MARTÍN LUÍS GUZMÁN ve eserleri (III)
![]() |
| Meksika Devrimi sırasında fakir halkın toplantıları |
Devrim liderlerinin manevî motivasyonları:Gösteriyi seyretmekte olan yazarın yanındaki bir adam: “Bu üçüncü gün!” dedi. “Yani neyin üçüncü günü?” “Carrasco artık günlerini böyle harcıyor; şen şakrak resm-i geçitlerle; bir hafta böyle gideceğini sanıyorum,” dedikden sonra bu şenliklerin gece yapılanlarının daha ilginç olduğu için bunlardan birini kaçırmamasını salık verir. Fakat akşam şenliği tam bir sefahat ve skandal atmosferinde cereyan eder. Elinde bir mezkal*(1) şişesi ile dolaşıp muhteviyatını oraya buraya, onun bunun üstüne saçan, üstündeki asker giysisi paçavra haline gelmiş leş kokulu ızbandut gibi bir adam yazarla arkadaşlık ayağına yatarak onun yakasını saatlerce bırakmaz. Aynı hedefde ittifak etmiş devrimci gruplarından biri bu karakterdedir. Ufkunda yağma ve rezaletten başka bir hayat anlayışı olmayan Carrasco türü liderlerin vadettiği gelecek bu tür şenliklerden ibarettir.
![]() |
| Ramon F. Iturbe (solda) Sinalao harekâtı sırasında |
Buna mukabil, Sinaloa devrim güçlerinin genel komutanlığını yapan genç General Iturbe’nin inançlı bir Katolik olduğu anlaşılmaktadır. Birlikde araba gezintisi yaptıklarında fazla lâf gargarası yapmayı sevmeyen, yalın sözlü biri olduğu görülür. Şoförüne uzun talimatlar vermez; Takip edecekleri yönü: “Sağa!”, “Sola!”, “Geriye” emirleri ile belirtir. Culiacán’ı zaptetmeden önceki boş zamanlardaki yaşamını sığındığı tepe eteğinden yakındaki küçük bir şapel’e rahat gidebilmek için merdiven yapmakla geçirdiğini anlatır. Tanrı’yı inkâr etmenin görevlerinin başında geldiğini düşünen Jakoben yapılı devrimcilerin tersine temas ettiği küçük insanların, esnaf ve çiftçilerin dinî duygularını okşamaktadır. Dine saygısının yanlış anlaşılmasından çekinmektedir ama ona yakışan bu hava askere moral vermede olduğu kadar sivil alanda da ona itibar kazandırmaktadır. Ama onun bu tavrının tam tersine Chihuahua ele geçirildiğinde Anayasal güçlerce kente bir piskapos atanması alaylı alkışlar ve kahkahalarla karşılanmıştı. Bundan bir kaç ay sonra da Montereyde, Jakoben devrim liderlerinin emri ile Aziz tasvirleri kurşunlanacaktı. Bu konuda belli bir tutum alma Don Venustiano’yu bile tereddütte bırakmıştı.
Yazar Guzmán’ın Devrime Fiilen Katılışı:
General Iturbe, Albay Hay aracılığı ile Guzmán’a tümen teşkilâtında Yarbay rütbesi ile kurmay başkan yardımcısı olmak üzere askerî görev teklif eder. Hay dışında başka bir âmiri olmayacaktır. Ama Guzmán Hay ile çok sıkı dostluğuna ve Iturbe’ye duyduğu derin takdirkârlığa karşın basit bir nedenle bu öneriyi reddeder. Sivil formasyonu askerî disipline girmeye engeldir; Devrim liderleri için gerekli olan idealleri uğruna her şeyi feda etme yapılanmasına henüz girememiştir; dolaylı da olsa onlarla ilişkilerinin tehlikeli ve her an kopmaya hazır hâle gelme olasılığı doğabilir. Zaten Devrim ordusunun pek çok subayı varken niye sivil konular göz ardı edilsin? General Iturbe bu mazaretlere anlayış gösterip Guzmán’ın asker olmasında ısrar etmedi. Fakat ondan bir şekilde yaralanma arzusundan da vazgeçmedi; bu kez orduya sivil statüde hizmet vermesini önerdi. Guzmán bunu tereddütsüz kabûl etti. Albay Hay ile ne gibi sivil organizasyonlar yapabileceklerini müzakere ettiler. Genel Karagâhın idarî işleri mi? Askerî Hastane düzeni mi? Hastane idaresini en acil konu görerek derhal ayrıntı plânı hazırlandı.
