Haccac ve Kuteybeden sonra, Türk Dünyasının başına onlara rahmet okutmasa da, hiç aşağı kalmayacak zalimler gelmiştir. Araplar, Türklerin zayıf zamanından yararlanarak işgâl ve soygun eylemlerini sürdürmüşler. Kuteybenin yerine Irak ve Horasan Valisi olan Yezid bin Mühelleb’in ilk işi, İranlıların “Kûhistan” dedikleri Dağıstan’a yürümek olur. Dağıstan Han’ı Saltekin uzun süre direnirse de sonuçta kentin düşmesini engelleyemez. Kent talan ve 14.000 kişi katl’edilir. Yezid, oradan ayrılıp Cürcan’a dayanır. Cürcan, 300.000 dirhem vererek savaşsız teslim olur. Araplar oraya Esed ibni Abdullah komutasında bir garnizon bırakıp Taberistan’a yönelir. Taberistan Meliki İstefbeh, komşu Deylem’in Zaza Bey’inden aldığı 10.000 askerlik destekle savunmaya geçer. O arada, Cürcan halkı ayaklanmış, işgalci Arapları katletmişlerdir. Yezid, büyük bir gazab içinde, Cürcan Türklerini kesip, kanlarından değirmen döndüreceği ve bunun unundan yapılmış ekmeği yiyeceği üzerine yemin eder ve 120.000 askerle Cürcan’a döner. Cürcan Beyi kent’den ayrılıp kapandığı Cürcan kalesinde 7 ay boyunca savunma savaşı verdikten sonra direnci kırılır. Kaleye giren Araplar, Bey’i öldürür, askerlerini esir aldıktan sonra kent’e girerler. Takriben 40.000 kişilik kent ahalisi, Kuteybenin Talikan’da yaptığı gibi 20 km.lik bir yol boyunca iki sıralı ağaçlara asılır. Yezid, yeminini tutmak azmi ile, esir alınan binlerce askeri de Enderiz vadisindeki ırmağa sürükletir. Boyunları kesilen zavallıların kanlarının karıştığı ırmak suyu ile döndürülen değirmenin unundan yapılmış ekmeği yer. Katliamdan önce seçilmiş kız ve kadınların beşte biri Halifeye ayrıldıktan sonra gerisi ganimet olarak askerlere dağıtılır.
Türklerin hayatta kalma savaşının kalleşlik gibi görülerek böyle zebanice cezalandırılmasının haksızlığı ve İslam ahlakına da küfür teşkil etmesi Arapların umurunda değildir. Ya, daha önce, Kuteybe’nin Semerkand’ı işgali sırasındaki kalleşliğine ne demeli? Evvelâ, Semerkand’a yardım etmeye gelen Taşkent ve Fergana kuvvetlerini pusuya düşürerek savaş dışı bırakan Kuteybe, Semerkand Bey’i Gurek’e, halka ve onun egemenliğine dokunmamak kaydı ile kent’i teslim alacağı sözünü vermiş; kent’e girince hesapta olmayan ve bir kent’in kaldıramayacağı ağır şartlar ileri sürmüştür. Her yıl Halife yönetimine 2.200.000 altın ödenecek; kentte cami inşa edilecek; 30.000 sağlıklı genç esir olarak verilecek; eli silah tutan yerliler kent’i terk edecek; tapınaklar ve putlardaki tüm mücevherat Kuteybeye verilecekti. Gözü doymayan Kuteybe bununla da kalmamış; putların hepsinin ergitilmesinden 50.000 miskal altın elde edilmiş.
Hesabı yapılamayan Cürcan yağmasından elde edilen mal ve altın değeri ile Yezid’in tüm Arap fatihlerinin rekorlarını kırdığı söyleniyor.
