UYGARLIKLAR SAVAŞI TÜM HIZI İLE SÜRÜYOR:
![]() |
| Benazir Bhutto, 1987’de, politikaya girme hazırlıkları yaptığı sıralarda Türk grubu ile |
Amerika’nın zorla müttefik yapıp hizmetine aldığı Pakistan’ın başı fena hâlde belâda. Gün geçmiyor ki, bir terör olayı ile ya da Amerika’nın Taliban üzerine destursuz operasyonları ile sayısız sivil Ahmedîye Tarikatı üyelerinin toplandığı Garhi Shusu Camiine yapılan ve Taliban’ın Pencap kolunun üstlendiği el bombaları ve otomatik silahlarla yapılan bir saldırıda 80 kişinin öldüğü, 100’ün üstünde kişinin yaralandığı haberini aldık. Saldırganlar,minarelere çıkıp kaçan zavallıların da üzerlerine ateş ediyorlarmış. Bundan iki hafta kadar önce de Amerika’nın insansız uçaklarının, Kuzeyde Veziristan bölgesi, Afganistan sınırı yakınındaki Datakhel köyüne yapılan baskında Taliban komutanlarından Gül Bahadır’ın dahil olduğu 10 kişinin öldüğü, iki gün sonra da yeni bir insansız uçak saldırısı yapıldığı haberleri alınmıştı. Haydi, ABD-Taliban kavgasına bir şey demeyelim ama, Taliban’ın, daha önceki semavî dinlerle bağlantı kurduğu için beğenmedikleri (gerçekden de ipe sapa gelmez bir kurgusu olan) mezhebin saf ve masum müminlerini canavarca itlaf etmelerine ne diyelim?
Şeriatçı geçinen 1980’lerin darbeci Cumhur Başkanı Zia-ül Hak’ın, devamlı Amerikan karargâhı haline getirdiği Pakistan’ın çok önemli bir siması Benazir Bhutto da, yeniden iktidarı alma kampanyası sırasında 27.Aralık.2007’de teröre kurban gitmişti. 1999’da daha önceki Başbakan Nawaz Sherif’e de suikast teşebbüsünde bulunan El-Kaide örgütünden tehditler alan Bayan Bhutto’nun 18.Ekim.2007 tarihinde halkla buluşması sırasında motorlu eskortuna yapılan intihar bombacısı saldırısı 138 kişinin canını almış, 248 kişiyi yaralamıştı. O bu saldırıya hedef olmadı; fakat, 9 gün sonra Rawalpindi’de düzenlediği seçim mitinginde yapılan saldırı onunla birlikde 20 kişinin yaşamına son verdi.
![]() |
Bu yazımızı toparlamaya çalıştığımız 31.Mayıs.2010 sabahı ise ajanslardan, İsraelin, uyarısına karşın, kendi toprağı kabûl ettiği Gazze’ye, İnsanî Yardım Vakfı (İHH) adındaki İslam çevrelerine yardımcı olmayı amaçladığı anlaşılan kuruluşun düzenlediği “Rotamız Filistin, Yükümüz insanî Yardım” sloganı ile muhasarada kalmış Filistinlilere yardım götüren 6 gemilik Türk filosuna müdahale ettiği haberini aldık. İsrael TV’si yaptıkları saldırıda en az 16 Türkün öldürüldüğünü, 30’unun yaralandığını açıklıyordu. Hücum botları ve helikopterlerle gelen askerler bir gemiye çıkıp insanlar üzerine ateş açma vahşetini göstermişler. Sonra ölü rakamı 10’a indirildi. İsrael’in, bir ara Tel-Aviv Büyükelçimizi aşağılama şovu yapan Dışişleri Bakan Yardımcısı Dani Ayalon yaptığı basın açıklamasında, yardım adı altında gelen gemilerin asıl amacının bazı isyancı Filistinlilere konmuş ambargoyu yarmak olduğu anlaşıldığı için müdahale zorunda kaldıklarını, gemideki protesto gösterisi yapanların askerlere bıçak ve çubuklarla saldırdıklarını açıkladı. Yurttaşlarından birçoğunun aile kökenlerinin Türkiye’ye dayandığı İsrael’in gösterdiği bu vahşet hiç bir surette affedilemez. Ancak, bu yardım seferberliğinin düzenlenmesinde, dinî saiklere dayanan bazı provakatif falsoların olduğu da inkâr edilemez. Yardım malzemesi ile birlikde gelen Vakıf mensubu ya da onlar tarafından azmettirildiği anlaşılan bazı kişilerin kıyafet ve ellerinde taşıdıkları simgeler bu izlenimi veriyor.
