsenin burnu kanamadı. Adamlar çok uygar davrandılar; devlet örgütlerine dokunmadılar ve de saygılı oldular. Bu bir. İkincisi, Yunan kuvvetleri ile İtalyan kuvvetleri, bırakın işbirliğini, adeta birbirlerine hasım durumda idiler.’’

Mademki söz anılardan açıldı, o zaman sizlere babamın annemle evlenme hikâyesini de anlatayım. Babam, 1920’de izinle geldiği İstanbul’da annemle evleniyor. Bir iki gün sonra karısı ile beraber Çine’ye görevinin başına dönecek. İstanbul’dan Çine’ye nasıl gidilir? Galata’dan vapura biner, Bandırma’ya gelirsiniz. Bandırma’dan trenle İzmir, Basmane garına, oradan Punta (Alsancak) garına geçer, yine trenle Aydın ve Çine’ye ulaşırsınız. Bildiğiniz gibi, o zaman İzmir ve Aydın Yunan işgalinde, Muğla ve Çine İtalyan işgalinde. Basmane garına kadar bir olay yok. Alsancak garından bindikleri trenin kompartımanında bir Yunanlı genç kız var. Kız, Paris, Sorbon’da hukuk tahsil ediyor. Atina’dan yeni ülkelerini görmeye gelmiş. Annem kompartımanda kara çarşaf içinde büzülmüş oturuyor. Babam, yol boyunca Yunanlı kızla Fransızca konuşuyor. Tren, Yunan sınırından İtalyan sınırına geçmeden evvel bir istasyonda duruyor; pasaport ve kimlik kontrolü yapılıyor. Babamın kimliğine bakan Yunan subayı babamı tutuklamak istiyor. Yunanlı kız, trenden iniyor, Yunan komutanı buluyor, tutuklamak için bir neden bulunmadığını, babamın çok uygar ve kültürlü bir adam olduğunu, delilsiz tutuklamanın hukuki ve siyasi açıdan doğru olmadığını anlatmaya çalışıyor. Bu defa komutan, soruşturmanın sonuna kadar annemi rehin almak istiyor. Bu arada babam, Yunanca konuşmaları anlamadan, ama şaşkınlıkla dinliyor. Kız yılmıyor ve annemi de kurtarıyor. Babam: ‘’Tren İtalyan sınırından içeri girdikten sonra İtalyan subayın kimlik kontrolünden sonra ‘Boncorno’ diye selam vermesi ile dünyalar benim oldu’’ demişti.

Hangi ulustan olursa olsun, batı kafalı bir hukuk öğrencisi, komutanlara akl-ı selimin yolunu göstermiş. Bizim ailenin bekasını belki de bu Yunanlı kız sağladı. Babamın vefat eden ilk hanımından olan ablam Nezihe, ağabeyim Cemil’den sonra 1920’de ağabeyim Fahrettin Çine’de, 1922’de ablam Nazan Muğla’da doğdu. Ablamın doğumundan 10 yıl sonra da ben İzmir’de doğmuşum. Ailemiz İstanbullu ama toprağımız Ege’de yoğrulmuş.

Ailemize ait özel anıları anlatmamın nedeni, yurdumuzun işgal dönemindeki durumuna bir nebze de olsa ışık tutmak içindir. İşte böyle gençler. Bu ülke, ne bâdireler atlattı; hepinizin kulağına küpe olsun. Biz bu günlere kolay gelmedik.

Şimdi tekrar konumuza dönelim. Yörük Ali Efe, kurtuluştan sonra ‘İstiklâl Madalyası’ ile onurlandırıldı. 1928’e kadar İzmir’de yaşadı. Sonra köyüne çekildi; eşi Saniye, Feride Hanımlarla ve de çocukları ile mutlu oldu. ‘’Bir elin şamatası olur mu ki?’’ diyecek kadar tevazu içinde idi. Çocukluğumda, babam Efe’yi Aydın’da buldu, bana elini öptürdü. Ölümünden bir süre evvel İzmir’de atlamak istediği tramvayın altında kalmış, bacakları kesilmiş. Vefat yılı 1953. Tanrı gani gani rahmet eylesin; taksiratı varsa affetsin; mekânı cennet olsun.

