4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

İspanyol Edebiyatından Seçkiler (30)

LA GARDIA- MUHAFIZ (JUAN GOYTISOLO)

Juan Goytisolo

1931 yılında Catalan ve Bask karışımı aristokratik bir aileden Barcelona’da doğmuş Juan Goytisolo’nun çocukluğu, 1938’de bir Francocu hava akını sırasında annesi Julia Gay’ın kurban edildiği İspanyol İç Savaşının karanlığı içinde ziyan olmuştur. Doğduğu yıl içinde de babası, o yıl ilân edilen (İç Savaş öncesi) İkinci İspanya Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından hapsedilmişti. Gene de ilk ve orta öğrenimini almayı başarmıştır; eğitimini Barcelona’da 1948’de tamamladıktan sonra bu kentte başladığı hukuk öğrenimini Madrid’de sürdürmüştür. Fakat ilk romanı “Juego de manos-El Şakası”nı yazmak amacıyla 1952 yılında Fakülteyi terketmiştir. Bu roman “The Young Assasins-Genç Katiller” adı ile İngilizceye çevrildi. Olumlu eleştiriler onu birbiri ardına yeni kitaplar yazmaya sevketti: “Duelo en el paraiso-Cennette Yas” (1954), “Fiesta-Şenlik” (1955), “Circo-Sirk” (1956), “La resaca-Kurumuş” (1956) adındaki bu eserlerin hepsi de bir çok Batı dillerine hemen çevrildi. İspanyol öfkeli kuşağının gerçek bir temsilcisidir Goytisola... Öykülerinde hep umutsuz çocukları ve ahlâksızlık ve çılgınlık histerisi içindeki kaba adamları ele almıştır. Zulûm, akıl dışılık, çılgınca öfke ve alabildiğine umutsuzluğun betimlendiği öyküleri en kaba argo ve küfürlü dialoglar, yakası açılmadık edepsiz tasvirler, dehşete düşürücü arsızlıkda dramalarla doludur. Edebiyatındaki bu yapıyı, Goytisolo, ayrıca, ailenin daha geriye giden mektup ve belgelerinin incelenmesinden öğrendiği üzere ağa babasının zulmû ile son derece ezik bir duruma gelen büyük babası arasındaki hazin ilişkiye de bağlamaktadır. Gençliğinde Komünist Partiye katılmasının ana nedeni de budur. Eleştirmenler, Goytisolonun fiksiyon sanatını Hemingway’in ilk zamanları, Truman Capote ve William Goyen ile kıyaslarlar*(1). Bu bakımdan Amerikan okuyucusu tarafından hiç yadırganmamıştır. Franco’ya karşı derin muhalefeti onun 1956’da Paris’e sürülmesine neden olmuştur. 1960’ların başında Guy Debbord ile arkadaşlığı onu ilk eserlerindeki realizmden uzaklaştırmış; Para vivir aqui-burada yaşamak için (küçük öyküler (1960), Revandication del conde don Julían-Kont Julianın intikamı (1970), Juan sin Tierra-Yurtsuz Jan)(1975) adlı eserlerine yol açmıştır. Don Julian’da (bu sütunlarda 7.Haziran.2006 tarihinde başlayan “Zıd Kültürlerin Kaynaşması” başlığı altındaki Tarık bin Zeyyad’ın İspanyı fethini anlatan yazı dizimide anılan) “Septe Kont’u Julian” kimliği odağında daha sonraki olaylarda da İspanyol kimliği merkezli kahramanlık destanları ve mitoslarının çöktüğü anlatılmaktadır.

Goytisolo Parisde, Marcel Proust, Henri Bergson ve Emmanuel Berl’in akrabası olan yayıncı, roman ve senaryo yazarı Monique Lange’la evlendi. “Onlarca yıl boyunca ismim kitapçılar yerine polis karakollarında konuşulur oldu ama her halde bunu İspanyol polisinin edebî bilincinin kalitesini övme anlamında söylemediğimi anlamışsınızdrr” diye yakınan Goytisolo sayısız romanlar, denemeler, gazete haberleri, makaleler, anılar ve gezi yazıları yazdı. “Europalia” (1985), “Nelly Sachs” (1993), “Octavio Paz de Literatura” (2002), “Juan Rulfo” (2004) ve “Nacional de las Letras Españolas-İspanyol Edebiyatı Ulusal” (2008) ödüllerini aldı.
Son olarak Fas’ın Marakeş kentinde inzivaya çekildi.
Ağabeyi José Augustín Goytisolo ve küçük kardeşi Luis Goytisolo da kendisi gibi yazardırlar.


