LATİN MİSYONERLERİN GÜNAHLARI II.
Dom Afonso de Albuquerque: Vasco da Gama’nın dönüşünden itibaren Hindistanda asayişi sağlamaya çalışmış ve 1508’de Hindistan Kral naipliğine atanarak onun Altakıta’daki misyonuna en önemli katkıları yapan, askerî ve idarî etkinlikleri ve yeni fetihleri ile Portekiz’in sömürge imparatorluğunu sağlam bir biçimde tesis etmiş soylu bir denizcidir. 1453’de, Lisbon yakınlarındaki Alhandra kentinde doğdu. Portekiz Krallık ailesi ile uzakdan, nesebi sahih olmayan bir soy bağı bulunan babası Gonçalo Albuquerque, Vila Verde dos Francos lord’u, yani bir fidalgo (aşağı derecede “soylu” İsp. “hidalgo”) idi.
Affonso, adaşı Kral V. Afonso’nun sarayında matematik ve klasik Latince öğrenimi aldı. Hükümdarın ölümünden sonra bir süre Fas’da görev aldı. Dönüşünde, yeni kral II. Joao’nun maiyet görevlisi ve Fas danışmanı (estrobeiro-mor) olarak atandı.
Daha sonraki kralManuel I, 1503’de onu Hindistana yapacağı ilk seferi ile görevlendirdi. Akrabası Francisco’nun eşliğinde, Ümit Burnunu geçerek Hindistana geldi; tahtı sallantıda olan dost Cochin kralına destek verdi. Bu hizmetine mukabil, Cochin’de bir Portekiz kalesi ve istihkâmı inşa izni alarak, ülkesinin Doğudaki sömürge imparatorluğunun ilk temelini attı.
Temmuz 1504’de yurda döndüğünde Kral ona çok itibar etti. O arada, güney Atlantik’in uzak ve ıssız adalarında keşifler yapmış gene değerli denizci Tristao da Cunha ( literatürde “Tristan da Cunha” olarak bilinir) Portekiz Hindistanının ilk Kral naibi tayin edilmiş; ama, geçici bir körlük onu bu görevi yerine getirmekden alakoymuşdu. Sağlığı düzelen Cunha 1506’da 15 gemilik bir filoya komutan atandı. Bu donanmanın küçük bir bölümü de, Hürmüz adasına yapılacak bir saldırı ile ilgili gizli bir görevle Affonso’nun emrine verilmişti. Cunha, Mozambikde Arap gücünü kırmasına, Hindistnda çeşitli eylemleri ile temayüz etmesine ve döndüğü ülkesinde çok önemli mevkiler edinmesine karşın Kral naipliğini geriye alamayacak, bu post, çok ileri bir tarihde, 1538’de oğlu Nuna da Cunha’ya müyesser olacaktır. Affonso ise, andığımız 1506 seferinde, Cunha’nın bir çok Arap kentlerine yaptığı taarruzlara katıldıkdan sonra, kendi küçük filosu ile İran Körfezindeki zamanın önde gelen ticaret üslerinden biri olan Hürmüz Adasına dönmüş; 25.Eylûl.1507’de adayı ele geçirmişti. Görevi orada bir Portekiz kalesi yapmak idi. Küçük grubuna 3 gemi daha ilave ettikten sonra 1508 sonlarında Malabar sahiline ulaştı. Oranı valisi Dom Francisco de Almeida’nın makamıma geçmek için kralın kendisini yetkilendirdiğini bildirdi. Vali bu bildiriye uyacağı yerde onu hapsetti. Üç aylık hapis yaşamından sonra Albuquerque cerbezesi ile savlarını kabûl ettirmiş, ülkeye dönmek zorunda kalan Almeida’nın yerine 1509’da Hindistan Devletinin ikinci kral naibi olmuş; ölümüne çok yakın bir zamana kadar bu post’u muhafaza etmişti.
1510’da Goa ve Malabar’ı, 1511’de Seylan (şimdiki Sri-lanka) ve Malakka sahillerini ele geçirerek egemenliğini buralara genişletmiş; sert uygulamalarla bu coğrafyadaki nüfusun önemli bir bölümünü Katolikleştirmiş ve Portekiz kültürüne assimile etmişti.
