DEMETER ve PERSEPHONE (Lat. CERES ve PROSERPINA ) : Ana-kız olan bu iki şahsiyet mitolojide tek bir ilahî gücü temsil etmektedir. Teogonia’ya göre Zeus, bacısı olan Demetere tecavüz ediyor. Demeter Persephone’ye gebe kalıyor ve bütün yaşamını sevgili kızını korumaya adıyor. Önce Giritte, arabasını koştuğu iki yılanın korumasında bir mağaraya saklıyor. Aşağıda vereceğimiz (İ.Ö.VIII.-VII. Asırlara rastlayan) Homer uslûbunda yazılmış şiirsel öyküde, Hades’in Persephone’yi kaçırıp Yeraltına götürmesi ile Demeterin çektiği analık acıları anlatılmakta; ana-kız’ın birlikde, iki zıd niteliği bekâreti ve analık sevecenliğini, bir tek dişi varlığın yaşamında büründüğü farklı kimlikleri; kimliğinin bir parçası olan evlâdın kaybında duyulan derin kederi temsil etmektedir. Bu ana-kız Olympos Panteon’u öncesinden beri “to theo-iki tanrıça” nitelemesi ile aşağıda açıklayacağımız “Eleusis Mysteria”sının (mysterionlarının-gizemlerinin) odakdaki figürlerini oluşturuyorlar. Kutsal Ruh’un, kuş görünümünde, bakire Meryem’in kulağından yanaşarak onu “Kutsal Oğul”a gebe bırakması şeklindeki Hıristiyan inancının da Demeter menkıbesine ile benzeştiğine Joseph Campbell “Batı Mitolojisi” adlı eserinde işaret ediyor. Demeter’in adı “Ana-Toprak” anlamındadır; Persephone de topraktan hasıl olan bitkileri simgeler; ikisi birden tarımsal topluma geçilip,nomadik-göçebe yaşamının sona ermesinin alegorisidir. Demeter adının, daha önceki Hint-Avrupa kültürünün “Dağıtıcı Ana” olarak nitelediği “Dheghom Mater - Ana Toprak’tan geldiğini savlayan görüşler de vardır. Kısaca “Deo” olarak da anılır. Geçen bahisde değindiğimiz üzere, Anadolu’nun Yüce ana Tanrıçası Kybele, Mısırlıların Isis’i, Perslerin Mithra’sı ile karşılıklı etkileşimle birbirlerinin kültlerini zenginleştirmişlerdir. Hatta bunların, özellikle Demeter’in oluşumunun dayandığı ilk kaynağın Sumerlerin “Doğumun Anası Tanrıça Gula-Bau” olduğu Sumer kazıları buluntuları içindeki mühürlerdeki yazı ve tasvirlerin kıyaslanması ile tahmin ediliyor. Bu mühürlerde Ana Tanrıçanın bazen, bir erkek bir kız iki figürle birlikde görülmesi, Demeter’in, Persophone ve ana Tanrıçanın armağanı olan “tohum”u yerden çıkaran “Triptolemos”la yakınlığına benzetiliyor; Gula-Bau’u yalnız bir geç erkekle karşı karşıya gösteren mühürler ise Demeter ve kutsal oğlu Ploutos’la kıyaslanıyor. Demeter, monoteizmin Havva anasına da benzetiliyor; Avrupanın çeşitli paganist kültürlerine de esin kaynağı olduğu Romalı coğrafyacı Mela’nın (İ.S.43) gezilerinde öğrenilmiş. Latinler kendi doğurgan dişi güçleri “Cares”i onunla özleştirdiler; sonradan “Ceres”e dönüşen bu tanrıçanın adından, Batı dillerinde “cereal - tahıl” sözcüğü çıkarılmıştır ki, bu “Ceres’in ürünü” anlamına gelse