YENİDÜNYA DÜZENİNDE İSLAMCILARIN TERÖRÜ
1- UYGARLIKLAR ÇATIŞMASI KURAMLARI:
![]() |
| Graham E. Fuller |
Hrıstiyan Batı ile Orta Doğudaki karakolu İsrael’in bazı anti-emperyalist İslam ülkeleri ve fanatik İslam örgütleri ile Sovyetler Birliğinin de içine karışarak, kimin kime müttefik olduğunun içinden çıkılamadığı kavgasını ve nihayet Filistinli direniş örgütlerinden en itibarlısı Filistin Kurtuluş Örgütünün mücadelesini ve barış çabalarını, önderi Yaser Arafat’ın 2004 yılı sonlarındaki vefatına kadar izledik. Ancak, bu izleyişte bir barış umudu göremediğimizi gibi, tam tersine o aralarda, Komünist Blokun da çökerek aradan çekilmesi ve kendi içindeki inanç grupları hercümercine gömülmesi üzerine ayrı inanç idelojilerine bağlı toplumlar arasında dengeleri tümüyle karıştıran; ittifakları yerin oynatıp kaydıran gelişmeler yanında, insanlığa iyice korku ve umutsuzluk salan uluslararası çapta terör olayları patladı. ABD’nin İran üzerine sevk ettiği Irak yeni maceralara girişip bu kez ABD’nin hasmı durumuna geçti. Keza, ABD’den aldığı destekle Sovyetleri Afganistan’dan kovan mücahitler arasından çıkan “Taliban” grubu ve mücahitlere destek veren El Kaideciler denilen fanatik, yeminli Batı düşmanı örgütler çıktı. Ve bunlardan Taliban Afganistan’ı kasıp kavururken, El Kaide, Tanzanya’da Dar-üs Selâm ve Kenya’daki Nairobi kentlerindeki ABD üs ve yerleşimlerindeki 1998 yılında başlayan bombalamalar, 2001 yılında ABD, Newyork’daki Dünya Ticaret Merkezinin bulunduğu “İkiz Kuleler” ismindeki dev yapılara, Washington’daki “Pentagon” denilen askerî merkeze yaptıkları intihar uçakları suikastları ile dehşet yaratmıştı. Bu İslam ideolojisinin, kendini hafife alan Batıya karşı, hiç sona ermeyeceğini ifade eden kin ve nefretin korkunç bir gürültü ile kusması idi.
İnanç farklarının, özellikle ezilen İslam Âleminde yarattığı bu büyük nefret’in seyri Hrıstiyan Batı ve Batıya entegre olmuş İsrael tarafından dikkatle izleniyor; İslamcılar gibi fazla gürültü çıkarmadan ve nefret duyguları gizlenmeye çalışılarak bilimsel düzeyde saptamalar yapılıyordu. Bu çalışmaları yapan düşünce kuruluşlarından (think-tank), özellikle Pentagon’a (Savunma Bakanlığı) ve ABD’nin diğer Devlet kurumlarına para karşılığı çalışan “Rand Corporation”ın Graham E.Fuller adındaki istihbarat uzmanına, İslam Dünyasında yaptırdığı incelemeler sonucu politika belirlenmesi gibi çalışmalar yapılıyordu. ABD Merkezî Haberalma Teşkilâtı’nın (CIA) eski “National Intelligence Council-Millî Haberalma Konseyi”nin Başkan Yardıncısı iken “Rand”ın daimî politik danışmanlığına geçmiş olan bu zad, “Filistin İntifada hareketinin etkileri”, “Türkiye, Sudan, Afganistan, Pakistan ve Cezayir’deki İslamî Köktendincilik”, “ABD’nin Irak’da sürekli kalıp kalmama sorunu”, “SSCB’nin çöküşünden sonra “Orta Asya Türkî İslam ülkelerde yeni jeopolitik New Geopolitics of Central Asia)”, “İslamın demokratikleşmesi ve sorunları” konularında araştırmalar yapıp rapor ve kitaplar yazmıştır.
