FRANSIZ DEVRİMİNİ HAZIRLAYAN ENTELEKTÜEL ORTAMDA YAHUDİ LAİSİZM’İ:
![]() |
| Mirabeau’nun portresi. Özel “Kelson” kolleksiyonunda. Sanatçısı bilinmiyor. |
Fransa Kralı XVI. Louis’nin malî iflasla yüz yüze karşılaşması üzerine 1789’da devrimin patlamasından önce de, Fransız Devrimini hazırlayan entelektüel ortamda bazı ıslahat taleplerinin etkileri görülüyordu. Burjuva iş adamları ve avukatların baskıları ile, korporativizm yani toplumun her alanında Devlet güdümünü icra eden kuruluşlar sistemi, loncalar, kentsel ekonomik kuruluşlar, eski malikâneler ortadan kaldırılmak, Katolik Kilisesinin pratiğinin köklü biçimde revizyonu isteniyordu. Yahudilere olumsuz bakan ünlü filozoflar olduğu gibi onların cehalet ve cimriliklerinin doğal yapılarından değil, dinsel önyargılarla içine itildikleri yaşam tarzından kaynaklandığını savunan, başta, Devlet yönetiminde “erkler ayrımı” kuramını getirmiş siyaset bilimcisi Montesquieu, Devrimin ilk Ulusal Meclisinin Kralcı ve uzlaşmacı üyesi Mirabeau Kontu Honoré Gabriel Riqueti ve Yahudi dostu rahip Henri Grégoire olmak üzere, Yahudi özgürlüğünü destekleyen başka ünlü düşünür aydınlar, hattâ Hrıstiyan din adamları da vardı. Seçkin bir rasyonalist düşünür olan Mirabeau kendini Yahudi davasına can-ı gönülden adadığını, 1787 yılında yayınladığı, “Moses Mendelssohn ve Yahudilerin Siyasal Reformu” adındaki broşürle ve Ulusal Meclis üyeliği sırasında, hazırlanmakta olan “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”nin müzakereleri çerçevesinde Yahudi sempatizanlığı ile gösterecekti. Abbé (Rahip) Grégoire da “Yahudilerin Maddî, Moral Siyasal Yönlerden Hayata Kavuşmaları Hakkında” isimli incelemesi ve Ulusal Meclise sürekli Yahudi davasını getirmekle Mirabeau’nun çabalarına katılıyordu. Böyle nüfuzlu aydınların varlığı da Yahudilerin küçük entelektüel grubuna fikir ve söz özgürlüğünde cesaret veriyordu.
Devrim öncesi Fransa’daki Yahudi sayısı 40.000 dolayında idi. Bunun birkaç bini Avignon ve civarına, Bordeaux ve Bayonne’a, Province’ın birkaç kentine dağılmıştı. Fakat 30.000’lik en büyük grup, Alsace ve Lorraine’de yerleşik Almanca konuşan Yahudi toplulukları idi. Bunlar yaşamlarından fazla şikâyetçi değildiler. Peşlerine öfke ile düşen Hrıstiyan halka rastlamıyorlardı. Sinagog inşasına ve ibadetlerine de kimse karışmazdı. Ancak, Alsace Yahudilerinin zanaatkârlık ve ticaret yaşamına özgürce katılmaları 1787 yasası ile mümkün oldu. Hattâ, Landes ve Gironde Yahudileri beledî hizmetlerde de yer alabilmiştiler. Ne var ki, halk kitlelerinin önyargılarının tasfiyesi kolay olmadığı gibi, birçok yerde yerel yönetimlerin de Yahudilere karşı ikinci sınıf insan muamelesi sürdü. Paris de onlara hemşehrilik statüsü tanınmıyordu. Ancak, polise rüşvet vererek 8.000 kadar Sefardik Yahudi kentte kalabildi. Alsace’ın başkenti Strasbourg’da Yahudilerin toplu ikamet hakları kabûl edilmiyordu. Her gece, tüm Yahudi seyyar satıcılar toplanır; bir muhafızın trampet gürültüsü eşliğinde kentten kapı dışarı edilirlerdi. Alsace-Lorraine’in daha küçük yerleşimlerinde Yahudiler gene getto ya da slumlarda tecrit edilmiş yaşıyorlardı.
Ne ise biz gelelim Avrupanın aydın Yahudisinin, yeşermeye başlayan hoşgörüden yararlanarak “seküler” düşünce kavramını keşfetmesine… Bilge Mendelssohn’un seküler düşünceyi Tevrat ile uzlaştırarak Yahudi düşün hayatına sızdırmasının çok büyük etkisi olmuş; hattâ bu etki günümüzdeki Hrıstiyan-Yahudi barışının bile yolunu açmıştır ama bir yandan kullanılacak dil, diğer yandan özgür düşünce konusunda zihin karmaşası da yaratmıştı. O, ölü dil İbranîceyi canlandırmayı, Alman kültür ve dilindeki kavramlardan yararlanarak zenginleştirebileceği fakat safiyet ve özgünlüğünün kaybedilmeyeceği İbranîce yolu ile Yahudilerin aydınlanmasını hedefliyordu. Onun 1786’daki ölümünden sonra öğrencileri de, yaygın olarak konuşulan melez dil Yiddiş’i ortadan kaldırmanın peşine düştüler. Ancak bu kolayca üstesinden gelinecek bir iş değildi. Mendelssohn’un Wesley, Isaac Euchel, Mendel Breslau, Şalom Hakohen gibi öğrencilerinin “Ha-meassef” (Toplayıcı) adında İbranî dilinde çıkardıkları dergiye karşın kendileri bile, bu ölü dile, Üstadları kadar tam ısınıp hâkim olamamışlardı. Bu geçici çaba sonunda Yahudi aydınlar arasında da Almanca kullanımı baskın çıktı. Yahudi gelenek ve değerlerinin terki pahasına, Alman kültürü ile uzlaşma durumunda kaldılar.
