4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

İnanç ve Hoşgörüsüzlük (85)

OSMANLI ÜLKESİNDE GEREK NAPOLEON’UN GEREKSE DÜŞMANLARI İTTİFAK DEVLETLERİNİN KAYNATTIĞI FESATLAR:

Napoléon’un Mısırda Kölemenlerle Yaptığı Savaş (François Louis Joseph Watteau’nun 1799 tarihli tablosu; Valenciennes Güzel Sanatlar Müzesinde sergileniyor)

Fransız elçisi geldiğinde, Reisülküttap onu bir memur göndererek karşıladı ve Galata’da özel olarak gizlice hazırlanan bir evde misafireten ikametini sağladı ama, Devrim hükümeti hiçbir devlet tarafından tanınmadığı için resmen kabul edilemeyeceği bilgisini iletti. Mamafih, kendisi elçinin yanına sık sık gidip söyleşide bulunuyordu. Düşman ülkelerce uygulanan ambargo yüzünden Fransa’da kıtlık vardı. Decorches İstanbul’dan sağladığı zahireyi ülkesine yollamıştır. Bir yandan Reisülküttap’ı Rusya’ya karşı savaş açmak üzere ittifaka ikna etmeye çalışıyordu. III. Selim’e sıcak gelen ittifak fikri, önce Fransa düşmanı güçlü devletlerin ittifakından korkularak Bab-ı Âli tarafından gerçekleştirilmedi. Fransa karşısındaki birlik dağılıp, peş peşe Prusya, Felemenk, İspanya barışa ve Devrim hükümetini tanımaya zorlanınca engel kalktı ve Fransız elçiliği Decorches’e teslim edildi. Bu arada, Osmanlı Devleti, Prusya’nın desteğini alarak, 1788’den beri savaş içinde olduğu Avusturya ile 1791’de Ziştovi Antlaşmasını yapmış; tarihinin ilk sürekli dış temsilciliğini kurduğu Viyana’ya Tosyalı Ebubekir Râtip Efendiyi elçi olarak göndermişti. Avusturya’nın askerî, sosyal kurumlarını inceleyen bu zad, Avusturya ile aranın tekrar soğuması üzerine 1792 yılında Reisülküttap rütbesi ile döndüğünde Fransa’dan subaylar getirtmiş; Selim’in arzu ettiği askerî ıslahatı uygulamaya yönelik ve yeniçeri teşkilâtının zaman içinde tasfiyesi hedef alınarak, topçu birlikleri ile takviyeli çekirdek bir askerî örgüt Nizam-ı Cedit’in kurulmasına ön ayak olacaktır. İkinci Sefarethane 1794’de Londrada açılmış; Moralı Agâh Yusuf Efendi İngiltere nezdinde sefir olmuştu.

Ard arda gelen Fransız elçilerinin teşviklerine rağmen Bab-ı Âli Fransa ile resmî ittifaktan çekiniyordu. Fransa’da Konvansiyon yıkılıp yerine Direktuar hükümeti geçince İstanbul’a gönderilen sefirlerden beraberinde top imalât araç ve gereçleri ile askerî eğitim ekibi getiren (Meinz kuşatması kahramanı) General Aubert-Dubayet Bab-ı Âli’yi bir saldırı ve savunma ittifakı konusunda yumuşattı. Bunun üzerine Berlin’e sefir gönderilecek iken bundan vazgeçilen Moralı Seyid Ali Efendi Paris’e Büyükelçi atandı. İttifak hazırlığı çerçevesinde, önce, Bab-ı Âli, Fransa emellerine uygun bir barış antlaşması için aracılık görüntüsü altında Avusturya’ya sert bir nota yolladı. Ne var ki, 1795’de Devrim hükümetinin Kamu Esenlik Komitesine (Comité de Salut Public) başvurarak Türklere çağdaş askerlik tekniği öğretmek için görev almaya hazır olduğunu bildirmiş olan küçük subaylardan Napoléon Bonaparte bu kez askerî yönetimi ele almış, Avusturya ordularını hezimete uğratarak Viyana’ya doğru ilerlemeye başlamış; Bab-ı Âli aracılığına gerek kalmamıştı. Bu kez ittifak için Osmanlı hükümetinin ısrarla yaptığı demarşları Dubayet savuşturuyordu. Ekim.1797’de imzalanan Campoformio Barış Antlaşmasının kazandırdığı topraklar, adalar, limanlar Fransa’yı Osmanlı Devletine komşu yapmıştı. Dubayet geniş bir yürekle, İstanbul’dan Fransa’ya: “Bundan böyle Türklerle ilişkilerimiz ticaret, imtiyazlarımızın genişletilmesi, konsolosluk anlaşmaları ile sınırlı tutulmalıdır” yolunda raporlar yolluyordu. “La Tête de Turc-Türk Kafası” (“ensesine vur lokmasını al” karşılığı “kafasına vur elindekini al” anlamındaki) Fransız meseli her hâlde o dönemden kalmadır. Napoléon da Balkanlara uzanma niyetini açıklıyor; Yanya, İşkodra Valileri ve Lübnan Emîri ile haberleşip onları kurtarma politikasından söz ediyor; Yunanlıları bağımsızlığa teşvik ediyordu. Bu ihtiraslı askerin Mısır seferinden, Müslümanlığa girmiş gibi davrandığı Araplara bağımsızlık idealleri aşılamaya çalıştığından söz etmiştik. Fakat bu sahtekârlığı sökmemiş olacak ki Kahire’de çıkan bir isyanda iki bin Fransız askeri öldü. İngiliz Amirali Nelson Fransız Donanmasını İskenderiye dolayındaki Abukır koyunda yaktı. Fransa konusunda düş kırıklığı yaşayan Sultan Selim Amiral Nelson’a bu başarısından dolayı elmas bir sorguç armağan etmiştir. Cezar Ahmed Paşa’nın Akka Kalesini savunması Napoléon’a Doğu Ordusu (Armée d’Orient) ile Anadolu ve Suriye’yi de istilâ niyetinin gerçekleşmesi kolay bir düş olmadığını anlatmıştır. O arada Tepedelenli Ali Paşa Fransa’nın Venediklilerden aldığı Preveze, Parga ve diğer limanları zapt etti ve Osmanlı mülküne kattı.