Aydın Belediyesi 1997’de Efe’nin bir heykelini yaptırdı. Heykel, bıyıksız efe olur mu diye basından eleştiriler aldı. 1998’de heykele bir burma bıyık eklediler. Ben, Efe’yi bıyıklı mı, bıyıksız mı gördüğümü anımsayamıyorum. Ama heykeldeki gibi burma bıyıklarının olmadığına eminim.

Yayın Tarihi : 24 Aralık 2007 Pazartesi 19:04:59


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
TeomanTörün IP: 88.241.177.xxx Tarih : 24.12.2007 22:30:45

Sayın yazarın babası; benim rahmetli, muhterem İsmail Hakkı Eniştemin işgâl anıları, gerçekden çeşitli ulusların uygarca ilişkileri konusunda çok ibret vericidir. Askerleri ile Çine'ye gelen İtalyan Komutanın, işgâle değil, "Savaşdan zararlı çıkan Türk halkının yaralarını sarmak için el uzatmaya geldiklerini söylemesi; Mütareke şartlarına aykırı olarak işgâli genişleten Yunan Ordusunu takbih etmesi, kötü günlerin geçmesi için destek vaad etmesi ne büyük bir insanî tavırdır. Atamız yüksek dirayeti ile, I. Cihan savaşında karşımızda olan bazı ulusların dostluğunu kazanmıştır. İstanbuldaki Harbiye talebesini Anadoluya bir İtalyan gemisi getirttiğini de, yazlıkdaki komşum (şimdi rahmetli olan) o zamanki Harp Okulu öğrencisi bir amcadan dinlemiştim. Çinedeki o soylu tavırlı İtalyan kumandanı, Çine yolculuğunda İsmail Enişteme ve İnşirrah Halama kol kanat geren aydın, insancıl Yunanlı kızı, ne olur, örnek alalım. Ülkemizde misafir olan İtalyan din adamlarına (kim olursa olsun yabancılara) saldırmak ayıbını artık taşımayalım.


halit özcan IP: 78.176.233.xxx Tarih : 24.12.2007 21:04:37

Sn Y.Ergüvenç .güzel anılarla hem Çatal yürekli namı-değer YÖRÜK ALi EFE'yi ham de esaretin ne olduğunu anlatmışsınız.coçukluğumda çok işgal-yunan zülmü dinledim.dedem yunan jandarmasının istediği altını vermediği için şehit edilmiş.sırtından vururmuş yere düşürmüşler.can havliyle dönüp yunanı ahlat odunu ile vurmuş ama.....saygılar


bülent korkmaz IP: 85.100.188.xxx Tarih : 29.12.2007 23:30:12

öncelik ile bu fırsatı verdiginiz için teşekkür ederim ali efenin vatanınız için yaptıkları harika vede gurur verici mücadeleler tartışılmaz.ben bir aydın ili sultanhisar ilceli olarak ona pek saygı duydugum söylenemez nedeni ise dedelerimden yıllarca aldıgı sarı lıralar vede insanlara yaptıgı zulum vede çinayetlerin cok acımasıs oldugu ve bu nedenden dolayıdırki ilcemiz haıkı tarafından belli bir süre sonra sevilmiyip hatta nefret edilmiştir hatta ilcemize girmesin diyede pek cok olaylar olmuştur.bu nedenden dolayı yörük ali efe hakkında ögrenilmesi gereken cok şeyin oldugu düşünçesindeyim.teşekkürler


Yılmaz Ergüvenç IP: 212.253.10.xxx Tarih : 27.12.2007 12:34:52

Saygıdeğer okurlar, Belirli uzunluğu geçmemesi gereken yazılarımda, konuları ayrıntıya girmeden özetlemem gerekiyor. Yazımı yayınlandıktan sonra tekrar okuduğumda bir nokta dikkatimi çekti. Padişah iradesi ile Türk askerinin Yunana karşı koymayarak teslim olduğunu yazmışım. Evet, karşı koymamıştır ama bunun nedenleri vardır. Savaştan yenik çıkmış devletimizin o zamanki şartlara göre imzalamak mecburiyetinde kaldığı Mondros Mütarekesi ile askerimiz silahtan arındırılmıştı. Elinde karşı koyacak silahı yoktu. Bu nedenle kahraman Türk askerini suçlamak aklımdan geçmemiştir. Yazıdan böyle bir anlam çıkarılması beni çok üzer. Lütfen bu düzeltmemi dikkate alınız. Saygılar.


