4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

İnanç ve Hoşgörüsüzlük (140)

TALİBAN HİMAYESİNDEKİ BİN LADİN’İN BÜYÜK TERÖR TEZGÂHLARI :

ABD’nin ve Suudî Arabistan’ın peşine düştüğü Usema bin Ladin’in en son Sudan’dan Afganistan, Celâlabad’daki sığınağına döndüğünü anlatmıştık. Burada aynı yıl Kabil’in zaptı ile Afganistan’a tümüyle egemen olan Talibanla yolları kesişti. Bundan böyle İslamcı terör’ü ya da savaşımı bir bütün olarak sunacağız.

Şeyh Ömer Abdurrahman

Bin Ladin hem kendi serveti hem de Sovyetlere karşı yapılan Cihat sırasında Batılılardan ve Pakistan’daki “Inter Services Intelligence-İstihbarat Servisleri Aracısı” kurumundan elde ettiği bağışlardan terör etkinliklerini gerçekleştirmekte zorluk çekmiyordu. Ona göre: Molla Ömer’in Afganistan’da kurduğu Şeriat Devleti Dünya yüzündeki tek gerçek İslam Yurdu idi. Bu merkezden, ABD’yi ve diğer gayrimüslim devletleri, İslam topluluklarına her türlü zulmü reva gören gasıp ve komplocu İsrael’i desteklemekten vazgeçmeye ve ellerini Orta Doğudan çekmeye ikna edecek her yola başvurmayı öngören bir modelde en şiddetli “Cihat”a hazır ve bu yolda tüm diğer Müslüman topluluklara örnek olunmalıydı. Bin Ladin ideolojisinin en iğrenç tarafı da İslam Şeriatı dışı yaşayan sivillerden, etliye sütlüye karışmasalar bile, eli silahlı düşmanına karşı bile duymadığı şiddetle bir nefret beslemesiydi. Kadınlar ve çocuklar dahil tüm siviller “Cihat”ın birinci derecede meşru hedefleri idi. Ardından Şiîler, İsrael ve Amerika aynı ölçüde İslam düşmanı olarak belirlenmişti.

El-Kaidenin Mısırlı şefleri sayesinde önce Mısırda başlayan Cihat uygulaması, Bin Ladin henüz Sudan’da iken daha önce de değindiğimiz üzere 26.Mart.1993’de, El Kaidenin kurucularından olup ABD’de New Jersey’deki bir camiin imamlığını yapan Mısırlı kör Şeyh Ömer Abdurrahman ve ekibinin tertibi ile, New York’daki Dünya Ticaret Merkezinin garaj bölümüne çok güçlü bir bombanın konulması ile Mısır dışında da sürdürülmeye başladı. O zamana kadar ABD topraklarındaki en kapsamlı ve gözü pek bu suikast’ta büyük hasar yanında 6 ölü, 76 yaralı vardı.

Devamlı izlenmesi için CIA tarafından Billy Waugh isimli ajanın görevlendirildiği El Kaide, kendi oluşumuna da yol açan ve çok yakından dostluk ilişkileri kurduğu “Mısır İslamî Cihat” örgütünün yardımı ile de Mısır Cumhur Başkanı Hüsnü Mübarek’i 1995’de öldürme teşebbüsünde bulunmuştur. Suudi Arabistan Kralı Fahd, kendisine, yerleşmiş olduğu Hartum’dan sürekli hakaretler yağdıran Bin Ladin’in çıkartılması talebi ile Sudan’a, Mart 1994’de bir temsilci göndermiş; ailesinin Bin Ladin’e her yıl yaptığı 7 milyon dolar karşılığı para transferine artık izin vermez olmuştu. Mübarek için tertip edilen suikast üzerine Bin Ladin 1996 Şubat ayında Sudan‘dan çıkartıldı.

Eyman El Zevahirî
 

ABD’de Dünya Ticaret Merkezine saldırı ile ilgili olarak yapılan tahkikatta Şey Ömer ile birlikde yakalanan 9 kişinin bu olayla ilişkisi tam kanıtlanamadı ama ABD’ye Cihad ilân etmek, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e suikasd düzenlemek, BM binasına, Manhattan’daki FBI karargâhına, New York’da iki tünel ve New Jersey’i Manhattan’a bağlayan köprüye bombalı saldırı nedeni ile suçlandılar. Şeyh Ömer ömür boyu, diğerleri 25-57 yıl arası değişen hapis cezaları aldılar. Saldırı olayı üzerine ABD’den kaçan ve bombalama eylemini fiilen gerçekleştirdikleri saptanan El-Kaidecilerden Remzi Yusuf 1995’de Pakistan’da, İmad İsmail Ürdün’de yakalanarak ABD’ye iade edildiler. R.Yusuf bu tertibin planlayıcısı, İ.İsmail ile yardımcıları Salame, Ayyad, Abuhalima ve Ajaj adlı kişiler patlayıcı yüklü kamyonu suikast mahalline getirenler olarak 240’ar yıl hapse mahkûm oldular.

