EL MARQUÉS DE LUMBRÍA - LUMBRÍA MARKİ’Sİ IV. (MIGUEL DE UNAMUNO)
“Bana gerçeği söyleminize gerek yok” dedi çocuk.
“Pekâlâ, öyle ise ben söyliyeyim. Gerçek Marki budur, sen değilsin; Senden daha önce doğmuş olan bu çocuk, birinci varis olan benim ve de senin babanın olan oğlumuz... Evet senin babanın oğlu... Artık tüm balkonları, dışlarındaki arma şildlerini kaldırtarak güneş ışığına açacağım ve herkese, oğlumu Marki olarak tanımaları gerektiğini tebliğ edeceğim.”
Sonra bağırıp hizmetkârları ve artık girdiği demansdan sonra ikinci çocukluk çağını yaşamaya başlayan ve sürekli kestirme halinde olan ihtiyar Markiz’i çağırdı. Hepsini önüne toplayıp balkonları ardına kadar açmlarını emretti, yüksek ve kendinden emin dik bir sesle şunları söyledi: “Bu, işte bu Marki’dir; gerçek Lumbría Marki’sidir. Markiliğin gerçek varisidir. Benim Tristandan olan oğlumdur. O Tristan şu anda köşe bucak saklanıp ağlamakda... Kardeşimle evlenmesinden tam bir ay sonra, onların evlenmelerinden bir ay sonra, benim babam, ekselansları Lumbría Markisi beni prensiplerine kurban etti. Belki kardeşimle anlaşabilmemiz mümkün olabilecekti...”
Kocası tekrar.: “Carolina!” diye inledi.
“Sen kes sesini... Bugün her şeyin açıklanması gerek. Senin oğlun, yani senin ve kardeşimin oğlunun kanı içi geçmiş kan, mavi kan! Tam kırmızı kan değil; tam kırmızı kan bizim oğlumuzun, beim oğlumun kanı, Markinin kanı...”
Yaşlı hanım, bir köşede bulduğu bir koltuğa kendini bırakarak:“Bu ne gürültü, Tanrım!” diye yakındı.
Carolina, hizmetkârlara hitaben talimatlarını sürdürdü: “Ve şimdi, kente gidip dört bir yana yayılın ve size söylediklerimi meydanlarda, kamu binaları avlularında ve çeşme başlarında ilân edin. Herkes bilsin, herkes aile armamıza düşen lekeyi öğrensin.”
Mariana: “Ne gereği var, bütün kent zaten biliyor” diye mırıldandı.
Carolina: “Neee?” diye kükredi.
“Evet, Señorita, evet; bu durum herkesin ağzında...”
“Gördünüz mü, herkesin malûmu olan, bizim sırrımız zannettiğiz açık bir bilgiyi bir muamma gibi daha fazla saklamanın bir âlemi var mıydı, Tristan? Bu acımızı arttırmakdan başka bir şeye yaramayacak sefil bir düşünce! Açın şu balkonları, ışık içeri girsin; sokağın tozu, sinekleri bırakın içeri girsin ve hemen yarın arma aşağı indirilsin. Tüm balkonlara çiçek saksıları yerleştirilsin ve gerçek dostlarımız kent halkı için bir parti verilsin. Hayır, hayır, asıl günah senin diğer oğlunun peydahlanması iken, papazların günah çocuğu diyerek vaftiz etmekden kaçındıkları oğlumuzun Lumbría Markisi olarak tanındığı gün parti verilsin.”
Emri üzerine odanın bir köşesinden alınıp götürülen zavallı Rodriguîn solgundu ve titriyordu. O andan sonra babasını da kardeşini de görmeyi reddetti.
Carolina onun bir yatılı okula yazdırılmasına karar verdi.
* * *
O günden sonra, Lorenza halkı arasında Carolinanın planlarını gerçekleştirmede nasıl bir erkekçe azim gösterdiği dışında bir şey konuşulmaz oldu. Kadın her gün, sanki esiri imişcesine kolundan yakaladığı kocası ve elinden tutarak yürüttüğü düşüncesizlik eseri peydahlanmış gayrı meşru çocuğu ile fütursuzca sokağa çıkıyordu. Malikânedeki tüm balkonları ardına kadar açık tutuyordu; güneş koltukların satenini solduruyor, üstelik, ecdat portelerini resmeden tabloların üzerine gelerek onları yıpratıyordu. Her gece düzenlenen kard oyunlarından pek keyif alırdı. Kimse onun davetlerini reddetmeye ve kağıt oyunu sırasında Tristanın yanı başında oturmasına itiraza cesaret edemezdi. Konukların karşısında kocasını okşar, yanaklarını tapışlar ve: “Ah Tristanım, ne zavallı bir adamsın!” derdi. Sonra diğerlerine döner: “Benim zavallı, sevgili kocam yalnız oynamayı hiç beceremez de” lâfını çakardı. Konuklar gittikden sonra: “Ne yazık ki, Tristan daha fazla çocuğumuz olmadı... şu zavallı küçük kızdan sonra... o da bir günah çocuğu sayılırdı; gerçek aşkın ürünü bizim Pedrin’imizin asaletini taşımıyordu; fakat biz Marki’mizi iyi yetiştirmeye bakalım!”
