4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

İnanç ve Hoşgörüsüzlük (89)

ERMENİ İSYANLARI:

Türk Dostu İngiliz tarihçi Prof, DR. Justin Mc Carthy Ermenilerin ve Türklerin 800 yıl boyunca, barış içinde bir arada yaşadıklarını doğrular. 4 asırlık Osmanlı egemenliği altındaki, disiplinli çalışmaları, sanat becerileri, üretim güçleri ile çok yararlı katkılar sağladıkları için Ermeniler ”Tebaa-i Sadıka” diye nitelenirlerdi.

Yedikule Leblebici Bostanındaki Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi. Sultan II.Mahmud’un yakın danışmanı, Maliye Nazırı, Ermeni Cemaati'nin reisi Harutyun Amira Bezciyan Padişahın desteği ile 1825-1834 yılları arasında inşa ettirdi (Halen faaliyette).

Avrupa’daki Katolik Engizisyonu faaliyetlerini, Doğu Avrupa ve Rusya’daki Yahudi ve Müslüman takiplerini de göz önünde tutarak, Osmanlının tarih boyunca Ermeni azınlığa karşı gösterdiği tavrı bazı çarpıcı olaylarla hatırlayalım:

1) Osman Gazi 1324’de Bursa’yı başkent yaptığında, Kütahya’daki Ermeni Cemaatini ve Patriğini buraya davet etti.
2) Fatih Sultan Mehmet, 1453’de, Bizans İmparatorunun istiskal ettiği Ermeni Cemaatini İstanbul’a çekerek Patrik Hovakim’i onurlandırdı; burada Ruhanî Reislik açılmasına izin verdi.
3) 1461’de Ruhanî Reislik Patrikhane seviyesine yükseltildi.
4) Doğulu aşiretlerin saldırısına uğrayan Ermeni grupları, Batıdaki büyük kentlere alınır, himaye görürlerdi.
5) 1512’de Ermenice ilk kitap basıldı.
6) Yavuz Sultan Selim 1414-16 arası Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu fütuhatında kazanılan topraklardaki Ermenileri İstanbul Patrikliğine bağladı.
7) Osmanlı, kendi aslî unsuru Müslümanlardan esirgediği matbaa tesisi iznini ve (küçücük bir Enderun kadrosu dışında) pozitif eğitim almayı tüm gayrimüslim tebaa için engellememiş; bu cümleden 1567de Venedik’te matbaacılık eğitimi gören papaz Sıvaslı Apkar’a da Ermeni Matbaası kurma izni vermişti.
8) 1790da Amira Minciyan ve Şnork Mıgırdıç tarafından Kumkapı’da Resmî Ermeni Okulu kuruldu.
9) 1823de Artin Bezciyan’ın Kumkapı’da kurduğu Ermeni Gramer Okulu 1824de Patrik Karabet tarafından Patrikhane himayesine alındı. Türkiye’de çeşitli derecelerde 20 Ermeni öğrenim kurumu vardı.
10) 1839’da Tanzimat Fermanı ile tüm Osmanlı vatandaşlarının eşit olması ilkesi gayrimüslimlere de askerlik yükümlülüğü getirmiş; dolayısıyla Ermeni gençleri de zorunlu askerliğe tâbi tutulmuşlardı. Belki Ermenilerin keyfini kaçıran bu yükümlülük oldu.
11) 1840’da Ermeniler de yargıç olmaya başladılar.
12) 1847de profesyonel olarak Orduya katılıp miralay (albay) rütbesine kadar yükselebilme hakkı elde ettiler.
13) 1853de “Ermeni Maarif Komisyonu” kuruldu.
14) 1863’de “Ermeni Milleti Nizamnamesi düzenlendi.
15) 1876 Anayasasını izleyerek 1877de Ermeni milletvekilleri Meclise girdi.
16) Türkiye’de çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere 33 Ermeni Kilisesi, bir de tam teşekküllü ve ibadete de açık Hastane (Yedikule’deki “Surp Pirgiç Hastanesi”) vardır.

Tüm gayrimüslimler gibi, aslî unsur Müslümanlardan daha fazla serbest öğrenim olanağına kavuştukları için daha aydındılar ve yurt dışı bağlantıları vardı. Ayrıca, XIV. yüzyılda Osmanlı topraklarında yoğunlaşan Hrıstiyan misyoner eğitimlerinden onlar yararlandılar. Bu bakımdan çok değişik mezheplere de dağılmışlardır.

“Sir” unvanlı İngiliz ressamı John Tenniel’in Punch dergisi 17.Haziran.1876 tarihli sayısı için çizdiği Rusya’nın Osmanlıyı taciz etmek için kullandığı Hrıstiyan azınlık Harp köpeklerini gösterir karikatürü.