Usema bin Ladin’in eli Dünyanın her yerindeki İslam teröristlerini denetlemeye uzanıyordu. Pennsylvania, Pittsburgh’daki Duquesne Üniversitesi Anayasa Hukuku Profesörü Ken Gormley 2010’da yayınlanmış “The Death of American Virtue-Amerikan” adlı kitabında, 1996’da Filipinleri ziyaret eden Başkan Clinton’ın İslam teröristlerinin suikastından son anda kurtulduğunu ifşa etmiştir.

“Müslüman Kardeşliği” örgütünün 1970’lerde şiddet yollarını reddetmesinden sonra terörden gene vazgeçemeyen Mısırlı hizipler şiddet hareketlerini sürdürmüş; özellikle, El-Kaidenin kurucularından Kör Şeyh ile diğer bir Mısırlı olan Eyman El Zevahirî,1990’lar boyunca Mısırda, “İslamî Cihat”, “Cemaat-ül İslamiye ya da El Cema-ül İslami” gibi yerel terör örgütlerini El-Kaide adına yönlendirmişlerdi. Kör Şeyh çoğu kez yönlendirmelerini mahkûmiyetini geçirdiği cezaevlerinden yapmıştır. Zevahirî ise El-Kaide üyeliği yanında Mısır İslamî Cihat Örgütünün önderliğini de üstlenmiş; El Cema-ül İslamî adı verilen, suikastları icra etmekle görevlendirilmiş paravan gruba kendisi gibi Mısırlı olup Afganistan’a sürülmüşlerden Mustafa Hamza’yı Emîr, Rıfaî Ahmed Taha’yı ise bu grubun askerî önderi olarak atamıştı. El Cema-ül İslamî, üniversitelerden devşirilmiş militan öğrencilerden, kırsaldan ya da kent varoşlarındaki yoksul mahallelerden ve cezaevlerine düşen fukara ve suça bulaşmış gençlerden oluşan çok acımasız bir paravan örgüttü.

Saldırı yeri Luxor Tapınağı
 

Bu grup liderlerinden Ala Muhiddin’in 1991’deki faili bilinmeyen fakat güvenlik güçleri olma olasılığı bulunan ölümü örgüt’ü, Mısır Parlamentosu Başkanını öldürmeye sevk etti. Mısır Kontr-terör teşkilâtı komutanı General Rauf Hayrat’ın verdiği bilgilere göre 1992-1997 arasında 1200 saldırıda yüzlerce Mısırlı polis, asker, sivil ve düzinelerce turist katledildi.

Bu örgütün başlıca saldırıları:
1) 8.Temmuz.1992’de Mısırın son derece değerli humanist fikir adam,Farag Foda’nın katledilmesi;
2) 26.Haziran.1995’de Başkan Hüsnü Mübarek’e Addis Ababa’da yapılan suikast teşebbüsü;
3) 20.Ekim.1995’de Hırvatistan, Rijeka’da, Bosnalı Müslümanlarla dayanışma bağlamında bir polis karakoluna bomba yüklü araba ile saldırı;
4) 19.Kasım. 1995’de Pakistan, İslamabad’da Mısır Büyükelçiliğine bombalı araba saldırısı ile 16 kişinin ölümüne neden olma;
5) 2.Nisan. 1996’da Kahirede “Avrupa Oteli”ne ateş açarak 16 Yunanlı turisti öldürme ve nihayet 17.Kasım. 1997’de Mısır, Deir el-Bahrî’de Luxor katliâmdır.

Luxor katliâmı en ses getiren eylemlerden biri olduğu için bazı ayrıntılarını verelim. 1997 başlarında, Mısırda şiddet hareketleri kontr-terör teşkilâtının dinamizmi ile sesini kesmişti. Mısır tutukevlerini 20.000 İslamcı militan doldurmuştu. O yılın Temmuz ayında İslamcıların avukatı Muntazir el-Zeyyad, El-Cema-ül İslamiye ile Mısır Hükûmeti arasında bir “Şiddet’e Karşı Girişim” uzlaşması pazarlığı yaptı. İslamî grupdan pişmanlık beyan eden 2.000 kişi tahliye edildi. ABD’de cezaevinde bulunan Şeyh Ömer de bu girişime uyduğunu beyan etmiş ise de daha geç tahliye edilmiştir. Fakat, hem El-Kaide’ye bağlı hem de “Mısır İslamî Cihat” örgütünün önderliğini yürüten Eyman El Zevahîrî, Londra’da basılan “El-Şark el-Avsat – Orta Doğu” isimli Arap gazetesine verdiği beyanatla bu anlaşmayı bir “teslimiyet” kabûl ettiğini ilân etmiştir. Böylece bu hayırlı olması gereken girişim İslamcıları yeni bir bölünmeye götürmekten başka bir işe yaramadı.