![]() |
| Francis Fukuyama |
Sovyetler lideri Gorbaçov’un Afganistan batağından çıkıp glasnost (açıklık) ve perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları sonucu 1990’da SSCB’nin çok partili rejimi benimsemesi ve Sosyalist Blokun çökmesi bazı Batılı siyaset kuramcılarında, fazla ömürlü olmayan, bir iyimserlik havası yaratmışsa da, İslam Dünyasında Batıya karşı daha çok şiddetlenen olumsuz akımların uyandırdığı kaygı, genellikle, siyaset felsefesi çerçevesinde, politikacılara yol göstermek üzere yeni siyaset kuram ve modellerinin belirlenmesi zorunluluğunu doğurmuştur.
Bu düşünürlerden, 1981-82 ve 1989 yıllarında ABD Dışişleri Departmanında “Politika Planlama” kadrosunda üyelik ve uzun süre “neo-con” (yeni muhafazakâr) denilen politikacıların akıl hocalığını yapmış olan, ABD John Hopkins Üniversitesi öğretim üyelerinden, Japon asıllı Francis Fukuyama da Rand Corporation hesabına siyaset geleceği analizleri yapan kuramcılardan biridir. “The National Interest” isimli üç aylık politika dergisinin 1989 Yaz sayısında “The End of History- Tarihin Sonu” başlığı ile kaleme aldığı makale çok ses getirmişti. Bu makalede: Sosyalist Blokun çöküşü ile Soğuk Savaşın sona ermesinin liberal demokrasinin meşruiyeti üzerinde genel bir uzlaşma anlamına geldiğini; dolayısıyla liberal demokrasinin insanlığın ideolojik evrimleşmesinin son noktası; beşerî yönetimin nihaî formu olarak kendini kabûl ettirdiğini; monarşi, faşizm, komünizm gibi büyük kusurları ve us dışı yöntemleri olan rakip ideolojiler üzerin de kesin bir yengi kazandığını; bu gelişmeyi kaçınılmaz ve otomatik bir biçimde globalizmin (küreselleşmenin) izleyeceğini; post-national (ulus devlet sonrası) evre’ye geçiş yapılacağını ileri sürmüş; 1992 yılında bu iddalarını genişleterek, başka yönleri işaret etseler de Dünyanın neticede sabit bir şekil alacağını düşleyen eski filozoflardan Hegel’in “nihaî liberal devlet’ine ve Marx’ın “enternasyonal komünist toplumuna da göndermeler yapıp “The End of History and the Last Man - Tarihin Sonu ve Son İnsan” isimli kitabını yazdı. Bu arada, ünlü Tiananmen Alanı ayaklanmalarının bastırıldığı Çin’de Komünizmin ayak diremesini ve Arap Birliği için bIr deneme daha yapmak isteyen Irak lideri Saddam’ın Kuveyt’i işgalini izleyen olayları da hafife almıştı. Sınır tanımayan yatırımlar ile global ekonomi pratiğine karşı bir tepki olarak “fundanentalizm-köktendincilik” gibi ekstrem milliyetçilik de birdenbire hışım gibi yükselmişti. İnanç ideolojileri çatışmalarının, Dünyayı infilâke götürecek olağanüstü boyutlara erişmesi üzerine Fukuyama’nın bu uçuk ve aşırı ütopik spekülasyonlarında geri adım attığını final bölümümüzde göreceğiz.
![]() |
| Samuel Philips Huntington |
İslam Dünyasındaki Batıya duyulan kinden doğan eylemler bazı siyaset bilimcilerine de, uzlaşmadaki umutsuzluğu sineye çekerek, yaşam tarzı farkları olan toplumları birbirleri ile kaynaştırma çabasından vazgeçilmesi, ayrı kompartımanlarda tutularak, en azından aşırılıkların giderilmeye çalışılması ve “ılımlılık” tavrı telkini yolunda kuramlar yapma ilhamı verdi. Örneğin, 2008 yılı sonlarında vefat etmeden önce Harvard Üniversitesine bağlı “John M.Olin Stratejik Araştırmalar Enstitüsü”nde öğretim görevlisi olan ve keza Pentagon’a danışmanlık yapan Samuel Philips Huntington’un 1988 yılında yayınladığı “Uygarlıklar Çatışması” adındaki çok ses getiren eseri, inanç ideolojilerinin uzlaşma olanağı olmadığı için ihtiyatlı olunması gerektiğini vurgulayarak gelecekdeki Dünya çapında terör hareketlerinin daha da artacağı sinyalini veriyor idi. Müslüman toplumlarda dincilerle laik grupların yıkıcı sert çatışmalara girecekleri yerde “Ilımlı İslam”a izin verilmesi eğilimi de onun bu fikirlerinden doğdu.