gerektir. Olimpos tanrılarından önce Anadoluda tapınılırmış. Helen kültürüne girdiğinde Olimposlular arasına dahil edilmiş ama sonra aşağıda anlatacağımız mitos’da açıklandığı gibi bu ekipden dışlanmış. Atinalı hatip Isokrates’e göre Demeter’in sunduğu en yararlı armağan tahıl üretimidir ki; bu da insanı vahşi hayvanlardan ayıran bir ölçüt olmuştur. Eski Yunanlıların inancına göre, iki kardeş ilahî varlıkdan biri Demeter tahılı (mısır tanesini), küçük kardeşi Dionysos da asma’yı insanlığın yararına sunarak yerleşik yaşamda ve uygarlık yolunda ilk kapıyı açmışlar. Klasik öncesi Mykenai Pylos’un’da (Pylos: Peloponessos’da aynı adda iki kent; diğeri Messenia Pylos’u… Şimdi Yunanistan anakarası olarak da biliniyor) bulunan bir B çizgisi (linear B) yazıtında adına rastlanıyor; bu da, Mykenai’ın kültürünü borçlu olduğu Girit Minos’u ile Tanrıçanın ilişkisini gösteriyor. Anadolu merkez olmak üzere geniş bir coğrafyadaki uygarlıklar kaynaşması sürecinde, pek çok kült’ün kaderinde olduğu gibi Demeterin de Gaia (ya da Rhea) ve Kybele ile isimleri karıştırıldığı gibi, oradan buradan devşirilerek işlev yelpazesi de alabildiğine genişletilmiş; yaşam sağlığı, evlilik kurumunun düzeni, kutsal yasaların bekçiliği vb. görevleri ile epitetleri de (lâkapları) çoğalmış. Yukarda andığımız Homerik ilâhîde mevsimleri de getirdiği söyleniyor. Böylece, Sumerlerin Tammuz’unu (Dumuzi) sonraki kültürlerde, başda en ünlüsü Dionysos olmak üzere, değişik isimlerle temsil eden tanrıların ortak işlevi mevsim değişikliğine bu tanrıça da karışmış. Evlilik düzeni ve kutsal geleneklerin ve yasaların korunması işlevi de, Zeus’un karısı, Horaları anası “Themis”den devralınma… İşlevlerine göre epitetlerini sıralarsak: 1)Potnia (Hanımefendi - Homerik ilahîde böyle anılıyor), Pausanias’ın belirlediği epitetlerinden: 2) Khloe (Yeşil fışkı - bereket ve ebedî gençlik getirmesini anımsatıyor), 3) Anesidora (Toprakdan armağanlar veren), 4) Malophoros (elma ya da koyun taşıyan), 5) Kidaria (?), 6) Khthonia (Yeraltında), 7) Eryns (Yeri doldurulamaz), 8) Lusia (Yıkanan), 9) Thermasia (Sıcaklık - günümüzde, içine gereksinime uygun sıcaklıkda su konarak bedenin hasta organına uygulanan kauçuk torbalara “termofor” denir) ve çeşitli kaynaklarda kullanılan: 10) Kabeiraia (anlamı belirlenememiş ama sanırım “Kabir”lerle ilişkisini ifade ediyor, 11) Thesmophoros (“Töre” hattâ “Tüze-hukuk-kanun” getiren - Themis’le ortak işlevi). Atina’da, salt, kimliklerini saklayan kadınlara özgü, evlilik konularına ilişkin “Thermosia” denilen festival düzenlenirdi; bu şenlik, eski “Themis” geleneğinin devamı olarak Demeter’e adanmştı. Theokritos, Demeter’in , iki elinde haşhaş ve sheaves taşıyan “Haşhaş Tanrıçası” olduğunu söylüyor.