*(1) Ernest Miller Hemingway1899-1961 yılları arasında yaşamış romancı, kısa hikâyeci ve maceraperest bir Amerikalı gazetecidir. Kendi gerçek hayatından esin alarak kısa ve sade uslûbu ile tarzı yazdığı eserleri XX. Asır Dünya edebiyatını etkilemiş “HemingwayThe Old Man and Sea-Yaşlı adam ve Deniz öyküsü ile 1953 “Pulitzer Öülü”nü almış: 1954’de Nobele lâyık görülmüştür. Çok hareketli yaşamının sürüklediği doyumsuzluk 1961’de onu intihara sürüklemiştir.
Charles William Goyen 1915-1983 yılları arasında yaşamış; yazılarında doğduğu yer olan Doğu Teksas’ın ve Güney Pasifik’in esintilerini getiren, eleştirmenlerin modernist, postmedernist, çağdaş ve büyülü realist bir kimlik gördükleri Amerikalı bir roman, küçük hikâye, şiir, oyun yazarı,yayıncı ve öğretmendir.
New Orleans’da doğup 1924-1984 yılları arasında yaşamış Truman Capote, aykırı yaşamı ile de ilgi çekip aktör Philip Seymour Hoffman’ın canlandırdığı 2005 yapımı; ünlü “Tiffany’de Kahvaltı” adlı eseri de 1961 yılı çekimi bir filmlere konu olmuştur.

Gelelim “Muhafız” öyküsüne:

Onu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. Avlunun orta yerinde, belinden üstü soyunuk, ellerini zemine dayarak geriye kaykılmış, kendi kendine gülerek*(1) oturuyordu. Evvelâ, onun esnediğini ya da asabî bir tik’i olduğunu sanmıştım, hattâ kore nöbeti*(2) geçirdiğini de vehmetmiştim; fakat elimi alnıma kaldırıp güneşe ışığına karşı gözlerime siper ettiğimde onun gözlerinin kapalı olduğunu ve dünyayı umursamadan güldüğünü farkettim. İri, koyu kumral, yanık tenli, kıvırcık siyah saçlı, ayı balığı suratlı, kısık sesli bir gençti. Arkadaşları, sundurmanın serin tarafından sürekli onu izliyorlardı; içlerinden kafası kazınmış biri demirci dükkânından ona bağırarak seslendi. Omzumda hafif makinalı tüfeğim, onu daha yakından görmek için seğirttim. Duyduğum yumuşak, sevecen bir kahkaha bana gerçek olamayacak kadar yapay geldi. Nöbette olan adamlar, karabinalarına yaslanarak avlunun girişini gözlüyorlardı; başka bir gözcü büyük kapıyı kolluyordu. Gök yüzü mavi ve bulutsuzdu. Göz kamaştıran güneş günün o saatinde ışınlarını acımasızca zemine çarpıyordu. Ben de duvarın serinliğine sürtünerek yürüyordum. Zemin sıcakdan yıvış yıvış yapışkan hâle gelmişti; duvar yarıklarından kertenkeleler minik kafalarını çıkarıp etrafı dikiz ediyorlardı.
Bizim oğlan bir karınca yuvası tepeciğinin hemen yanına çökmüştü: karıncalar onun göğsünde, kaburgaları üzerinde, kollarında ve sırtında kulaç atıyorlardı. Bazıları onun birbirine karışmış kıllarına dalıyor, suratında dolaşıp duruyor ve kulaklarına giriyorlardı. Bedeninde kara lekeler yığını vardı; zavallım gözlerini kapamış sesini çıkarmadan duruyordu. Bu ağır ve hareketsiz atmosferde oğlanın kafası, bir serapmış gibi buğulu buğulu titreşim içinde idi. Sanki bir bakışla derinden gelecek bir inlemeye hazırlanıyormuş gibi görünen iri ve etli dudakları, öte yandan keyfi yerinde bir kedinin mırıltılarını çıkaracakmış gibi boş, anlamsız bir tebessümle sabitlenmişti.

İspanya iç savaşının başladığı yıl 1936’da sürrealist ressam Salvador Dali’nin savaşın sonucu hakkında yaptığı sembolik bir uyarı tablosu. Savaşın getireceği karmaşa ve felâketi kendi stilinde anlattığı bu eser ABD’de Philadelphia Sanat Müzesinde sergileniyor.