Bu olaylar, anlaşılıyor ki, insan türü Dünyadan tümüyle silininceye kadar sürüp gidecek. Bu bakımdan, bizim inanç hoşgörüsüzlüğü kurbanlarının envanterini yapma hedefimiz pösteki ayıklayıp, her biri birer büyük kent telefon katalogu cesametinde salnameler (isim listeleri) hazırlama gibi abesle iştigâl bir çaba olmaktan öteye gitmeyecek. Dizimizin sonuna gelirken, sadece, bazı kısmî istatistikleri değerlendirip, özetle ses getiren olaylara dikkati çekmenin bir anlam taşıyabileceğini düşünüyoruz. Bu arada, Hükümetimizin son yıllarda izlediği politikanın kuşku ve kaygı uyandıran biçimde, teröristliği ilân edilmiş çevrelerden olup olmadığına bakılmadan İslâm topluluklarına gözü kapalı sempati jesti yaptığına işaret etmeliyiz. Sayın Başbakanımızın aşırı kavgacı Hamas lideri Halid Meşal’le kur yapması, 300.000 kişinin Arap milisleri tarafından katledildiği Sudan’a Sayın Cumhurbaşkanımızın bu ülke Cumhurbaşkanı Beşir Ömer’i ziyaret etmek üzere gitmesi Dünya dengesi içinde “laik” ve “tarafsız” yerimizin artık sorgulanır hale gelmesine yol açtı. Daha önce, Sayın Erdoğan’ın Davos zirvesinde, İsrael’in kendini Filistinle barış çabalarına adamış saygın Devlet adamı Şimon Peres’e mahut: “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” çıkışı, “İslamcı Terörü”nü kateogorik olarak inkâr edişi, Arap âleminde bir zamanlar yitirdiğimiz prestiji kendi hesabına çok kazandırdı, Gazze İslâm Üniversitesinden “Fahrî Doktora” derecesi ile taltif edildi ama bunun “Yurtta sulh, Dünyada sulh” olarak belirlenmiş geleneksel Cumhuriyet politikasını tehlikeli bir dönemece soktuğunun galiba farkında değil…
Yukarda yer verdiğimiz son cami saldırısı olayı ve aşağıda, zaten 1968’den beri ara vermeksizin sürdürülen İslamcı terörizm’in şaha kalktığı 11.Eylûl.2001 tarihi ile 2003 sonu arasındaki evredeki rakamsal değerlendirmelerinden anlaşılacağı üzere, bu kavga, salt Amerikan Emperyalizmine karşı yöneltilmiş haklı bir idealin güdüsü ile yapılmamaktadır.
