NAZİLERİN POLONYAYA SALDIRISI İLE II. DÜNYA SAVAŞININ PATLAYIŞI:
![]() |
| Stalin ve Ribbentrop “Saldırmazlık Paktı”nın imzalanmasından sonra |
Dünya siyaset tarihinin ayrıntılı sunumu konumuz dışındadır. Sadece, Nazi barbarlığının ayrıntılarına girmek için, zorunlu referansları yapmak üzere, II. Dünya Savaşına başlangıcını izleyen genel durumu topluca özetleyelim.
Mart.1939’da Alman askerî birliklerinin, aniden Prague sokaklarında görünmesinden 6 ay dolmadan, Alman panzerleri bu kez 1.Eylûl’de Polonya sınırlarından içeri dalıyordu. O zamana kadar iyimser davranan İngiltere ve Fransa Nazi Almanya’sına Savaş ilân etmekten başka seçenek bulamamıştır. Ancak, Polonya saldırısından önce, 23.Ağustos’ta Alman Führer’i Hitler ile Sovyetler Birliği diktatörü Stalin’in anlaşması üzerine Alman Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop temsilci olarak Moskova’ya gönderilmiş, Sovyet muadili Vyaçeslav Molotov ile ikisinin imzasını taşıdığı için iki devlet arasında “Molotov-Ribbentrop Paktı” diye anılan bir saldırmazlık antlaşması imzalanmıştı. Bununla Almanya, yayılmasının başlangıcında daha rahat hareket imkânı kazandığı gibi, Almanya’nın er geç kendisine saldıracağını hesap eden Sovyetler de toparlanmaya vakit kazanmış oluyordu. Çünkü, kendisini, sadece Versailles Barış Antlaşmasından değil, her türlü kayıttan azade hisseden Hitler, her fırsat çıktığında anlaşmalar yapıyor; işine gelmediğinde bu anlaşmaları bozuyordu. Kasım 1936’da Japonya ile “Anti-Comintern” (Sovyetlere karşı); Kasım.1937’de Almanya, İtalya, Japonya arasında üç taraflı “Mihver (eksen) Güçler” denilen ittifak antlaşmaları yapılmıştı. Mihver ittifakına Macaristan, Romanya, Slovakya ve Hırvatistan da katılacaktır. Daha önce de Haziran.1935’de Birleşik Krallıkla “Anglo-Gemen Deniz Antlaşması imzalanmıştı. Nazilerin Şubat.1933’de, komünistlere bulaşmak için çıkardıkları ve sorumluluğunu ünlü Bulgar komünisti Georgi Dimitrov’a yükledikleri Reichstag (Alman Palamentosu) yangını ile ilgili tahkikatı bizzat Goering yürütmüş, Dimitrov’a ağır hakaretlerde bulunmuştu. Çar III. Boris yönetimindeki Bulgaristan, o zamandan beri Nazilerin etkisi altında idi; ama Mart 1941’e kadar tarafsızlığını korumuş; o tarihte Mihver ittifakına katılmıştı. Geçtiğimiz 2009 Temmuzunda, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtının Almaya-Sovyetler Saldırmazlık Paktı’nın yaklaşan 70. Yıldönümünden itibaren “23.Ağustos”un Stalinizm ve Nazizm kurbanlarını anma günü olması çağrısı yaptığını; bu çağrının, Nazilere karşı Sovyetlerin büyük fedakârlıklarını öne süren Rusya’nın şiddetli itirazlarına karşın kabûl edildiğini parantez içinde kaydedelim.
![]() |
| Nazi Birlikleri Varşova’ya giriyor |
Bir aydan az bir sürede tüm Polonya işgal edilmişti. 1940 Nisanında Müttefik güçleri büyük bir şok yaşadılar. Hızlı hareket eden Alman zırhlı birlikleri 90 gün içinde Norveç, Danimarka, Hollanda, Lüksemburg ve Versaille Antlaşması ile kendi takdirine bırakılmış geleneksel tarafsızlığına rağmen Belçikayı aşıp İngiltere ve Fransa silahlı güçlerinin etrafını deniz ve karadan çevirip, “blitzkrieg-yıldırım savaşı” stratejisi ile İngilizlerin Avrupa’daki keşif güçlerini sürerek ve Fransızların çok güvendikleri Majino hattını (ligne Maginot) baypas ederek Fransa’ya dalmışlardı. Fransa 22.Haziran’da resmen teslim oldu. Hitler daha o günden itibaren, kurmaylarına, “15.Mayıs.1941”i Sovyetlere saldırı tarihi olarak vadelendirmişti. Daha sonra, 25.Eylûl’de Ribbentrop’u Japonya’ya gönderip Japonya ve İtalya ile (Sovyetlere karşı olduğu açıkça ifade edilmese de “Ant-Komintern” olduğu belli bir ittifak senedi imzalatmıştır. Molotov-Ribbentrop Paktının ihlâl edilmesi ile, Haziran 1941’de, “Unternehmen Barbarossa-Barbarossa Harekâtı” denilen strateji ile Sovyetlere saldırılmış, Hitler’e, Yahudilerden sonra ikinci sırada en aşağılık Slav ırkını yok etmek fırsatı doğmuştu.
