11.EYLÛL SALDIRILARININ GENEL ETKİLERİ BUNA ABD’NİN TEPKİLERİ:
![]() |
| Başkan Bush, ABD Kongresinde 2.Ekim.2001 tarihli “Teröre Karşı Savaş” konuşmasını yaparken |
11.Eylûl saldırılarının ABD halkı üzerinde yaratabileceği içgüdüsel tepki ABD’nin iktidarda birinci yılını sürdüren patavatsız Başkanı Gerorge W. Bush: tarafından “Haçlıların yeni bir Kutsal Seferi başlayacaktır” anlamında dile getirildi. Sonradan bu gafını sözde tamire çalıştı ama genel tavrı bir Haçlılar Seferine pek benzemiştir. ABD’nin Cuba’nın Guantanamo Körfezi kıyısında bir tutuklama merkezi açıp, “yasadışı düşman savaşçılar” adı altında ele geçirdiği Müslüman tutukluları insanlık ve hukuk dışı koşullar altında sorgulaması, başda “Avrupa Parlamentosu”, “Amerika Devletleri Örgütü” ve “Amnesty International-Uluslar arası Af Örgütü” olmak üzere pek çok kurum tarafından eleştirilmiştir. “Amerikalılar İnsanlığa karşı işledikleri suçun ürünlerini topluyorlar” sloganını işleyen Irak hariç, Afganistan dahil, Dünyanın her yerinde olduğu gibi ABD’deki Müslümanl topluluklar ve kurumlar bu saldırıları ve terörizmi lanetledikleri; İslam olamayan ülkeler yanında Pakistan, Malaysiya, Endonezya, Filipinler gibi Müslüman çoğunluğun bulunduğu ülkelerde de derhal anti-terörist yasaların şiddetlendirildiği ve istihbarat ajanslarınca terörist olarak saptanmış isimler yakalandıkları hâlde ABD’de Müslümanlara karşı kuşku ve düşmanlık alabildiğine büyük boyutlara ulaşmış; kuşku duyulan Müslümanlar bu arada Müslüman olmadıkları halde sarık takan Sihler de göz altına alınmışlardı. Hattâ aynı Şarklı kefesine konan bir Hindu tapınağına da yangın bombası atılmıştı. Türbanlı bir Sih de fanatik Hrıstiyanların saldırısı sonucu ölmüştü. Her yerde Müslümanlar sözlü tacizlere uğruyorlardı.
Bu saldırıları izleyen uluslar arası olaylar ve tepkiler üzerine toplanmasına lüzum gösterilen “2001 Irkçılığa Karşı Dünya Konferansı” karşılıklı suçlamalar ve uyumsuzluğun artmasından başka bir sonuç getirmedi.
![]() |
| Afghanistan’da Kunar Eyaletinde ABD Ordusu askerleri |
Saldırılara çok şiddetli bir yanıt verme niyetinde olan Bush’a, o zamana kadar ABD politikalarını itidâle sevketmeye çalışmış Avrupalı müttefikleri de ânîden destek vermeye, uluslar arası planda demokrasi dışı önlemler almaya başladılar. Saldırıların hemen ardından FBI (Federal Araştırma Bürosu) “PENTTBOM” adı altında ABD tarihinde kaydedilmiş en geniş tahkikat planını hazırlamış; geçen bölümde andğımız Mısır İslamî Cihad üyesi Naggar ile Ahmed ve Musb adlı gençlerden sağlanan istihbarat’a ek olarak hızla elde edilen belge ve kanıtlara göre bu olayların ardında El-Kaide ve ikide birde Amerikan dış politikasına ve İsrael’e karşı İslam Ulemasının da desteğinde “Cihad” fetvaları veren Bin Ladin’in parmağı olduğunun inkâr edilemez bir olgu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Özellikle, “Kutsal Savaş’ın açıldığını, Amerikalı sivillerin de öldürülmesinin caiz olduğunu” ilân eden Usema bin Ladin’in El Zevahirî, Ahmed Refaî Taha, Mir Hamza, Fazlur Rahman ile birlikde imzaladığı 1998 tarihli son fetva bu hükme varılmasında en güçlü dayanak olmuştur. Büyük Britanya Birleşik Krallık Hükûmeti istihbarat servisleri de aynı kanâati paylaşmıştır. El Cezire TV’sinde 16.Eylûlde yaptığı ve ABD’nin TV şebekesi ile tüm Dünyaya naklettiği yayında Bin Ladin bu olaydaki ilgisini inkâr etmiş; ABD kuruluşlarının iç düzenlemesi olduğunu ileri sürmüştü.