![]() |
|
Başbakanımızın Davos’daki “one minute” çıkışı
|
Doğrudan doğruya, teröristlerin kendilerine benzemeyen tüm gayrımüslim ve başka mezheplerden oldukları için Dâr-ül Harp (Savaşılması gereken alan) kabûl edilen Dış Âleme açtıkları acımasız bir “Cihad”dır. Ve bu “Cihad” vesilesiyle, bilmeden, ABD’nin de idame-i hayat (yaşamını sürdürme) aracı da olmuşlardır. İşte, Amerika Radikal İslamın bu gafletinden çok ama çok yararlanmaktadır. Çünkü, Amerika, yürüttüğü çok üretken kapitalist ekonominin sık sık karşılaştığı bunalımlarda gazını savaşlar çıkartarak atmaktadır. İstihdam ve tüketim darlığı sorunlarına, daha modern silahlar yapımı ve savaş çıkarttığı alanlara işsiz yurttaşlarını sürüp, müttefiklerine modası geçmiş silahlarını satarak çözüm bulmaktadır. Bu bakımdan Dünyanın her köşesine gidecek, üs kuracak, üretimi için enerji kaynaklarının denetimini eline alacak fırsatlar aramaktadır. 11.Eylûl saldırılarının da, aslında ABD’deki çıkar odakları tarafından tertiplendiği iddiaları da ileri sürülmüştür ki bu kuramlar da hiç yabana atılmaz. Fakat, her biri uzmanlık sahibi yüksek eğitimli dini bütün intihar komandoları ekibini bu yola sevk etmelerini de çok büyük bir başarı olarak takdir etmemek de elden gelmez. Savaşların tahribatı ABD’yi yönetenlerin umurunda değildir. Düşmanın karşısına çıkaracağı yeterince yoksul, zenci, Hispanik halkı bulunmaktadır. ABD, Afganistan’da kökten İslamı destekleyip besleyerek kendi asıl düşmanını elimine etmiş; böylece ardından ihtiyacı olan yeni bir düşman yaratarak bir taşla iki kuş vurmuştur.
Savaşlar iki alternatif amaçla yapılır:
1) ekonomik çıkar,
2) prestij savaşı…
ABD savaşı daima ekonomik amaçla yapar. Fayda-maliyet dengesini şaşırmışsa yenilgiyi kabûl eder. 1960’ların Viet-Nam Savaşında 56.000 askerî personel kaybetmiş; ekonomisi zora girmişti. Yenilgiyi kabûl etti. Muzaffer General Giap’ın ülkesi (iki düşman kardeş Kuzey ve Güney birlikte) 35 milyon nüfuslu Vietnam 4.milyona yakın ölü verdi; ekonomik olarak iki yakası hâlâ bir araya gelmedi. ABD’nin kurt Dışişleri uzmanı Kissenger: “Gayrı nizamî ordular dize gelmezlerse muzaffer sayılırlar; nizamî ordular düşmanı yendiklerinde galip olurlar” demiştir.
![]() |
|
Beyrutta, Müslüman teröristler bir kurbanlarına Batılılara uyma hatası işlediğini zorla ikrar ettiriyorlar.
|
İkiz kuleler şokunun yaşandığı 11.Eylûl.2001 ile Amerika’nın, nükleer ve kimyasal silah üretim yerlerini denetlenmesine izin vermediği ve muhtemelen terörist yataklığı ettiği bahanesi ile, BM’den karar çıkmamasına karşın Irak’ı işgâl ettiği yıl olan 2003 sonuna kadarki evrede, 9700’a yakın ölü, 18.500’e yakın yaralı kaydı bulunan 1622 İslamcı terör olayının kronolojik olarak gösterildiği listenin değerlendirilmesinde: bir çoğu intihar komandosu olan El-Kaide, Taliban, Hamas, Hizbullah, İslamî Cihad, Filistinli Fedai’in, Filipinlerde Morolar ve Ebu Sayyaf Fedaileri, Çeçen örgütlerine bağlı teröristler, Pakistan, Hindistan, Tunus, Endonezya, Cezayir, Bangladeş, Birleşik Krallık, Fransa, Nijerya, Afganistan, Mauritania, Suudî Arabistan, Sudan, Kuveyt, Dağıstan, Filipinler, Yemen, Ürdün, Çeçenya, Özerk Filistin, Irak, Sri Lanka, Rusya ve ABD’de, pek az askerî hedef dışında sivil, masum insanların yoğunluk oluşturduğu köyler, pazarlar, alış veriş merkezleri, oteller, lokantalara, hiçbir inanç hoşgörüsüne yer verilmeden başka dinlere ait tapınaklar, kiliseler, sinagoglar, Budist pagodaları, Hindu tapınaklarına ateş yağdırdıklarını görüyoruz. İhtiyarlar, çocuklar, hamile kadınlar, kolay hedef oldukları için özellikle seçilmişlerdir. Amaç gözdağı verecek yüksek kurban sayısına ulaşmaktır. Bu bakımdan, Afrika’da, Endonezya’da, Filipinlerde (ataları zalim İspanyolların baskısı altında Katolik olan ya da misyoner Protestanların çıkar karşılığı ikna ederek bu dine giren) ve neyin ne olduğunu bilmeyen sefil Hrıstiyan halk köylerinde gözlerinin yaşına bakmadan katledilmiştir. Özellikle, Hindistan’da Hindu katliamı muazzamdır. Çoğu, sadistçe boğazları kesilerek öldürülmüştür.