Nitekim bu korkunç Savaş sırasında 20-30.000.000 arası Slav’’ın (en az 15.milyon Rus, 2.milyon Polonyalı, 2.milyon Yunanlı ve Yugoslav, 200.000 çingene) boğazlandı. Milyonlarcası da açlık ve hastalıktan öldü. Sovyetlerdeki 1.5 milyon’a yakın telef olmuş Yahudi’den bir çoğu da Nazi biyologlarının deneme kobaylığını yapmışlardı. Daha Savaş öncesi, Hitler, “Yahudi Sorunu”nun çözümünü terörde uzmanlaşmış ve Alman yaşamının her alanına nüfuz ederek Nazi Devletinin en güçlü kurumu haline gelmiş “Schutzstaffel” (SS) adı verilen siyasal polis örgütüne ihale etmişti. Yahudi tasfiyesinin lider kadrosu, Hitler’e tapınırcasına bağlı Himmler, onun yardımcısı “Devlet Güvenlik Genel Bürosu” (RSHA-Reichssicherheitshauptamt) ve Gestapo Şefi Reinhardt Heyrich idi. 35-36 yaşlarında, uzun boylu, nazik görünüşlü, feminen güzellikteki Heydrich, aslında, utanmaz bir sadistti. Kısaca “IVA, 4b, RSHA” olarak anılan büro Berlinde, 116 Kurfurstenstrasse adresinde gösterişsiz bir yerdi. Büro yönetimi, gene gösterişsiz ve pek tanınmayan bir SS binbaşısı Adolf Eichmann’a bırakılmıştı.
![]() |
| Himler ve Reinhard Heydrich |
Yahudi imha planı evre evre uygulamaya konacaktı. Eylûl 1939’da savaşın patlaması ile binlerce Yahudi ailesi limanlara ve sınırlara taşınarak, sahte Latin Amerika ülkeleri vizeleri ya da Filistin’e gönderilmek üzere Britanya müsaadeleri verilerek ya kitleler halinde Alman gemilerine konuldu ya da sınırlara, hattâ küçük teknelerle denize bırakılarak kaderlerine terk edildiler.
Henüz kitlesel kıyım planlanmamıştı. Bir ara, tüm Yahudilerin Madagaskar Adasına boşaltılması gibi vakit ve malî külfete mâl olacak bir program düşünüldü. Ne zaman ki, Hitlerin, Sovyetlere saldırı için verdiği vade 15.Mayıs.1941 yaklaştı, ayak bağı olacak Avrupa Yahudileri sorununun nihaî çözüm talimatı da Reinhardt Heydrich’e verildi. Önce, Fransa ve Belçika’daki Alman işgali bölgesinden göç etmeye hazırlanan Yahudilerin işlemleri durduruldu. 22.Haziran’da Rusya seferinin başlamasından sonra, Goering, 30.Temmuz.1941’de Heydrich’e Almanya nüfuzu altındaki tüm Avrupa topraklarında Yahudi bırakmamak üzere gerekli hazırlıklara derhal başlama emrini verdi. Heydrich, 20.Ocak.1942 tarihinde, Berlin, Uluslar arası Ağır Suçlar Komitesindeki, işgâl altındaki bölgelerdeki SS ve Gestapo şeflerinden oluşan 15 kişilik yönetim kadrosu ile yaptığı toplantıda: Ruslarla yapılan savaşın doğurduğu engeller karşısında, tüm Yahudilerin Madagaskar’a deporte edilmesi planının uygulanma kabiliyetinin kalmadığını; bu bakımdan, Yahudi sorununun çözümü için artık tek seçeneğin “tümden imha” olduğu”nu açıklar.
Sovyetlerle savaşa girişildiğinden Sovyet topraklarındaki Yahudilerin imha projesi çok kolay olduğundan zaten başlamıştı. Ruslarla yapılmakta olan genel savaş kapsamında ve Alman toplarının koruması altında, Himmler ve Heydrich’in oluşturduğu “Einsatzgruppen-Harekât Grupları” denilen birliklerce, Komünist temizliğini ifade eden “Antipartisan Savaşı” kapsamı içinde, asker olmayan Komünistler gibi Romanlar ve Yahudilerin öldürülmesi ile de görevlendirilmiştiler.
![]() |
| Bir Einsatzgruppen eri çocuğunu korumaya çalışa Yahudi kadını vururken (1942, İvangorod) |
Görev yeri bölgelere göre A, B, C, D olarak ayrılmış, 600-1000 erden oluşturulmuş ve savaşın dağdağası içinde, Almanların işgal ettiği bölgelerde ev ev arama yapan bu infaz birlikleri 1941-1945 yılları arasında 1.3 milyondan fazla Yahudi’yi kurşuna dizdiler. Hattâ bazen Heydrich’in fanatik adamları, rast geldiğinde Yahudileri elleri ile boğmaktan çok zevk aldılar. Bu gruplar içinde Litvanyalı, Letonyalı, Ukraynalılar gibi Alman olmayıp, bu iğrenç işe gönüllü çevreden toplanmış Yahudi düşmanı Katolik milisler de vardı.