Hakkında anlatılan tek öykü sözünü ettiğimiz çok eski Homerik ilahîde verilmiş; burada onun çifte kimlikli dünyası, antik şiirin tüm yalın şirinliği ve berraklığı ile naklediliyor; özet hikâyesi veriliyor:
Demeter’in bir tek kız evlâdı olmuştu; ilkbaharın simgesi Persophone… Bir gün onu kaybetti; yeşil ve çiçekli arz, onu canlandıran ruhun yitimi ile buz tutmuş bir çöle dönmüştü. Karanlıklar dünyasının efendisi Hades, kızcağızın karşısında olaganüstü çekicilikde bir nerkis goncası hasıl etmişti. Persophone ona dokunmaya davranırken, birdenbire yer yarıldı; ölümsüz siyah aygırlara koşulu altın gerdunesi ile Hades ortya çıktı; kızı yakalayıp arabasına aldı ve dörtnala geldiği yeraltına döndü. Geride, kızın tepelerin yamaçlarında ve denizlerin drinliklerinde yankılanan feryatları kaldı. Anne bu sesleri duydu; kayıp kızının izini bulmak için tepeden tepeye, denizden denize bir göçmen kuş gibi süzülerek uçtu. Ne bir insandan ne bir kuşdan ne bir tanrıdan onun haberini alabildi. Hades bu melaneti Zeusun izni ile yapmıştı. Olympos’un efendisi, Demeterin figanlarına duyarsız kaldı. Yüreği yanık ananın dudaklarından dokuz gün, dokuz gece boyu ne ambrosia ne de nektar geçti (tanrısal yiyecek ve içecek). Sonunda Helios’a gelir; Hyperion ile Theia’nın göz kamaştıran oğulları Güneş tanrısı ona kızını kaçıranın kim olduğunu ve Zeus’un ilgisizliğini söyler. Demeter, korkunç bir öc alma duygusu ile boğulacak gibi olur. O andan itibaren Olymposlular arasında yer almamaya karar verir; yaşam alanı olarak yeryüzünü seçer; fakat kıyafetlerini ve görüntüsünü değiştirir; kara giysiler içinde, ihtiyar kadın görünümü ile umutsuz gezilerini sürdürür. Atinanın batısında bir kıyı kenti olan “Eleusis”e gelir; bir duvarın yanına çöker. Su taşımakda olan dört kız kardeş onu görünce haline acırlar; yanına gelip kim olduğunu, nereden geldiğini sorarlar. Kadın, kendisini köle olarak satmak için peşine düşen korsanlardan kaçıp buraya geldiğini, bu yabancı diyarda yardımcı olacak kimseyi tanımadığını söyler. Kızlar, hemen oraya kovalarını bırakıp, beklemesini tembih ederler ve annelerine durumu bildirmek için eve koşarlar. Eleusis kentinin ecesi olan anneleri Metaneira’nın izni ile kadını eve davet ederler. Metaneira, kadına bal ile tadlandırılmış şarap ikram eder. Yasda olan Demeter onun yerine kendisine naneli arpa suyu verilmesi dileğinde bulunur. Anlaşılan, kendi armağanı olan hasat ürünlerini ve kutsal Eleusis kabını kullanmayı yeğliyordu. Yemekden sonra kendine geldi ama derin kederinden gene ağzını bıçak açmıyor; acı ile oğunup duruyordu. Ev sahipleri Eleusis hükümdarı Keleos ve Ece Metaneira’nın evlerinde Pan ve Ekho’nun kızları olup yaşı çok ilerlemiş Iambe hizmetkârlık yapıyordu. Çok tatlı dilli ve nüktedan olan Iambe Demeter’in yüzünü güldürebilmek için elinden geleni yaptı; fıkralarının onu etkilemediğini görünce bu kez eteğini kaldırıp ayıp yerini gösterdi. Bu kadar maskaralığa Tanrıça bile dayanamazdı; makaraları koyuverdi. Neşesini biraz bulan Demeter, aile’nin oğulları Demophon’un bakımını üstüne alması önerisini kabûl ederek küçüğü gül kokulu bağrına bastı; onu bir tanrı gibi yetiştirmeye soyundu; geceleri ambrosia ile oğalayıp ocak ateşine yatırarak ölümsüzlük gücü kazanmasını sağlamaya çalışıyorrdu. Fakat bir gece Metaneira odalarına girip çocuğunu ateşde görünce feryada başladı; onun bu müdahalesi tılsımı bozdu; çocuk gerçekden yandı. Demeter bu tepkiye çok kızdı, çocuğu ocakdan alıp yere çarptı ve “Tanrıça” görünümüne girdi. Çevresini mis gibi kokular saran ve gözleri kamaşan anne dizleri üzerine çöktü. Demeter, dili tutulmuş hâldeki kadına, kentlerinde kendi onuruna bir tapınak inşa ederek kâlbini yeniden kazanmaları gerektiğini söyledi ve orayı terketti. Sabaha karşı dili çözülebilen Metaneira, kocası Keleos’a olanları ve Tanrıçanın emrini anlattı. Halk büyük bir şevkle inşaat faaliyetine girişti. Tapınağın yapımı bitince Tanrıça gelip, küskün olduğu Olymposlulardan farklı bir mekân bulduğu için tatmin olarak oraya yerleşti; fakat evlâd ayrılığı acısı bağrını yakmaya devam ediyordu.