Kısaca İslamcı terör , Kuba’da “Guantanamo” ve Irakda “Ebu Gureyb”zindanlarında Müslüman ciğeri söken ABD’nin değirmenine su taşımaktan başka bir hayır getirmemiş; Dünyayı onun avucuna istediği kolaylıkla teslim etmiştir.
11.Eylûl.2001 sonra saldırısından sonra bazı kini kabarmış İslamcıları teskin için tedbirler alındığı gibi, karşı suikastler de düzenlenmiştir. Bu cümleden, İsrael-Filistin barış anlaşmalarına karşı çıkan Ulusal Birlik Partisl Genel Başkanı Rehavvam Zeevi FHKC (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi tarafından öldürüldü. 19.Kasım.2001’de Belçika, Sabra ve Şatila kampları katliâmlarının sorumlusu İsrael Başbakanı Ariel Şaronu ifade vermeye çağırdı. Aynı ay içinde İsrael Hamas şeflerinden Muhammed Ebu Hanud’u roketle vurdu. Ve sürekli olarak Hamas şeflerini avlamaya başladı. Terör olayları dışında İsraelle Hamas arasında konvansiyonel çatışmalar ve Oslo anlaşmalarını iptâl eden İsraelin, sürekli tecrid duvarları içinde yaşamaya mahkûm ettiği Filistin halkına zûlmü bitmez tükenmez biçimde arttı; son olayda olduğu gibi, ambargolarına karşı duran Türkiye’yi dahi tehdit etmekten çekinmedi.
Eylûl.2003’de Filistin’de Hamas’ın yükselen siyasal gücü karşısında Başbakanı Mahmud Abbas görevinden istifa etti. İsrael Güvenlik Kabinesi, ne yapacağı bilinmeyen Arafatın da sürgüne gönderilmesi kararı aldı. Velhasıl İslam’ın şahlanışı Filistin davasına da hayır getirmedi.
Sayın Teoman Törüm,
Aradan 1 gün geçti ve her şey daha net görünmeye başladı. Sayın başbakan.sayın Kılıçdaroğlu ve sayın Davudoğlu sert fakat dengeli bir yaklaşım gösterdiler ve Gazze savaşındaki yanlışa düşmeyerek Türkiye'deki yahudi vatandaşları koruma altına aldılar.
İsrail'deki sokaktaki vatandaşların duygularını yazmaya çalışayım:
1) Halkın çoğunluğu olaylardan memnun değil ve sorumluluğun başta savunma bakanı Barak ve daha sonra Başbakan Natanyahu' ya ait olduğuna inanıyorlar..
2) Gemilerin gelişi her yoldan engellenmeliydi ancak daha akıllı bir çözüm bulunabilidi. ..
3) Olayların devlet soruşturması ile araştırılmasını istiyorlar.
4) Gösterilen resimlere göre gemiye çıkartma yapan askerler ölüm tehlikesindeydiler.Ateş açılmasaydı linç başlamıştı. Bu resimler ve filmler dünya basınında pek görülmüyor.
5) Askerler hayatlarını koruma mecburiyetindeydiler.
6) Gemiye çıkmaları fiyaskoydu. Kendilerini bekleyenleri bilmeliydiler.
7) Devletlerin kendi karasuları dışında başka gemilere müdahale etmeleri uluslararası kanunlarla korunmuştur buna yetkileri vardır. Aden körfezinde olduğu gibi. (Araştırmadım) Saygılarımla
Sayın Teoman Törün
Uzun bir süreden sonra size yeniden yazmayı gerekli gördüm. Şimdiye kadar yazmadıysam bile sizi her zamanki zevk ve heyecanla okumaya devam ediyorum.