ABD, BM Güvenlik Konseyinin 1368 sayılı genel “Terörismi Kınama” kararına sığınarak ve koalisyon güçleri toplayabileceğine güvenerek “Terörizme Karşı Savaş” ilan etmiş; El-Kaideyi ve Bin Ladin’i barındıran Taliban’ın da kökünü kazımak emeli ile Afganistan’ı hedef almıştı. Onbinlerle Afganlı kendilerinin doğal sığınağı Pakistana koşuyorlardı. ABD’nin zoraki müttefiki Pakistan 17 Ekimde sınırlarını Afgan sığınmacılarına kapadı. Bir ay içinde de ABD’ye bir çok askerî hava alanı ve üs açtı ve 600’den fazla El-Kaide üyesi yakalayarak ABD’ye teslim etti. Başkan Bush 20.Ekimde, (Senato ve Temsilcilciler Meclisinden oluşan iki kamaralı) Amerikan Kongresinin birleşik bir oturumunda yaptığı konuşmada “Terörizme Karşı Savaş” azmini ifade ettikden sonra 7.Ekim’de ABD askerleri, “Operation Enduring Freedom-Özgürlük Getirecek Harekât” (OEF) sloganı ile Afganistan’a gönderildi. Britanya da, 2002 başından itibaren NATO’nun “International Security Assistance Force-Uluslararası Güvenlik Destek Gücü” (ISAF) çerçevesinde ve “Operation Herrick” adı altında Afganistan Savaşına katılmıştır.
![]() |
| Remzi bin El-Şib |
Kasım.2001’de, Celâlabad’da top ateşimden harap olmuş bir evde Amerikan güçlerinin eline, Halid El-Harbi ile konuşmakda olan Usema bin Ladin’i gösteren bir videoband geçti. Bu banda, 11 Eylûlün ön hazırlıkları Bin Ladin’in ağzından açıkcaöğreniliyordu. Aralığın 13’ünden başlayarak bu band sürekli TV’lerde yayınlanmaya koyuldu. 27.Ekimde ele geçen ikinci band’da Bin Ladin Amerikan’nın başına gelen bu terör felâketlerine müstehak olduğunu söylerken görülüyordu. Başda, bu bandların teknik tertiple hazırlanmış uydurma bir belgeler olduğu ileri sürüldü ise de, aslen Mısırlı olup, BBC’de deneyim kazandıkdan sonra, Katar’da kurulu El-Cezire TV’sine geçen gazeteci Yosri Fouda’nın çok derin araştırmalarının ürünü bilgiler tüm belgeleri ile Eylûl.2002’de yapılan röportajda ortaya serilmiş, El-Kaide bağlantısı kesin olarak saptanmıştı. Fouda’nın en önemli kanıtları, 11.Eylûl. İntihar ekibine dahil iken, takip altında olduğu için gerekli vizeyi almayı başaramadığı için ABD’ye giremeyen, dolayısıyla ekibe katılamayan 20’nci terörist Remzi bin El-Şib’in, Pakistan, Karachi’de silahlı bir çatışma sonucu yakalanması ile elde edilmişdi. El-şib, arananlar listesinde bulunduğu FBI’ya teslim edilmek üzere 17Ekim.2002’de Amerikaya gönderlldi. Eylûl.2006’da da bir grup tutuklu ile birlikde Guantanamo’ya nakledilecektir. Bin Ladin de artık suçunu inkârı sürdürmeyip bu kez, bu eylemlerinden gurur ve keyif duyduğunu gösteren video bandlarını El-Cezire TV’sinden rahatlıkla yayınlatacaktır.
Saldırılar Amerikan Kongresini, gelecekte düzenlenecek terörist eylemlerin ve diğer suçların önceden duyarlıkla saptanıp gerçekleştirilmesinin önlenmesini hedefleyen “USA PATRIOT Act-ABD Yurtseverlik Yasası”nı 26.Ekim.2001’de; Bu için gerekli mekanizmayı inşa etmek üzere “Department of Homeland Security-Yurt Güvenliği Dairesi”ni kurulmasını öngören yasayı 25.Kasım.2002 tarihinde çıkarmaya sevketti.
