OSMANLININ SARAY ENTRİKALARININ VE BATIL İNANÇLARIN ESİRİ OLMASI (II)
![]() |
| Sultan İbrahim |
IV. Murad’ın ölümü üzerine taht 25 yaşındaki veliahd İbrahim’e kalıyordu. İbrahim ağabeyi Murad gibi zâlim, amcası I. Mustafa gibi kaçık değil idiyse de, Murad’ın boğdurduğu kardeşlerinin sürüklenen cesetlerinin görüntüsü, kendisinin de boğdurulmak üzere iken anası Kösem Sultan’ın müdahalesi ile yakayı sıyırması ve kapatıldığı demir kapılı odadaki yalnızlığı dengesini bozmuşdu. Saraydaki yetkililer, padişah olduğunu, sevinç gösterileri ile kendisine haber vermeye gittiklerinde, kapıldığı aşırı vehim yüzünden buna inanmak istemedi, demir kapıları gelenlere karşı sürmeledi. Hile ile kendisini ölüme götüreceklerini sanıyordu. Anası Kösem Sultan sadık yandaşlarından aldığı haber üzerine ikamete mecbur edildiği eski Saraydan, yeni padişah üzerinde meş’um vesayetini icra etmek üzere derhal Topkapı Sarayına intikâl etti ve İbrahim’e padişahlığını kendi ağzı ile müjdeledi. İbrahim’i iyice ikna için ölü Murad’ın cesedi de gösterilmişti. Valide Sultan, otoritesini yeniden tesis ve avucuna almak istediği oğlunun uyuşan erkekliğini tekrar canlandırmak için peş peşe haremdeki cariyeleri onun koynuna verecektir. İbrahim’in ilk eşi olarak, Kırım Türklerince saraya satılmış 14 yaşındaki Rus köle “Nadia”yı seçti ve “Hatice Turhan” adı ile ona teslim etti. Erkekliğini toplamaya yardım edeceğini düşündüğü harem hayatı ve alabildiğine sefahat İbrahim’in beden ve ruh sağlığını çöküntüye götürüyordu. Mamafih, siyasal ilişkilerde ağabeyi Muradın yarattığı düşmanlıkları tamir etmeye çalışan Divan-ı Hümayun’a uyma gibi bir dirayet gösterdiği için saltanatı askerî, siyasî ve malî yönlerden görece bir restorayon dönemi oldu. Cülusunun haber verilmesi vesilesi ile Fransa, Felemenk, İngiltere, Avusturya, Venedik ile diplomatik ilişkilere geçildi. Rusyaya karşı Lehistan’ın tarafsızlığı sağlandı. IV. Murad’ın Revan seferi sırasında Revan kalesi komutanı iken, İran’a ihanet etmesi karşılığında Boğaz kıyısında saray sahibi olan “Emir Gûne (Mirgünoğlu) Yusuf Paşa”, Muradın ölümünden yaralanarak yıkıcı etkinliklere giriştiği için idam edilmişdi. Bu vesile ile İranla da dostluk kuruldu; Yedikule zindanlarındaki İranlı esirler serbest bırakılarak, ülkelerine döndürülmek üzere İran elçisi İbrahim Han’a teslim edildi. Emir Gûne’nin boşalan sarayı sadrazam konağı oldu (O semt “Emirgân” ya da “Mirgün” adını almıştır).
![]() |
| Fransız usta Jean Auguste Dominique Ingres’in 1839 tarihli yağlı boya “Odalık” tablosu (ABD Massachusetts Eyaleti Cambridge kentinde “Fog Art Museum”da sergileniyor. |
Kösem Sultan rahat durmuyordu. İbrahim’in, 1642’de ilk şehzadesi Mehmed’i (Avcı IV. Mehmed) doğuran Hatice Turhan’a karşı aşırı zaafını fark edince haremden ‘Katrin’ adında bir Sırp kızı seçip ona verdi. Katrin Şehzade Süleyman’ı doğurunca “Saliha Dilâşup” adı ile Hanım Sultan oldu. Fakat Turhan Sultan hâlâ İbrahimin gözdesi idi. Kösem bu kez Polonyalı “Eva”yı oğlunun kucağına verdi. Gerçekden Eva işveleri ile Padişahı uzun süre oyalamış, ona Şehzade Ahmed’i doğurmuş; Valide Sultandan “Hatice Muazzez Sultan” unvanını almıştı. Artık kardeş katli geleneği kalktığından tüm bu şehzadeler sırası ile padişah olacaktır. Padişah, tüm şehzadeleri için “donanma denilen” şenlikler yaptırmıştır. Ancak, geçirdiği ağır depresyonlar onda bir tür sapıklık gibi tezahür edecektir. Üsküdar taraflarında atla dolaştığı bir gün gördüğü 140 kiloluk bir Ermeni kadın onun tüm iradesini felce uğratmıştı. Sultanın zaafını gören bu tombul teyze derhal kaprise başlayıp telli duvaklı gelin olmayı ve Şam Eyaletinin tapusunu şart koştu. Halkın “Telli Haseki” namını verdiği Ermeni Maryam “Hümâşah Sultan” olmuş; bir kız, iki oğlan çocuk doğurmuştu.