Karanlıkta Cinayet:
Fakat daha ilk günlerde cereyan eden bir olay plânın geliştirilme ve uygulamaya konmasının önüne geçti. Bir sabah Culiacán Askerî Hastanesine ölmek üzere bir adam getirdiler. Adam şafak vakti bir kaldırım üzerinde yüzüstü bilinçsiz yatarken bulunmuştu. Kaldırılmak istenirken ellerinin ve yüzünün kurumuş kanlarla kaldırıma yapışmış olduğu görülmüş. İlk tahkikat aydınlatıcı olmadı. Olayın çevresindeki evlerden, yakın mesafeden tabanca patlamaları duyulduğu, sabah da yaralının kaldırım üzerinde bulunduğu dışında tanıklık veren olmadı. Tümenin kurmay başkanı Albay Eduardo Hay için Garnizon bölgesinin asayişi hayatî sorun teşkil ettiği için bütün gücünü bu olayın aydınlatılmasına tahsis etti ise de bir sonuç alamadığı gibi hemen ertesi sabah kentin başka bir semtinde görülen benzer; sadece kurbanın ölümcül yaralı değil; kan havuzunda yatan ölü olarak olduğu bulunduğu bir hadise sırrı daha da koyulaştırdı. Bu benzerlikten bir sokak kavgası ya da soygun olayının söz konusu olmadığı çıkarsanıyordu. İlk kurban kendine gelemeden, hastaneye gelişinden bir iki saat sonra yaşamını yitirdi. Son derece sefil giysiler içinde bulunan her iki kurbanı da tanıyan hiç kimse çıkmamıştı. Silah taşıyan kimselerden olmadıkları da anlaşılıyordu.
İşleri büsbütün karıştıran üçüncü günün sabahı da kentin başka bir kaldırım köşesinde başka bir garibanın aynı tarzda vurulmuş bulunmasıydı. Serin kanlılığı kural hâline getirmiş olan Iturbe artık deliye dönmüştü. Hay polisi çift mesaî çalıştırmaya başladı. Üçüncü cinayetin soruşturulması sırasında sadece bir tanık ek bir ayrıntı verdi; ateş seslerinden bir iki saniye önce bir arabanın hızla geçtiğini duymuş; fakat sokak taş döşenmemiş toprak yol olduğundan bu aracın cinsini teşhis edememişti.
Daha ne kadar kurban vereceğiz diye hayıflanan Hay’in bu endişesi, şükür gerçekleşmedi. Aldığı önlemlerin buna etkisi olmuş olabilirdi. Sayıları arttırılan devriyeler pusuya yatma şeklinde önlem alıyorlardı. Arada bir uzaktan ateş sesleri duyuluyordu; fakat cana karşı bir zarar kaydedilmiyordu. Bir gece uzaktan gelen silah sesleri ve köpek havlamaları ile araba takırtısı bir grup devriyeyi bu seslerin odağına koşturdu. Gene göğsünden ve karnından vurulmuş bir adam can çekişirken bulundu. Zorlukla verdiği ifadeden o mahâlde “örümcek” namı verilen alçak iki tekerlekli bir arabadan bir ya da iki kişi olduğu tam teşhis edilemeyen fail ya da faillerce ateş açılmıştı. Artık devriyeler geceleri “örümcek” avına çıkmıştı; uzun bekleyişten sonra bir gece “örümcek” ve çığlık sesine koşan devriyeler, Hay’ın “Atı vurun” emri ile arabayı ve faili ele geçirmeyi başardılar. Askerlerden bir kaçı katilin, Ordudan kötü ahlâkı, disiplinsizliği ve devamlı görevi terk itiyadı oluşundan tardedilmiş bir subay olduğuna tanıklık ettiler. Sadist herif geceleri zararsız, sefil insan avını spor ve zevk hâline getirmişti. Ordudan böyle adamlar da çıkabiliyordu.