Türkiye’de de, bu ılımlı İslam’a izin veren uzlaşma yaklaşımı düşüncesi üzerinde, ABD Washington D.C. John Hopkins Üniversitesi ve Avrupa Birliğinin (AB) Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu şemsiyesi altında ilk gerçekleştirildiği “Aband”ın adı ile anılıp Türkiye’nin çeşitli yerlerinde icra edilen toplantılar yapılagelmektedir.
![]() |
| Fethullah Gülen Hoca |
İlk kurucusu Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak olup uzlaşmanın ilk adımı olarak ılımlı bir İslamî etkinlik içinde olduğunu ifade eden Fethullah Gülen Hoca bu oluşumun manevî Başkanı ilân edilmiştir. Bu dizi toplantıların, İslam Felsefesi Profesörü Mehmet Aydın, Sosyolog ve Siyasî Tarih Profesörü Mete Tuncay gibi gerçekten saygın katılımcılarının internet portallerine de giren: “uzlaşma girişimi ihanet değildir” yolundaki açıklamalarına biz de hak veriyoruz. Profesör Hayrettin Karaman, Aili Bulaç gibi İslamî bilgiler konusunda donanımlı olanlar, Soli Özel, müteveffa Hrant dink gibi değerli azınlıklarımız ve pek çok liberal aydınlarımızın bir araya gelip toplumsal uzlaşma aradıkları bu toplantıları, gerek köktendinci, gerek ödün vermez ekstrem ulusalcı bazı kesimlerin: yakıştırdığı “Şeytanî komploların üretildiği fesat tezgâhları” olarak nitelendirmeye bizim dilimiz varamaz. Uyanık olmak gerekirse de uzlaşma arayışı her zaman erdemdir. Nitekim, Rahmetli Bülent Ecevit de, Fethullah Gülen’in, ilk hamlede aksini kanıtlayamayacağı samimiyet beyanını kabûl etmiş görünerek ona mültefit davranmış; özellikle, Orta Asyanın Türkî ülkelerindeki eğitim yatırımlarını takdir ettiğini ifade etmişti. Elbette, Toplumsal barışı arama, belli bir düşünceye sahip olma ve bunu ifade özgürlüğüne sahip olmayı da engellememelidir.
Samuel Huntington’ın yaptığı gibi, küresel eğilimlerin izlenerek, Dünya düzeni hakkında sürekli reçeteler üretilmesi düşüncesinde olan bilim insanları kitlesi artık sorunu tüm kapsamı (siyaset bilimi yanında, toplumsal psikoloji ve psikiatri, davranış bilimleri gibi yan disiplinler) çerçevesinde incelemeler yapıyor, Dünya yüzünde etkinlikler gösteren Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) aracılığı ile uzlaşma arayışı içinde fikir alış verişine geçiyor. Bu arada “mapping of global future-küresel geleceğin haritalanması” diye bir deyim de üretildi. Özellikle, ABD Ulusal Haberalma Konsey’inin (National Intelligence Council-NIC) izleme ve politika belirleyicilerine geleceğe dönük proje taslakları verme görevi alanı içindeki giren bu etkinlikler aşağı yukarı Amerika’nın tüm üniversite ve bilim enstitülerince icra ediliyor. Bu “haritalama” deyimi genel görünümü ile geleceğe şekil verme anlamında kullanılıyor ama “siyasal haritalama” da kasd ve niyet ediliyor olabilir.
Ama, işte eloğlu böyle çalışıyor! Gereksiz vehimlerle başımızı kuma gömeceğimize, ihtiyatı elden bırakmadan bu çalışmalara katkı sağlamamız her halde daha fazla sağduyu gereği olur. Uluorta düşmanlık ilânı bir mücadele taktiği olarak da netameli bir şeydir.
Bu kuramların öngördüğü gerçek inanç husumetleri patlamalarına geçelim.