erdem yucelCemile Yücel IP: 195.174.34.xxx Tarih : 26.12.2007 18:46:30

Üstadım, Genç neslin  pek değil, hiç bilmediği, ancak cumhuriyetin ilk yıllarındaki kahramanlardan Yörük Ali Efe'yi tanıtmanız son derece yerinde bir hareket. Bu bakımdan kutlarım. Büyük Atatürk'ün yanı sıra o kahramanlar olmasaydı acaba bu günlere gelebilirmiydik? Ne yazık ki, günümüz gençleri Türkiye Cumhuriyeti Tarihini yeterince bilmiyorlar. Hele hele Milli Mücadelenin kahramanlarını, Yörük Ali Efe gibilerini isimlerini bile duymadıklarına eminim. Ancak bunda suç kimde? Tarihini onlara öğretmekten aciz, adı yalnızca  isminin başında milli olan Eğtim Bakanlığı mı? Yoksa Arap sevdasına düşmüş! siyasilerimiz mi?

Yörük Ali Efe ile ilgili bir anımı da sırası gelmişken yazınıza katkı yapmak isterim. Yörük Ali Efe'nin oğullarından M.Ali Yörük ile 1970'li yıllarında aynı gazetede  çalıştmışım. O zamanki sağ tandaslı bu gazetenin ismi Bizim Anadolu idi. M.Ali Yörük'ün engin bir tarih kültürü vardı. Yörük Ali Efe'nin oğlu olmakla övünmezdi. Biz Efe'inin oğlu olduğunu diğer arkadaşlardan ,gazete sahibi M.Emin Alpkan, Necdet Sevinç ve Yaşar Okuyan'dan öğrenmiştik. Yörük yoksul bir gazeteci idi. Gazetede yatar sabah erkenden masasının başına geçer yazısını yazar, bizlerle sohbet ederdi. Rahmetli'den gazetecilik ile  ilgili çok şeyler öğrendiğimi bir kez daha yinelemek isterim. Sözcüğün tam anlamıyla bir Türk milliyetçisi idi. Atatürk'e candan bağlıydı. Bir gün gazeteye gelen Alpaslan Türkeş'i karşılamamış, masasından kalkmadan hesap sormuş, daha önce verdiğin sözler ne oldu demişti? Milliyetçilikten tavaz mi veriyorsun diye adeta Başbakanyardımcısından hesap sormuştu.  Odada bulunanlar sanki  buz kesmişti... Türkeş ,birden M.Ali Ağabey'in yanına giderek ona sarılmış, hiç taviz verirmiyim demişti. O anda M.Ali ağabeyin çatık kaşları düzelmiş ve birbinlerine sarılmışlardı. İki eski dost...

Sonradan Mehmet ağabay ile bağımız koptu ben başka bir gazeteye geçtim. M.Ali Yörük'ün sefalet içerisinde, onurundan hiç bir taviz vermeden öldüğünü duydum Mehmet Ali Ağabey seni bir kez daha rahmetle anıyorum. Nur içerisinde yat... Bu olayı neden Yılmaz Ergüvenc'in yazısına ekliyorum. Biliyormusunuz? Milli Mücadelenin kahramanlarından Yörük Ali Efe'nin çocuklarına sahip çıkamadık. Tıpkı diğer kahramanlar gibi... Rahmetli büyükannemin bir sözü vardı ve hiç aklımdan çıkma; .Yıl ugursuzun derdi!..