XVIII. asır başlarındaki İran-Osmanlı anlaşmazlığından yararlanan çevre Ermenileri Karabağ’da bir derebeylik kurmuşlar; kendilerine “Karabağ Melikleri” adını vermişlerdi. 1722-24 yılları arasında bunlar Davit Bey adındaki önderleri yönetiminde Osmanlıya karşı savaştılar ve sonuç da onlar için üzücü oldu. Bir çıbanbaşı da bu tür feodal tutkulardır. Tüm diğer Ortodoks azınlıklarla olduğu gibi Ermenilerle de Osmanlı ile arasına en çok Ruslar nifak sokmuştur. Bu nifak da Deli Petro’dan beri sürdürüle gelmektedir.

Osmanlı aleyhine yayılma politikasını sürdüren Çar I.Nikola’nın ilk işi 1826’da, Osmanlı Ermenilerini isyana hazırlamak üzere Polojeniya adını verdiği bir örgütlenme projesi hazırlatmak oldu. 1828-29 savaşı sonunda imzalanan Edirne Barış Antlaşması Rusların, gerek Trakya’da gerekse Doğu Anadolu’da işgal ettikleri yerlerden bir kısmının Osmanlıya iadesini öngörüyordu. Ancak, Doğuda Anapa, Poti, Ahıska Ruslarda kaldı. XVI. asırdan itibaren İran ve Osmanlı arasında el değiştirmiş olup o ara İran egemenliğindeki Erivan 1828 “Türkmençay Antlaşması” ile işgalci Ruslara bırakılmıştır. Ruslar, Batıda, Balkanlarda Osmanlının Hrıstiyan Balkan azınlıkları uluslarını kullandığı gibi Kafkaslarda da oranın Hrıstiyanlarını kullanmıştır. Müslüman toprakları işgal ettiklerinde, Ermenilerin çoğu tarafsız kaldığı hâlde, bazıları casus olarak, bazıları da sınırlarının savunma ve gözetim zaafı olduğu yerlerden sızıp, silah ve patlayıcı maddeler kaçakçılığı yaparak Rus Ordusuna hizmet vermeye başladılar. Ruslar stratejik bakımdan çok önem verdikleri bu bölgede Osmanlı Ordusunun hareketlerinin izlenmesi için bu Ermeni gruplarından çok yardım almış; zaman zaman onları isyana teşvik etmiştir. Bu çok yararlı destek için Ruslar Türklerden aldıkları toprakları vergi bile istemeden Ermenilere dağıtıyordu. Rus desteğini hisseden Doğu Ermenileri ilk kez 1862’de Maraş’ın Zeytun (Süleymanlı) bucağındaki derebey yönetiminde ayaklanmışlardı. Bunu izleyen 1865-67-78 ayaklanmaları Bab-ı Âli için büyük gaile oluşturacaktır.

1878’den sonraki Ermeni hareketleri tümüyle örgütlüdür. Bunların öyküsünü, Birinci Meşrutiyetin kurulmasından itibaren verelim:

1876 Sonunda Kanun-u Esasî’yi (Anayasa) kabul ve Meşrutiyet rejimini ilân eden yeni Sultan II. Abdülhamit’in karşı olmasına rağmen, Kırım Savaşı öncesi, Hariciye Nazırı Fuad Paşanın istifasına neden olan küstah Rus sefiri Mençikof’un kötü anısı ile daha dik durulmasını yeğ göre Midhat Paşa, Damad Mahmud Paşa ve Redif Paşa gibi ricâlin baskısı ile, Balkanlarda daha fazla ıslahat yapılması konusunda Rusya’nın verdiği nota, Sadrazam İbrahim Ethem Paşa Hükümeti tarafından reddedilmişti. Savaşın kötü gitmesi üzerine, Sultan 18.Şubat.1878’de, yetkisine dayanarak Meclisi süresiz olarak kapattı, Anayasayı askıya aldı. Ruslar 1877-78 Savaşında daha geniş bir kesim Anadolu topraklarını istila ettiler. Bu savaşta da pek çok Ermeni Ruslara casusuluk, rehberlik yaptı ve Ruslar hesabına zabıta görevi üstlendi. İşgal gören bazı topraklar Barış Antlaşması ile Osmanlıya iade edilmiştir. Ruslara hizmet veren Ermeniler Türk intikamından korkarak kaçmışlar. Türklerin böyle bir intikam girişimine tevessül etmediklerini Justin McCarthy de teyit etmektedir.

