NAPOLEON’UN YAHUDİ POLİTİKASININ SONUÇLARI II. (AVRUPADA GETTOLARIN YIKILIŞI):
Eksik ve kusurlu olsa da, Yahudilere özgürlük ve insan hakları bahşeden Napoleon stratejik dehası yanında Devrim coşkusu ile kurduğu güçlü ordusu sayesinde kıta Avrupasının nerede ise tamamını işgâl etmiş, Fransa’yı zenginleştirmişti. Devrim ilkelerini ve bu arada “eşitlik” ilkesi çerçevesinde Yahudilerin de insanlık hakları olduğu düşüncesini tüm Avrupa’da yayma süreci başlamıştı. Zaten, daha 1792 yılından itibaren Kutsal Roma İmparatorluğu sınırları içindeki krallıklara ve dukalıklara bağlı Yahudi cemaatlerinin temsilcileri yönetimlere yargı eşitliği, ikamet, seyahat ve meslek edinmede eşit haklar için resmî dileklerde bulunuyorlardı. Kulak arkası edilen bu dileklerin gereği bu ülkelere işgâlcı olarak gelen Napoleon orduları tarafından yerine getirilmeye başlandı. Fransız mühendisleri nezaretinde, gettolar yakılıp yıkılmaya; Yahudi eşitliği ilân edilmeye başlandı. Örneğin, Napoleon’un kardeşi Jerome, Westphalia’da, 1808 Ocağında çıkardığı bir kararname ile tüm Yahudilerin bütün diğer yurttaşlarla eşit haklara sahip olduklarını, kamu hizmetlerine ve başka mesleklere girebileceklerini duyurdu. Bir çok Yahudi orduya kaydoldular. Bazıları birlik komutanı ve iaşe subayı oldular. Yahudilerin eşit haklardan yararlanması uygulaması Hesse-Nassau, Mecklenbourg ve Baden dukalıklarına ve Ren Konfederasyonuna üye devletlerinin çoğunluğuna yayıldı. Yahudilere kazandırılan bu saygınlık, Moses Mendelssohn gibi istisnaî yaradılıştakiler dışında Yahudilerin insanî yeteneklerine inanmamış Alman entelektüelleri için bile havsala alır bir şey değildi. Transandantal İdealizm temsilcilerinden ünlü filozof Fichte: “Yahudilere verilebilecek tek sivil hak, bir gece içinde kafalarını kesip, yerlerine Yahudi düşüncesi taşımayan yeni kafalar koymaktır.” diyordu.
![]() |
| Karl August von Hardenberg. Prusya Dışişleri Bakanı (1804) ve Başbakanı (1810) |
Fransız işgâline geçen yerlerdeki Yahudilerin de statülerinin değişmesinin, toprak kaybeden olan Prusya’yı da etkilememesi olanaksızdı. Çaresiz Yahudileri nisbî rahatlığa kavuşturacak bazı ıslahat yapıldı; ama, onlar hakkında Kral III.Friedrich Wilhelm’in: “yurttaşlığa lâyık olduklarını” kanıtlamaları gerek” düşüncesi polisin her kuşku duydukları Yahudi üzerinde sert bir denetim ve cezalandırma yetkisi ile donatılması sonucunu da vermişti. Jena felâketinden sonra alanı yarı yarıya daralan bu ülkede daha radikal değişiklikler oldu. Fransızların Devrimden, 1791 Anayasasından, Carnot’nun askerî reformlarından aldıkları gücü gören Hardenberg ve Stein Kontu Heinrich Friedrich Karl Reichsfreiherr gibi soylu sivil, 1831’de Feld-Marschall olacak Von Geisenau gibi asker reformcuların da akılları dinî ve sivil düzende serbestî’nin yararına akılları yatmıştı. Fakat getirecekleri reformları insanlık sevgisinden çok yönetim gücünün pekişmesi uğruna gerçekleştireceklerdi. Feodalite tümüyle silindi; toprak köleliği lağvedildi. Yönetim üniter bürokrasiye bağlandı. Stein ve Hardenberg’e verilen dilekçelerle, bazı önyargılar devam etse de Yahudi özgürlüğü resmen gerçekleşti. Leipzig ve Waterloo savaşlarında Fransızlara karşı Prusya ordusunda savaşıp yararlıklar gösteren, “Demir Haç” nişanları alan Alman Yahudileri de oldu.
Batı ve Orta Avrupa devletleri içersinde sadece, Avrupa Katolikliğinin doruğu olan Avusturya reformlara karşı diretmeyi, sürdürüyordu. Viyana’daki birkaç ayrıcalıklı Yahudi aile dışında, aşağılık Asyalılar gözü ile bakılan Yahudilerin ekstra vergileri, konut, meslek ve ticaret, kısıtlamaları kaldırılmamıştı. Avusturya’nın komşusu Bohemya ve Moravya’daki kısıtlamalar daha da sert bir uygulama içinde idi.
Öte yandan, Fransız ordusunun girdiği her ülkede Yahudilere kurtuluş yolu açılmıştı. Uzun zamandan beri Yahudilerin görece bir güvenlik ve huzur içinde yaşamalarına karşın, gereksiz yere üstlerine yüklenen Kilise vergilerinin, kamu hizmeti ve ticaret loncaları kısıtlamalarının kaldırılmadığı Hollanda’nın da 1796’da Fransız işgâline girip, Batavya Cumhuriyeti kurulması ve Fransız Elçisi unvanı ile gelen, fakat bu ülkede gerçek yönetici gibi davranan Noel’in Devrim ilkelerini tanıtmaya başlaması ile tüm azınlıklara yetkin yurttaşlık hakları verdiğini görüyoruz. 1798’de, Ulusal Meclis’in Yahudi üyelerinden Isaac de Costa Atias’ın Meclise başkan seçilmesi azınlık itibarının ne kadar arttığını göstermektedir.