O yıl tüm insanlığı perişan eden çok korkunç bir kıtlık oldu. Tanrıça otoritesini kullanmış; tarım hasadını haram etmişti. Dünya yüzünde insan ırkı kalmayacak gibi görünüyordu. Sonuçda, Zeus insanlığa karşı görevini hatırladı; Demeter’e Iris’i (Gökkuşağı) ulak olarak gönderdi. Demeter yatışmıyordu; kızını karşısında görmeden Dünya nimetlerini bağışlamayacaktı. Zeus, bu kez, biraderini ikna etme zorunluluğunu hissetti; Hermes’e Yeraltına inip Hadesle evlenmiş olan Persphonu geri getirme emri verdi. Hermes, Yeraltına indiğinde karı kocayı yan yana otururken buldu; ama, annesini özlemiş olan Persophone’nin mutsuzluğu yüzünden belli idi. Hermes’in verdiği haberler üzerine yerinden sevinçle fırlayıp onunla birlikde dönmeye hazırlandı. Koca Tanrının emrine karşı gelemiyeceğini bilen Hades çaresiz eşini bırakmaya razı göründü; fakat, karısından, ölümsüzlerin en büyüklerinden olan kocasını unutmaması dileğinde bulundu ve ona bir nar tanesi vererek onu yemesini istedi. Avernus kurallarınca (seçkinlerin girip çıkabildikleri Yer altı kapısı. İtalya, Kampania’daki krater gölü) nar tanesini yiyenlerin geri dönmek zorunda kalacaklarını biliyordu. Altın arabasını hazırlatıp Hermes’in emrine verdi. Haber Tanrısı siyah atların dizginlerini alıp Demeter’in tapınağına yönelerek yola çıktı. Tanrıça, bir Maenad’ın yokuş aşağı koşması gibi hızla sevgili kızını karşılamaya koştu. Birbirlerini kucakladılar. Bütün gün boyunca başlarına gelenleri birbirlerine anlattılar. Demeter, kızının Hades’e ait nar tanesini yediğini duyunca derin bir kaygıya kapıldı ve çöle dönmüş yeryüzüne verdiği kuraklık belâsını ortadan kaldırmanın erken olduğunu düşündü. Bu kez Zeus, ilahî varlıkların en yaşlısı, muhterem valdesi Rhea’yı Demeter’e ricacı olarak yolladı. Anaların anası büyük Tanrıça kızına, Persophone’nin yılın üçde birini kocası ile Yeraltında, ilkbahardan kış başına kadarki 8 ayı kendisi ile geçirmesi önerisini sundu. Demeter yumuşamıştı; yeryüzüne getirdiği harabiyet için vicdan azabı da duyuyordu. Zaten, ona eskiden “İyi kâlpli Tanrıça “ derlerdi. Tarlalara eskisinden daha fazla bereket verdi; ağaçları meyva ile yükledi. Sonra, kendisi için tapınak yaptırmış olan Eleusis ecesi’ne gitti. Kralın ikinci oğlu Triptolemos’u insanlara tarımı, özellikle mısır ekimini öğretip yaygınlaştırması için misyoner atadı. Keleos’a ve Eleusis’in öteki soylularına, ritüellerine harfiyen uyulacak ve kutlamaları özenle yapılcak gizemlerini (mysteria) açıkladı. Baharda Persophone’nin ışık saçarak toprak ananın kucağına gelmesini, kışın da onun ölümünü simgelemesi, yaşam döngüsünü temsil eden bir çok inanç ritüellerine pareleldir. Bu dönemsel devinimi temsil etmek üzere Persophone’ye “meşale” ve “horoz” simgeleri verilmiştir. Bu mitos, “boz tepe eteklerinde koşarak ortamı yeşile ve goncalara boğan Kôre’yi-genç kızı” şiirlerine konu yapan kadın ozan Lesbos’lu Sappho’ya da esin vererek; belki de lesbiyenliğin çıkış noktası olmuş.