![]() |
| NY Belediye Başkanı Giuliani 11 Eylül saldırılarının birinci yıldönümünde konuşma yapıyor |
Ayrıca, 11.Eylûl.2001 saldırıların gerçekleştirilme koşullarının saptanması ve gelecekde olası benzer saldırıların önlenmesi önerilerinin belirlenmesi için ABD Kongresi bünyesinde, bağımsız ve tarafsız bir komisyon kurulması yolunda bir yasa çıkarılmış; Komisyon Başkan George W.Bush’un “Olur”u ile 27.Kasım2002’e faaliyete başlamıştı. El Kaidenin o ana değin tüm eylemleri ile ilgili her türlü veri toplanıp değerlendirilerek düzenlenen “The National Commission Terrorist Attacks Upon the United States-Birleşik Devletlere Karşı Girişilen Terörist Saldırılar Hakkında Ulusal Komisyon” ya da yaygın adı ile “11 Eylûl Komisyonu” raporu 22.Temmuz.2004’se sonuca bağlanarak kamunun bilgisine sunulmuştur. 21.Ağustos.2004’de monografik eklerle çalışma tamamlandı. Bu çalışmada 10 ülkede 1.200 kişi ile yapılan röportajlardan, 2.5 milyon sayfalık belgelerden yararlanıldı. Genelde İslamî Terör hakkında yapılmış en kapsamlı bir refereans kaynağı olan raporda Zevahirî’nin adı öne çıkmış; ABD Dışişleri Bakanlığı “Adalet Programı” gereğince Zevahirînin yakalanmasına ya da doğrudan suçlanmasına yarayacak bilgi için 5 milyon dolara kadar ödül konmuştur.
Saldırıların özdeksel (maddî) etkilerine dönersek, New York kentinin uğradığı korkunç harabiyet ile başa çıkabilmek o kentin, başında Rudy Giuliani gibi son derece muktedir bir Başkan bulunan Belediye yönetiminin, zaten saldırı sonucu arızalarla sakatlanmış teknik olanaklarını çok aşmıştır. New York İtfaiye ve kurtarma örgütleri 10 ayrı grupdan daha yardım istemişlerdir. Dünya Ticaret Merkezinin enkazı ancak, gece gündüz hiç ara vermeksizin, 9 milyar dolara mâl olan bir çalışma ile, Mayıs 2002’nin sonun da temizlenebilmişti. Onarım ve her şeyin yerli yerine oturtulması ayrı bir 9 milyar dolar gerektirdi. Dünya Ticaret Merkezinin daha mütevazi binalarla yeniden inşası 6.7 milyar, alan dışındaki hasar gören binaların onarımı 5.3 milyar dolar gerektirdi.
Tahribe uğramış binaların kira kaybı 1.75 dolardı. Kentteki 18.000’i tahrip olan ya da yerini değiştiren i küçük ve orta işletmeler çok ağır darbe yedi. Borsalarda sert düşmeler yaşandı. New York, Amerikan ve NASDAQ Menkûl Değerler Borsaları saldrı tarihinden itibaren bir hafta kapalı kaldılar.
Artık, üç ay süren iş, ücret kayıplarının ekonomiye verdiği hasarın, bunların Federal Hükûmet ve NY Kenti Belediye bütçesine yüklediği korkunç maliyetlerin rakamlarına inmeyelim. İnsanî açıdan, binlerce tonluk enkazın meydana çıkardığı toksik etkisinin gerek ilk maruz kalanlar gerekse kurtarma ekibi üzerindeki, bunlardan çok daha önemli görülecek zihinsel arızalar, kanser vb. sağlık sorunları, tertipçileri için gurur kaynağı sayılan fakat Dünya Barışının önündeki en büyük engel olarak çıkan ve umut söndüren inanç terörizminin ürünü bu vahşi saldırıların vahametini göstermektedir.
Bu saldırılar nasıl tertiplenmişti ve tertipleyenlerin savundukları ilkelere ve temsil ettikleri Âleme ne kazandırmıştı. Görelim.