Benim bilmediğim bir nedenle, arkadaşları ona daha çok yanaştılar ve yakından seyretmeye başladılar. Üstleri başları kirli, palâs pare uzun tozlukları, ayaklarında partal sandaletler olan dokuz-on kişi idiler. Bunların saçları kısa kesilmişti ve bazıları yakıcı güneşden korumak için gözlerini kısıyorlardı.
“Şunlara, karıncalara bakın.”
“Onu gıdıklıyorlar her hâlde.”
“Tam da karınca yuvasının tepesine çökmüş.”
Benim tepkimi ölçmek için abartılı bir hayretle konuşuyor ve gülüyorlardı. Sonuçda, benim hiç ağzımı açmadığımı görünce, içlerinden tek kulaklı birisi oğlanın yanına oturdu; tozluklarının bağcıklarını gevşetti; kuru gövdesini güneşe doğru sergiledi. Karıncalar onun kollarına tırmanmaya; o da kıkır kıkır gülmeye başladı. O zaman arkadaşı gözlerini açtı ve bakışlarımız buluştu.
“Hey, Çavuşum.”
“Nedir derdin?” yanıtını verdim.
“Belki bize bir top buluverirsin diye düşündüm. Canımız sıkıldı.”
Cevap vermedim. Bir tanesi, Aragon şivesi ile uyarı yaptı: “Dikkat teğmen geliyor!” ve tek kulaklının telaşla sıçramasından istifade ederek onun yerini aldı. Ben de onlara sırtımı döndüm; geri kalanlar da birbiri ardından karınca yuvasının yanına çöktüler.
Benim üstlendiğim ilk muhafızlık görevi idi (bu birliğe bir gün öncesi katılmıştım) ve altı ay süre ile orada kalacak olmam düşüncesi beni demoralize ediyordu. Yarım saat boyunca avlu çevresinde amaçsız bir biçimde fır dolayı gezindim. Esirlerin beni gözlediklerini biliyor ve huzursuzluk hissediyordum. Bu kez, tören alanına gidip orada turlar atmayı denedim. Fakat, orada da devamlı acemi neferlere rastlayordum. Birinin:” Yeni herif işte bu,” dediğini işittim. Gökyüzü bir kağıt tabakası gibi pürüzsüzdü; güneş her şeyi alev alev yakıyor gibi idi.
Sonra onbaşı ellerini çırptı ve nöbetçi erler süngüleri takılı etrafa yayıldılar. Esirler diş gıcırdattıklarını belli eder asık yüzlerle yerlerinden kalktılar; vücutlarını sarmış karıncaları elleri ile silkelediler. Demirci dükkânının gölgesinde terimi mendilimle sildim. Susamıştım; subaylar mahfilinde bira içmeye karar verdim. Zıkkımlanma vakti geldiğinde ona tekrara rastladım. Teğmen bana gerekli anahtarları vermişti. Aşçılar karavana ile alana geldiklerinde askerî karakol kapısını açtım. Makinalı tüfeğimi ve miğferimi taşıyarak dinlenmek üzere nöbetçi kulübesine girdim.
Esirler kapatıldıkları bölümün aralıklarından etrafı dikizliyorlardı; kapılarının sürgüleri çekilir çekilmez yemek sırasına girdiler. Kara topaklar haline gelmiş mercimek aş’ı onbaşı tarafından kepçe ile teneke kaplara dağıtılmaya başlandı. Nöbetçi muhafızlardan biri adam başına iki dilim ekmek dağıttı ve herkes aç kurtlar gibi yemeğe saldırırken elindeki tepsiyi bankonun üzerine bırakıp bana doğru geldi.
“Çavuşum, bana bir lûtufda bulunur musun”
Makinalı tüfeğimin dipçiğini yere yasladım ve niyetini sordum.
Kurnaz bir ifade ile: “Çok bir şey değil, önemsiz bir rica,” derken açık gömleğine elini sokup göğsünün kıllarını kaşıyordu: “Emir erinize bana gazeteyi getirmesini söyler misiniz?”
“Gazete mi? Hangi gazete?”
“Askerî karakoldaki gazeteyi.”
“Orada bir çok gazete var,” dedim.
“Futbol haberlerinin olduğu gazete.”
“Hepsi futbol haberlerini veriyor. Futboldan bahsetmeyen yok.”
“Vallaa, adını veremeyeceğim, “ diye mırıldandı, “Emir erine “Quinielas”la* (3) ilgili olan olduğunu söyle; o anlar.
“El Mundo Deportivo mu?” (Spor Dünyası mı?)
“Olabilir. Büyük maçların listelerini veren o mu?”
“Evet,” dedim. “Büyük maçların programlarını veriyor.”
“Tamam o zaman, El Mundo Deportivo... Bir ay boyunca sezon’un programını verip vermediğini araştırıyordum.

Sürecek

*(1) Metnin orijinaline “reía silenciosamente=sessizce gülerek” ibaresi vardır.
*(2) Kore (Chorea): belirgin görüntüsü istem dışı hareketler olan bir tür nörolojik rahatsızlıktır. Batıda bu hastalık halk arasında ‘St.Vitus’ dansı ya da hastalığı diye anılır; bunun nedeni orta çağlarda bu hastalığa yakalanıp iradeleri dışında çırpınmaya başlayanlar Aziz Virus şapellerinde şifa bulacak inancı ile oralara götürülürmüş (İspanyolca “mal de San Viro-Aziz Vitus hastalığı).
*(3) Quinielas: Beş kişi ile oynanan bir İspanyol top oyunu (quina=beş kişi)
 

Yayın Tarihi : 29 Aralık 2010 Çarşamba 11:34:39


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?