4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

İnanç ve Hoşgörüsüzlük (120)

Mısır'ın sefih Kralı Faruk
 

1950’ler boyunca, çoğu Mısırlıların işgalinde olan Gazze Şeridinden Mısır desteği ile olmak üzere Filistin fedayîni (fedaileri) İsrael’e taciz saldırıları yaptılar. Bu arada, Mısırda önemli gelişmeler oluyordu. İngiliz etkisindeki zevk sefa düşkünü Kral Faruk vaktini Avrupa’nın jet sosyetesi ile birlikte ülke dışında kumarhanelerde harcıyordu. 1948-49 Arap-İsrael savaşına tabur komutanı olarak katılmış subaylardan Cemal (Mısır Arapçası ile “Gamâl”) Abdünnasır’ın birkaç arkadaşı ile, daha önceden beri kurduğu Özgür Subaylar adındaki gizli örgüt Haziran 1952’de kansız bir darbe ile Faruk’u devirip ülkeden ihraç etti. Devrim Komuta Konseyinin güvendiği Orgeneral Muhammed Necip (Mısır Arapaçası ile Naguib) Cumhur Başkanlığına getirildi. Devrimcilerin ilk faaliyeti “Tarım Reformu Yasası”nı çıkarmak olmuştur. Radikal ve serî çözümlerin İslâm’ın mucizesinde olduğuna inandırılmış halk ile genellikle gözlerini Batıya çevirmiş yönetimler arasında hiçbir dönemde ideolojik bir bağın kurulamadığı Mısırda bu defa radikal reformist hareket yanlısı Devrim komuta Konseyi ile deneyimli ve temkinli olup halkla evrimci yoldan sıcak bir bağ kurulması düşüncesindeki Necip arasında anlaşmazlık çıktı. Anayasal yönetimin bir an önce kurulmasını öneren ve bazı politikacılara verilen ağır cezalara karşı çıkan Necip dediğini dinletemeyince Şubat 1954’de istifa etti. Durumu idare etmek isteyen bazı sivil ve asker çevrelerin baskısı ile Başkanlığı sürdürmüş; görüş farklarının telif edilememesi üzerine bu kez görevden alınmış; itibarını güçlendiren Nâsır Başkanlığa gelmişti. Nâsır’ın ilk işi ülkede ideolojik bir karmaşa yaratan irticaa savaş açmak oldu. Evvelâ, Müslüman Kardeşlerin (İhvan) dinci muhalefetini bastırdı; sonra, bir ara İhvan’ın danışmanlığını yapmış; fakat, Kapitalizm ve Marksizm’e karşı mücadelede yumuşak ve etkisiz bulduğu bu örgütle yollarını ayırmış Seyyid Kutub’u kendine suikast hazırladığı gerekçesi ile 15 yıl hapse mahkûm ettirdi.

Nâsır, dikte ettiği (sosyalist kimlikli) tek parti sistemine dayalı Anayasanın Ocak.1956’da yayınlanması üzerine yapılan seçimlerde tek aday olarak %100 denebilecek bir oy oranı ile Devlet Başkanı oldu. Arap Dünyasının petrol zenginliklerini istismar eden Emperyalist güçlerle mücadele için tarafsız 3. Dünya ülkeleri safında faaliyet göstermeye başladı. Kendini İsrael ve Süveyş Kanalı ile civarında yeni bulunmuş petrol kaynakları üzerinde egemenlik kurma peşindeki Batılı Devletlerle mücadeleye adadı. Nil üzerinde inşa ettireceği Assuan Barajının finansmanını, Yönetimi “La Compagnie Universelle du Canal Maritime de Suez” adındaki yabancı şirkette olan ve Mısır ile İngiltere arasındaki 1936 tarihli Antlaşma ile denetimi İngiltere’ye bırakılan Süveyş Kanalından alınmasını düşündüğü geçiş ücreti uğruna bu Kanalı millîleştirdi. Buna karşı Birleşik Krallık ve Fransa Süveyş Kanalını geri almak üzere gizli bir ittifak yapmış; bu ittifaka, Sina Yarımadasından gelen Filistin komando tacizlerinden rahatsız olan ve Kanaldan geçiş hakkı bulanan İsrael katılmıştı.