Osmanlı topraklarında umduğunu bulamayan Napoléon Avrupayı alt üst ediyordu. 1804’de Austerlitz’de Avusturya ve Rus ordularını hezimete uğratmış; 1806’da Berline girerek Jena barışı ile Prusya’yı saf dışı etmişti. Bu gaileye rağmen Avusturya ve Rusya Osmanlı toprakları üzerindeki emellerinden caymıyorlardı. Rusya Eflak ve Boğdan’ı, Avusturya Sırbıstan’ı, Bosna’yı ve Bulgaristan’ı ilhak peşinde idi. Karadağ isyanına aracılık bahanesi ile Sırbistan’a özerklik verilmesini talep ederlerken, buraya tayin edilecek prens üzerinde aralarında rekabet çıkmıştı. Avusturya, garnizon’u henüz ellerinde bulunduran yeniçerilerin Hrıstiyan, Müslüman demeden halka çok kötü muamele ettikleri Sırbistan’da ayaklanma hareketlerine girişecek Kara Yorgi’yi, Rusya ise, Boğdan voyvodası İstanbullu Rum Konstantin İpsilantis’i destekliyorlardı. Napoléon’nun politikası gereği tekrar gönlünü okşamaya başladığı Osmanlı’ya 1806 yazında Sebastiani adında bir general sefir olarak gönderildi. Eflak-Boğdan’dan geçerken bu eyaletlerin voyvodaları İpsilantis ve Moruzi’nin Osmanlıya ihanetlerine tanık olan Sebastiani durumu Bab-ı Âli’ye bildirerek Rusya’ya harp ilânı gerektiğini iknaa çalışmıştı. İki Bey azledildiler; İpsilantis St. Petersburg’a kaçtı. Karadeniz Boğazı da asker ve mühimmat taşıyan Rus gemilerine kapatıldı. Ancak, Rusların protestosuna İngilizler de katılıp; İngiliz Sefiri Arbuthnot’un ağzından; “Boğazlar açılmadığı ve voyvodalar yerlerine iade edilmediği takdirde İngiliz donanmasının Çanakkale’ye geleceği” ultimatomu alınınca Boğazlar açıldı ve İpsilantis ile Moruzi makamlarına oturdular.