 


İsmail Aslan IP: 81.214.172.xxx Tarih : 24.12.2007 21:53:11

Sevgili Ergüvenç "Yörük Ali Efe" başlıklı yazınızın paragraflarını tekrar tekrar demleyerek okudum.Bizim batı Anadoluda yaptığımız bağımsızlık savaşının bir benzeri yok. Ayrıca dünya savaş tarihine de topyekun savaşı biz yazdırmışız. Sevgili babanız, Yörük Ali Efe'ler ve daha niceleri şanlı tarihimizde altın harflerle yazılılar.Ben onları herzaman minnetle şükranla ve gözyaşları ile okuyorum. Yörük Ali Efenin eini öpen ve o dönemdeki bir Cumhuriyet savcısının oğlu olmanız nedeniyle sizi sevgi ve saygi ile selamlıyorum. İsmail Aslan


Gökhan IP: 85.103.141.xxx Tarih : 27.12.2007 22:34:36

Bu yazı gerçekten dikkatle okunması ve düşünülmesi gereken bir yazı.Atatürk ve silah arkadaşlarının bıraktıkları miras dururken,abuk subuk insanların politik şahsi çıkarlarına körükörüne bağlanıp hayatlarını ve geleceklerini söndüren insanlara bir kez daha acıdım.Bu tür yaşanmışlıklar tekrar tekrar gündeme gelmeli ki gözler açılsın.Açılsın ki yaşamamızı benliğimizi kimliğimizi kimlere borçlu olduğumuzu ve görevlerimiz hatırlayalım.....Saygılar efendim, paylaşımınız için sonsuz teşekkürler..


hanife kalemkuş IP: 88.241.109.xxx Tarih : 2.11.2008 16:34:47

bence cesurca şeyler yapmış ve tarihe geçmiş seda zaim sosyal ögtretmeni verdi bize iyikide vermiş ali yörügün böyle bir kahraman oldugunu bilmiyodum SEDA ZAİME tesekkür ediyom İSTANBUL TİCARET ODASI İLK ÖĞTRETİM OKULUNA TEŞEKKÜR EDERİM


Yılmaz Ergüvenç IP: 212.253.11.xxx Tarih : 2.01.2008 10:02:25

Aydınlı dostum Ünal Edizyürek beni aradı. Dedesi Yörük Ali Efe'nin kızanlarından Yusuf Efe imiş. Yusuf Efe, Yunan askeri Aydın'ı terk ederken giderayak minare şerefesine koydukları makinalı tüfekle halkı tarayan askeri, yerden attığı bir kurşunla vurup makinalıyı susturan Efedir. Egeliler mütevazı insanlardır. Bir vesile olmadan konuşmazlar. Ben de yeni öğrendim. Bir de güzel haberim var. Buca Belediyesi, Efeler Mahallesi, Koşutepe mevkiine 4 metrelik yeni bir Yörük Ali Efe heykeli dikiyor, çevreyi düzenliyor ve eski değirmenin içine Yörük Ali Müzesi kuruyor.


efe IP: 78.172.128.xxx Tarih : 3.01.2008 17:26:31

burda herkez bişeyler yazıyor anlatmaya çalışıyor fakata tarih tekerrürdür. yazanlardan kim ne biliyorki anlatıyor.Sadece şunu diyorum kimse yaşamadan bunu bilemez ve yorum yapamaz yazan ve yorum yapan duygusal hareket etmeke ve bocalamakta kendinize iyi bakın


