NAPOLEON’UN YARATTIĞI GÜVEN BUNALIMI BU DEFA OSMANLIYI RUSYANIN OYUNUNA GETİRİYOR:
![]() |
| Sırbistan Kara Yorgeviç Handanının kurucusu Kara Yorgi. |
Moskova Seferinden çok önce Fransa ile Osmanlı topraklarında ilerleyen ve Eflâk-Boğdan’ı ele geçiren Rusya arasındaki Tilsit antlaşmasından sonra, Napoléon, Osmanlı toprakları üzerinde aralarında özel paylaşım mutabakatı olduğu Rusya ile Osmanlı arasında aracılığa soyunarak Parisde barış müzakereleri başlatmıştı. Osmanlı’yı Paris Sefiri Muhip Efendinin temsil ettiği görüşmeler Napoléon’un oynak tavrı yüzünden gene çıkmaz’a girmişti. Dönem, esaretten kurtarmak üzere İstanbula geldiği III. Selim’in öldürülmesini engelleyemeyip II. Mahmud’u tahta çıkaran ve tekrar Sekban-ı Cedit askerî düzenini kuran Alemdar Mustafa Paşanın Sadrazamlığı idi. Paşa, arazi terkini hiç kabûl etmediği için Ruslarla yeniden savaş başladı. Alemdarın ölümü ile sonuçlanan yeniçeri isyanı Rusların taleplerini arttırmasına yol açtı. Bu defa, Napoléon’nun tehditlerine aldırmayan Reisülküttap Vahit Efendi, bir süredir temasda olduğu İngilizlerle, Boğazların kapalı tutulacağını öngören bir barış antlaşması yaptı. Öte yandan, 1804’den itibaren Rus kışkırtması ile Kara Yorgi’nin başlattığı Sırbistan isyanı ve sürekli Rus saldırıları Devleti bunaltmış; Sırp isyanı bastırılmakla birlikde, Mayıs.1812’de, Sırbistanın özerkliğini tanıyan; Besarabyanın Rusyaya terkini öngören, görece az kayıplı “Bükreş Antlaşması” imzalanmıştı. Aynı yıl Napoléon Rusya’ya saldırdığında Antlaşmanın imzalı metinleri henüz teati edilmemişti ama Napoléon’un bu kez hezimete uğrayacağı hesaplandı ve antlaşmadan dönülmedi.
Çıkardığı savaşlar 4 milyon can’a mâl olan Napoléon’nun mukadder akıbetinin 18.Haziran.1815’de Waterlo yenilgisi ile belirlendiğini; Avusturya Şansölyesi Metternich patronajında yönetilen Viyana Kongresinin amacının monarşik meşruiyete dayanan eski Avrupa düzenine dönmek olduğunu anlatmıştık. Monarşik Osmanlının da bazı müttefik devletlerle antlaşmaları bulunması ve Napoléon’a karşı çeşitli savaşlar vermiş olması nedeni ile Kongreye katılma hakkı vardı. Nitekim Metternich, Osmanlı topraklarının bütünlüğünün güvenceye alınmasının da müzakere konusu edileceğini kaydederek, kongre davetini, Eflak Voyvodası Yanko Karaca Bey (Ioannis Karacas) aracılığı ile Bab-ı Âli’ye tebliğ etmiştir. Fakat ya paranoya derecesinde aşırı vehim ya da diplomasi deneyimsizliği yüzünden, altı ay boyunca delege yollamak bir yana çağrıya yanıt bile verilmedi. Oysa Avrupa devletleri arasında çıkacak uzlaşmazlıklarda Osmanlının konumu bir denge unsuru olarak kullanılıyordu. Rusya dışındaki kongre üyeleri devletler Osmanlının gümbür gümbür çökmesi yanlısı değildiler. Nitekim daha ileri yıllarda İngiliz Hariciye Nazırlığı ve Başbakanlık yapacak olan Lord Salisbury: “o coğrafyada bir Osmanlı Devleti olmasaydı onu ben yaratırdım” diyecektir. Viyana Kongresi sırasında Fransa delegesi Talleyrand da aynı kaygıyı taşıyor; bir Osmanlı delegesinin hazır bulunmasını Osmanlıdan daha fazla önemsiyordu. Bu kez Metternichin yakın dostu Gentz, Karaca Beyden girişimini yinelemesi istedi. Bab-ı Âli, Sırbistan özerkliğinin genişletilmesi gibi bazı ödünler için baskı altında kalacağından korkuyordu. Naiv bir biçimde, Napoléon’a karşı son savaşa katılmadığı için kongrede yeri olmadığını beyan ve fakat müzakere taraflarının kendi kaygı ve dileklerini göz önüne almalarını talep etti. Oysa temel amacı monarşik meşruiyet olsa da Kongrede, Napoléonun çok geniş bir coğrafyaya yaydığı ulusal birlik ve özgürlük ilkeleri üzerinde cereyan eden olayların yorumu da yapılacak; bunlar hakkında Osmanlılar da fikir, bilgi ve deneyim sahibi olacaklardı. Osmanlı Devletinin Viyana Kongresine çağrılmadığından şikâyet eden tarih metinleri yanlıştır. Rahmetli “Siyasî Tarih” hocamız Ahmet Şükrü Esmer’in tatlı Kıbrıs şivesi ile verdiği takrirlerinden ve “Siyasî Tarih” adlı eserinden yukardaki açıklamalarımız yönünde bilgiler almıştık.