Carolina, kocasını, evlenmeden önce baba olarak sahip olduğu çocuğu tanımaya ve oğlunu, Pedrín’ini Marki unvanının varisi olarak kabûl etmeye ikna etmişti. Öte yandan, dışlanarak bir okula kapatılmış diğer çocuk Rodriguín öfke ve azâp içersinde eriyip gidiyordu.
Kadın: “Onun için telkin ebileceğimiz en iyi gelecek din mesleğine yöneltmektir. Sen de dine karşı bir eğilim ve ilham duymamış mıydın, Tristan? Bana, sen de sanki başka bir şeyden çok bir rahip olarak için doğmuşsun gibi geliyor...”
Kocası teessüf eder tonda: “Bunu da mı söyleyecektin, Carolina!” deme cesaretini gösterdi
“Evet, aynen öyle düşünüyorum, Tristan! Olanlardan; rahibin günahımızı yüzümüze vurmasından ve babam Markinin aile armamızın lekelendiğini haykırmasından gurur duymuş gibi davranmaya kalkışmıyorum. Bizim günahımız... Senin değil, garibim Tristan! Seni baştan çıkaran ben oldum! O, sardunyaları sularken, çiçek saksılarından taşan sularla senin şapkanı, başını değil şapkanı ıslatan kız, sadece senin malikâneye girmene vesile verdi; fakat seni kazanan bendim. Bunu unutma! Markinin annesi olmayı ben istiyorum ve buna hakkım var. Diğer çocuğu hesaba katmıyorum. Zira o ayakda kalabilecek kadar güçlü, benden daha güçlü... Ben senin ona karşı koymanı istiyorum; ama bilmiyorum sen bunu nasıl yapabilirsin; sende baş kaldıracak güç görmüyorum...”
“Ama Carolina...”
“Evet, evet, neler cereyan ettiğini ben yeterince biliyorum; her şeyi biliyorum. Senin kanın çekilmiş; hep zayıf davrandın. Asıl günah onunla evlenmeğe boyun eğmen oldu. Senin günahın budur. Ve bu senin yaptığın bana ızdırap veriyor. Fakat biliyorum ki benim kardeşim, Luisa bana karşı istemeden işlediği ihanete ve senin rezilliğine dayanamadı. Ben bekledim; sabırla bekleyip oğlumu sakladım. Ne var ki, bu müthiş sır aramızı açıncaya kadar o yetişmiş oldu. İntikamımı almak için onu ihtimamla büyüttüm. Ve sana gelince, babası...
“Evet, her hâlde beni hakîr görüyor ve nefret ediyor...”
“Hayır, senden nefret etmiyor, hayır! Benim de senden nefret ettiğimi mi düşünüyorsun?”
“Ee, başka ne ki?”
“Sana acıyorum! Sen benim tenimi, dolayısiyle bir titr’in varisi olarak gururumu tahrik ettin. Resmen ve babam aracılığı dışında kimse ile bir araya gelemediğim için... kardeşim gibi balkondan eğilip sokakdaki insanlara gülücükler dağıtmadığım için... bu eve köylü hizmetkârlar dışında kimse gelmediği için... Sen buraya geldiğinde sana bir kadın olduğumu hissettirdim; ben hissettirdim, kardeşim değil... Şimdi sen bana günahımızı mı hatırlatmak istiyorsun?
“Hayır, Tanrı aşkına, Carolina, sus!”
“Evet, bunu sana hatırlatmamamı istiyorsun, değil mi! Sen düşmüş, heder olmuş birisin. Görüyor musun; senin aslında neden bir rahip yapılı olarak doğmuş olduğunu söylemiştim? Fakat, hayır, hayır, sen şu anda beni Lumbría Markisi Don Pedro Ibáñez del Gamonal y Suárez de Tejada’nın anası yapmak için doğmuş olduğun anlaşılıyor. Onu ben bir erkek yapacağım. Ona taştan değil bronzdan yeni bir aile arması oyması için talimat vereceğim. Taş armayı, onun yerine bronz ikamesi için kaldırttım. Yeni armanın üstünde kızıl bir leke olacak; kızıl kan, kızıl kan; kardeşinin, yarı kardeşinin, senin diğer oğlunun, ihanet ve günah mahsûlü oğlunun kanı gibi kızıl, benim üzerime döktüğün günahın kanı gibi kızıl bir leke... Dertlenme,” bunları söylerken elini kocasının başına koymuştu: “bunalıma girme, Tristan, kocacığım... Şuraya bak, babamın portresine bak ve söyle bana, onu ölürken gördün; diğer torununu,Markiyi görmüş olsaydı ne derdi... Senden senin oğlunu, Luisa’nın oğlunu desteklemeni isterdi. Bronz armanın üzerine, güneşde parıldayacak yakut kaktıracağım. Sen bu evde kan, kızıl kan olmadığını mı düşünüyordun? Ve şimdi Tristan, bizim oğlumuzun, kızıl kanlı Markinin uyuduğunu görelim ve kendi yatağımıza gidelim.
Tristan’ın başı asırların ağırlığı karşısında eğildi.
Yazarın Notu: Yeni bir yazar ve öykü sunumuna başlamadan önce, bu dizimize vesile olan 29.İstanbul Kitap Fuarının 30.Ekim.2010 günü başlıyacağını haırlatmak isteriz. Fuarın etkinlik programına www.istanbulkitapfuari.com. Sitesinden ulaşılabileceğini sayın okurlarımıza duyuralım .