Felsefî alanda Solomon Maimon denilen saf laik düşünürün ortaya çıkışı ise, Yahudi aydınlar arasında, ideolojik tutum temelinde buna paralel bir zihin karışıklığı yaratan olgudur. 1754’de, o zamanlar Polonya’ya bağlı Litvanya’nın Niéswiez kentinde doğan Solomon ben Josua harika bir çocuktu. Asıl adı “Cheiman”dı. “Maimon” mahlâsını, XII. asır Yahudi düşünür’ü “Maimonides”e (İbn Meymun’a) duyduğu hayranlıkla kendisi almıştır. Karmaşık yapısını ülkedeki cahil hahamların çözemediği Tevrat’ı sindirmedeki eşsiz maharetine duyulan hayranlıkla kendisine haham olması teklif edildiğinde onbir yaşında idi. Fakat tepkici ruhu, bu sıkıntılı görevi reddetmesine neden oldu. Bunun yerine erkenden evlenmiş; bir de oğul sahibi olmuştu. Tepkici ruhu onu, yirmibeş yaşında iken ailesini terk edip, yanında beş parası olmadan, tıp öğrenimi niyetiyle o zaman Prusya’nın kenti olan Königsberg’e (şimdiki Rusyanın “Kaliningrad’ı) gitmeye yöneltti. Destek umduğu zengin Yahudilerden, koca bohem sakalı ve kaba Litvanya aksanı sebebiyle yüz bulamadı. Zaten önüne geldiği yerde mantıksız bulduğu Tevradı ve Ortodoks Yahudi ibadetini eleştirip duruyordu. Berlin’e gidip bu heretik düşüncelerini orada da yaymaya çalışınca Yahudi cemaatinin yanına yanaşmaması emredildi. Zorda kalınca, Posen’de din değiştirmeyi denedi; fakat her yerde özgür düşünce yanlısı olduğunu açıkca ilân ettiği için, onu bir fırsat düşkünü olarak gören Protestan ruhbanınca da reddedildi. Musa’ya da İsa’ya da yaranamamıştı. Suya atlayıp intihar etmeye kalkıştı. Ayakları gitmedi.
![]() |
| Salomon Maimon (Yahudi Ansiklopedisindeki tırnakucu çizimi resim) |
Berlin’e döndüğünde şansı açıldı. İlk kitabı “Transandantal Felsefe Üzerine Deneme” 1790’da yayınlandığında ünlü usçu filozof Kant’ın büyük takdirini kazandı. Yaşamının sonlarında, “us” yanında sezgiye de ağırlık veren “transandantal” felsefeye geçiş yapan Kant ona himaye sağladı. Artık karnı muntazam doyan ve konferanslar veren Solomon ard arda felsefî eserler de yazmaya başladı. Hayran olduğu ve adını mahlâs olarak aldığı İbn Meymun’un (Maimonides) “More Nebuchim- Şaşkınlara Rehber””i üzerine Yorum”unda ve diğer eserlerinde, ondan beklenmeyecek biçimde, rasyonalizmin ve Yahudiliğin sentezini yapmıştı. Fakat anılan yorum, Mendelssohn’un konvansiyonel şeriatı ve Yahudi-Hrıstiyan dostluğunu savunan yorumundan, Ortodoks Yahudi’nin hiç sindiremeyeceği çok farklı akılcı bir içerik taşıdığı için dolayı cemaat içinde kıyamet koptu. Aslında, eserin felsefî değeri Mendelssohn’un Tevrat yorumundan kat kat üstün olmasına karşın cemaatten dışlandı. Felsefedeki derinliği Mendelssohn’un pratik başarısının gölgesinde kaldı. Kendisi gibi bohem kabûl edilen bir avuç Yahudi aydını çevresi içinde yaşamını sürdürdü. Uzun vadeli Yahudi laisizminin mimarlarından olsa da, 1800’deki ölümünde, Yakın Çağların kimsesizler mezarına gömülen ilk Yahudi’si olduğu söylenir. Aslen Yahudi olan, fakat rahat hareket etmek için Protestanlığı seçtiği halde dışlanmaktan kurtulamayan Düsseldorflu büyük ozan ve düşünür Heinrich Heine de XIX. asır ortasında, Parisde Montmartre mezarlığında aynı kaderle karşılaşacaktı. XX. asırda hoşgörü tanımazlığının evç noktasına vardığı NAZİ Almanyasında, herkesin ağzındaki olan büyüleyici şiirleri antolojilere, “yazarı bilinmiyor” kaydı ile alınmak zorunda kalınan bu büyük ozan o rejim tarafından adı anılmamağa mahkûm edilmiştir.