Zühtü HOŞER IP: 78.177.137.xxx Tarih : 10.03.2008 14:46:04

Sayın Yılmaz Ergüvenç! Öncelikle merhaba. Sanırım dayım; Mak. Yük. Müh. Rahmetli A. Turan Yemez ile İTÜ'den okul arkadaşısınız. Salih Yemez ile de bölüm arkadaşı. Ben de aslen Nazilli'yim. Dedem Mustafa Eşref Hoşer, dedelerinin dergahı, Aşağı Nazilli Çapahasan'daki Uşşaki Tekkesinde şeyhliği gelmiş bir sade derviş iken, iyice kızışan Çanakkale Savaşları sırasında, binlerce Nazilli çocuğu gibi Çanakkale'ye gideceğini düşünerek askere yazılmış. Ancak İzmir Abdullah Ağa Çiftliğine götürülmüş. Narlıdere'deki bu birlik; İngilizlerce uzun menzilli yoğun top atışları ile her gün dövülürmüş. Bir gün bu atışlarda ağır zayiat verilmiş. Dedem de ağır yaralanmış ve Konak'taki Memleket Hastanesinde aylarca yatmış. Neyse sonra rapor verilerek, Nazilli'ye gönderilmiş. Şimdi dedemin itikadı gereği önemsemediği hakkında asla konuşmadığı dünya malı, mülkü, parası ile ilgili bir, efe anektodu zikredeceğim. Bunu anlatanlar dedemin ölümü sırasında bunu anlattılar, rahmetli babaannem de onayladı. Tanıkların hiçbir artık sağ değil. Dedem bir savaş gazisi ve yatak istirahatli bir yaralı olarak memleketi Nazilli'de, evinde yatarken, Demirci Mehmet Efe'nin kızanları, eğer anlatılanlar doğruysa tabii, dedemin ne toplum içindeki saygınlığını, ne de vatan için gaziliğin, o anda karşı koyma gücünün olmamasını da hiçe sayarak evini basmışlar. İstediklerini kabul etmezse, yaralı yaralı dedemi yakacakları şeklinde tehdit de bulunmuşlar. Nazilli'de; bir ara Efe Sinemasının da yer aldığı Uzun Çarşı'daki gayr-i menkullerini sembolik bir bedelle, Demirci Mehmet Efe'nin satın almak istediğini sert bir biçimde iletmişler. Dedem Nazilli-Karacasu Halkınca kendilerine karşı, ömrü boyunca asla en küçük bir saygısızlığa tanık olmamışken, Kendilerini bombalayan İngilizler'den bile beklemediği bu davranış karşısında sert tepki göstermiş. Efe de ne şehrin gerek ilim ve gerekse din ülemalarına karşı, halka karşı sık yaptığı söylenen bu işi yapmayı istiyormuş, ne de göz koyduğu mal ve mülkten vaz geçmek istiyormuş. Araya, dedemin saydığı ileri gelenleri Hacı Şeyh'i Kaymakamı, müdde-i umumiyi sokmuş. Onlar dedemi efenin yaptığı başka mezalimlerinden söz etmişler. Ancak karşılarında direnenin mal, mülk ya da can için değil, ilkeleri uğruna direndiğini görünce, Hacı Şeyh; dedeme kendini öldürtürse, hakkını helal etmeyeceğini söylemiş. O da mallarını efeye vermiş. (Satmış görünüyor) Daha sonra iyileşen dedem, Milli Mücadelee katılmış. Gurur ve kıvançla sahibi olduğu İstiklal Madalya'sını gösterirdi. Malgaç Baskını'ndaki Yörük Ali Efe için Milli Şair Mehmet Akif gibi: Bedr'in Arslanları ancak bu kadar Şanlı idi, derdi. Bu arada İzmir Kemeraltı'nda şu son yıllara kadar yayınını devam ettiren Efe Gazetesinde " Yörük Ali Efe kuvvetlerinin Nazilli Garında Demirci Efe kuvvetlerini sardığını" kendi tabirleriyle tam itlaf edecekleri sırada Ankara'dan gelen emrin buna engel olduğu şeklindeki bir eski olayı okudum. Doğruluğunu tabii ki bilemiyorum. Efelerin Efesi Yörük Ali Efe ile sahiden; "Bilecik Belokoma'lı Çerkez'lerden, Çerkes Etem Efendi ile anlaştığı söylenen Demirci Mehmet Efe" arasında böyle bir çarpışma yaşanmış mıdır? Albay Refet Bele'nin komutasındaki düzenli ordu kuvvetlerinin Demirci Efe ile çarpıştığı ve onun kuvvetlerini dağıttığı doğru mudur?


Tülin Sinanoğlu IP: 86.108.249.xxx Tarih : 30.06.2011 00:07:48

Yörük Ali Efe ve anıların beni hem bilgimi, genişletti hem de bana dört yıl yaşadığım Aydın ve civarını anımsattı.Gerçekten her paragrafını dikkatle okudum.Anılarla anlatılması okuyanlar için çok önemli ayrıntı.Kutluyorum.