Luxor katliamı kurbanlarından 5 yaşındaki çocuğun acılı büyük annesi Jean Dawson
 

1997 ortalarında Celâlabad’da, Taliban güçleri ile kapışan Kuzey İttifakının baskısı, Bin Ladin’i o kentte yerleştiği “Nazım Cihat” kampından ayrılıp, Güneyde Kandahar Hava Alanı’ndaki eski “Tarnak Farms” kampına dönmeye ve operasyonlarını oradan yürütmeye zorladı. Luxor katliamı denilen korkunç terör olayı Bin Ladin’in o kampta bulunduğu dönemde planlanmıştır. Luxor, bilindiği üzere, Mısırda Nil Irmağı kenarında, şu anda “Deir el-Bahri” adı ile anılan kent içinde, göz kamaştıran bir arkeolojik gömü tapınağı kalıntısıdır. 18.hanedandan kadın Firavun Hatşepsut’a ait gömüyü barındıran bu tapınak muazzam turist çeken bir cazibe merkezidir. 17.Kasım. 1997 tarihinde, Mısırlı El Cema-ül İslamiyenin polis üniforması giymiş 6 fedaisinin Deir el-Bahri’ye makineli tüfeklerle ve hançerlerle Hapşetsup Tapınağına yaptıkları 4 dakika süren ani saldırıda 59 yabancı turist, 4 Mısırlı öldü; Tapınağın merdivenlerinden kan seli aktı. Ölenlerin içinde beş yaşında bir İngiliz yavrucak ve balaylarını Nil kıyısında geçirmeye gelmiş dört genç Japon çift vardı. Çok sayıdaki yaralılardan sonradan yaşamını yitirenlerle ölü sayısı 71’e yükseldi. Yıllarca turizm sanayini krize sokan bu olay Mısır kamuoyunu çok sarstı. İslamî savaşıma verilen destek büyük ölçüde zayıfladı.

Mısır Askerî Mahkemesi, yaptığı yargılamadan sonra 1999’da Zevahirî’yi gıyaben ölüme mahkûm etti.

Saldırıan sonra ABD Nairobi Büyükelçiliğini hâli

1998’in 7.Ağustos'unda, Doğu Afrika’daki Tanzanya’nın ve Kenya’nın başkentleri Dar-üs Selâm ve Naiorobi’deki ABD Büyükelçiliklerinin eşzamanlı olarak, çok özel şekilde imâl edilmiş çok yüksek infilâk gücü olan bombalar dolu kamyon saldırılarına maruz kalmaları ayrı ayrı facia sahneleri yaratmıştır. Nairobi’de 212 ölü, 4.000 yaralı, Dar-üs Selam’da en az 11 ölü, 85 yaralı vardı. 7.Ağustos tarihi, Amerikan askerlerince Irak işgâli amacı ile Suudî Arabistan’da konuşlanmalarını 8. Yıldönümüne denk geldiği için Usema bin Ladin tarafından özel olarak seçildiği açıktı. Saldırı Amerikan tesislerini hedef almasına karşın en büyük kaybı yerel halk yaşamıştı. Sadece 12 Amerikalı yaşamını yitirdi. Suikatte kullanılan kamyonlar ve diğer malzemenin tedarik yerleri izlenerek El-Kaide yönlendirmeli İslamî Cihat ve diğer Mısır terör örgütlerine ulaşıldı.

Bu saldırılarla ilgili bir kitap hazırlamış olan Nobel ödüllü İngiliz yazarı Giles Foden’in naklettiğine göre, Taliban yönetimi bile, bu olumsuz etkilerden rahatsız olarak kendisine sığınan Usame bin Ladin’den geniş çaplı, haddini taşıran eylemlerden kaçınması sözünü almıştı. Bunun üzerine El-Kaide eylemlerinin finansal sorumluluğu Zevahirîye geçmiştir.

Nairobi’deki infilâkden kalan enkaz

23.Şubat.1998’de Usema bin Ladinle birlikte “Yahudilere ve Haçlılara Karşı Dünya İslam Cephesi” ortak fetvasını veren bu Zevahirî kimdi?

Yayın Tarihi : 13 Mayıs 2010 Perşembe 19:21:48
Güncelleme :13 Mayıs 2010 Perşembe 19:36:04


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?