Ermeni isyanına iki parti önderlik etmiştir. Birisi 1887’de Avadis Nazarbeg adında Kafkasyalı bir Ermeninin Marksist beş öğrenci ile birlikte Cenevre’de kurduğu “Hınçak-Çan” isimli devrimci partisi”dir. İkincisi ise Türkiye’den kaçan Parti ise Rus Ermenilerin Tiflis’de “bağımsız bir Ermenistan” tesisi amacı 1890’da kurdukları “Taşnak Komitesi”dir. Her ikisinin de Osmanlıya karşı ihtilâl çağrısı vardır. Osmanlının Balkan topraklarındaki bağımsızlık talebinde bulunan etnik gruplar gerçekten kendilerinin çoğunlukta bulundukları ülkeler üzerimde ulusal egemenlik iddiası ile ortaya çıkıyorlardı. Ermeniler ise hak iddia ettikleri topraklar üzerinde çoğunluk oluşturmuyorlardı. Ruslar bir yandan da kendi topraklarındaki Müslümanları zorla sürüyorlardı. I.Cihan Savaşının başlarına kadar 300.000 Kırım Tatarı, 1.200.000 Çerkes ve Abaza, 40.000 Laz, 70.000 Türk Anadolu’ya göçtü. Ermenilerin “Osmanlı Ermenistan’ı-Altı Vilayet” diye tanımladıkları Sivas, Mamüretülaziz (bu isim Sultan Aziz’e ithafen verilmiş; Elazığ), Diyarbakır, Bitlis, Van ve Erzurum nüfusunun sadece %17’si Ermeni, gerisi tümüyle Müslümandı. Bu bakımdan bu iki Ermeni örgütünün yapabileceği şey Müslüman nüfus üzerinde terör uygulayıp bölgeden kaçırmaktı. “93 Harbi” diye anılan 1877-78 savaşından sonra, özellikle 1890’larda, asker kaybı ve maddî sıkıntıdan zayıf düşen Devletin iyi koruyamadığı, özellikle Van, Erzurum, Bitlis sınırlarından muazzam bir kaçak silah, mühimmat, araç ve Rus tebaası Marksist Taşnak teröristlerin girişi başladı. Etkili bir inzibat görevi yapacak miktarda jandarma mevcudu şöyle dursun; maaşını alamayan üç beş zavallı kolluk gücünün karnı açtı. Teröristler kavgadan kaçan dindar Ermeni halkını, hattâ Kiliseyi de yıldıryor; zorla kendi yanına çekiyordu. Askerlik yükümlülüğü gelen Ermeni gençleri de kaçıp Taşnaklara katılıyordu. Osmanlıya sadık Van Ermeni Piskapos’u Bogos Noel öncesi, katedralinde öldürüldü. Taşnak komitacılar İstanbul’daki Ermeni Patriği Malakya Ormanyan’ı da öldürme girişiminde bulundular. Osmanlı Doğu Ermenilerinin din merkezi Van’daki Akdamar Kilisesi sorumlusu rahip Arsen, Taşnak önderlerinden İskân tarafından öldürüldü. Arsen’in ölümünden sonra başka bir Taşnak Marksist ateist Aram Manukyan Ermeni Okullarının idaresini ele aldı; din eğitimine son verdi; “devrimci eğitim” başlattı. Sözde misyonerler, Van vilayetine yayılıp “din” yerine “ihtilâlcilik” öğretisi veriyorlardı. Kamu görevlilerinden Van Belediye Başkanı Bedros Kapamacıyan, Gevaş Kaymakamı Armarak suikasta uğradılar. Devlete çalışan Ermeni polisler, hatta polis şefleri, Hükümet danışmanları öldürülüyorlardı.

Bu etkinliklerden rahatsız olan ve zarar gören Ermeni tüccar sınıfı da Taşnakların hışmına uğradılar. Maddî kaynağa ihtiyacı olan teröristler tacirlere dikkatli yaklaştılar. İlk haraç tahsilâtı 1895’de Erzurum’da başladı; 1901’de örgütlü olarak; salt Osmanlıda değil Rusya ve Balkanlarda da yayıldı. Ödeme yapmayı reddeden ve baskıyı polise duyuran İshak Zamharyan adında bir tacir Kilise avlusunda katledilmiştir. Bu olay üzerine hiçbir tacir Taşnak baskısına direnmedi.

Hınçak Komitesi İstanbul’da faaliyet gösteriyor; Türk baskı ve tecavüzleri ile ilgili propaganda imkânları araştırıyordu. Ellerine geçirdikleri ilk vesile, Mutki eşrafından Musa Bey’in, kardeşi ile birlikte bir papazın Gülizar adındaki yeğenine tecavüzü ve darp iddiası olayıdır. Kız Musa Beyin evinden kaçarak 60 kadar Ermeni ile birlikte İstanbul’a gelip Sadarete ve Adliyeye şikâyet etmişler. Komite desteği ile tezahürat yapmışlar; Patrikhane ve hanlara yerleştirilmişler. Musa Bey İstanbul’a celbedilmiş. Yabancı siyasal temsilcilerin gözetiminde yargılanmış; bir suçu saptanamamış. Fakat Hınçaklar şikâyetçi kızın, ailesi birlikte, fotoğraflarını çekip, Müslüman mezalimi kanıtı iddiası ile dış ülkelere göndermişler; Osmanlı aleyhine propaganda kazanı kaynatmışlardır.
 

Yayın Tarihi : 6 Ağustos 2009 Perşembe 21:54:06


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?