1953’de Başkan Necip (ortada) ile cuntacılar arasındaki ihtilâf dönemi. Solda Nâsır, sağda Salâh Salim

1858 tarihinde anılan kumpanya tarafından inşasına başlanan ve 1869’da tamamlanarak trafiğe açılış törenine Hıdîv İsmail Paşa tarafından Fransız Kraliçesi Eugenie’ye varıncaya kadar Avrupa’nın en tanınmış simalarının davet edildiği Süveyş kanalı üzerinde, Mısırın 1923’de kurulmuş ilk siyasal örgütü ılımlı anti-emperyalist “Wafd Partisi”, 1950’de yeniden iktidara geçtiğinde ilk kez 1936 tarihli Antlaşmayı tek taraflı ilga ederek bir tartışma açmıştı.

Gene ilk kez, Kanal, Ocak.1952’de İngiliz askerleri ile İsmailiye Polis güçlerinin arasında, halk kalabalığının da katıldığı bir çatışmaya konu oldu. 40 polisin yaşamına mâl olan ilk çatışmayı ertesi gün binlerce insanın İngiliz binalarına saldırması izlemiş; ayaklanma 9’u İngiliz 76 kişinin ölmesi ve ülkedeki İngiliz tahakkümünün kınanması ile sonuçlanmıştı. Bu defa, Nâsır’ın Süveyş Kanalını millîleştirmesine Fransa ve İngiltere, Ekim 1956’da Akabe Körfezi ağzındaki Tiran Boğazını abluka altına alarak tepki gösterdiler. İsrael de 29.10.1956’da Mısır sınırını aşıp Mısır güçlerine ve uçaklarına çok ağır bir darbe vurarak Sina Yarımadasını Şarm’üş Şeyh’e kadar işgâl altına aldı.

Devrime öncü “Özgür Subaylar” 1952’de Kahirede. Soldan sıra ile: Abdüllâtif Boğdadî, Nasır, Salâh Salim, Abdülhakîm Amr.

Fakat, politik arenada Mısır Hükûmetinin usta manevraları ile Batı düşmanı Sovyetler ve artık Orta Doğu patronluğuna soyunmuş ABD duruma müdahale etti. İsrael Kanaldan ve Kızıl Denizden geçiş hakkını muhafaza karşılığında son işgâl ettiği yerlerden geri çekildi. Mısır, Kanal Savaşı ile ilgili olarak askerî zaferler kazandığını da gösteren pullar yayınlamışsa da; hiçbir askerî varlık gösterememesine karşın, özellikle Arap Dünyasında büyük bir itibar kazandı. 1958’de Suriye’yi ile Pan-Arabizm’in ilk adımı olduğunu umut ettikleri “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında yeni bir Devlet yapılanmasına giren Mısır, ilk düş kırıklığını Suriye’nin 1961’de ortaklığı bozması ile yaşayacak; ülkedeki gerici hareketlerin dinmemesi de başını çok ağrıtacaktır.

Ülkedeki bir yandan yabancı baskısı bir yandan inanç kapsamındaki ideoloji karmaşası istikrarsız dayanışmalara yol açıyordu. Atatürk’ün Hilafet’i ilgasından beri İslam Âleminde fesadın ve ahlâksızlığın alıp yürüdüğü iddiasındaki Hasan El Benna’nın merkezini İsmailiye kentinde kurduğu, daha önce adını andığımız gelenekçi fakat yabancı egemenliğine karşı azimle direnen “Müslüman Kardeşler”in mücahitleri İsrael’e karşı 1948 Savaşına özveri ile katılmışlardı. Ancak, İngilizlerle iyi geçinme taraflısı Kral Faruk bu mücahitlere güvenmediğinden çeşitli gerekçelerle bunları hapsettirmiş; liderleri Hasan El Benna’yı da Şubat 1949’da Kahire’nin Büyük Meydanında kurşunlatmıştı. Buna karşın, El Benna’nın kardeşi Abdurrahman El Benna ve diğer İhvan liderleri 14.Kasım.1951’de Kralın doğum törenine gidebilmişlerdi. İngiliz dostu Krala karşı İhvan başta “Özgür Subaylar”la dayanışma içinde olmuştur. Ancak, İhvan cemaatinin gelenekçi tutumu ve başarısız bir suikast girişimi Nâsır’ı da bu örgütle hesaplaşmaya sokmuş; liderlerini idam ettirmiş ya da başka ağır cezalar verdirmiştir.