İbrahim tam bir erotomanyak olmuştu. Günde birbiri peşi sıra yirmidört cariyeyi yatağına aldığı söylenir. İbrahim’in asabî bunalımları had dereceye gelince bir çare aranmaya başladı. Gerçekden çok saygın ve değerli şeyh ve bilgin Sadrettin Konevî’nin şarlatan torunu Cinci namı ile mâruf Safranbololu Karabaşzâde Hüseyin Hoca bu durumdan yararlanıp, efsun sayesinde hastalıkları iyileştirdiğini ileri sürerek, cerbezesi ile Saraya nüfuz etmişti. Cinci şeriat bilgisinden çok, daha fazla getirisi olan büyü ilimlerine (okültizm), efsun’a kafayı taktığından medreseden icazet alamamıştı. Ama ne gam, ruh hastası Padişah İbrahim’in annesi Kösem Sultana güven telkin etmesi yeterli idi. İçindeki sıvıyı içirdiği kavanozu el çabukluğu yolundan yenisi ile değiştirip Padişahı şaşırtması ve görece etkisi bugün de kabûl edilen “telkin” yolu ile İbrahim’in sinirlerini bir süre yatıştırması ona ikbâl yollarını açtı. Ulemâdan ve vezirlerden daha fazla itibar görür olmuştu. Meydanı boş bulan ve Cinci Hocanın varlığı ile kendine çok sağlam bir müttefik bulan Kösem Sultan kurduğu rüşvet tezgâhı ve otorite hırsı ile çevirdiği dolaplar yöneticileri birbirlerine düşürüyordu. Hasım olduğu sert ve dürüst tabiatlı Sadrazam (kimine göre Elbasanlı ya da A lonyalı Arnavut kimine göre de Macar Çingenesi asıllı devşirmelikden gelme) Kemankeş Kara Mustafa Paşa aleyhine kurulan üçlü komplo kurulu içinde Kubbealtı Veziri Sultanzâde Mehmed Paşa, Padişah Mirahor’u (Has Ahır Âmiri) Yusufla birlikde, rahmetli tarih romanları yazarı M.Turhan Tan’ın “Osmanlı Rasputin’i”* diye nitelendirdiği Cinci Hoca da vardı. Önce Mustafa paşanın güvendiği ve Halep’e atadığı ricâlden Nasuh Paşazâde, Kıbrıs’a Vali olarak gönderilen Zülfikâr Paşa, Rumeli Valisi Faik Paşa berteraf ve idam edilmişler; sonra bir tertiple Padişah kışkırtılmış ve Kara Mustafa Paşanın boğdurulması sağlanmış; Sultanzâde Mehmed onun yerini almıştır. İcazeti olmayan Cinci Hocanın “ilmiye” mesleğinde muazzam bir kıdem atlayarak günde altmış akçe alır en yüksek müderris rütbesine yükseltilmesi Şeyhü’i İslâm Yahya Efendinin tepkisini çekecek; Padişaha itirazda bulunacaktır. Bu itiraz hiç kaâle alınmadığı gibi Safranbolulu Hocaya “Muâllim-i Sultanî-Padişah’ın Hocası” unvanı yakıştırılmıştır. Bu yüksek atlama başarısı üzerine halk arasında “Cinci Hoca” namı ile anılır olmuş. Yeni Sadrazama da, öldürülen Kara Mustafaya yakın olanların ve Kaptan-ı Derya Piyale Paşa ile Mirî Malları Tahsildarı “Narhçı Hasan Efendi”in tasfiyesi ve idamları görevi düşmüştü.