Einsatzgruppen A: Beserabya bölgesinde, hukuk doktorası olan Franz Walter Stahlecker komutasında faaliyet gösteriyordu. Einsatzgruppen B Suç Masası Şefi Arthur Nebe komutasında Beyaz Rusya’da ve Franz Six komutasında Merkez Ordular Savaş bölgesinde; E.C Suç Masası Şefi Siyasal Bilgiler ve Hukuk doktoralı Otto Rasch komutasında Ukrayna’da ve Güney Ordular mıntıkasında; E.D, ekonomist Otto Ohlendorf komutasında Kırım ile Kafkasya’da ve keza Güney Ordular mıntıkasında faaliyet gösterdi.
Yahudi imhası değişik biçimlerde olabiliyordu. Gruplar Rus kasabalarına dağılıyor; oralardaki Yahudi cemaatlerinin hahamları çağrılıyor; onlardan tüm cemaatin isim listesi sağlanıyordu. Bu isim cetvellerine göre evlerden, çarşı, pazardan insanlar toplanıyor; etrafta, trenden, kağnı arabasına kadar hangi taşıma aracı varsa bunlarla, daha önceden toplu mezarlar açılmış alanlara taşınan zavallılar makineli tüfeklerle kurşuna dizilip mezarlara atılıyordu. 1945’de Nurnberg’de kurulan Savaş Suçları Mahkemesinde, bir Alman inşaat mühendisi Hermann Grabe’nin Volhinia katliamındaki Einsatzgruppen’in tipik imha davranışı hakkında verdiği tanıklık tüyler ürperticidir. Ölüme giderken bir yaşındaki torunu kucağında tutan beyaz saçlı nine, onların yanında birbirlerine sarılmış ana-baba… 10 yaşındaki oğlunu avutmaya çalışan baba… “Daha 23 yaşındayım” diye yırtınan bir genç kız… Vurulanları ağız ağza dolmakta olan kan ve ceset çukuruna tekme ile atan, dizinde mitralyöz, ağzında sigara SS elemanı…
![]() |
| Paul Blobel, Eylûl 1947’de Einsatzgruppen Yargılamalarının başlangıcında |
Rusya Yahudisinin üçte ikisi Kızıl Ordu ile ülke içlerine kaçtı ise de bir milyon kadarı Alman işgâl sonunda mahsur kaldı. Beyaz Rusya’nın ve Ukrayna’nın büyük kentlerinde toplaşmış bu Musevî yığınlarını avlamak zor iş değildi. Sadece Minsk’de 75.000’i Almanların eline geçti ve sistematik biçimde boğazlandı. 60.000’i Kiev’de 1941 Eylülünün 29-30’unda iki gün içinde vurularak öldürüldü; İlk gün 33.771 kişi öldürülmüştür. Bir seferde gerçekleştirilen bu en büyük katlliâmın kurbanları kocaman “Babi Yar” kovağına (vadi çukuru) gömüldü. Gaz hâsıl eden cesetler birkaç ay sonra şiddetle infilâk edip etrafa dağılmıştı. Bu olay Ozan Yevgeni Yevtuşenko’nun 1961’de yazdığı “Babi Yar” isimli şiirinde efsaneleştirildi ve Sovyetlerdeki Yahudi düşmanlığı da eleştirildi. Aynı trajedi Dimitri Şostokaviç’in 13. Senfonisi birinci muvman’ı tema’sında yer aldı. Bu olayan birinci derece sorumlusu asıl mesleği mimarlık olan bir SS birliği Standartenführer’i (Alay komutanı)i “Demir Haç” nişanlı Paul Blodel’di. Savaş sonunda Nurnberg Askerî Mahkemesinde yargılanıp Haziran 1951’de asılarak idam edilmiştir.
Ekim 1941’de 30.000 Dnyepropetrovsk Yahudisi mitralyözlerle tarandı ve kent dışındaki antitank çukurlarına gömüldü. Mart 1942’ye kadar Dnyeproperovsk mezarlığında fasılalarla kitleler halinde infazlar yapılacaktır. Bunların dışında, çoğu kulübe ve evlerinde diri diri yakılarak, Poltava’da 20.000, Harkov’da 20.000 Yahudi’ye kıyıldı. Odesa’da 35.000, Simferepol’da 10.000, Letonya’da 170.000 dolayında, Litvanya’da en az 250.000 Yahudi öldürüldü. 1943’e gelindiğinde SS’ler işgal altındaki Rusya’daki görevlerini çok büyük ölçüde ifa etmişti. Polonya’daki Yahudiler bile böylesine acımasız ve öfkeli tasfiye ile karşılaşmadılar.