İslâm dünyasını egemenlik altına alma niyeti ile, Hint sahillerinde, başlangıçda başarılı olmayan, çeşitli saldırılara geçti. 1510’da, geçici olarak ayak bastığı Goa’dan, 1511 Seylan’a (şimdiki Sri-Lanka) inerek orayı teslim almış; o yılın Nisanında Malezya’nın Malakka kentine gitmek üzere ayrılmış; bu kez 17 gemilik bir filo ve 1200 askerle Ağustos 1511’de Malakka’yı zaptetmişti. Bir karşı Malay karşı saldırısını da bastırarak, kentin tüm Müslüman halkını boğazlattı. Bu eylemi ile o cağrafyanın tüm Müslüman ve Hindu nüfusuna göz dağı verip, derhal Hristiyanlığa dönmesini hedefliyordu. 1512’de Malabar’a yelken açtı. Yolda, fetihlerinden topladığı hainelerle yüklü “Flor De La Mar-Deniz Çiçeği” adındaki teknesi çok şiddetli bir fırtınada enkaz haline geldi. Albuquerque kendi canını zor kurtardı. Bu arada, Endonozyadaki Maluku Arşipelinin bir parçası olan Baharat Adalarının keşfi için gemi ile heyet yolladı. Aynı yılın Eylûlünde vardığı Goa’da Idalcan’ın yönettiği isyanı derhal bastırdı. Burada aldığı önlemler sayesinde kenti düzene soktu; ve Portekiz için en kârlı kaynak haline getirdi; sert uygulamaları ile kontroluna aldığı yerler nüfusunu büyük ölçüde Katolikleştirdi ve Portekiz kültürüne asimile etti. Kızıl Denize bir sefer yaptı; 1513de Aden’i kuşatma altına aldı; böylece Mısır üzerinde çok ciddî tehdit yaratan ilk Avrupalı olmuştur Son üstlendiği savaş 1515’de Hürmüz Adasına yaptığı saldırıdır. Ada yönetimi hiç direnme göstermeden teslim oldu ve 1622’ye kadar Portekiz egemenliğinde kaldı. Mısırı tümüyle kurak hale getirmek için Nil Irmağının yatağını değiştirmeyi, fidye almak amacı ile Kutsal Mekke kentinden Hazret-i Muhammed’in naşını çalmayı tasarlayacak kadar çılgınca düşüncelere saplandığı söyleniyor. Jorge Alvares, Kristof Kolomb’un kuzeni Rafael Peretrello, Tomé Pires ve Fernao Pires de Andrade adındaki denizcilerine, Portekiz Malakkasından (Malezya) hareketle Çin içinde keşifler yaptırdı ve Çin ile Avrupanın ilk diplomatik ve ticarî ilişkilerini kurdu. Ölümünden sonra Çin ile ilişkiler karışıcak; Çin İmparatoru Zhengde’nin 1521 Nisanında ölümü üzerine çıkan iktidar kavgaları sırasında Portekizliler aleyhine de tahrikât yapılacak ve Tomé Pires ile birlikde başka Portekiz temsilcileri tutuklanacak; Portekiz, eskiden Çin’in vassali olan Malakka üzerindeki denetiminden vazgeçecektir. Fakat 1540’dan itibaren Portekiz, Çin ile ilişkilerini düzene sokmuş; 1557’de, Ming sarayının rızası ile, Çinin güneyindeki Macau’da sürekli bir üs kurmuştur.
Albuquerque’in başarıları ülkesinde çok kıskançlık tahrik etmişti. Ayrıca yakın çevresi ile ilişkilerinde basiretsiz ve kibirli tutumu Portekiz sarayında kendisine çok düşman kazandırmıştı. Bunların Kral Manuel’i kışkırtmaları etkisini gösterecek; kişisel düşmanı Lopo Soares de Albergaria’yı, tam Hürmüz dönüşü, kendi yerini almak üzere kendisini karşıladığını görecekti. Bu ağır aşağılama ve şok karşısında, 1515 Aralığında gene denizde seyir esnasında yaşamdan ayrıldı.
Ölmeden önce, Krala ağır başlı ve etkili ifadelerle bir mektup yazıp, kendi kusuru olmuşsa bunun cezasının oğlundan çıkarılmamasını istirham etti. Onun Portekize yaptığı hizmetlerin değerini kavramakda geciktiğinin farkına varan Kral, Dom Albuquerque’in oğlu Bras de Albuquerqe’e çok mültefit davrandı; onu onurlandırdı.