Bana asıl ilginç gelen yazılarınıza bu kadar az yorum gelmesi. Aşk-ı- Memnu ile ilgili yazsaydınız yüzlerce yorum alabilirdiniz.....Herhalde magazin insanları daha çok ilgilendiriyor.Bence tamamen tarafsız olarak yazmaya çalıştığınız yazı diziniz sadece bir araştırma ve tarih çalışması değil, liselerde okutulması geren bir ders kitabı olmalı.
YARDIM KONVOYU olayına gelince: İyi niyrtli yardım severler ve Israil tuzağa düşürülmüş ve kullanılmışlardır.:Bu durumda konvoyu organize edenler amaçlarına ulaşmışlardır. Amaç varılan sonuca ulaşmak ve Gazze konusunu dünya gündeminde en yüksek yere getirmekti.
Olayları sondan başa doğru yorumlamak istiyorum.
1) Israil ordusu bütün gemilere havadan komando indirmiştir. Amaç daha önce denildiği gibi pasif bir direniç beklentisi ile gemileri ele geçirmek, Aşdod limanında yükü kontrol etmek ve Gazze'ye yollamaktı. Mavi Marmara hariç 6 tane gemide bu böyle olmuştur.
2) Mavi Marmara'da daha .öceden planlandığı gibi büyük bir direnişle karşılanmıştır..Direnişçiler gaz maskeleri takmış olarak elerinde uzun demir çubuklar, komando bıçakları, bir kaç ateşli silah ve benzeri aletlerle gemiye inen askerlerin üstüne saldırarak linç.girişiminde bulunmuşlardır. Birçok asker ciddi şekilde yaralanmış ve hastahanelik olmuştur.Hayati teklike hisseden askerler komutanlarından ateş açma izni almışlar ve felaket başlamıştır.
3) Gemiler İsrail kara sularına yaklaşırken uyarılmış ve yükün Aşdod limanı yoluyla nakledilmesi teklifine ağır küfürlerle cevap verilmiştir.
4) Gemiler yola çıkmadan önce ve yolda iken yetkililer ve çeştli devlet büyükleri ile görüşülmüş yükün Aşdod veya Mısır'dan nakledilmesi teklifi reddedilmiştir.
Ne yazık ki sayın Kılıçdaroğlu'nun dediği *Politikacıların görevi olayları önlemektir* ilkesi burada çalıştırılamamıştır. Acaba şimdi verilecek Dovos üsülü tepkiler bazıların azalmakta olan popülaritelerini yeniden yükseltecekmidir?
5) Kimileri çok kızacak ama Gazze'de açlık yoktur. Her gün onlarca ton malzeme kapılardan kontrollü olarak geçmektedir. Ilaç ve yemek ve su sıkıntısı yoktur. Sadece mağaraların yapılmasını sağlayacak iddiası ile beton, demir , Kassam roketlerı yapımına yardımcı olacak diye demir borular ve patlayıcı madde yapılabilir diyerek kimyasal gübre gibi maddelerin girmesine izin verilmemektedir.
6) Hamas ne istemektedir?
Resmen İsrailin 67 sınırlarına çekilmesini ve bağımsız devlet.
7) İsrail ne istemektedir?
Hamasın terörden vazgeçmesini ve 4 yıldır esir askerleri Gilad Şalit'in serbest bırakılmasını
8) Dünya ne istemektedir?
Herkesin başını ağrıtan bu sorunların bitmesini
Ama ipler çıkarları olan kişiler, kuruluşlar ve devletlerin elindedir.
Bu oyunlar Ortadoğu, Türkiye. Asya,Afrika ve dünyanın daha birçok yerinde oynanmaktadır.Gelecek günlerin daha az trajik olması dileğimle
Sayın Avibeto, iltifatlarınaza ve katkılarınıza çok teşekkürler ederim. Tabiî, bu bölüm son müdahale olayı hakkında ilk alınan bilgiler sınırları içinde kalınarak yazıldı. Dizi yeniden gözden geçirildiğinde sizin verdiğiniz bilgilerle birlikde yeniden değerlendirilip develope edilecek. Yalnız beni en çok üzen, olayın, aldığım ilk bilgilerde yer almayan "uluslararası sular"da gerçekleştirilmiş olması.