Kösem, Cinci ve Sultanzâde cuntası yiğit Kefe valisi İslâm Paşa ve Mısır Valisi Maksud Paşanın da kellelerini aldı. Cinci yakınlarına da ikbâl yolarını açtı. Gariban bir hocayı Süleymaniye Medresesine müderris tâyin ettirdi. Kara Mustafa Paşanın sağlığında gözden düşen Mimar Kasım’ı, 100 altın karşılığında ona affettirmeyi becermişti. Kasım, ayrıca ona görkemli bir saray inşasını üstlendi. Bu saray için iki milyon akçaya kadar harcama yetkisi alındı. Venedik savaşını, sonra Silâhtar Yusuf Paşanın da taraftar olduğu Girit Seferini tahrik etmesi dostu Sadrazamla da arasını açacak; bu anlaşmazlıklar Sultanzâde Mehmed’in elinden, Kösem’in desteği ile, mühr-ü hümâyun’un alınmasına kadar gidecektir. Bu kez, yağma ve ganimet tutkusunun sabırsızlığı ile Girit fethinin hemen sona erdirilmesi isteğine, kış koşullarını ileri sürerek donanmayı tersaneden çıkarmaya inatla direnen Yusuf Paşa, Bostancıbaşının** tereddütlerine rağmen Padişahın iradesi ile boğdurulacaktır.
Cuntanın Sultan İbrahim’i içine ittiği davranış bozuklukları Venediklilerin savaş başlangıcında Patras, Modon ve Korona yanaşarak beşbin kişiyi esir almalarında ve Malta şövalyelerinin bir hacı gemisini zaptında açıkça görüldü. Bu olaylar öğrenilince Padişah, öfke krizine girerek tüm Hrıstiyanların öldürülmesini emretti. Şeyh-ül İslâm Ebu Said Efendi bu emre uygun fetva vermeyerek İslâm’ın onurunu koruyan soylu bir davranış sergilemiştir. Ancak, İstanbul’daki Rum ve Ermeniler (tarihçi Hammer ikiyüzbin kişi olarak çok abartılı bir sayı vermektedir) vergi defterleri ile Sultanın karşısına çıkarılmıştır. Bu kez, Sultan, Venedik Balyos’undan*** başlayarak tüm Frenklerin öldürülmesini buyurdu. Depressif Sultanın bu iradesinin icrası da uygulanmaya konmadı. Bir önlem olarak, İstanbul’daki Hrıstiyan ülkeler elçiliklerinin konutları Galata ve Beyoğlu semtlerinde toplanmıştır. Padişahın bir hiç uğruna Salih Paşa isimli Sadrazamı öldürmesi ve onun yakınlarının takibe alınmaları artık askeri de çileden çıkarıyordu. Bir serî kargaşadan sonra Yeniçeriler ve ulema bir araya gelerek Sultan İbrahim’in son Sadrazamı Ahmed Paşanın, bunu izleyerek kendisinin (Şeyhü’l İslâm Abdürrahim Efendinin fetvası ila) katlini sağlamışlardır. Son zamanlarda İbrahim’in yüz çevirdiği anası Kösem de oğlunun katli ile ilgili tertibin içinde, hattâ başında olmuştur. Şehzade Mehmed 7 yaşında tahta geçti. Cülûs bahşişi sıkıntısını gidermek için yeni Sadrazam Sofî Mehmed Paşa Cinci Hocadan ikiyüz kese akçe istemiş; red yanıtı alınca Hocanın mallarının zoralımı yoluna gidilmişti. Çok gecikmeden, çeşitli gerekçeler gösterilerek idamı gerçekleştirilen Cinci hoca Osmanlı Sarayına intisap edip nüfuz kazanan Türk soyundan ilk kişidir. Ne yazık ki; saray ortamına ve saray sakinlerinin havasına uygun üç kağıtçı ve zâlim meşrebi ile anılacaktır.
Rum kızı Anastasia’nın (Kösem) akıbeti, ikbâl kazandırdığı ilk gelini ve yeni Valide Sultan Hatice Turhan’ın iradesi ile belirlendi. Yeniçerileri aleyhine kışkırttığı Turhan Sultan baskın çıkmış, ikisinin taraftarları arasındaki kısa bir çarpışmadan sonra, Kösem günahlarının kefaretini ihtiyar yaşında perde ipleri ile boğularak ödemiş; Osmanlıya bir hayli ders veren bir dönem de böyle kapanmıştı.
*Rasputin: Son Rus Çarı II. Nikolay’ın oğlu Aleksey’in hemofili hastalığını tedavi bahanesi ile Sarayı etkisi altına alan meş’um papaz
**Bostancıbaşı: İdamların infazı ile de görevli Saray bahçıvanları müfrezesinin reisi
***Balyos: Yabancıların elçisi, temsilcisi.