Hasan El Benna

Fakat başka gerici akımlar, düzene karşı açık bir karşıtlık içinde olmayan ve bir iç Cihad emeli beslemeyen “Müslüman Kardeşler”e rahmet okutuyordu. Bir süre içinde bulunduğu İhvan’ı taktik ve dogma yönünden daha zayıf bulduğundan eleştiren; 1954’de hapse girmiş ABD eğitimli İslamcı düşünür Seyyid Kutup ise, özellikle “Yoldaki İşaretler” kitabı ile İslâmı hâkim kılmadaki mutlak “Cihatçı” yöntemi ile Devlet düzenine baş kaldırmanın provokasyonunu yapıyordu. 1954’de girdiği hapisten 10 yıl sonra çıktı ama adını verdiği “Kutubcu Akım”.şiddetli bir yankı yaratmıştı. Fakat mazbut bir örgütlenmeye girmesine meydan bırakılmadan, Seyyid Kutub Ağustos 1966 yılında vatan hainliği ve gizli örgüt kurduğu gerekçesi ile idam edildi.

Bunun dışında da, Mısır’da, “iman”ın nitelik ve kıvamı konusunda bir türlü anlaşmayan “El Cemiye-tül Şeriye-Şeriat Derneği”, “Anasır-ul Sünne-tül Muhammediye-Muhammed Sünneti Yandaşları” gibi inanç dernekleri, Selefîliğin (Hadis’e, Sünnete, Fıkıh’a dayanan) çeşitli akımları cirit atıyordu. Askerî Teknik Okulu öğrencilerinden bazıları “Muhammed Gençliği” adında çok radikal ve âcil eylemi öngören gerici grup oluşturmuşlardı. 1960 ortalarındaki tutuklanan Müslümanların serbest bırakılmasını isteyen çoğunluğu üniversite öğrencisi protestocular Nâsır’a saldıran yayınlar yaptıkları için, içlerinde İhvan mensuplarının da bulunduğu İslamcılarla birlikde tutuklandılar.

Seyyid Kutub zindanda
 

İhvan ağzı ile yazılan bu yayınların Şükrî Mustafa adında Ziraat Fakültesi öğrencisinin kaleminden çıktığı öğrenilmişti. Tutuklanan Şükrî Mustafa 6 yıllık mahkûmiyeti süresinde düşüncelerini revizyondan geçirdi ve pasif gördüğü İhvan’a tepki oluşturan şiirlerinde, Mısır Emniyetinin “El Tekfir vel Hicra” adını verdiği (“Kâfirlerin saptanması ve Yol Ayrımı” diye mealen çevirebileceğimiz) bir İslâmî proje oluşturdu. 1971’de hapisten çıktığında “Muhammed Gençliği”nin tersine aşamalı bir devrim stratejisinin endoktrine edildiği “El Müslimûn-Müslümanlar” örgütünü kurdu. Nâsır’a muhalif olup Mısır dışındaki İslam ülkelerini de etkileyen bu İslamî örgütler Nâsırdan sonra da sayılarının 70’i aşması ile çeşitlilik kazanarak curcuna oluşturacaktı.

Öte yandan millîleştirme, rejime sadık görünen El-Ezher Camiinin de dahil edildiği modernleştirme, halk için sosyal destek projeleri ile Nâsırın ‘Pan-Arabizm’ idealine dayanan eylem ve söylemleri de Arap Dünyasında takdirkâr yansımalar buluyor; Cezayir, Irak, Suriye,Kuzey Yemen’de Nâsır tipi, bazen direkt ondan destekli devrimler gerçekleşiyordu. Sovyetlerle işbirliğine bel bağlayan bu safdil Arap lider gücünün sınırlarını hesap edemez olmuştu.