Ve, doğal olarak Kongrede meydan, entelletüel yapısı, moral değerlere bakışı o zamanın herhangi bir Osmanlısından hiç de daha parlak olmayan yobaz Rus Çarı I. Aleksandr’a ve Korfu doğumlu olup, 1802-1807 arasında Rusya himayesinde fakat Türklere bağlı özerk Ionia Adaları hükûmetinde yüksek görevler almış, 1809’a Sempati duyduğu Rusyanın Dışişleri hizmetine girmiş Ioanis Kapodhistrias’a (Capo d’Istrias) kaldı. Napoléon’nun Rusya hezimetini vurgulayarak kendine “Beyaz Melek” unvanını veren Çar bir süredir Avusturya ve Prusyayı da yanına almaya çalıştığı “Kutsal İttifak” projesini yeniden tezgâha koydu. Avrupalı Hrıstiyan Devletlerin toplu olarak açtıkları mücadelelerde birlikde hareketlerine eskiden beri kutsal ittifak denirdi. Aleksandr, Hrıstiyan kardeşliği söylemleri ile motive ettiği anılan iki devletin hükümdarları ile birlikde (Avusturya İmparatoru I.Franz ve Prusya Kralı III. Friedrich) 26.Eylûl.1815’de, özetle, imzacı hükümdarların Tanrının emirleri altında ve Hrıstiyanlık idealleri yolunda birlikde hareket edeceklerini kayda bağlayan, tümüyle dinî terminoloji ile dolu bir andlaşma imzalamıştır. Asıl amaç Yahudi azraili Çar’ın “Ortodoksların koruyucusu” gibi görünerek Osmanlı topraklarında cirit atmasına karşı engelleri ortadan kaldırmaktı. Zaten bu amaç çerçevesinde, Çar 1814 yılıda, Emmanel Ksanthos, Nikalaos Skufas ve Athanasios Tsakalof adında üç tacir’in Odesa’da, Rumca “Filiki Eterya (Philike Hetairia)-Ulusal Ortaklık” adında Yunanlıların bağımsızlığını ve merkezi İstanbul olmak üzere Doğu Roma İmparatorluğunun yeniden inşa edilmesini hedefleyen bir dernek kurmalarına destek vermiş; Rusyadaki tacir ve aydın Yunan asıllılar yanında, adalar halkından ve Fenerli bazı Rumların da üye oldukları bu derneğin başkanlığına Eflak Voyvodalığından ayrıldıkdan sonra Rus uyrukluğuna girip Çar’ın savaş danışmanlığı hizmeti vermeye başlayan Aleksandros Ypsilantis getirilmişti. Kurulacak Büyük Yunanistanın haritası “Megalo İdea-Büyük Ülkü” adı ile Teselyalı Rigaz (Riga Valentinlis Ferreos) adında bir ozan tarafından çizilip 1796’da Viyanada bastırılmış. Dernek merkezi 1818’de İstanbulda Fenerdeki bir binaya gizlice taşınacak; buradan Rum tebaaya gizli bildiriler dağıtılıcaktır. Bu fesat ağının tümü, Ypsilantiyi de kışkırtmış olan ve Çar ile birlikde Viyanaya Rus delegesi olarak gelen Kaphodhistrias tarafından yönetiliyordu.