Devrim Gezileri :
Guzmán’ın organizasyon başarıları ona daha önemli görevler verilmesine yol açacaktı. Can dostu arkadaşlarınca büyük bir nümayişle Culiacán İstasyonundan ayrılması trenin ilk hareketinde hız alamaması yüzünden çok uzun sürmüş; tren penceresinden sohbetine de devam etmişti. Ağız ağıza, cins cins insanla dolu trende izdiham yüzünden hizmetine verdikleri genci kaybetmiş; nihayet onu bir yanlış anlama yüzünden bir binbaşı ile yüzbaşının emrindeki bir grup asker tarafından sıkıştırılmış vaziyette bulmuş; onlara güven verici sözlerle ellerinden kurtarmıştı. Bir süre için hızlanan tren bu defa çeşitli arızalar ve su ile yakıt ikmâli zorluğu yüzünden duraklıyordu. San Blas’a ulaşmaları beş gün aldı. Yollar eski çatışmaların anısı enkaz ve harabelerle dolu idi. San Blas’dan sonra salimen Nogales’e varıldı. Oradan bazı dış temaslarda bulunmak üzere ABD.’ye, New York’a yoluna devam etti. Nogales’e döndüğündde Obregón’un hizmetine girmek istemişti ama Carranza keyfî bir tasarrufla ona Ciudad Juárez’e gitmesini emretti.
Villanın Kaçışı :
Bereket Juárez Kentinde de General Villa ve çevresi ile çok iyi uyum sağlamıştı. Buradaki ilk haftalar, zaten ilk görüşmelerinde iyi izlenim alan Villa’nın Dünyasına tam sadakatle girişinin bir tür vaftiz töreni biçiminde geçmişti. Villa ile birlikte onun kardeşi Hipólito, maiyeti içindekilerin en genci ve en güvendiği Carlitos Jáuregui, kısa bir süre sonra kurmay başkanı olacak Juan N. Medina, malî işleri sorumlusu Lázaro de la Garza ve daha pek çok astları ve yoldaşlarını yakından tanıdı.
![]() |
| Pancho Villa ve yoldaşları |
Bir gece, birlikte Villanın bir denetim gezisinden dönüşünü bekledikleri tren istasyonunda Carlitos yazara Villa hakkında çok enteresan bilgiler vermişti. Sözlerine: “Villa, Santiago Tlaltelolco’da*(2) tutuklu iken ben askerî mahkemelerden birinde kırk ya da elli peso’ya kâtiplik yapıyordum,” diye başlamıştı: “Bu sefil ücretle geçinmem mümkün olmadığı için mesaî saatlerinden sonra da avukatların ya da tutukluların gereksinimi olan yazılar yazardım. Masam demir parmaklıkların yakınında idi; cezaevi koridorlarının önemli bir bölümünü görebiliyordum. Geç vakitlerde de genellikle meydanda gardiyan görülmezdi. Bir öğle üstü, Villa’yı hapsedildiği koğuşun parmaklığı arkasına yapışmış vaziyette gördüm. Arkama o kadar usulca yaklaşmıştı ki, geldiğini hiç duymamıştım. Sombrerosu başında, sarape’si *(3) omzunda idi. Yumuşak, sıcak bir sesle: “Tünaydın, ahbap,” dedi. Ama ertesi gün yargılanması sırasında böyle bir yakınlık göstermedi. Ben tutanak yazıyordum. Villa bir şerh düştü ve tutanaktan nezaket dairesinde bir suret isterken yüzündeki sevecen ifadeyi hiç unutmamışımdır. Kapatıldığı bölüme döndükten sonra da bana daktilo edilmesi için bir yazı verdi, aynı sıcak tavrı sürdürdü.
![]() |
| Pancho Villa’nın kapatıldığı Santiago Tlaltelolco askerî tutukevi |
Ertesi gün yazısını kendisine verdiğimde: “Ahbap, nedir derdin, mahzun görünüyorsun?” diye sordu. “Hiç bir şey yok, General” dedim; ’General’ hitabı ağzımdan nasıl çıkmıştı; kendim de anlayamadım: “Bazen böyle yüzüm asılır!”
