YENİ DÜNYA DÜZENİNDE İSLAMCILARIN TERÖRÜ- 4- TALİBAN ÖRGÜTÜNÜN KURULUŞU:
![]() |
| Burhaneddin Rabbanî |
1992 baharında, Cemiyet-i İslamî Grubunun lideri Burhaneddin Rabbanînin Sovyetlere kök söktürmüş komutanı Ahmed Şah Mesud’un Bagram kenti hava üssünü işgâli üzerine Kabilde dikiş tutturamayan Marksist Cumhur Başkanı Necibullah Kabildeki BM kompleksine sığınmış; Afganistan’daki hemen tüm kabile, aşiret, sülale, sayısı 186’ya varan ayrı parti kurmuş, daha önce değindiğimiz üzere ortalığı toz duman götürünce, önce Peşaver’de, Imam-i Rabbanînin torunlarından olgun bir Profesör olan Sıbgatullah Müceddidî’ye geçici bir hükûmet kurdurulmuştu. Bu hükûmet ancak 2 ay dayanır. Bu defa Kabil’de Burhaneddin Rabbanînin Devlet ve Hizb-i İslamî’nin coşkulu lideri Gülbeddin Hikmetyar’ın Hükûmet Başkanı olmasında zoraki bir anlaşmaya varılır. Fakat, Rabbanî’nin Tacik asıllı olması Peştun çoğunluğa ters gelmiştir. Bu bakımdan onun Hindukuş Kartalı adı ile anılan komutanı Ahmed Şah Mesud da gücünü kaybetmiştir. Pakistan’ın desteklediği Peştun Hikmetyar da zaten (üniversiteden hocası olmasına karşın) Rabbanînin emri altında olmaktan çok rahatsızdır. Adı gerçekten karmakarışık ortamı ifade eden Cümbüş-i İslamî lideri Özbek General Abdürraşit Dostum da Türk asıllılar tarafından tutulur. Başlıcaları bu olan ve “Cenksalar- Savaş ağaları” tâbir edilen siyasal ve askerî oluşumların daha zayıfları da kendilerine uygun ittifaklarla ikbâl peşine düşmüşlerdir. Sonunda, Ahmed Şah Mesud, Özbek General Dostum’un yardımı ile çizmeyi aşmasına tahammül edilemeyen Hikmetyar’ı Kabil’den kovarlar. O da kenti dışarıdan roket ateşine tutar. Onun ilkel Peştun hırçınlığı, Tacik, Özbek Türkmen, Hazara gibi tüm diğer etnik grupları güvenlikleri için silahlandırır.
Artık tam bir kör döğüşü başlamıştır. Dengeyi kurma ve iç savaştan zarar gören çocukları koruma çabası gene ülke dış güçlere kalır. ABD ve Pakistan “Eytam-Yetimler” adında bir örgüt kurarlar. Etnik eksenli değil genel olarak Müslüman öksüzlere bağır açması düşünülen bu örgütün yönetilmesi, Pakistan diktatörü Zia-ül Hak’ın, 1988 Ağustosunda ( büyük olasılıkla bir suikast sonucu) hava yolculuğu sırasında hayatını kaybetmesi üzerine serbest seçimlerde iktidarı alıp Başbakan olan Benazır Butto’ya verilmiştir.
![]() |
| Taliban’ın Pakistandaki Elçisi Abdul Salam Zaîf milisleri ile |
Bir yandan da, geçen bölümde, Pakistanda El Kaide liderleri ile tanıştığını naklettiğimiz Molla Muhammed Ömer 1993’de Pakistan’dan memleketi Singesar’a dönerek bir medrese kurmuştur. Söylentiye göre, Ömer 1994’de bir gece gördüğü rüyasında, bir bilge kadın onun yardımına ihtiyaç duyulduğunu; harekete geçmesi gerektiğini söylemiş. O da medresesine, Afganistan ve Pakistan’ın, özellikle geleneksel bir ünü olan Diyobend medreselerinden, Afgan-Pakistan sınırındaki sığınmacı kamplarından topladığı Sünnî, Vehabî 50 kadar genci “TALİBAN-talebeler” adı altında silahlandırıp yeni bir cihad’a hazırladı; iç savaşın yarattığı ahlâk çöküntüsü ve suistimâllere karşı mücadeleye soyunur gibi göründü.
Sovyetlere karşı yerli mücahitlere 1987’de El Kaide örgütünün katılmasına parelel olarak aleacele medreselerden savaşçı olarak toplanan gençlere genel olarak “Taliban-Talebeler” adı veriliyor idi ise de, aynı isimde düzenli bir mücahit örgütü, Molla Ömer’in çabaları ile kurulmuştur. İlk ağıza, cenksalarların savaş bahanesi ile medreselerden devşirdikleri, hattâ doğrudan doğruya ailelerden kaçırdıkları ve tecavüz de dahil her türlü sömürüyü reva gördüklerin gençlerin kurtarılması halk tarafından çok sevinçle karşılanmıştır.
Ömer’in etkinlikleri kamuoyunca açık şekilde izlenemediği için, duyumlara göre, İlk etkinliği 1994 başlarında, 30 silahlı adamı ve 16 tüfeği ile, bir savaş ağasının kaçırdığı gençleri kurtarmak ve onun komutan olarak kullandığı birini bir tanksavar silahı namlusuna asmak olmuş. İlk kurtardıkları iki kız ve bir ya da iki oğlanmış. Bu başlangıçtan sonra serî bir şekilde medrese öğrencilerinden Sünnî, Vehabî mücahit toplamaya girişmiş.