1964 yılında İsrael’in Ürdün Irmağından aldığı suyu Arapların engelleme gayretleri ile başlayan münferit çatışmalar zinciri giderek kızışacak, Ürdündeki (kuruluşunu ayrıca hikaye edeceğimiz) Filistin Kurtuluş örgütünün terörist eylemlerine karşı İsrael güçlerin Filistin sığınmacı kamplarına saldırmaları; BM Güvenlik Konseyi kararlarına ve BM hukukuna aykırı Kasım.1966 harekatı ile can kaybı, ağır hasara sebebiyet vermesi; Batı destekli Ürdün Kralı Hüseyin’in mütereddit durumu ve sonunda sıkıyönetim ilân etmesi;. 22.Mayıs.1967’de (Suriyenin ayrılmasına karşın hâlâ “Birleşik Arap Cumhuriyeti” resmî adını taşıyan) Mısırın Tiran Boğazını “İsrael’in stratejik malzemeler taşımasını engelleme amacı ile kapattığını ilân etmesine kadar varacaktır. Büyük yoğunluğu olan bir uluslararası deniz trafiğinin engellenmesi sorunu ile Devletler Hukuku ihtilâfı çıkaran bu önleme karşı, İsrael’in kurulmasından beri Araplarla yapılan çatışmalarında başarıları ile prestij kazanmış İngiltere eğitimli Savunma Bakanı Moşe Dayan’ın planlarına dayanan İsrael saldırı operasyonu; 5.Haziran.1967’de âni bir hava baskını ile uygulamaya kondu.

General Moshe Dayan
 

Arap ülkelerindeki dinî örgütlerin çıkardıkları gaileler ve kendi aralarındaki ihtilâflar haragüresinde İsrael boş durmamış; menzil uzunlukları ve yakıt kapasiteleri, dolayısıyla manevra kabiliyetleri geliştirilerek beklenmeyen yönden taarruz eden uçaklarının ve Yahudilerin kendi icadları manyetik bombalarının tam isabeti sayesinde Arap askerî alanlarındaki tüm uçaklar havalanma fırsatı bulamadan imha edilmişlerdi. Mısır, Ürdün, Suriye’den oluşan Arap ittifakına Irak, Suudî Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir de asker ve silah desteği vermişlerdi. Ne varki, İsrael’in kara harekatı da tüm hasım komşu Arap ülkelerinde aynı biçimde büyük bir hızla gerçekleştirildi. Ele geçirilen Arap askerlerini (Savaş Hukukuna dair Cenevre Konvansiyonları gereği) beslenmeleri yükümlülüğünü by-pass etmek için) silâhtan arındırıp, “haydi serbestsiniz; evinize gidin” diye çöl ortasında bırakma cinliği de dahil bir sürü alışılmamış taktiklerle Araplar üzerinde 6 gün içinde ezici bir yengi alan Yahudiler Mısırdan Sina Yarımadasını, Suriye’den Golan tepelerini, Filistin’in Gazze Şeridi ile Batı Şeria’yı zapt etmiş; topraklarını dört katına çıkarmışlardı.

Mısırın deli fişek lideri Nâsırın, silah ikmâli aldığı ve fiilî destek için başvurduğu Sovyetler lideri Krutçev’den: “Canım kardeşim, benden ne istersen iste, canımı bile vereyim; ama zinhar savaş isteme” öğüdüne kulak asmayıp İsraelle savaşa girmeyi göze alması karizmatik profilinin ve ağır biçimde utandırdığı Arap Dünyası patronluğunun sonu oldu; İstifasını verme jestini, ona gönül bağlamış halk kalabalıkları, onun lehine yaptıkları büyük gösterileri ile reddettiler. Fatura, Devrim omuzdaşı, Ordu Komutanı Addülhakem Amr’a çıktı; Amr, idam edileceği duyumunu alarak intihar etti. Nasırda derin bir düş kırıklığı ve mahcubiyet yaratan yenilgi 28.Eylûl. 1970’de bir kâlp krizi sonucu yaşamını kaybetmesine neden olduğu gibi İslam Âlemindeki gerici akımları da kızıştıracaktır.
 

Yayın Tarihi : 28 Ocak 2010 Perşembe 23:38:13
Güncelleme :30 Ocak 2010 Cumartesi 20:21:30


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?