“Bunun bir hikmeti olsa gerek,” dedi: “Belki benim sana yardımım dokunabilir.” Sesindeki bazen haşin, bazen babacan ve şefkâtli ton beni çok etkilemişti. Yarı aç geçirdiğim yoksul yaşamımı ona açıkladım. “Ahbap sen böyle darda kalmaya müstehak bir genç değilsin” diyerek demir parmaklıklar arasından avucuma kırıştırılmış bir yüz peso’luk kaime’yi tüm direnmelerine karşın tutuşturdu. Hayatımda bu kadar parayı bir arada görmemiştim. Bana daha yardım edeceğini; insanların her zaman birbirlerine muhtaç olacağını söyleyerek gönlümü aldı. Her öğlen üstü sohbetlerimiz oluyordu. Bir gün, onun yargılanmasını yakından izleyip zabıt tuttuğuma değinerek yargıçların ona yaptıklarının, kodese tıkılmasının haksızlık olup olmadığını sordu. Gerçekden ona ve ideallerine sempati duyuyordum. Bana bir yüz peso daha vermişti. Güveni pekişince: “Senden bir yardım isteyeceğim; ama cesaret sahibi isen bunu yap; yoksa hiç bir işe yaramaz,” dedi. Ona cesaretim hakkında güvence verdim. Gene parmaklıklar arasından içinde bir demir testeresi, bir küçük lövye ve bir siyah mum topağı ve bir yağ şişesi olduğunu söylediği bir paket verdi. Günün, el ayak çekildiği müsait zamanlarında, parmaklığın sekiz demir çubuğunu işaret ettiği yerlerden testere ile kesmeye başlamamı, bunun için dört beş günlük zamana ihtiyacım olacağını; demirlerin ısınmaları ve gacırdamalarına karşı yağı kullanmamı; yere dökülen demir talaşlarını hemen toplamamı; parmaklarımla alamayacağım talaşları mumu bastırarak ortadan kaldırmamı; üç kesme yeri dışında demirleri son güne kadar ikiye ayrılacak biçimde sonuna kadar kesmememi, günlük işim bittiğinde kesik yerleri mumla örtmemi tembih ederek kendisinin bu sürecin sonuna kadar görünmeyeceğini; son gün geldiğinde demir barları birlikde söküp çıkaracaklarını bildirdi. Bunları anlatırken bana: “guerrillero-gerilyero” (savaşçı grubunun üyesi) diye hitap etmesi gururumu çok okşamıştı. Mütekabilen ben de onun çok iyi bir insan olduğuna inandığımı söylüyordum.
Bu çok çetin ve çok tehlikeli işi onu talimatına harfiyyen uyarak başarmaya çalıştım. Son gün göründüğünde işi birlikte ikmâl ettik. Sonra sarape’sine sardığı farklı giysileri çıkardı. Yüzünü daha çok örten, geniş bir sombrero’yu bandanalı kafasına geçirdi; omzuna sarape atmak yerine bir şalı boynuna dolayarak yüzünün görüntüsünü daha azalttı.
Bu işleri bitirir bitirmez: “Haydi hızla cızlamı çekelim!” dedi: “Sen önden yürü; ben seni izleyeyim. Sakın korkma; ne olusa olsun yürümene devam et!”
Ben öyle korkmuştum ki ayaklarım birbirine dolaşacak sandım. Tam bizi avluya çıkaracak kapıya gelmişken görevdeki bir muhafızın bize doğru yürümekte olduğunu gördüm. Kâlbim duracak gibi idi; ne yapacağımı bilemiyordum. Villa beni sollayıp nöbetçinin yanından geçerken büyük bir rahatlıkla onu: “Tünaydın, Şef!” diye selamladı; nöbetçi hiç umursamadı. Artık beni kendisine katılmaya ikna eden Villanın peşine düşmüştüm; aksi hâlde kodese gireceğim uyarısını yapmış; o durumda da annem ve kardeşlerimle temas ve onların geçimini sağlayacaklarını; ancak onun mücadelesine katılmamın daha hayırlı olacağını bildirmişti.
![]() |
| Pancho Villa ve gerillaları’nın Ciudad Juárez’e girişi |
Pazar yerine gelince bir taksi aldık; Villa şoförden bizi Tacubaya’ya taşımasını istedi. Orada bir eve uğramış gibi yapıp bir süre sonra çıktık. Villa, şoför’e aradığımız adamın Toluca’ya gittiğini öğrendiğimizi, onu mutlaka görmemiz lâzım geldiğini söyleyerek sıkı bir pazarlıkla arabayı Toluca’ya sevkettirdi. Oraya gelince, şoföre 10 peso daha ödeyerek iki gün sonra bizi tekrar buradan almak üzere yeniden aynı noktada buluşmamızı; geri dönmek için daha fazla ücret ödeyeceğimizi vaad etti.