![]() |
| Ioannis Kapodhistrias. |
“Kutsal İttifak” antlaşma metni, imzacı üç devleti simgesel biçimde ima eden “teslis” formatında : “En Yüce Kutsallıkda ve Ayrılmaz Üçlü” ifadesi ile başlıyordu. Antlaşma metni Kongrede okununca Metternich dâhil delegeler çok şaşırmışlar; asıl amacını ayırd edemeden ‘Çar’ın dinî coşkunluğu’, ‘yapay, anlamsız gösteri” gibi yorumlar getirmişlerdir. Fakat Çar’a bir cemile olarak metin 19.Kasımda Fransa adına XVIII. Louis ve İngiltere adına Naip Prens tarafından imzalandı (ağır ruh hastası olan Kral III. George yerine, sonradan kral olacak oğlu IV. George naiplik yapıyordu). Daha önce, İngiliz delegesi Castlereagh ve Avusturya Şanşölyesi Metternich, meşruiyeti söz götürmeyen Osmanlının ülke bütünlüğünün güven altına alınması ile ilgili bir hükmün anlaşmalara konması yolunda Çar nezdinde demarşlar yapmışlardır ama Çar, öncelikle Karadeniz üzerindeki bazı anlaşmazlıkların çözümünün gerektiğini ileri sürerek onları atlatmıştı. 20.Kasımda ise, Fransanın dışında kaldığı, mutlakiyet rejimlerini fiilen muhafazaya alan bir dörtlü ittifak yapılmıştır. Zamanında Avrupa kamuoyunda bu yüzden bir zihin karmaşası oluşmuştur.
“Kutsal İttifak”a bel bağlayan Moralı Yunanlılar ayaklanma için fırsat kolluyorlardı. Ancak, Yanya (Ioannina) Valisi Arnavut Tepedelenli Ali Paşanın Mora da güçlü bir yönetimi vardı. Oğulları ile birlikde bağımsız siyasal birim olabileceği de, II. Mahmud’un Mühürdarı Mehmed Sait Haled Efendi ve Fener Patriği Grigorios tarafından dile getirlince görevden alınan Valinin isyan çıkarması uzun süre hareketsiz kalmış Moralı Rumların da elini rahatlattı. Morada 1821’de çıkan isyan Devletin idarî düzenini de alt üst etmiştir. Önce Sadrazam Seyid Ali Paşa azledildi (21.Mart.1821). Yerine geçen Benderli Ali Paşa büyük bir hızla eyleme geçmiş; Saray içinde suları zehirleme hazırlığı yapan üç Rum suyolcusunun tertibini ortaya çıkarıp onları idam ettirmiş. Sonra, üç kez üst üste Rum patriği olan V.Grigoryos’un Moralı Rumlarla iletişim halinde olduğunu saptayıp, Divan-ı Hümayun tercüman’ı İstavraki Bey’e, Patriğin idam edileceği, Rumların yeni Patrik seçmeleri gerektiği yazılı bir emirname verdi. Tercümanın “idam” hükmünün duyulmasının yeni seçimi zorlaştıracağını bildirmesi üzerine “idam” kaydı kaldırılmış. Fakat yeni Patrik (Psidye metropolit’i Ovenos) seçildikden sonra, Sadrazam, hemen Grigoryos’un, idam yaftası yapıştırılarak Fenere gönderilmesini emretmiştir. Çok ileri yaşdaki Patrik Patrikhanenin orta kapısında idam edilidi ve cesedi üç gün halka sergilendi (22.Nisan.1821). Ardından, isyancılarla ilişkileri saptanan Kayseri, Edremit, Tarabya, Bulgaristandaki Ahyolu Burgazı ve Efes metropolitlerinin de idam edildikleri söylenir.
Fakat her nedense, II. Mahmud Benderliyi de azledip onu Rodos’a sürdürmüştür. Nedeni karanlıkda kalan bu azil olayını kimisi onu kıskanan ve entrikalı işlere çok düşkün Halet Efendinin Padişah’ı, Mora isyanını, şiddet göstermek yerine, bazı ayrıcalıklar vererek bastırılması önerisinde bulunan Benderlinin bir Rum casusu olduğunu ikna etmesine dayandırıyor. Kimi de, Patriğin idamına tepki gösteren, İstanbuldaki Avusturya-Macaristan elçisi Kont Lützow, Prusya elçisi von Militz, İsveç elçisi von Palin gibi yabancıların baskılarını yumuşatma amacı ile Sadrazamın feda edildiğini ileri sürer. Rus elçisi Strogonov da bu konuda Bab-ı Âli’ye nota vermiştir: ama zaten isyanın asıl tahrikçisinin Rusya olduğu bilindiğinden ona ciddî bir yanıt verilmemiştir.