Napoleon’un İmparatorluğu öncesi bu askerî zaferler meyanında 1797’de İtalya’ya girilmiş; Yahudilere en olumsuz bakılan ve en sefil gettoların bulunduğu bu ülkede, Papalığın ve Katolik halkın tüm hoşnutsuzluğuna ve baltalamalarına karşın bir ay içinde tüm gettolar yıkılmış; 30.000 civarında tahmin edilen Yahudi topluluğu en geniş sivil haklara kavuşturulmuştur. 1806 ve 1807 yıllarında, Paris’deki Yahudi Liderleri Meclisine ve Sanhedrin’e temsilci gönderilmesi İtalyan Yahudilerinin tarih boyunca yaşadıkları en büyük mutluluk oldu.
Uzlaşmacılığın ve sabırlı bekleyişin bir politik tarz olarak benimsendiği İngilterede, Yahudilerin durumu zaten çok kötü değildi. Napoleon zaferlerinin Britanya Adasından görülen etkisi ile Fransız Devriminden Napoleon’un Waterloo yenilgisine kadar geçen 26 yıl içinde, ihtiyatlı fakat giderek artan hoşgörüden yararlanan İngiliz Yahudileri, savaşların ticaret alemine kazandırdığı refahı paylaştılar. Seyyar satıcılık ve eskicilikten muteber iş adamlığı statüsüne geçtiler; ve içlerinden Rothschid ve Goldsmid gibi ünlü banker aileler yetiştirdiler.
BATI AVRUPA YAHUDİLERİNİN KURTULUŞU SÜRECİNDE DOĞU AVRUPA YAHUDİLERİ:
![]() |
|
|
1770’lerde Polonya Sarayında etrafı aydın zümre ile çevrili olan fakat kendisini şakşakçıları ile sefahate veren Kral II. Stanislaus’un hali, halkın umutsuz sefaleti yanında, aynen Devrim öncesi Fransız kralı XVI. Louis’nin haline benziyordu. Ama darbe ona içerden değil dışarıdan gelmişti. Üstelik kendi rızası ile hazırlanan Mayıs.1771 Anayasası da onu kurtaramadı. 1772, 1792 ve 1795 yıllarında üç etapta ülkeyi paylaşan Rusya, Prusya, Avusturya reformları ona çok gördüler. Amerikan ve Fransız devrimlerinden esinlenerek gençliğinde Amerika’ya gitmiş Washington ordusuna katılmış Polonyalı savaşçı Tadeusz Kosciuszko’nun 1794’deki direniş ve kaybedilmiş toprakları geri alma hareketi ezilmiş; Ukrayna ve Litvanyanın geri kalan parçalarının Ruslar, Varşova ve hinterlandının Prusyalılar eline geçmesi ile Polonya’nın parçalanma süreci ikmâl edilmişti. Fakat, Napoleon onların bu kazançlarını, daha önce taksime uğrayarak Prusya ve Avusturyaya geçmiş Posen ce Galicia ile birlikte ellerinden alacak; bir kukla “Varşova Dükalığı” kuracaktı. 1815 Viyana barış anlaşması ile bu topraklar Napoleon egemenliğinden çıkmış; Polonyalılar ping-pong topuna dönmüşlerdi. Bu arada, Rusyanın aslan payını aldığı Polonya topraklarındaki Yahudiler, insan hakları kültürünü henüz hiç almamış bu zorba devletin insafına bırakılmıştı. Kosciusko’nun ayaklanmaları zamanında, ona bütün güçleri ile gıda, giysi, para desteği vermiş olmalarının Ruslar üzerinde nasıl bir rövanş duygusu bırakacağının tahmini zor değildi. Bir Katolik Başpiskapos’un malikânesinin kâhyalığı yapan Berek Joselevitch’ın örgütlediği bir Yahudi birliği Varşova siperlerinde Rus süvarilerine karşı savaşırken hemen tümü ile imha edilmişti. Kurtulan birkaç kişiden biri olan Joselevitch, daha sonra bir Polonya süvari alayına katılmış Avusturyalılarla yapılan bir çatışmada yaşamını yitirecekti. Ülkeye sadakat uğruna gözünü kırpmadan canını veren bu Yahudi’nin kaderi Polonyalıları da duygulandırmış; Joselevitch Polonya şarkıları ve masalları kahramanlarından biri olmuştu. Çaresiz kalan Yahudiler kendilerini Çariçe II. Katerina’nın şefkatine (!) terk ettiler.
Sayın okurum AVİBETO'ya: Gerçi yazı konusu "hoşgörüsüzlük" ile çerçevelenmiş ise de gerekli kıyaslamalar yapılacak ve varsa olumsuz ilişkilere de değinilecektir. İnsanlık ideali doğrultusunda, olabildiğince önyargısız ve objektif olmaya çalışıyorum.
Hocam yazı dizinizi büyük bir ilgi ile izliyorum.Acaba ilerde yahudilerin Osmanlı ve TC de ki konumlarına da değinecekmisiniz?