Yalnız kaldığımızda: “Ama, General,” dedim:”Ciudad Mexico’ya döneceğimizi bilmiyordum!” dedim. “Hayır, ahbap!” dedi: “Oraya dönmüyoruz. Buradan trenle Manzanillo’ya; oradan da gemi ile Mazatlán’a gideceğiz. Asıl hedefimiz oradan Amerika Birleşik Devletleri’ne girmek... Ben şoföre parayı aynı yere dönmesi için verdim. Polis bir şekilde onun bizimle irtibatımızı tesbit edip onu sorguya çekerse, onunla birlikde bizi yakalamak umudu ile Toluca’ya gidecektir. Şoförü huylandırmamak için sıkı para pazarlığı yapmıştım.”
Bundan bir kaç ay sonra Anayasa İhtilâli *(4) patlayınca, Villa Carlitos’a: “Ahbap, şimdi Ciudad Juárez’e dönüp, yaptıklarının karşılığı olarak sana bir kumarhane hediye edebilirim” diyecektir. Bir gün sonrası Kuzey Tümeninin parlak başarıları ile bu sınır kentinde konuşlanılmış, Jáuregui ünlü quinos*(5) salonlarını işletme tekelini almıştı. Bunlar şimdi Juárez kentindeki kumar tesislerinin en masumlarıdır. Öncelik verdiği ve en hafifinden poker, rulet gibi oyunların oynandığı daha hızlı casinoların tekelini Villa kardeşi Hipólito’ya vermişti.
Sürecek
*(1) Mezcal: Kaktüs ekstresinden yapılma tekile türü bir Meksika içkisi
*(2) Pancho Villa 1909’dan beri Porfirio Diaz’a karşı savaşan Madero güçlerine katılmıştı. 1912’de Genetral Huerta tarafından yakalatılıp Ciudad Mexico yakınlarındaki Santiago Tlaltelolco askerî zindanına tıkıldı ve ölüme mahkûm edildi. O sıralarda Amerikalılarla arası çok iyi idi. Gringolar (Amerikan külhanîler) arasında çok dostu vardı. Uzun süre ABD’den siyasî ve askerî destek almıştır. Carlitos, Villanın zindandan o tarihdeki kaçış öyküsünü anlatıyor.
*(3) Sarape: Meksikalıların “ponço” da denilen sırtlarına attıkları uzun şal ya da battaniyeye benzer örtü
*(4) Huerta’nın 1913’de Madero’yu öldürtmesi üzerine patlak veren ihtilâlde Villa Meksikaya döndü.
*(5) Quinos: “Kınakına” anlamına da gelen bu sözcük fazla yıkıcı olmayan bir talih oyunu türüdür.
Sayın Hocam, yorumunuz bu köşede çıktığında ben tıbbî bir zaruretle bulunduğum yazlığımdan İstanbula dönmek zorunda kalmıştım. Hakkımda bezlettiğiniz iltifata lâyık değilim. Gene de beni yüreklendirici destek verdiğiniz için şükrânlarımı sunuyorum. Hocaların elleri öpülür. Ben, emeklilik dönemimi karınca kaderince ülke irfanına naçiz bir katkıda bulunmak için değerlendirmek istiyordum Benim gibi bir garibanın bu dar alandan yaptığı bu hizmete verdiğiniz bunca değer ancak sizin gibi parlak deneyim ve bilgiye sahip yüksek dereceli bir hocaya yakışırdı. Ben sizin ellerinizi öperim. Yazılarımın değerli katkılarınızla daha fazla onur kazanağını umuyorum. Saygılarımla
Çok değerli üstadım Teoman Törün beyefendiye,Yazılarınızı internette tesadüfen buldum ve tiryakiniz oldum.Sizin yazılarınızı okudukça, size duyduğum sevgi, sempati ve saygı artıyor.Kısacası sizin sadık bir okuyucunuz ve hayranınızım.Şahsen bir tıp doktoru, öğretim üyesiyim. Latince hakkında bir kitabım, mevlevilik hakkında, onların başlarının neden dönmediğinin araştırılmasıyla ilgili olarak başladığım birkaç çalışmam, kitabım var. Google gibi bir araştırma motorundan, hakkımda bilgi sahibi olabilirsiniz. Sizin Latince, İspanyolca ve Fransızcaya vukufiyetinizin derinliğine hayranım. Ellerinizden saygıyla öpüyor, size uzun ömürler, sağlık dolu günler diliyorum...