Bunda sonra, Pakistan Ordusunun desteği ve uyuşturucu üretim ve ticaretinden kazanılan parasal güçle 1994 Kasımında Kandahar ilini, 1995 Eylûl’ünde Herat’ı teslim almış. Başlangıçta, uyuşturucu üretim ve trafiğine karşı da savaşım verilmişse de, sonuçda örgüt içinde tereddüt ve tartışma yaratmakla birlikte uyuşturucu trafiği gibi muazzam bir kazanç kaynağının cazibesinde karşı konulamamıştır. Her din hedefli eylemde olduğu gibi kâfirlere karşı cihatta mubah sayılacağı sonucuna varılarak bu kaynak alabildiğine kullanılmıştır. Din konusunda hiçbir hoşgörünün tanınmadığı Afganistan Dünya eroin ticaretinin %90’ının merkezidir. Ve sadece Kabil kentinde 100.000 uyuşturucu bağımlısı bulunmaktadır. Afganistan’da ve Pakistan’ın Peştun (Patan) nüfusu barındıran Kuzey Batı Cephesi Eyaletindeki aşırı muhafazakâr ortamın İslam’daki “alkol” yasağına karşı uyuşturucu iptilâsına, kadınlara kapatılan toplumsal yaşama karşı eşcinselliğe alabildiğine yol açtığını doğrudan bu coğrafyanın yerlilerinin ağzından işitmişimdir. Yobaz anlayışı İslamî kurtuluşu milyonlarca gencin yaşamını uyuşturucu ile çürütme pahasına gerçekleştirme peşindedir.
![]() |
| Şah Ahmed Mesud |
Mart.1996’da Taliban artık Kabil kapılarında idi. Kuşatma, Molla Ömer’in birinci yardımcısı Molla Muhammed Rabbanî Akhund tarafından yönetiliyordu. BM Özel Aracısı Mehmud Mestiri’ye, Cumhur Başkanı Burhaneddin Rabbanî ile görüşmelere hazır olduğunu bildirmişti. Taliban 27.Eylûl.1997’de Kabil’e girdiği zaman, Muhammed Rabbanî Başkanlığında geçici bir hükûmet planı hazırdı. Ve, Afganistan’ın tümüyle, şeriat hükümleri üzerine kurulu bir İslâm Emirliği olması öngörülmüştü.
Taliban’ın Kabil’i zaptında en acı olay, Ailesi Delhi’ye kaçtığı hâlde kendisi kaçamayıp 4 yıldan beri Birleşmiş Milletler’in bu kentteki kompleksinde sığınmacı olarak kalan son Marksist Başkan Necibullah’ın akıbeti oldu. Burhaneddin Rabbanînin Tacik Baş Komutanı Ahmet Şah Mesut Kabil’i Taliban’a teslim edip ayrılırken Necibullah’a ve onun sadık generali Tokhi’ye Kabil’i birlikde terk etmeleri teklifinde bulundu. Fakat, Necibullah onun Tacik olmasından dolayı sözüne güvenmedi. Taliban komutanı Muhammed Rabbanînin kendisi gibi Peştun olmasına güvenerek ona teslim oldu. Tokhi’nin anlattıklarına göre, Mesud, bu teklifi Necibullah’a acı sonunu hazırlamak için yapmıştı. Molla Muhammed Rabbanî: “Bir çok Müslüman’ın ölümüne neden olan bu adam layığını bulmalıdır” demiş. Necibullah vahşice dövülmüş; iğdiş edilmiş; kanlı vücudu bir trafik lambası direğine asılmıştı. Kardeşi Ahmedzaî de kendisi gibi BM kompleksinde idam edilerek trafik direğine asıldı.
![]() |
| Mezar-ı Şerîf’in Kent Merkezi |
Molla Ömer’in Afganistan’ın kuzeyini de fethetme ihtirası, 1996’da savaş deneyimi olmayan binlerce gencin yaşamına mâl oldu. Kuzey Afganistan’da egemen olan güç Özbek Komutan Abdürraşit Dostum’du. Taliban’ın ilk saldırısında çekilmeye zorlanan Dostum, yardımcısı General Abdül Malik Pehlivan’ın direnmesi sayesinde tekrar askerlerinin başına döndü. Fakat, sonra Malik, kardeşi Resul’ün Dostum tarafından öldürtüldüğü iddiası ile ondan yüz çevirmiş Taliban ile anlaşma yapmış; Taliban’ın, Özbekistan sınırındaki Belh Eyaleti merkezi Mezar-ı Şerif ile Şibirgan kentlerine girmesinin yolunu açmıştı. Buna karşılık en büyük düşmanlarından İsmail Han’ın Mayıs.1997’de kendisine teslim edilmesini sağladı. General Dostum Türkiye’ye sığındı. Malik ise, İsmail Han’ın kellesi dışında bir kazanç sağlamadığı gibi askerlerinin Taliban tarafından silahsızlandırılmaya kalkışıldığını görünce tekrar Kuzey İttifakına döndü ve Taliban’la sert bir çatışmaya girerek onlara 5000 kadar medrese talebesinin ölümü gibi çok ağır bir telefat verdirdi. O arada Raşit Dostum dönmüş; Mezar-ı Şerif’in denetimini yeniden eline geçirmişti. İntikamından korkan Malik İran’a kaçtı.
Taliban örgütü ise, artık okumuşlardan değil, maişet ve ganimet peşindeki cahil maceracılardan toplanıyordu. 1998’de Raşit Dostum yeniden Türkiyeye kaçmasına yol açan bir yenilgi aldı ama Artık Taliban’ın da Molla Ömer’in de memduh ideallerinden hiç hayır kalmadı.