Demeter, yaşamında bir kez aşık olmuş; o da bir ölümlüye; Kadmos ve Harmonianın düğün töreninde gördüğü genç bir avcı Iasion’a… Şölende çok içip, kendilerinden geçen aşıklar bir tarlada doyasıya sevişmişler. Kendisi her türlü herzeyi yiyen Zeus kız kardeşine (kendisinin de tecavüz ettiğini unutarak) bir ölümlünün yaklaşmasını Olympos Aristokrasisi onurunu kirletici bulduğundan gazaba gelerek Iasion’u yıldırımı ile çarpıp öldürmüş. Demeter’in bu birlikdelikden doğan oğlu Ploutos bilindiği gibi zenginlik ve gönenç tanrısıdır.
Başka bir kardeşi Poseidon Demeter’in peşine tutku ile düşmüştü; ölümsüzlerden ikrah eden Tanrıça bir kısrak görüntüsü alarak Arkadia’da Onkios kralı Telpusa’nın sürüsüne karıştı. Ardını bırakmayan Deniz Tanrısı aygır kılığına girerek onu otlarken yakaladı ve tecavüz etti. Bu birleşmenin ürünü isim verilmeden, sadece “Despoina-Hanım” diye anılacak bir nympha ve at tanrı “Arieon” oldu. Bu tecavüze yeniden büyük bir öfke kin duyan Demeter’e “Gorgo”nun “Erinye-intikam tanrıçası” epitet’i verildi. Tanrıça, kendini utandıran bu duygudan arınmak için Ladon Irmağında yıkanmıştır. Ondaki bu iç çatışma doğal insan yapısını yansıtıyor. O genellikle hayırhah bir tanrıçadır; karşılaştığı kötülük ve haksızlıklara isyanla değişik yapıya bürünebilmişdir. Olymposlular, ölümlülerin ecel kaygısını tadmamış ölümsüz-mutlu tanrılardı. Ölümlü insanlar ise, kendilerini kızının ölümü ile insanî acılar çeken Tanrıçaya yakın hissederlerdi.
Eleusis mysteria’sı (bu sözcük “gizem, sır” anlamıda batı dillerne girmiştir) Attika zadegânı Eumolpidler (Eumolpidai) denilen ruhban sınıfı tarafından öğreti hâline getirilip yaygınlaştırıldı. Bu ritüeller, yurdumuzda Priene, Iasos, Bergamada olmak üzere, Eleusis’de çok sayıda, Giritten Sicilyaya, Corinttos’dan Semadrek’e varıncaya kadar sayısız Demeter tapınaklarında icra ediliyordu. Arkadia-Phigaleia’da “Elaios” Dağında “Demeter Melaine - Kara Demeter” epitet’i ile bu Tanrıçaya adanmış bir kutsal mağara bulunmuş.
Romadaki Ceres rahibelerine “Melissa” adı verilirdi.
Sanatta konu edinildiği eserler: Antik eserlerden, İ.Ö.IV.yüzyılda Leohares tarafından yapılmış olup Londrada British Museum’da sergilenen “Knidos Demeter’i”, Girit, Gazi’de Heraklion Müzesinde kilden, İzmir Agorasındaki mermerden “Demeter” heykelleri; Cosimo Tura’nın 1469-70’de yaptığı, Ferrara’da Palazzo Schifanoia’da sergilenen, elinde mısır tuttuğu Ağustos Alegorisi tablosu; Romada, Vatican Müzesindeki, elinde bir öbek tahıl tutan Ceres’in boy heykeli; Frederic Leighton’un “Tanrıçanın Yeraltına dönen kızı Persophone’u karşılaması” tablosu, “Eleusis’de ikametini hikaye eden” duvar kabartması, Pompeii’de bulunan duvar kabartmaları ve gravürlerdir.
Doğal yaşamı simgelemesi, günümüzde, Demeter adına uluslar arası bir çevre derneği kurulmasına mesnet olmuştur. Zoolojide, sarılı, siyahlı zehirli bir böceğe “Demetria” adı verilmiştir.
Bu bölüm dışında da Persephone’un yer aldığı öykülerle karşılaşacağız.
tytorun@hotmail.com
Yayın Tarihi :
15 Haziran 2007 Cuma 20:36:53
Güncelleme :15 Haziran 2007 Cuma 20:41:41