Napoléon Friedland Savaşında (Emile Jean Horace Vernet’in eseri)

Ama, öte yandan Napoléon, gücünün doruğunda olduğunu, müttefiklerin tehditlerine kulak asılmaması gerektiği yolundaki mektupları ile Selim’in aklını çelmeye çalışıyordu. Esasen, Ruslar da Osmanlının boyun eğişinden yararlanıp, savaş ilânına bile gerek görmeden, Dinyester kıyısındaki Osmanlı kalelerini zapt edince Bab-ı Âli savaş ilânı müzakerelerine başladı. Bu kez, İngiliz Sefiri, tatlı tarafından Bab-ı Âli’yi savaş dışı kalmayı kabule iknaya girişti. Gûya, İngiltere Rusya’nın saldırılarını engelleyecek; ama Osmanlı savaş çıkarırsa Rusya’nın yanında olacaktı. Fakat, ikna çabalarında baskın çıkan Sebastianinin etkisi ile savaş ilân edilmiş; Polonya topraklarında Ruslarla savaş halindeki Napoléonla ittifak bağlantısı yapmak üzere delege Vahit Efendi Varşova’ya gönderilmişti. Tam o sırada, Rusları Friedland çatışmasında yenen Napoléon politikasını değiştirmiş, Rus Çarı ile “Tilsit” Antlaşmasına varacak barış ve ittifak hazırlığına geçmişti. Vahit Efendiye hiç yüz vermedi. Zavallı murahhas apar topar geriye döndü.

Osmanlıların resmen savaş ilânını fırsat bilen Ruslar Balkanlarda ilerlemeye kalkınca önemli yenilgilerle karşılaşmış; ancak müttefik İngiliz donanması da Çanakkale’den girerek dört Osmanlı gemisi yakmış; ikisini de yedeğine alarak İstanbul Boğazına dikilmişti. Sebastiani’nin usta politikası ve İstanbul’daki bazı Fransız askerî uzmanların gözetiminde kıyılarda istihkâmlar inşa edilerek direnmeye karar verilmesi İngilizlerin dönme kararı almasında etkili oldu. Bu olaydan sonra, Napoléon yoğun bir bir biçimde Bab-ı Âli’ye yardım teklifleri yağdıracak; fakat sürekli çocuk yerine konup oyalanmaktan ağzı yanan Türkler artık ihtiyatlı ve nazlı davranacaktır. 1807, yeni askerî nizamdan hoşnut olmayan Boğaz kaleleri muhafızı Kabakçı Mustafa’nın isyanı sonucu Sultan Selim’in tahttan indirilişi yılıdır. Ruslarla savaş halinde olunduğu için asker zayiatı olmasın diye direnmeyen ince ruhlu, sanatsever ve besteci Selim 1808’de katledilmekten kurtulamayacaktır.

Başından beri Fransız Devrim hükûmetlerine kucak açan Osmanlıya sürekli nankörlük etmiş olan Napoléon, başda Kral ve Kraliçe, tüm asilleri giyotinlerde boğazlandığı, sonra da devrimcilerin birbirlerini boğazladığı Fransanın yaşadığı terör dönemini göz ardı etmiş; Selim’in halledilmesi olayını ağzına dolayarak “Barbar Türklerle birlikde olunamayacağı değerlendirmesini yapmış; Rusya ile Osmanlı topraklarını paylaşma pazarlıklarına girişmiştir. Fakat paylaşma projesi anlaşmazlıkla sonuçlanmıştır. İktidarına sınır tanımayan Korsikalı İmparator 1812 Rusya Seferinde gripten, tifüsten, açlıktan, yorgunluktan, Rus Mareşali Kutuzov’un teşkil ettiği gerillaların vur kaçlarından kırılan ordusunun mahvolduğunu gördüğü hâlde hâlâ utanmayacak; Avrupa’yı çiğneme tutkusundan kendisini alamayacaktır. Rusya Seferinin tek olumlu yanı, Antoine Cui adında bir subayın dayanamayıp yolda orduyu terk etmesi, Litvanyaya sığınması ve Litvanyalı bir hanımla evlenmesidir. Rusların “Anton Leonardoviç” dedikleri bu subay, Rus ordusuna istihkâm subayı olarak katılan ve “Rus Beşleri” denilen besteci grubun kurucularından “César Cui”nin babasıdır. Ahlâksız soylu bir Fransız subayı ile yaptığı düelloda yaşamın yitiren Puşkin’in hayranı olan César Cui onun “Kapitanskaya Daçka-Yüzbaşının kızı” eserini opera yapıtı haline getirmesi küstah Fransızların suratlarına kendi soydaşları tarafından vurulmuş bir tokat olarak ibret vericidir.

Belki, konu dışında gibi görünen açıklamalar yaptık ama, Osmanlının başını, tebaası topluluklarla belâya sokan Viyana Barış Andlaşmasına doğrudan geçmeden önce, Avrupa’da ve Osmanlıdaki ortamın ve sosyal psikolojinin durumunu biraz detaylı vermeyi uygun bulduk.
 

Yayın Tarihi : 21 Temmuz 2009 Salı 13:06:09
Güncelleme :21 Temmuz 2009 Salı 13:12:39


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?