MÜSLÜMAN ARAP LİDERLERİ BİRBİRLERİNE KARŞI DA HOŞGÖRÜ TANIMAZ OLUYOR: Artık, Arap emirlerinin, iyice yoğun bir biçimde kendi aralarında iktidar ve mal kavgaları ve entrika dönemine girilmiştir. 717 yılında Süleyman ölünce Ömer bin Abdülaziz Halife olur. Kimine göre adaletli bir kişi olduğundan, kimine göre ganimetten istediği beşte bir devlet payını Yezid’in vermeye yanaşmamamasından, zorbalık ve gasp iddiası ile onu azleder. Diğer Horasan Valisi Cerrah bin Abdurrahman’ı da, İslam’a giren halkdan hâlâ cizye almaya devam ettiği gerekçesi ile görevden alır. Cerrahın cizye almağa devam etmesi İslamiyet’e yeni girenlerin samimiyetlerine inanmadığındanmış. “Görevin daha fazla kişiyi kazanmak iken sen herkesi İslâm’dan soğutuyorsun” diyerek insaf ve iz’anını kanıtlayan Halife, artık Saraya iyice bulaşmış entrikaların kurbanı olur; 719’da faili bilinmeyen biçimde zehirlenir. Yeni Halife Yezid ibni Abdülmelik, baş belâsı Yezid ibni Mühelleb’i hapsetmiştir. isyancı komutan hapisten kaçar; Basra’da birlik toplayarak Halifeye savaş açar. Horasan Valiliğine getirilen Mesleme ile Abbas komutasındaki Hilafet ordusu isyanı bastırır. Mesleme, Yezid’in kesilen başını Halife’ye gönderir ve onun yakınlarından 300 kişiyi daha öldürtür. Yezid’in oğlu’nun intikam için 32 Mesleme yanlısının boynunu vurdurması da Yezid yakınlarının tamamen imhasına mal olacak;. Türk Dünyası, Arap liderlerin haramî tamahkârlığından bir süre yakasını kurtaracaktır. Hattâ, 720’de Türk Hakanı Körsal, Sogd’daki Arapların işgâlindeki Bahili Kalesini kuşatır; fakat sonuç alamaz. Araplara karşı Türk ellerini kurtarmak için Çin İmparatorundan destek taleplerine olumlu yanıt alamayan Turgis Hakanı Sulu, Batı Göktürk boylarını başına geçerek Sogd’a yardıma gelir. Birleşik Türk ordusu, Semerkand’ın Arap Valisi Said ibni Haris’i savaş alanından kent’e kadar kovalar. Ancak kent’i zapt edemez.
Çeşitli Vali değişikliklerinden sonra, 722’de Halife olan Hisam, Horasan’a, sert mizaçtaki Müslim ibni Said’i Vali atar. Mantık ve insaftan yoksun bir fanatik olan Müslim, Afşin’i haraca bağladıktan başka, Seyhun Irmağının ötesinde geçtiği tüm toprakların üzerindeki ekin ve ağaçları yakarak, sahiplerini açlığı mahkûm eder. Bunun haberini alan Turgis Hakanı Sulu harekete geçerek tüm hışmı ile Müslim’in ordusunu Seyhan Irmağına kadar kovalar. Burada bekleyen başka bir Türk birliği tarafından kıstırılan ve çok büyük kayıplar veren Müslim kaçıp, Semerkand’a çekilir. Bu başarısızlık onun Valilik makamından eder.
O arada başka Arap vali ve komutanlar Azerbaycan’da Lan bölgesinde faaliyette idiler; daha sonra Halife olacak Ermeniye Valisi Mervan bin Muhammed, Hazar Türklerinin başkent’i olan Balancar’ı yakıp, yıktı. Bu yüzden Hazarlar merkezlerini Sarığşın’a taşıdılar. Şu anda Balancar’ın ören yeri bile yok; nerede kurulu olduğu tam bilinmez. Hazarlar, Arapların hödükçe baskılarına karşı koymuşlar; bu yöntemlerle dikte etmeye çalıştıkları bir inancı benimsememişlerdir.
Talancı Arap karakteri, üretim yapma zahmetine katlanmadan varlık sahibi olma gayreti içinde, insanlığın ortak ahlak değerlerini bir yana bırakıp, işgâl ettiği diyarlardaki gasp ve zulümleri ile, bugünkü İslam Dünyasında bile var olan, şekilperestlikle şartlandırılmış, cahil, bilinçsizce fanatik bir insan modelini ortaya çıkarmıştır. Hâlâ, toplumlar arası hoşgörüyü tanımayan, kaba güc’e tapan bu modelle savaşım halindeyiz. Bir yandan, yurdumuzun, laik devrimi sindirmiş, uygar Alevî kesimine karşı duyulan düşmanlık Madımak Oteli faciaları yaratırken, bir yandan, cahil bırakılmış kızlarımız İran’ın Şiî despot Humeynîsine aşk ilân ediyor. Bilinçsizliğe sürüklenen kızlarımızın kendilerini her yerde türbanla teşhir etme hakları için avukatlığa ve siyaset sosyologluğuna soyunan liberal (!) yazarlarımız da, nominal hukukun bin bir derelerinden sular taşıyıp, Anayasa Mahkememizin sağduyuyu işaret eden kararları için “yetki gaspı” iddiasında bulunuyorlar; “kadın haklarından” söz ettiği için, başörtülü, bahtsız Gonca Kuriş’in nasıl vahşice boğulduğu hakkında hiç kalem oynatmadan…